Jump to content

Bir Adım Bin İşlem


Visall

Önerilen Mesajlar

* Yürümemize vesile olan sistem ve mekanizmaların faaliyetlerinden

ne kadar haberdarız?

* Yürürken dengede kalabilmemiz için vazifelendirilmiş organlar ve işleyişleri...

* Düztabanların yürümede güçlük çekmelerinin ve çabuk yorulmalarının sebepleri...

 

İnsan hareketlerini taklit ederek yürüyebilen robotlar yapmak için maliyeti yüksek Ar-Ge çalışmaları yıllardan beri dünyanın çeşitli merkezlerinde yapılmaktadır. Otomobil üreticisi firmalar, insan gibi iki ayağı üstünde dik yürüyebilen, merdiven çıkabilen bir robotu, ancak 14 yıl süren çalışmalar sonunda yapabilmiştir.

 

İlim çevrelerinden büyük takdir alan ‘Asimo’ isimli bu robot, kamuoyunun da dikkatini çekti. Robota yaptırılan hareketlerin daha mükemmelini bir yaşındaki çocuk kolayca yaptığı hâlde, robotun bu hareketleri yapması büyük bir başarı olarak görüldü.

 

Bu çalışmalar sırasında yaşanan zorluklar, alışılmış, olağan bir hareket olarak algılanan yürüme hâdisesinin ne kadar büyük bir mu’cize olduğunu açıkça gösterdi. Her gün yüzlerce defa tekrarladığımız yürüme, koşma, eğilme, oturma, kalkma gibi hareketlerin insana verilmiş sonsuz şükür gerektiren nimetler olduğunu, ancak hareket kabiliyetini kaybetmiş birini gördüğümüzde anlarız.

 

Canlıların çoğu öne eğik bir iskelet yapısına sahiptir ve dört ayak üzerinde yürür; iki ayak üzerine sadece ihtiyaç duyduklarında kalkarlar ki, bu da onlar için çok sınırlı bir hareket kabiliyetidir. Karnı üzerinde sürünen, iki veya dört ayak üzerinde yürüyen milyonlarca canlı içinde, hareket tarzı ve kabiliyetleri yönüyle insan, onca mahlukâtın efendisi, en ehemmiyet verileni, en şerefli kılınanıdır.

 

Varlıklar içinde Yaratıcı’ya ait sıfat ve isimler, insanda yoğun şekilde tecelli eder. İnsanın iki ayak üzerinde alımlı, canlı, asil duruşu ve hareketleri kolayca yapabilmesi, “yaratılmışların en üstünü” olduğunun önemli delillerindendir.

 

İskelet sisteminin yaratılıştan gelen çok fonksiyonlu esnek yapısı, çok basit hareketleri, otomatik olarak yapmamızı mümkün kılar. Yürüme, çok kolay bir davranış gibi gözükse de, farkında olmadığımız birtakım girift işlem ve hesaplama sonunda gerçekleşmektedir. Yürüme; ayağın basma mesafesinin belirlenmesi, aynı yönde ve zıt yönde çalışan kasların hangi gerginlikte (tonus) olacağı, ne kadar kasılıp gevşeyeceği, vücudun ağırlık merkezinin hangi noktaya taşınacağı gibi çok sayıda faktörün hesaplanması neticesinde gerçekleşir.

 

Yürüme fiili;

1- Taşıyıcı ve hareketi sağlayan sistem,

2- Motor kontrol sistemi,

3- Denge ve koordinasyon sisteminin birlikte çalışmasıyla gerçekleşir.

 

1- Hareketi sağlayan taşıyıcı iskelet-kas sistemi

İnsan bedeninin çatısı, 206 adet sertlikleri değişken kemik parçasının bir araya getirilmesiyle inşa edilir. Ekstra yükleri de kaldırabilecek kadar sağlam ve güçlü yaratılmış olan kemikler, vücut ağırlığının % 20’sini teşkil eder ve ağırlığımızı taşıyan ana unsurdur.

 

İskeletimizin ana gövdesi omurgadır. Omurga, “omur” adı verilen 33 adet küçük kemiğin birbiri üzerine yerleştirilmesiyle meydana getirilmiştir. Harekete bağlı olarak zamanla oluşan aşınmayı engelleyici diskler, omurların arasına yerleştirilmiştir. Vücudun üst kısmının ağırlığını taşıyan omurga, vücudun dik durmasını sağlayacak şekilde yaratılmıştır. Omurganın çevrelediği kanalın içine yerleştirilen omurilik, beyin ve diğer organlar arasındaki koordinasyonu sağlayan çok önemli bir haberleşme ağıdır.

 

Eklemler ve bağlar, vücudumuzun hareketli bölgeleridir. Yürümede en önemli eklemler kalça, diz ve ayak bileğidir. Ayak tabanının kavisli şekli ve üç noktada yere basması, vücut ağırlığına karşı kemiklere destek verir; dengeye katkı sağlar. Bu kavisten yoksun olan düztabanlılar, yürümede güçlük çeker ve çabuk yorulur. Omurgamızın boyun, sırt ve bel gibi bölgelerindeki eğimler, kalça, diz eklemlerinin ve ayağın kavisli yapısı, ayakta durmak ve yürümek için yaratılmıştır.

 

Hareket edebilmemiz için iskelet sistemiyle birlikte kas sistemine de ihtiyaç vardır. Kaslar, binlerce kasılabilir liften meydana getirilmiştir. İnsan vücudunda altı milyardan fazla kas lifi motoru vardır. Bu küçük motorlardan oluşan kaslara verilen kabiliyeti kullanarak yürür, koşar, yemek yer, nefes alır, konuşur ve daha nice hareket yaparız. Yürüme esnasında her bir bacakta yaklaşık 35, bütün vücutta ise 100’e yakın kas çalışır.

 

Kasları ve kemikleri birbirine bağlayan özel yapılmış bağlar, eklemlerin stabilize olmasına katkıda bulunur, bu sayede ayakta dik dururken kaslar kasılmaksızın eklemler sabit kalır.

 

Yürümede dört önemli mekânizma rol alır:

1. Ayakta düzgün biçimde dik durma ve yürüme sırasında dengenin korunması,

2. Kas gücü ile vücudun ilerletilmesi,

3. Ayak yere değdiğinde vücut ağırlığının oluşturduğu şok darbesi tesirinin azaltılması,

4. En az enerji harcanarak ilerlemenin sağlanması.

 

Yürürken vücudu öne doğru ilerletebilmek için bacaklarda bir dizi hareket üretilir ve bu hareketler sürekli tekrarlanır. Bu düzenli tekrarlanan hareket zincirine ‘yürüme çevrimi’ adı verilir. Yürürken bacağın havada kaldığı süre ‘salınım safhası’, yerde olduğu süre ‘basma safhası’ olarak tanımlanır. Basma fazının ortasında, vücut dengede olmakla birlikte gövde kendi ataletiyle öne doğru ilerlemeye devam ettiğinden, denge bozulur ve vücut öne doğru eğilir. Havadaki ayağın yere basmasıyla denge tekrar sağlanır. Bu şekilde ritmik olarak dengenin bozulup tekrar kurulması neticesi vücut ilerler.

 

Ayakta dik duran bir insanda vücudun ağırlık merkezi, beşinci bel omurunun önündedir. Yürümenin başlangıcında, önce vücudun öne doğru eğilerek ağırlık noktasının ileriye taşınması, sonra kuvvetin ayak parmakları ve eklemler aracılığı ile ilerletilerek hareketin başlaması, topuğun yerden kaldırılması, dizin bükülmesi, ayağın yerden kaldırılması, bu esnada ileriye doğru taşınan vücudun ağırlık merkezinin öne doğru yer değiştirmesi sağlanır.

 

Yürüme esnasında öndeki ayak yere değdiğinde, bir şok tesiri oluşur ve birkaç milisaniyede, vücut ağırlığının % 60’ı, basan ayağın üzerine yüklenir. Bu anî yüklenmenin tesirleri; kalça, diz ve ayak eklemlerinin şoku emici hususiyetiyle azaltılır. Yerden kaldırılan ayağın bir ileri noktaya basılması, vücut ağırlığının o bacağa ve ayağa aktarılması ile devam eder. Basit gibi görünen tek bir adım için bile ayaklar ve sırtta bulunan 54 ayrı kasın uyum içinde çalışması gerekir.

 

Yürürken bir bacağın kaldırılması sırasında vücudun yükünü karşı taraftaki ayağın taşıyabilmesi için dengenin sağlanması gerekir. Her iki bacak yanlarda yer aldığı için vücudun ağırlık noktası iki bacak arasındaki mesafededir. Vücudun devrilmemesi için yere basan ayağın çaprazındaki sırt kaslarının kasılması, buna paralel olarak kalça ve uyluk kaslarının ağırlık merkezinin yükünü taşıması ve ayağa iletmesi sayesinde vücut dengesi sağlanır. Bu işlemler o kadar seri olur ki, yürürken çok defa bu hesaplı işlemlerin farkına bile varmayız. Bu işlemlerin 100 metre koşucusundaki hızlı ve dengeli seyrini hayal edebiliyor musunuz?

 

Büyük mutasavvıf Abdülkadir-i Geylâni’ye; “Üstad bize bir keramet göster.” demişler. O da oturduğu yerden kalkmış üç-beş adım attıktan sonra geri dönüp yerine oturmuş. Herkes şaşkın bir vaziyette birbirinin yüzüne bakmış. İçlerinden biri “Bağışlayın Üstad! Bunu biz de yapıyoruz.” deyince, o: “Yürümekten daha büyük keramet mi olur? Siz bakıyorsunuz; ama göremiyorsunuz.” cevabını vermiş.

 

2- Yürümenin motor kontrolü

Vücut hareketleri, beynin yanlarında ve kabuk bölgesinde (korteks) yer alan primer motor merkezler vasıtasıyla kontrol edilir. Bu merkezler, vücut hareketleri ile ilgili motor programları hazırlayacak, sıralayacak ve derin duyu bilgileriyle bütünleştirecek şekilde yaratılmıştır. Bu bilgilerin sentezi, yapılacak hareketle ilgili motor emirlerinin kol veya bacağın o anki durumuyla uyumlu hâle getirilmesini mümkün kılar.

 

Bir hareketi yapmak istememiz, onunla bağlantılı kasların uyarılması için muhakkak yerine getirilmesi gereken bir ön şarttır. Elimizle bir şeyi tutmak istediğimizde kolayca tutarız, kolumuzu kaldırmak istediğimizde dirseğimiz bükülür, yürümek veya koşmak istediğimizde bacak kaslarımız harekete geçer ve çalışır. Bütün bunlar nasıl olmaktadır?

 

Sadece bizim istememiz yeterli midir? Bütün kas, kemik ve sinirlerin birlikte aynı hedefe kilitlenmesi kendiliğinden veya tesadüflerle oluşabilir mi? Kasların harekete geçmesi için bizim ne düşündüğümüzün onlara iletilmesi gerekir; bu da sinir sistemi ve sinir ağları yolu ile sağlanır. Vücudumuzda muhteşem bir haberleşme ağı mevcuttur. Hareket yapılmak istendiği anda, beyinden bir elektrik sinyali yola çıkarılır.

 

Bize karmaşık gelen bu yolculuk sırasında sinyal öncelikle omuriliğe uğrar, oradan ilgili organa doğru hızla yol alır. Elektrik akımıyla, kası oluşturan milyonlarca motor uyarılır, sinyali alan lifler derhal kasılır. Bir hareketi koordineli yapabilmek için, o hareketle ilgili vücut organlarının konumlarının ve birbirleriyle münasebetlerinin bilinmesi gerekir. Bu bilgileri sağlayacak milyonlarca verici, vücuda yerleştirilmiştir. Bu bilgiler; gözlerden, iç kulaktaki denge organından, kaslardan, eklemlerden ve deriden gelir.

 

Kasların ve eklemlerin içinde vücudun o anki konumuna ait bilgileri merkezî sinir sistemine göndermek için programlanmış milyarlarca küçük algılayıcı (mikroreseptör) vardır. Hareketin her safhasında kasların içindeki bu alıcılar vasıtasıyla kasların konumu her an merkeze bildirilir. Burada yapılan değerlendirmeye göre kaslara yeni emirler verilir. Böylece her saniye milyarlarca bilgi işlenerek değerlendirilir.

 

Yürüme ve ayakta durma sırasında dengenin sağlanması, göz takibi ile düzgün ve koordine hareketlerin yapılabilmesi, kas grupları arasında koordinasyonun sağlanması, hareketin hızla başlayıp durdurulabilmesi, normal kas gerginliğinin düzenlenmesi ve devam ettirilmesi gibi fonksiyonların kontrol ettirildiği diğer bir merkez, beyinciktir. Beyincik; koşma, klavye kullanma ve konuşma gibi hızlı kas aktivitelerinin kontrolünde birinci derecede vazifelidir. Denge sistemi için gereken hızlı hareketlerin anormal osilasyonlar (salınım) olmadan, düzgün ve sürekli bir şekilde yapılması sağlanır.

 

Omurilikte vücuttaki bütün kaslı bölgeler için hususî hareket kalıpları programlanmıştır. Burada yürüme sırasında kol ve bacakların ileri geri hareketleri ve vücudun diğer tarafının buna uygun aktivitesi gibi ritmik hareketler kontrol edilir. Yürüme gibi tekrarlanan hareketlerin kontrolünde vazife, omurilik, beyin sapı ve beyincikten oluşan sinir şebekesine verilmiştir.

 

3- Denge ve koordinasyon sistemi

Yürüyebilme ve hareket edebilmenin şartlarından biri de dengedir. Kas-iskelet sisteminizin mükemmel olmasına karşılık dengemiz olmasa, bu mükemmel sistem hiçbir işimize yaramadığı gibi hayatımızı da tehlikeye atar. Vücudumuzu her an kontrol etmekle ve hassas ayarlar yapmakla vazifeli denge sistemi de bir rahmet eseri olarak bize ihsan edilmiştir. Baş ve vücudun, konumu hakkında bilgi sağlayan üç sistem vardır:

 

1) İç kulaktaki vestibüler (denge) kısım,

2) Görme duyusu,

3) Derin duyu.

 

Denge sisteminin önemli bir parçası olan vestibüler yapılar, iç kulakta yer alan, küçük ve girift bir sistemdir. Bu sistem, 6,5 mm çapında, içi özel bir sıvı ile dolu yarım daire şeklindeki kanallar ve bu kanalların içini kaplayan algılayıcı tüylü (silli) hücrelerden yapılmıştır. Sistem, dış dünyadaki durumumuz hakkında bilgileri ve her an oluşan değişiklikleri devamlı olarak denge sistemine iletir.

 

Bir hareket yaptığımızda, iç kulaktaki yarım daire kanallarının içindeki sıvı hareket ettirilir; bu hareket tüycükleri titreştirir. Bu titreşim hücrelerde elektrik sinyali üretilmesine sebep olur. Bu elektrik sinyalleri beyinciğe iletilir; gelen bilgiler her an beyincikte değerlendirilir. Bu sistem, irade ve kontrolümüz dışında devamlı ve düzenli çalışacak şekilde yaratılmıştır. Sistem arızalandığında baş dönmesi gibi denge bozuklukları meydana getirilir.

 

Çevredeki konumumuz ve çevrenin bize göre durumu ile ilgili bilgiler, görme duyusuyla, beyinciğe ve beyin sapına gönderilir.

 

Derin duyu, kas iğcikleri ve kas kirişleriyle eklem kapsüllerindeki pozisyon ve hareketlere hassas, gerilim reseptörlerinin aktiviteleriyle açığa çıkan bilgilerdir. Bunlar düzenli olarak merkezî sinir sistemine bilgi iletir. Beyincik, gözlerle birlikte vücuttaki bütün kaslar ve eklemlerden de bilgi alır. Beyincikte bütün bu bilgiler çok hızlı bir şekilde analiz edilir ve vücudun yerçekimine göre konumu hassas şekilde hesaplanır. Kasların nasıl hareket etmesi gerektiği belirlenir. Çıkan cevap kaslara yine sinirler vasıtasıyla emir olarak iletilir. Bu faaliyetler, saniyenin yüzde biri kadar bile sürmeyen bir süre içinde gerçekleşir. Bizler, içimizde gerçekleşen bu faaliyetlerin hiç farkında olmadan rahatlıkla yürür, koşar, en zor hareketleri yaparız. Halbuki bu işlerin tek bir anı için bile vücudumuzda gerçekleştirilen hesaplamalar, binlerce sayfa tutar.

 

Sıradan hareketlerimizin bile bizleri hayrete düşürecek derecede harika olduğunu anlamak için, bir kişinin koşarak merdivenden yukarı doğru çıkışını takip edelim: İlk önce gözler etrafı radar gibi tarar, çevredeki varlıklardan ve eşyadan elde ettiği üç boyutlu konum bilgileri beyne iletilir. Algılanan bilgiler değerlendirildikten sonra, beyindeki motor merkezlerden hedef organa hareket emirleri gönderilir.

 

İlgili yollardan ve merkezlerden geçen emirler, kas-iskelet sistemine ulaştırılır. Merdiven basamaklarının yüksekliği, ayağın hangi derinlikte ve mesafede yere basacağı, vücudun ağırlık merkezi ve konumunun nasıl olacağı gibi birçok husus, anında hesaplanıp belirlenir. Burada derin duyu sinyalleri, kol ve bacak gibi hareketli organların konumunu sürekli komut merkezlerine bildirir.

 

Denge için gerekli olan vücudun hareket yönü ve açısı ile ilgili bilgileri hızlı bir şekilde iletme konusunda iç kulaktaki algılayıcılar vazifelidir. Bu bilgiler ilgili merkezlerde milisaniyeler içerisinde hesaplanarak bütün vücut hareketinin koordinasyonu ve ahengi sağlanır. Merdivende koşan kişi aniden iki veya üç basamağı birden atlamayı düşünebilir! Bu emir değişikliği, beyinden yeni ve farklı bir emir olarak tekrar hareket sistemine iletilir. Bütün bu işlemler, saliseler içinde meydana getirilir. Bu esnada baş, omuz ve kollara ileri-geri ritmik salınım hareketleri yaptırılarak genel vücut hareketine uygun davranılır.

 

Sporcuların yaptığı öyle karışık ve zor hareketler vardır ki, insanda hayranlık uyandırır. Özel hareketler gerektiren bazı spor dallarında, yeterli tecrübe kazanma, yıllar süren eğitim ve gayret gerektirir. Sirklerde ince bir tel üzerinde yürüyen veya bisiklet süren akrobatları zihninizde canlandırınız. Çok hassas denge ve zamanlama gerektiren bu ve benzeri hareketler, insan vücudundaki denge sistemi ve hareket kabiliyetinin ne kadar harika yaratıldığını gösterir.

 

Görüldüğü gibi ayakta durma ve yürüme, aslında mu’cize kabilinden birbiriyle irtibatlı binlerce faaliyet neticesi gerçekleştirilmektedir. Buna rağmen sürekli gerçekleştirilen binlerce faaliyetin farkına çoğu zaman varmayız. Umulur ki sahip olduğumuz her bir nimeti tefekkür ve şükür penceresinden görebilelim.

 

 

 

 

 

Dr. Kemal SERÇE

 

Kaynaklar

1) Tıbbi Rehabilitasyon, Editör: Hasan OĞUZ, Nobel Tıp Kitabevleri, 1995, İstanbul, s.43-68 (Bölüm Yazarları: Sema Füzün, Çiğdem Tüzün)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...