Jump to content

Hücre Yönetiminde Tehdit Unsurları


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

* Hücre, iç ve dış kaynaklı tehdit unsurlarına karşı,

nasıl mükemmel bir sistemle donatılmıştır? * Canlıların hücrelerine yerleştirilen müdafaa sistemlerinin özellikleri nelerdir

ve bu sistemler nasıl çalıştırılmaktadır?

* Hücrelerimiz nasıl bir eğitime tâbi tutuluyor?

* Canlının miras aldığı savunma sistemi bilgileriyle, sonradan öğretilen bilgiler,

nasıl uyum içerisinde çalıştırılmaktadır?

* Canlıların bağışıklık sisteminin arşiv ve sicil kayıtları...

* Kendi vatandaşlarını tanıyamadıkları için vazife alamayan hücreler...

* Bağışıklık sistemimizdeki harika plân ve program...

 

Tehdit unsurlarının tespiti, tanınması ve bunlarla alâkalı müdafaa mekanizmalarının kurulması devletler için önemlidir. Zîrâ bir devletin sağlıklı olarak mevcudiyetini devam ettirebilmesi, ancak dış ve iç tehditleri çok iyi bilmesi ve gerekli tedbirleri zamanında alabilmesi ile mümkündür.

 

Hücreleri mükemmel organizasyonla yaratılmış bir tür devlete benzetecek olursak, tehdit unsurlarından korunmak, hücreler için önemlidir. Hücre iç ve dış kaynaklı, canlı-cansız, yabancı veya yabancılaşmış (kanserleşme gibi) olarak algılanan her nesneye karşı kendini koruma adına iş görebilecek sistemlerle donatılmıştır.

 

Misâl verecek olursak; bir antibiyotik molekülü, sindirilmeden kana geçen bir protein veya her türlü mikroorganizma, yabancı hücre ve dokular, parazitler, tabiî yahut sentetik kimyevî maddeler, yabancı olarak kabul edilir.

 

Canlıların hücreleri içine yerleştirilen müdafaa sistemleri, Yaratıcı'mızın programladığı değişken ve dinamik bir süreç olarak çalıştırılır. Algılanan tehditleri yok etmeye yönelik alınacak tedbirlerin işleyişine ait mükemmel programlar, nesilden nesile aktarılan bilgilerdir. Bu mükemmel müdafaa sistemine ait temel bilgiler oldukça kritik ve sınırlıdır (sayıları 100'lü rakamlarla ifade edilebilir).

 

Müdafaa sistemlerine ait bu bilgiler antikor dediğimiz moleküllerde ve hücrelerin üzerindeki reseptör moleküllerle ilgili olup, temelde üç farklı bölgedeki bilgilerin ve yardımcı faktörlerin değişimi ve sentezi ile alâkalıdır.

 

Fakat sayıları sınırlı olan bu temel faktörleri ham madde kabul ederek çalıştırılan sisteme, sonsuza yakın alternatif silâh ve mühimmat üretme kabiliyeti verilmiştir. Bağışıklık sistemi olarak tanıdığımız bu mükemmel sistemin yaratılıştan gelen temel çalışma mantığı, her canlı için zamana ve şartlara göre yeniden değerlendirilmeye tâbi tutulacak şekildedir.

 

Müdafaa sisteminin gelişmesinde ve her kişinin kendine ait bir hususiyet kazanmasında, genetik olarak ebeveynden alınan bilgiler kadar, embriyonik gelişme döneminde anneden geçen ve daha sonra yine anneden süt vasıtasıyla aktarılan bilgiler de önemlidir.

 

Farklı kaynaklardaki bilgilerin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkarılan bu müdafaa sisteminin potansiyel olarak milyar kere milyar değişik (1018) unsuru tanıması söz konusudur. Konunun biraz daha anlaşılması için şöyle bir misâl verilebilir: 2005 Ocak ayında dünyaya gözlerini açmış bir yavru, 50 sene sonra karşılaşabileceği tanınmamış ve zararlı bir moleküle karşı bile uygun silâh üretme potansiyeline sahip kılınmıştır.

 

Bu müdafaa sisteminin iki boyutu vardır. Birincisi ebeveynimizden miras alınmış (genetik yolla) kısımdır ki, esas temel budur. Fakat bu temel üzerine eğitimle kazanılan bilgiler, immün sistemin ikinci önemli boyutu olarak hastalıklara karşı mücedelemizde çok önemli rol oynar. ‘Bu orijinal ve bir o kadar da zengin kapasite nesilden nesile tamamen aktarılsa daha iyi olmaz mıydı?’ diye düşünülebilinir. Fakat tam aksine sonradan öğrenilen müdafaa bilgilerinin aktarılmaması, bir sonraki nesil için bir kayıp değil, kazançtır.

 

Zîrâ grip gibi tarih boyunca milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuş bir virüse, tanınmasına vesile olan kapsülündeki moleküler yapıyı sürekli değiştirebilme özelliği verilmiştir. Böyle olmasaydı, virüsün nesli tükenirdi. Fakat bu virüs kılık değiştiren bir katil gibi, bu tanıtıcı kapsülünü değiştirerek farklı zamanlarda çeşitli isimlerle anılan grip salgınlarına sebep olmaktadır.

 

Şâyet önceki neslin grip virüsüne ait hazır harp bilgilerini devralarak kendimizi korumaya çalışsaydık, devamlı değişen bu virüs karşısında mağlup olmamız kaçınılmaz olurdu. Her kılık değiştiren mikroorganizmaya karşı ürettiğimiz silâhların kullanım bilgisi nesiller boyu aktarılsaydı, immün sistemimiz hantal ve kullanılmayan bir bilgi çöplüğüne dönüşürdü.

 

Bundan 100 sene önceki bir insanın karşılaştığı tehdit edici unsurlarla mukayese edildiğinde; bugün karşı karşıya kaldığımız sentetik moleküller, hava kirliliği, gıda katkı maddeleri, çeşitli ziraî ilâçlar ve kılık değiştiren milyonlarca mikroorganizma türünün meydana getirdiği tehditlerin sayısının milyar kere milyar rakamlarına (1014-1018) ulaştığı tahmin edilmektedir.

 

Canlı organizmaya girmiş veya kendi içinde ortaya çıkmış bir şeyin yabancı olduğu nasıl anlaşılmaktadır? Veya kendisinden olup da sonradan yabancılaşan (kanserleşme gibi) hücreler, nasıl fark edilmektedir? Her yabancı nesne için tehdit değerlendirmesi ve önceliği aynı mıdır? Canlının miras aldığı savunma sistemi bilgileriyle, sonradan öğretilen bilgiler uyum içinde midir?

 

Her iki grup bilginin gereğini aynı memurlar mı yerine getirmektedir? Canlıya daha önce karşılaştığı nesneler nasıl hatırlatılmaktadır? Devletin resmî evrakındaki zaman aşımı, bir devlet gibi işletilen canlıda da söz konusu mudur? Bunlara benzer soruların cevaplarını bulmak için, tehdit değerlendirilmesinde rol oynayan müdafaa sistemi oyuncularının kritik vazifelerine bir göz atalım.

 

Canlıya kendisinden olanı, olmayandan ayırt etme kabiliyeti verilmiştir

 

Bunun için her canlı, daha embriyonik süreçte iken eğitilmeye başlanmakta ve her hücrenin zarına kendi kimliğini tanıtan özel şifreli moleküller yerleştirilmektedir. Tanımada kullanılan bu anahtar moleküllere ilmî literatürde temel uygunluk kompleksi (Major histocompabilitty complex, MHC) veya farklılaşma kompleksleri (Complex of differantiation, CD) ismi verilmiştir.

 

Ayrıca insan vücudunda bu kimlik moleküllerini tanıyan özel görevlendirilmiş hücreler vardır ve bunlar timus isimli organımızda eğitime tâbi tutulmaktadır. Eğitimin neticesinde vazifeli hücre, içinde bulunduğu sisteme ait hücreleri tanıyabilmektedir. Bu eğitimin sonrasında elde edilen kazanımlar dâimî değildir. Açarsak, bu kimlik tanımada vazifeli hücreler, anne karnında 'ak' dediğine dünyaya gelince 'kara' dememelidir.

 

Kimlik tanımada vazife alacak immün sistem hücreleri, bu vazifeye lâyık olup olamayacaklarının anlaşılabilmesi için ciddi imtihanlardan geçirilir. Timusta bu eğitimi başarabilenlerin sayısı yaklaşık % 5'tir. Başarısız olanlar, parçalanarak, yapıtaşları sisteme geri kazandırılır. Eğitimin bu kadar sıkı olmasının temel sebebi ‘kendinden olanı bilip bilememe’ meselesidir.

 

Benzetme yapacak olursak, kendi vatandaşlarını tanıyamayarak, sistemde zarlı olabileceklere vazife verilmemektedir (kemik iliğinde ve timusda). Kanser gelişmesinde olduğu gibi kimliğini kaybeden hücreler, tehdit olarak tanımlanarak imha edilme sürecine sokulur. Bu sebeple yapılan kontrollerde zabıta konumundaki özel tim hücrelerine (Natural killer cells) mutlaka kimlik (MHC-I) gösterme mecburiyeti vardır. Bazen bir tehdit durumunda olay yeri inceleme ve müdahale ekibi olarak tarif edilebilecek antijen sunan hücreler, yanlışlıkla kendi vatandaşları hakkında üstlerine menfî rapor verebilirler.

 

Bu gibi durumlarda bir tasdik sistemi devreye girmektedir. Vazife ve selâhiyetleri farklı bir üst heyete sunulan raporla yapılacak işlem için izin istenir. Üst heyet tasdik etmezse, raporun yanlış olduğuna ve aynı hatanın tekrarlanmaması için de kayıtlardan düşülmesine karar verilir Bu işlem CD moleküllerinin farklı türlerinin hücre zarında ifade edilmesiyle gerçekleştirilir (CD80 veya CD86 onayları).

 

Tanıma ve ayırt edicilik hem kimyevî, hem de fizikî boyutlarda olmaktadır

Hem fizikî, hem de kimyevî bir tanıma olan tehdit unsurunu ortaya çıkarma, çok yönlüdür. Tehdidin yapısının karmaşıklığı ölçüsünde, inceleme detaylandırılmakta ve özellik arz etmektedir. Tabiî ki, bu işle uğraşan vazifeli sayısı da o nispetle artırılmaktadır.

 

Misâl verilecek olursa, mükemmel ve girift bir yapı arz eden bakteri için istihdam edilmiş akademik eğitimli hücre sayısı, binli rakamlarla ifade edilirken; çok daha yeknesak naylon molekülü için bu sayı 3-5 adet civarındadır. Tanımada her bir hücrenin payına düşen 10-15 aminoasit büyüklüğünde bir alandır. Yani bir bakterinin kapladığı alanın tahminen milyonda biri kadardır (1/1.000.000). Bu büyüklükler bir insan için düşünüldüğünde tanımanın vücutta bulunan toplu iğne başı büyüklüğündeki bir bene göre yapılabilmesi demektir.

 

Her karşılaşılan nesne ile ilgili kayıt tutulmaktadır

Devletin emniyet ve adliye birimlerinin arşiv ve sicil kayıtlarının olması gibi, canlıların da bağışıklık sisteminin kayıtları bulunmaktadır. Bu kayıtlar, kabakulak ve suçiçeğinde ömür boyu; tetanoz vb. 3-5 yıl gibi daha kısa süreli tutulmaktadır. Kayıtlar devletin devamlılığı için taktik geliştirmede ve mücadelede nasıl mühimse, canlı için de böyle önemlidir. Buna tecrübelerden ders almak da denebilir.

 

Tehditle mücadele kademeli ve hiyerarşik olmaktadır

Tehditle mücadelede öncelik, yabancının ilk teşhis edildiği bölgedeki hücrelere verilmiştir. Bu hücrelerin donanımları sınırlıdır. Bunlar vazifeleri icabı, yabancının mümkün olduğunca canlının bünyesine sızmasına, yayılmasına ve zarar vermesine engel olmaya çalışırlar. Bu yüzden akut faz reaksiyonu ve sitokinlerin salınması işlemi, seferberlik ilânı veya teyakkuz hâli olarak tarif edilebilir.

 

Tehdit olarak algılanan yabancıyla mücadelede öncelik, tehditin zararsız hâle getirilmesi, sonra da tehdit unsuru yabancının dar bir mekâna hapsedilip, olay yeri inceleme ve müdahale ekibi tarafından ayrıntılı tanıma ve imha etme işlemlerine tâbi tutulmasıdır. Kullanılan silâhlar içerisinde perklorat, peroksit ve süperoksit gibi tamamen kimyevî silâhlar; küçük parçalara ayırma işlemi yapabilen enzimler ve hedefine kilitlenip delik deşik edebilen kompleman adı verilen fiziko-kimyevî silâhlar vardır.

 

Ayrıca antikor özelliğe sahip uzun menzilli ve hedefe tam kilitlenebilen silâhlar da kullanılabilmektedir. Antijen-antikor reaksiyonunda hedefe yönlenme o kadar seçici ve kenetlenme o kadar sıkıdır ki; milyon kere milyar farklı nesnenin içinden her antikora kendi eşini bulma kabiliyeti (1015) verilmiştir.

 

Ancak 100 milyarda bir tanesi kilitlendiği hedeften ayrılabilmektedir (ayrışma kapasitesi, Kd=10-15 M). Genellikle tehdit unsuruna karşı en tesirli taktik, sekonder lenfoid dokular olarak isimlendirilen özel merkezlerde vazife ve selâhiyetleri oldukça farklı en az dört hücrenin istişaresiyle oluşturulmaktadır. Ardından ‘düşmana özel silâh’ların prototipi oluşturularak, seri üretime geçme emri verilir.

 

Mücadele sırasında mümkün olduğunca kendi tebasına zarar verilmez

Hücre devletçiklerinden meydana getirilen canlı organizma, teb'asını asayiş ve huzur içinde yaşatacak sistemlerle donatılmıştır. Asayiş düzenli kontrollerle sağlanmaktadır. Kontroller günümüzde olduğu gibi fertleri sadece yüzünden tanıyan bir sistemle değil, hücreyi bütün hatlarıyla taramakla mümkün olmaktadır.

 

Bu ayrıntılı araştırma ile hücrelerin anormal davranışlar gösterip göstermediği (kanserleşme gibi); veya sağlıklı olup olmadığı (viral infeksiyonlar) erken dönemde fark edilmektedir. Hücrelerin içine girerek alışılmış kontrollerden kaçmaya çalışan virüs ve bakteri gibi çok küçük organizmalarla iç içe yaşamaktayız. Bir hücrenin yabancılarca istilâsı komşularının da hayatlarını tehdit etme noktasına gelebilir.

 

Bu kritik durumda her hücreye canlı sistemin menfaatini koruma adına iki önemli vazife yüklenmiştir. Birincisi, denetimden kaçmaması için kapısına 'Bende tehdit unsuru var.' tabelâsını asmak ve CD8 cytotoxic T hücrelerine bombardıman için hedef koordinatlarını verip yerini belli etmektir. İkincisi ise, 'Ben yandım başkaları yanmasın.' diye etrafındaki komşulara interferon gibi bağışıklık sistemi haberleşme molekülleriyle haber yollamak suretiyle, sistemi teyakkuz hâline geçirmektir.

 

Netice olarak, canlıların iç ve dış düşmanlarından korunmasında vazifeli bağışıklık sistemi ve bu sisteme ait hücrelere ürettirilen antikorlar ve interferon gibi haberleşme molekülleri, sırlarına tam olarak vâkıf olamadığımız kompleks bir sistem ve mekanizmayla Allah'ın canlılarda tecelli eden Müdebbir, Kerîm, Şâfî ve Rab gibi isimlerine aynalık etmektedirler. Bu mükemmel sistemden öğreneceğimiz daha çok şeyin olduğunun idrakinde olmalıyız.

 

 

 

 

Dr. Sıddık Sami ÇELİK

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...