Jump to content

Kurani temel almadiğimizda karşimiza çikan sorular


Guest Muhabbetci

Önerilen Mesajlar

Sayın Muhabbetçi

 

Yaklaşımınız ilk etapta mantıklı gibi geliyor. Ben de yıllarca bu konuları okudum. Sizin gibi düşündüğüm zamanlar oldu . Ancak zamanla yanıldığımı anladım.

 

Bu konuda en somut örnek, isim tashih etmeden medyada boy gösteren medyatik ilahiyatçılardır. Her şeyi akıllarıyla izah edebileceklerini sanıp, neticede nasıl sapıklığa düşüyorlar. İbretle izliyoruz ve izleyeceğiz.

 

Namazın Kuran da açıkca beş vakit olarak tashih edilmemesi 5 vaktin olmadığını göstermez. Zira 5 vakit değil diye bir ayet te yok... İbadetin nasıl yapılacağı konusunda Peygamberimiz(Aleyhisselatü vesselam) tam yetkilidir. O nasıl demişse başta sahabiler olmak üzere müslümanlar öyle ibadet etmişlerdir. Eğer namaz 5 vakit değildi de nedenn Efendimiz Aleyhisselam 5 vakit namaz kıldırmıştır. Haşa O Allah ın vahyinden başka şeyler mi uygulamıştı? Eğer namaz 5 vakit değilse kaç vakittir? Peygamberimiz Aleyhisselamdan daha iyi bilen varsa çıksın açıklasın.(Haşa)

 

O mantığa göre Kuran da namazın nasıl kılınacağı da anlatılmıyor.. O halde namazı kılmayalım olur mu öyle mantık.

 

Aynı Kuran-ı Kerimde Peygambere itaat edin diyen kaç tane ayet var. Neden Efendimize itaati ıskalıyoruz.

 

Tekrar ediyorum.. Ben de başlarda sizin gibi düşünüyordum. Ancak, pozitivist düşünceye boyun eğmiş bir çok ilahiyat profösörü yüzünden böyle şeylerle aklımız karışıyor. İslam teslim olmaktır. Allah ve Rasulüne itimadımız yoksa zaten baştan kaybetmişiz. İtikat konularında herşeyi sorgulayabiliriz. Ama ibadet taabbudidir. Ve Allah emrettiği için yapılır. Nasıl yapılacağını da Efendimiz Aleyhisselam göstermiştir. Efendimiz ibadetin pratiği konusunda Allah tarafından tam yetkilidir. Başka biri ibadet şekli getiremez getirirse bidat olur.

 

Saygılarımla...

--------------------

Bu arada, uydurma hadis meselesine gelince ...

 

Bu konu da mecraından saptırılmakta...

 

Hadis ilmine vakıf olmayan kişilerin aklı karışmaktadır..

 

Uydurma hadis başkadır, Zayıf hadis bambaşka..

 

Bazı hadisler senetleri itibariyle zayıftır. Ama bazı başka sahih hadislerce desteklendiği için senetleri sağlam olmasa da sahihlik derecesi artar.

 

Kuran a açıkça ters olan hiç bir hadis kaynak olamaz.

 

Uydurma hadisler, muhaddisler tarafından çok ciddi çalışmalarla deşifre edilmiştir. Hangi hadis uydurma hangisi sahih bellidir.

 

Lütfen bu konuları uzmanlarına danışınız.

 

Burada yaptığımız, doktor olmayan birinin tırnak makasıyla açık kalp ameliyatı yapmasından farksızdır.

 

Tekrar Saygılar sunarım.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Sayın Muhabbetçi

 

Yaklaşımınız ilk etapta mantıklı gibi geliyor. Ben de yıllarca bu konuları okudum. Sizin gibi düşündüğüm zamanlar oldu . Ancak zamanla yanıldığımı anladım.

 

Bu konuda en somut örnek, isim tashih etmeden medyada boy gösteren medyatik ilahiyatçılardır. Her şeyi akıllarıyla izah edebileceklerini sanıp, neticede nasıl sapıklığa düşüyorlar. İbretle izliyoruz ve izleyeceğiz.

 

Namazın Kuran da açıkca beş vakit olarak tashih edilmemesi 5 vaktin olmadığını göstermez. Zira 5 vakit değil diye bir ayet te yok... İbadetin nasıl yapılacağı konusunda Peygamberimiz(Aleyhisselatü vesselam) tam yetkilidir. O nasıl demişse başta sahabiler olmak üzere müslümanlar öyle ibadet etmişlerdir. Eğer namaz 5 vakit değildi de nedenn Efendimiz Aleyhisselam 5 vakit namaz kıldırmıştır. Haşa O Allah ın vahyinden başka şeyler mi uygulamıştı? Eğer namaz 5 vakit değilse kaç vakittir? Peygamberimiz Aleyhisselamdan daha iyi bilen varsa çıksın açıklasın.(Haşa)

 

O mantığa göre Kuran da namazın nasıl kılınacağı da anlatılmıyor.. O halde namazı kılmayalım olur mu öyle mantık.

 

Aynı Kuran-ı Kerimde Peygambere itaat edin diyen kaç tane ayet var. Neden Efendimize itaati ıskalıyoruz.

 

Tekrar ediyorum.. Ben de başlarda sizin gibi düşünüyordum. Ancak, pozitivist düşünceye boyun eğmiş bir çok ilahiyat profösörü yüzünden böyle şeylerle aklımız karışıyor. İslam teslim olmaktır. Allah ve Rasulüne itimadımız yoksa zaten baştan kaybetmişiz. İtikat konularında herşeyi sorgulayabiliriz. Ama ibadet taabbudidir. Ve Allah emrettiği için yapılır. Nasıl yapılacağını da Efendimiz Aleyhisselam göstermiştir. Efendimiz ibadetin pratiği konusunda Allah tarafından tam yetkilidir. Başka biri ibadet şekli getiremez getirirse bidat olur.

 

Saygılarımla...[/quote

 

 

Sayın gafil kısa ve net bir açıklama ALLAH razı olsun işte aklın yolu bir diye buna denir.:thumbsup::thumbsup::thumbsup::thumbsup::thumbsup::thumbsup::thumbsup:

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

zaten eğer din televizyondan falan öğrenilecek olsaydı ağızlarını açıp saatlerce o tv deki prof lakaplı şarlatanları izleyenler şu an alim olurdu...neden özellikle bu kişiler ramazan ayında tv lerde cirit atıyor hiç düşünen yok mu??neden zamanlama hep aynı bakın şimdi kurban yaklaşıyor ve yine çıkacaklar meydana...ramazanda sürekli çıkmalarının sebebi şu:ramazan ayı boyunca insanlar dinine KURAN ınına yöneliyor durum böyle olunca zevkü sefa alemleri ,,,barlar, diskolar,,fuhuş sektörü,,içki kumar sektörü kısacası kötülüğe hizmet eden her sektör kötü şekilde etkileniyor ve bunlarda kasıtlı olarak müslümanlardan intikam alıyorlar bu sayede...her sene değişik bir şey yumurtluyorlar ortaya...yok oruçlu iken sevişilir..yok hayızlı kadın namaz kılar mı kılmaz mı yok kadın cuma namazına giderr mi gitmez mi tarzı kafa karıştırma taktikleri ile insanların beyinlereine şüphe tohumlarını ekiyorlar....

eeee ramazan bitti diyelim din bitti mi bi sonraki ramazana kadar??neden aynı şekilde o dini programları yine koymaya devam etmiyorlar??* demekki amaç belli amaç hakka hizmet etmek değil..halkı eğitmek bilnçlendirmek değil...ülkemizde kaç tane meşhur ulusal kanal var bir gün üşenmeyin ve elinize kalem kağıt alın oturun akşama kadar bakın bakalım kaç kere ALLAH TAN kaç kere peygamberden bahsediyorlar..???bunun sayısını tespit edin ve buraya yazın sanmıyorum ki bu sayı 1 ve 2 yi geçmez:(:(

 

o yüzden müslüman uyanıktır öyle şeylere kanmaz meydan vermez dinini oturup tv den öğrenmez...netten öğrenmeye kalkarsa da işte böyle kafası karıştırılır...doğru bildikleri yanlış gibi lanse edilir o yüzden dini doğru yerlerden öğrenme gayretinde olun...

saygılar...

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Sayın Muhabbetçi

Namazın Kuran da açıkca beş vakit olarak tashih edilmemesi 5 vaktin olmadığını göstermez. Zira 5 vakit değil diye bir ayet te yok...

Tsk ederim, bunda hemfikiriz hepimiz..Kurani kerimde bes vakit namaz yoktur..Bu durumda yillardir halka bunu niye anlatmadilar? Nicin ulema diye kendilerini ilahlastiran bazi kesimler, halka " Kuranda bes vakit namaz" vardir diye ögrettiler? Biliyoruzki yoktur..Var diyen ise ALLAHIN kitabina yalan atmis oluyor..Sizlerde arastirmis olarak, ve samimi olarak "kuranda bes vakit yazmaz" diyorsunuz, ki bu dogrudur...

 

İbadetin nasıl yapılacağı konusunda Peygamberimiz(Aleyhisselatü vesselam) tam yetkilidir. O nasıl demişse başta sahabiler olmak üzere müslümanlar öyle ibadet etmişlerdir. Eğer namaz 5 vakit değildi de nedenn Efendimiz Aleyhisselam 5 vakit namaz kıldırmıştır. Haşa O Allah ın vahyinden başka şeyler mi uygulamıştı? Eğer namaz 5 vakit değilse kaç vakittir? Peygamberimiz Aleyhisselamdan daha iyi bilen varsa çıksın açıklasın.(Haşa)
Daha ilk dönemde Hariciler üc vakit kildigi gecer? Kurandan önce iki vakit kilindigi ve iki rekat oldugu tarihi yazilarda söylenir..yine hadislere bakdigimizda karmakarisik birsey cikar önümüze..Sonra sunuda sormak gerekir, bu kadar önemli birsey " hasa" rabbimiz nicin kurana almamisda, rivayetcilerin vicdanina birakmis? Öyle ya, rivayetci ya iki hadis unuttu ise nakletmeye? Yahutda uydurma bir hadis nakletti ise? Bu durumda namaz( arapca salat ) yanlis oluyor...

 

O mantığa göre Kuran da namazın nasıl kılınacağı da anlatılmıyor.. O halde namazı kılmayalım olur mu öyle mantık.

Kurandan öncede namaz kiliyorlar, o kilanlar nasil kiliyordu? Hz Peygamberin Salati ikame ettigi, daha kurandan önce yaptigi yazilidir..Ve halkinda putlara namaz kildiklari tarihi kaynaklarda yine gecer...Haydi kurandan bilemicez, anlayamicaz diyorsun, peki puta tapan ,kuran önceki cahilliye dönemindekiler nasil yapiyordu? Bu soruyada o zaman cevap verebilmek gerek!!

 

Aynı Kuran-ı Kerimde Peygambere itaat edin diyen kaç tane ayet var. Neden Efendimize itaati ıskalıyoruz.

Ayni kurani kerimde sunlarda yazili ama..

 

De ki: Ben sizi yalnızca vahiy ile uyarıp, korkutuyorum.

Enbiya Suresi 45

 

Onlara bir ayet getirmediğin zaman “Şuradan buradan derleseydin ya” derler. De ki “Ben sadece Rabbimden bana vahiy edilene uyuyorum. Bu Rabbinizden olan kavrama yeteneğidir, iman edecek bir toplum için doğruya iletilme ve rahmettir.”

Araf Suresi 203

 

De ki: “Sizi ve kime ulaşırsa kendisiyle uyarmam için bana bu Kuran vahyedildi.”

Enam Suresi 19

 

Bu durumda bu ayetleri göz önünde bulundarmazsak, iste böyle yanlis bir düsünceye gideriz...Ne demisdim öncedende..Hadislerin hepsini red etmek olmaz ama evvela kurana sunmak gerekir...Kurani kerimde yüce Muhammed Mustafa (sav) " Yalniz vahiy" yani kurani kerim ile uyariyorum diyor..Bu durumda tüm hadislerde kurana sunuldugunda celismemesi gerekiyor...Miracdaki namaz hadisi ise hem kuran, hem mantik, hem peygamber asagilama , hemde ALLAHA karsi küfür gibi anlatiliyor...Mirac hadisini biliyormusunuz? Söyle basdan sona kadar bir okudunuzmu? Onu bir ara buraya atalim, beraber degerlendirelim..

 

Tekrar ediyorum.. Ben de başlarda sizin gibi düşünüyordum. Ancak, pozitivist düşünceye boyun eğmiş bir çok ilahiyat profösörü yüzünden böyle şeylerle aklımız karışıyor. İslam teslim olmaktır. Allah ve Rasulüne itimadımız yoksa zaten baştan kaybetmişiz. İtikat konularında herşeyi sorgulayabiliriz. Ama ibadet taabbudidir. Ve Allah emrettiği için yapılır. Nasıl yapılacağını da Efendimiz Aleyhisselam göstermiştir. Efendimiz ibadetin pratiği konusunda Allah tarafından tam yetkilidir. Başka biri ibadet şekli getiremez getirirse bidat olur.

 

Saygılarımla...

Tamam o zaman söyle yapalim ...Ben hadisleri siralayayim...Sizde bana nasil kilincagini söyleyin...Ve bu hadislerin ne kadar kurana uydugunu degerlendirelim..

 

691- Ibnu Abbâs (radiyallahu anhüm) anlatiyor: “Allah, namazi peygamberin diliyle hazarda dört, seferde iki, korku halinde bir rekat olarak farz kilmistir.” (K.S.2332 C.8 S.229 Akçag, alintilari: Müslim, Salât 5,(687); Ebû Dâvud, Salât 287,(1247); Nesâi, Taksir 1,(3,118,119). ) .

692- Aise (radiyallahu anhâ) anlatiyor: “Allah namazi (ilk defa) farz ettigi zaman iki rekat olarak farz etmisti. Sonra onu hazar için (dörde) tamamladi. Yolcu namazi ilk farz edildigi sekilde sabit tutuldu.” (K.S.2333 C.8 S.230 Akçag, alintilari: Buhari, Sâlat 1, Taksiru’s-salât 5, Menâkibu’l-Ensâr 47; Müslim, Salâtu’l-Müsafirin 2, (685); Muvatta, Kasru’s-Salât 8, (1,146); Ebû Dâvud, Salât 270,(1198); Nesâi, Salât 3,(1,225). )

Görüldügü gibi, hazerde yani yolculukta olmayip ikamet yerinde bulunan kimse için namazin dört rekat farz oldugunu tahdis ettiler. Eger ki iddia ettikleri gibi ise, o zaman aksam namazinin farzini üç rekat ve sabah namazinin farzini iki rekat olarak kilmalarini nasil izah ediyorlar. Rivayetleri ve fiili uygulamalari bir birleriyle çelismektedir.

 

693- Bize Müslim ibn Ibrahim tahdis edip, söyle dedi. Bize Su’be Amr’dan; o da Câbir ibn Abdillah’tan tahdis etti (O, söyle demistir): Muâz ibn Cebel Peygamber’le berâber namâzi kilar, ondan sonra döner, kendi kavmine imâmlik ederdi.

Buhâri söyle dedi: Ve bana Muhammed ibn Bessâr tahdis edip söyle dedi: Bize Gunder tahdis edip söyle dedi: Bize Su’be, Amr’dan tahdis etti. O söyle demistir: Ben Câbir ibn Abdillah’tan isittim, söyle dedi: Muâz ibn Cebel Peygamber’in maiyetinde namâz kilar, ondan sonra döner de kendi kavmine imamlik ederdi. Bir defasinda yatsiyi kildirdi da el-Bakara Sûresi’nden baslayarak okumaga kalkti. Cemâatten biri ayrildi. Muâz onun hakkinda fenâ söyler gibi oldu. Bu i s Peygamber’e ulasinca üç defa: “Fettânsin, fettânsin, fettânsin” yâhud “Fâtin oldun, fâtin oldun” buyurdu, ve Mufassal bölümün ortasindan iki sûre ile (kildirmasini) emretti. Amr ibn Dinâr: Ben o iki sûrenin hangi sûreler oldugunu hâtirimda tutamadim, demistir. ( Buhâri, Kitâbu’l-Ezân C.2 S.727 H.92 Ötüken.)

 

Görüldügü gibi, farz namazin ayni günde birden fazla, imam olmak suretiyle kilinabilecegini tahdis ettiler. Böylece bir farz namaz dört rekatsa, sekiz rekat kilina bilir demekle her vaktin farzinin dört rekat oldugu yolunda yapmis olduklari evvelki rivayetlerle çeliskiye düsmüs oldular. Durumu idare etmek için, bir tanesinin nafile sayilacagini iddia ettilerse de bu sefer kendi aralarinda ihtilaf ve büyük görüs ayriliklari meydana geldi. Söyle ki: Bu meselede Hanefiler ve Malikiler ile digerleri arasinda büyük görüs ayriliklari vardir. Onlar, farz kilan kimsenin nâfile kilana iktidasi sahih (geçerli) degildir derler. Sâfiiler ile Hambeliler ise buna tecviz yani sahih (geçerli) görürüler. Delillerinden biri bu konuda Muâz ibni Cebel hakkinda tahdis ettikleri rivayettir.

 

Yukarda ki rivayette imam olan namazi mükerrer kilabilir diye rivayet ettiler. Baska bir rivayetlerinde, bu rivayetlerine çeliskili olarak, ayni günde cemaat fertlerinin de bir vaktin namazini mükerrer kilabilecegine dair rivayetleri vardi. Söyle ki:

 

694-. ... Ubâde b. Es-Sâmit (r.a.)den, demistir ki;

- Resûlullah (s.a.) söyle buyurdu:

“Benden sonra size, mesgûliyetleri kendilerini (Efdal) vakti geçinceye kadar namazlarini vakitlerin(de edâ)dan alikoyan emirler âmir olacak. Iste o zaman siz, namazlari vaktinde kiliniz!”

Bir adam:

- Ya Resûlullah, onlarla da kilayim mi? dedi.

Nebi (s.a.);

“Istersen evet” buyurdu.

Süfyân (rivayetinde) dedi ki (adam);

- Namaza onlarla birlikte yetisirsem, onlarla beraber kilayim mi? Dedi. Resûlullah da;

"Istersen, evet" buyurdu. (Ebû Dâvûd, K.Salât (2), Bâb 10 C.2 S.179 H.433 Samil. )

 

695-. ... Yezid b. El-Esved'den; rivayet edilmistir ki; o gençken Resûlullah (s.a.)'le beraber namaz kildi. Resûlullah (s.a) namazini bitirince bir de ne görsün, iki kisi mescidin bir kösesinde namaz kilmayip oturuyorlar. Bunun üzerine onlari çagirt(t)di, onlar titreyerek. Resûlullah’a getirildiler. Hz. Peygamber (s.a.): “Sizi bizimle namaz kalmaktan men eden sey nedir?” buyurdu. Adamlar, “Biz evimizde kildik dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.) “Böyle yapmayiniz. Sizden biri evinde namazi kilip sonra da imami namaz kilmamis bir halde bulursa onunla birlikte namaz kilsin. Çünkü o (imamla beraber kilacagi namaz) kendisi için kefaret olur” buyurdu. (Ebû Dâvûd, K. Sâlat (2), Bâb 56 C.2 S.411 H.575 Samil, ayrica: Tirmizi, sâlat 49; Nesâi, imâme 54. )

 

696- Bisr Ibnu Mahcen babasindan anlattigina göre, babasi (Mahcen) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’in meclisinde idi. O sirada namaz için ezan okundu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kalkti, namaz kildi ve döndü. Mahcen hâla yerindeydi.

Herkesle beraber namaz kilmana mâni olan sey nedir, sen Müslüman degil misin? Diye sordu. Mahcen:

“Elbette müslümanim, ancak ben âilemle namazimi kilmistim!” dedi. Efendimiz:

“Mescide geldigin zaman namaza kalkilirsa kilmis bile olsan cemaatle birlikte sen de kil!”(K.S. 2840 C.9 S.168 Akçag, alintilari: Muvatta, Salâtu’l-Cemâ’a 8,(1,132); Nesâi, Imâmet 53, (2,112). )

 

Böylece, israrla bir vaktin farz namazinin mükerrer kilinabilecegini rivayet ettiler. Buna ragmen bu rivayetleriyle çeliskili olarak su rivayetleri tahdis ettiler:

 

697-. ... Meymûne’nin mevlâsi Süleyman b. Yesâr’dan; demistir ki;

- Belât’a Ibn Ömer’in yanina geldim. Onlar (Belatlilar) namaz kiliyorlardi. Ibn Ömer’e:

- Onlarla birlikte namaz kilmiyor musun?” dedim.

- Ben namazimi kildim. Resûlullah (s.a.)’i;

“ Bir namazi bir günde iki defa kilmayiniz” buyururken isittim, dedi. (Ebû Dâvûd, K.Salât (2), Bâb 57 C.2 S.145 H.579 Samil. )

 

698- Süleyman Mevlâ Meymûne’nin Ibnu Ömer (radiyallahu anhümâ)’den naklettigine göre, Ibnu Ömer sunu anlatmistir:

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir günde ayni namazi iki sefer kilmayin.” (K.S. 2842 C.9 S.169-170 Akçag, alintilari: Ebû Dâvud, Salât 58,(579); Nesâi, Imâmet 56, (2,114). )

Ibnu Ömer adina naklettikleri bu iki rivayetle bu konuda evvelce örnegini yazmis oldugum rivayetlerini inkar ettiler. Böyle yapmalari metotlari icabidir. Zira böyle yapmakla gerçegin ne oldugunu insanlarin ögrenmesine mani olmayi, onlari saskin hale getirmeyi amaçlamaktadirlar. Yoksa yazdiklarinin tamamiyla farkinda olmadiklarindan degil. Bakiniz Ibnu Ömer adina, yukarida yazmis oldugum iki rivayeti tahdis ettiler, fakat yine de bu iki rivayetin tam tersi olan bir rivayeti ayni sahis adina, yani Ibnu Ömer adina tahdis etmekten çekinmediler, söyle ki:

699- Ibnu Ömer (radiyallahu anhümâ)’nin anlattigina göre, bir adam kendisine sordu:

 

“Ben evde namazimi kilip sonra da imamla namaza yetisiyorum; onunla da namaz kilayim mi?”

“Evet!” deyince adam tekrar sordu:

“Peki, bunlardan hangisini (farz olan) namazim yapayim?”

“ Bu senin elinde mi? dedi, bu Allah’a kalmistir, diledigini (asil farz olan) namazin yerine sayar! (K.S. 2841 C.9 S.169 Akçag, alintisi: Muvatta, Salâtu’l_Cemâ’a 9,(1,133). )

 

Görüldügü gibi, Ibnu Ömer’den ayni konuda bir birlerine ters rivayetler uydurmak onlar için gayet siradan bir seydir. Daha önce belirttigim gibi, onlari asil ilgilendiren, hedefledikleri konularda insanlari saskinliga sürükleyip ne yapacaklarini bilmez hale getirip, Islam dini konularinda kargasa meydana getirmektir. Ve Islam dini adi altinda meydana gelmis bütün rivayetçi gruplara bakildiginda, bunlarin ayriliga düsmelerine asil sebebin bu çeliskili uydurma rivayetler oldugu görülür. Simdi namazla ilgili olarak uydurmus olduklari rivayetlerden örnekler vermege devem edecek olursam:

700- Habbâb (radiyallahu anh) anlatiyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a (secde edilen ) yerin sicakligindan sikayet ettik, ancak sikayetimizi dinlemedi:

Züheyr, Ebu Ishâk’a: “sikayetiniz ögle vaktinde miydi?” diye sordu. Öbürü:

“Evet!” dedi. Ben:

“Vakit girer girmez, (yani ortalik çok sicakken) kilinmasindan mi?” diye sordum. O yine:

“Evet!” dedi.” (K.S.2380 S.271-272 Akçag, alintilari: Müslim Mesâcid 189,(619); Nesâi, Mevâkit 2, (1,247). )

 

701- Hz. Enes (radiyallahu anh) : “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (yolculuk sirasinda) bir yere inecek olsa, ögleyi kilmadan orayi terk etmezdi” demisti. Bir adam sordu:

“Yani gün ortasinda olsa da mi?”

“Evet, dedi Enes, gün ortasinda olsa da!” (K.S. 2381 C.8 S.272 Akçag, alintilari: Ebû Dâvud, Sâlat 273, (1205); Nesâi, Mevâkit 3, (1,248). )

Bu iki rivayette, ögle sicaginin, seferi dahi olsa namaz kilmaya mani olmadigini, muhakkak serinligi beklemeden namazi kilmak gerektigini rivayet ettiler. Buna ragmen bu rivayetlerine çeliskili olarak su rivayeti tahdis ettiler:

 

702- Ebû Hureyre (radiyallahu anh) anlatiyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hararet siddetlenince namazi (vakit) biraz serinleyince kilin. Çünkü, siddetli hararet cehennemden bir kabarmadir.” ( K.S. 2393 C.8 S.282 Akçag, alintilari: Buhari, Mevâkit 9, Bed’ü’l-Halk 10; Müslim, Mesâcid 180, (615); Muvatta, Vükût 28, (1,16); Ebû Dâvud, Salât 4, (402); Tirmizi, Salât 7, (157); Ibnu Mace, Salât 4, (677); Nesâi, Mevâkit 5, (1,248-249). )

 

Bu rivayet evvelki rivayetlerle çeliskilidir.

 

703- Enes (radiyallahu anh) anlatiyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Aksam yemegi hazirlanmis ise, yemege namazdan önce baslayin. Yemeginizi aceleye de getirmeyin.” (K.S. 2399 C.8 S.287 Akçag, alintilari: Buhari, Et’ime 58, Ezân 42; Müslim, Mesâcid 64, (557); Tirmizi, Sâlat 262, (353); Nesâi, Imâmet 57, (2,111). )

 

Yukaridaki rivayette yemek için namaz tehir (geciktirile) bilir diye rivayet ettiler. Hem de yemegi aceleye getirmemek gerektigini söylediler.

704- Hz. Câbir (radiyallahu anh) anlatiyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Yemek veya bir baska sey için namazinizi tehir etmeyin.” (K.S. 2403 C.8 S.289 Akçag, alintisi: Ebû Dâvud, Et’ime, 10, (3758). )

 

Burda ise öbür rivayetlerinin aksine, çeliskili olarak, yemek için namazin tehir edilemeyecegini tahdis ettiler.

 

705- Nesâi’nin rivayetinde söyle gelmistir: anlatiyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) namaza girdigi zaman ellerini kaldirirdi ve iki rekat arasinda kalktigi zaman ayni sekilde ellerini iki omuzu nun hizasina kaldirirdi.” (K.S. 2489 C.8 S.372 Akçag, alintilari: Buhari, Ezân 83,84,85,86; Müslim, Salât 22, (390); Muvatta, Salât 16, (1,75,76,77); Ebû Dâvud, Sal3at 117,(721,722,741,743); Tirmizi, Salât 190,(255); Nesâi, Iftitah 1,2,3,(2,121,122); Ibnu Mâce, Ikâmet 15,(858-868). )

 

Rivayet ettiler ki, namaza baslarken ve iki rekat arasinda elleri iki omuz hizasina kaldirmak gereklidir.

706- Allame (rahimehullah) anlatiyor: “Size Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’in namaziyla namaz kildirayim mi?” dedi ve namaz kildirdi. Bu namazda ellerini bir kere Iftitah tekbiri sirasinda kaldirdi, baska kaldirmadi.”(K.S. 2490 C.8 S.375 Akçag, alintilari: Ebû Dâvud, Salât 119,(748); Tirmizi, Salât 191, (257), 188,(253); Nesâi, Iftitah 110, (2,195), 124, (1,204), Sehv 70, (3,62). )

 

707- Berâ (radiyallahu anh) anlatiyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’i Iftitah tekbiri alirken gördüm. Ellerini kulaklarina yakin kaldirmisti. Sonra (namazdan çikincaya kadar) baska kaldirmadi. ( K.S. 2492 C.8 S.376 Akçag, alintisi: Ebû Dâvud, Sâlat 119, (752). )

 

Bu iki rivayette ise evvelki rivayetin aksine Iftitah tekbiri hariç, ellerin kaldirilmayacagini tahdis etmeleri bir çeliskidir.

Iftitah tekbirinde, Allah’u ekber deyip ellerimizi kaldirmamizin manasi, isaret diliyle, Allah’in, bizden ve kainattaki her seyden daha büyük Oldugunu ifade etmek içindir. Yani el kaldirmakla Kainati isaret etmis oluyoruz. Onun için kimilerinin elleri omuzlara kadar kaldirmak lazim yok omuzlara kadar kaldirmak lazim veya bir sefer kaldirmak lazim veya birden fazla kaldirmak lazim demelerinin konuyla pek bir ilgisi yoktur.

708- İbnu Abbâs (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kıraaatını bismillehirrahmanirrahim ile başlatıyordu. (K.S. 2527 C.8 S.400 Akçağ, alıntısı: Tirmizi, Salât 181, (247). ).

 

709- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ben, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz.Ebû Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman (radıyallahu anhüm) ile birlikte namaz kıldım. Onlardan hiçbirinin bismillahirrahmanirrahim’i okuduklarını işitmedim.” (K.S. 2528 C.8 S.400 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Ezân 89; Müslim, Salât 50, (399); Muvatta, Salât 30, (1,81); Ebû Dâvud, Salât 124, (781); Tirmizi, Salât 182, (246); Nesâi, İftitah 21,22, (2,133-135); İbnu Mâce, İkâmet 4, (813,815). )

 

710- İbnu Abdillah İbni Muzaffer (rahimehullah) anlatıyor: “Ben (namazda) bismillehirrahmanirrahim’i okumuştum. Babam işitti. Bana:

“Oğulcuğum, (bu yaptığın) bir bid’attir. Bid’atten sakın!” dedi. Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın ashabından her kimle karşılaştı isem, hepsinin de bid’atten nefret ettiği kadar bir başka şeyden nefret etmediğini gördüm. Babam sözlerine şöyle devam etmişti:

“Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’la, Hz. Ebû Bekir’le, Hz. Ömer’le, Hz. Osman’la (radıyallahu anhüm) namaz kıldım. Onlardan hiç birinin bunu (besmelenin okunacağını) okuduklarını işitmedim. Onu sen de okuma. Sadece “Elhamdülillahi rabbi’l-âlemin” de.” (K.S.2529 C.8 S.401 Akçağ, alıntıları: Tirmizi, Salât 180, (244); Nesâi, İftitâh 22, (2,135). )

 

< 708.> örnekte görüldüğü gibi, Peygamberin namazda Kur’an okumaya bismillehirrahmanirrahim ile başladığını rivayet ettiler. Buna rağmen bu rivayetin aksine olarak, <709.> ve < 710.> örneklerde görüldüğü gibi namazda bismillehirrahmanirrahim okunamayacağını tahdis etmelerinin çelişki olması hususu bir yana. Namaz’da besmelenin okunamayacağını, okunmasının bid’ad olduğunu iddia etmeleri çok ibret vericidir. Allah’ın adını anmanın da bit’adı mı olurmuş? Nasıl olur da bir Mümin namaz kılarken Allah’a sığınmak İçin bismillehirrahmanirrahim okumasın veya okuduğunda namazı geçersiz olsun veya bid’ad işlediği, dolayısıyla günah kazandığı iddia edilebilsin. Böyle bir iddiayı ancak Allah’ın adını duymaya tahammül edemeyen kimseler iddia ederler.

 

Bu iddiaları Kur’an’a uymamaktadır, şöyle ki Kur’an okumaya başladığımızda, Kur’an okumaya başlamanın iki şartı vardır. Bunlardan bir tanesi, şeytanın şerrinden Allah’a sığınmak, diğeri de Allah’ın adıyla okumaya başlamaktır. Kur’an okumaya başlamanın namazda veya namaz’ın dışında olması bu durumu değiştirmez, ayrıca bir sûrenin başından değil de ortalarından veya sonlarından başlamakta aynı şekilde durumu değiştirmez. Zira, Kur’an okumaya nereden başlanırsa başlanılsın durum aynıdır, ayrıca, Allah bize Kur’an’dan kolayımıza geleni okuyabileceğimizi bildirmiştir. Bu duruma göre, örneğin: Namazda Bakara Sûresinin son iki ayetini okuyarak başlamamız halinde veya Haşr Sûresi 21. Ayetten başlayarak okuduğumuzda şeytanın şerrinden Allah’a sığınıp, Allah’ın adıyla başlamamız şarttır. Besmelede, Allah’ın adını anmaktan başka bir şey değildir.

 

Bu konuda Kur’an’dan mealen:

 

- Rabb’in, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalk(ıp namaz kıl)dığını biliyor. Seninle berâber bulunanlardan bir topluluk da (böyle yapıyor). Geceyi ve gündüzü Allah takdir etmektedir. O sizin (gece ve gündüz saatlerinizi) hesâbedemiyeceğinizi (gece satlerinde kalkamayacağınızı) bildiği için sizi affetti. O halde Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah’ın lutrunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka kimseler bulunacağını bilmektedir. Onun için Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için verdiğiniz hayırları, Allah katında verdiğinizden daha hayırlı ve mükâfatça daha büyük bulacaksınız. Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. 73/23

- Kur’an oku(mak iste)diğin zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın (Eûzu Billâhi Mineşşeytâni’r-recim, de). 16/98

Rahmân ve Rahim Allah’ın adıyla

 

- Yaratan Rabb’in adıyla oku. 96/1

 

711- Rifâ’a İbnu Râfi (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz mescid de iken bedevi kılıklı bir adam çıkageldi. Namaza durup, hafif bir şekilde (yani rükünleri, tesbihleri kısa tutarak) namaz kıldı. Sonra namazı tamamlayıp Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a selem verdi: Efendimiz:

“Üzerine olsun. Ancak git namaz kıl, sen namaz kılmadın!” buyurdu. Adam döndü (tekrar) namaz kılıp geldi, Resûlullah’a selam verdi. Aleyhissâlatu vesselâm selamına mukabele etti ve:

“Dön namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!” dedi adam bu şekilde iki veya üç sefer aynı şeyi taptı, her seferinde aleyhissalâtu vesselâm:

“Dön namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!” dedi. Halk korktu ve namazı hafif kılan kimsenin namaz kılmamış sayılması herkese pek ağır geldi.

Adam sonuncu sefer:

“Ben bir insanım isabet de ederim, hata da yaparım. Bana (hatamı) göster, doğruyu öğret!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:

“Tamam. Namaza kalkınca önce Allah’ın sana emrettiği şekilde ab dest al. Sonra (ezan okuyarak) şahâdet getir, ikâmet getir (namaza dur). Ezberinde Kur’an varsa oku, yoksa Allah’a hamlet, tekbir getir, tehlil getir, sonra rükû ya git. Rükû halinde itminâna er (azaların rükûda mûtedil halde bir müddet dursun). Sonra kalk ve kıyam halinde itidâle er, sonra secdeye git ve secde hâlinde itidâle er, sonra otur ve bir müddet oturuş vaziyetinde dur, sonra kalk.

İşte bu (söylen)enleri yaparsan namazını mükemmel (kılmış olursun. Bundan bir şey ) eksik bırakırsan namazını eksilttin demektir.”

Râvi der ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın bu sonuncu sözü Ashab’a önceki: (Dön, namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!) sözünden daha kolay (ve rahatlatıcı) oldu. Zira (bu söze göre), sayılanlardan bir eksiklik yapan kimsenin namazında eksiklik oluyor ve fakat tamamı heba olmuyordu.” (K.S.2658 C.8 S.504-505 Akçağ, alıntıları: Tirmizi, Salât 226, (302); Ebû Dâvud, Salât 148, (857-861); Nesâi, İftitah 105,(2,193),167,(2,225). )

 

Bu rivayette bariz (açık, belirgin)) olarak dikkati çeken husus, Namazda Kur’an okunmaya bileceğini iddia etmeleri. Nasıl ki daha önceki örneklerde görüldüğü gibi, namazda, besmele okunmasına karşı çıkmış idilerse, bur da da müslümanları namazda Kur’an okumaktan uzaklaştırmayı amaçlamaktadırlar. Ezberinde Kur’an varsa oku, yoksa bir şey olmaz demeye getirmeleri bundandır. Yoksa kişiye Ezan ve Kamet okuması gerektiği bildirilir de, buna rağmen ezberinde Kur’an varsa oku denir mi? Ezan ve kameti ezberleye bilen, Kur’an’dan bir kısa süre ezberleyebilir. Bu da dikkat çekici ayrı bir çelişkidir.

 

Şimdi bu rivayetlerinden birkaç örnek daha verirsem:

 

712-. ... Abdullah b. Übeydullah dedi ki: Beni Haşim gençlerinden oluşan bir toplulukla beraber İbn Abbâs’ın yanına vardım. İçimizden bir genç dedi ki:

Sor (bakalım) İbn Abbâs’a Peygamber (s.a.) öğle ve ikindi namazlarında (Kur’an) okuyor muydu? (O genç bu soruyu sorunca İbn Abbâs; “hayır, asla!” diye cevap verdi. Bunun üzerine İbn Abbâs’a; “Belki de içinden okuyordu” denildi. O da “Tuh sana bu birincisi (olan hiç okumamak)dan daha fene! (Çünkü) O (s.a.) kendisine gönderileni tebliğle memur idi. Üç özelliğin dışında bizi diğer insanlardan ayırmadı:

1. Bize abdesti güzelce almamızı; 2. Sadaka yemememizi; 3. Eşeği ata çekmememizi emretti” dedi. (Ebû Dâvûd, K.salât (2), Bâb 126,127 C.3 S.258 H.808 Şamil, ayrıca: Tirmizi, cihâd 23; Nesâi, tahâre 105, hayl 10. )

 

Bu rivayette, peygamberin öğle ve ikindi namazlarında asla Kur’an okumadığını tahdis ettiler. Bunun manası hiç kimsenin öğle ve ikindi namazlarında Kur’an okumaması gerektiği demektir. Böylece imam olsun cemaat olsun bu farz namazlarında Kur’an okumak iddialarına göre yasak olmuş olur. Böylece beş vakit farz namazın iki vaktinde Kur’an ile Namazın arasını ayırmış oldular. Hele söz arasında konuyla hiç ilgisi olmayan “Eşeği ata çekmemek gerekir sözü” gerçeği ifade etmediği gibi, abestir de.

 

713- Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Kim imama uymuş ise, imamın kıraati onun da kıraatidir” buyurdular.” (K.S. 6244 C.17 S.21 Akçağ, alıntısı: İbni Mace 850. )

 

Bu rivayette de, İmam hariç cemaatten hiç kimsenin namazda Kur’an okumamsı gerektiğini iddia ettiler. Böylece farz namazın kılındığı beş vakitte de, cemaat açısından namazla Kur’an’ın arasını ayırdılar.

 

714-. ... Câbir b. Abdillah’dan demiştir ki: Biz (Peygamber (s.a.)’in sağlığında) ayakta ve otururken dua ederek rükû ve secdede iken de, tesbih ederek nâfile namaz kılardık. (Ebû Dâvûd, K.Salât (2), Bâb 134,135 C.3 S.302 H.833 Şamil. )

 

Böylece bu iki rivayette de, namazda Kur’an okunmasına mani olmak için, imama uyarak namaz kılan kimsenin hiç Kur’an okumaması gerektiğini zira imamın, onun yerine Kur’an okuduğunu, ayrıca nafile namazlarda namazı yalnız kılan kimsenin de hiç Kur’an okumadan tesbih ederek namaz kılması gerektiği tahdis ve iddia ettiler. Bu konudaki iddialarını özetlersek, yalnız başına nafile namaz kılan kimsenin Kur’an okumadan namaz kılması gerektiği. İmama uyarak namaz kılan kimse hiç Kur’an okumaz. Öğle ve ikindi namazlarında İmam ve Cemaat ve gerekse kişi tek başına namaz kıldığında hiç Kur’an okumaması gerektiğini rivayet ettiklerini görürüz. Fakat zannedilmesin ki bu rivayetlerinde sabittirler, böyle bir şey onların yöntemlerine aykırıdır, bundan dolayı kargaşa çıkarmak amaçlı aykırı rivayetleri de vardır, şöyle ki:

 

715- Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh’ın anlattığına göre: “Bir adam kendisine: “Namazda imam okurken ona uyan kimse de Kur’an’dan okur mu?” diye sormuş, o da şu cevabı vermiştir: “Bir adam, Aleyhissalâtu vesselâm’a her namazda kıraat var mı?” diye sormuştu da Aleyhissalâtu vesselâmdan “Evet!” cevabını almıştı. Bunun üzerine cemaatten biri de: “Bu vacip oldu” demişti.” (K.S. 6243 C.17 S.21 Akçağ, alıntısı: İbni Mace 842.)

 

716-. ... Atâ b. Ebi Rebâh’dan rivâyete göre Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir: Her namazda Kur’an okunur. Peygamber (s.a.)’in bize duyurduğunu biz de sizlere duyuruyoruz. Bizden gizlediğini biz de sizden gizliyoruz. (Ebû Dâvud, K.Salât (2), Bâb 124,125 C.3 S.797 Şamil, ayrıca: Buhâri, ezân 104; Müslim salât 44-46; Nesâi, iftitâh 31,54; İbn Mâce, İkâme 11. )

 

Böylece her namazda Kur’an okunur demekle evvelki rivayetleriyle çelişkiye düşmüş olmaktadırlar. Namazda Fatiha Sûresinin okunup, okunmaması konusunda da uydurmuş oldukları rivayetler, maksatları konusunda çok ibret vericidir, şöyle ki:

 

717- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) uyurdular ki: “Kim Fâtiha-i şerife sûresini okumadan namaz kılarsa bilsin ki bu namaz nâkıstır- bu sözü üç kere tekrarladı- eksiktir.”

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)’ye:

“Biz imamın arkasında bulunuyorsak (ne yapalım)? Diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi:

“Yine de içinden oku.............. (K.S. 2531 C.8 S.404 Akçağ, ayrıca: Müslim, Salât 4/38; Muvatta Namaz 39; Ebû Dâvud, K. Salât (2), Bâb 131,132 H.821. )

 

718-. ... Ebû Said (el-Hudri) (r.a.)’den; demiştir ki: Biz (namazda) Fatiha ile (beraber Kur’an’dan) kolay(kımıza) geleni okumakla emr olunduk. (Ebû Dâvûd, K.Salât (2), Bâb 131,132, C.3 S.271 H.818 Şamil. )

 

719- Hz. Câbir (radıyallahu anh) demiştir ki: “Kim Fâtiha’yı okumadan bir rekat namaz kılarsa, imamın arkasında bulunmadığı takdirde namaz kılmış sayılmaz.” (K.S. 2535 C.8 S.407 Akçağ, alıntıları: Muvatta, Salât 38,(1,84); Tirmizi, Salât 233,(313). )

 

Bu rivayetlere göre, Fatiha sûresi okunmayan namaz noksan veya geçersizdir. Hal bu ki, diğer bazı rivayetlerinde, Peygamberin namazda Fatiha sûresini okumayıp, başka sûreler okuduğunu tahdis ettiler, şöyle ki:

720- İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) cuma günü, sabah namazında Elif-lâm-mim Tenzil, es-Secde, ve Hel etâ alâ’l-insâni hinun mine’d-dehr surelerini okurdu. Yine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) cuma namazında Cuma ve Münâfikûn surelerini okurdu.” (K.S. 2544 C.8 S.416 Akçağ, alıntıları: Müslim, Cuma 64,(879); Ebû Dâvud, Salât 218,(1074); Tirmizi, Salât 375,(520); Nesâi, Cuma 38,(3,111), İftitah 47, (2,159). )

 

721- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), A’raf suresiyle akşamı kılardı. Sureyi ikiye bölerek her iki rek’atte bir parçasını okurdu.” (K.S. 2557 C.8 S.424 Akçağ, alıntısı: Nesâi, İftitâh 67,(2,170). )

 

Böylece namazda kıraat konusunda iç içe çelişkili rivayetler zinciri meydana getirmişlerdir. Bu rivayetlerini dikkate alan bir şahıs Kıraat konusunda namaz da ne yapacağını bilemez. Bir taraftan, namazda Kur’an okunmayabilir, öğle ve ikindi namazlarında hiç okunmaz, nafile namazlarda hiç okunmaz, İmam okur cemaat okumaz. Diğer taraftan, İmam okur cemaatte okur, her namazda Kur’an okumak mecburidir, Fatiha sûresinin her namazda okunması mecburidir derken başka rivayetlerde Fatiha suresinin okunması mecburi değildir diye bilmektedirler. Şimdi bütün bu çelişkili rivayetler karşısında kişi namazda Kur’an kıraatiyle ilgili nasal karar verebilir?

 

Şimdi namaz konusunda ki rivayetlerini örneklendirmeye devam devam edecek olursam.

722- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), içerisinde secde âyeti olan sûreyi okur. (ayetler geldikçe) secde ederdi, biz de secde ederdik. Öyle ki (izdiham sebebiyle) namaz dışı vakitlerde alnımızı koyacak secde yeri bulamadığımız olurdu.” (K.S. 2763 C.9 S.66 Akçağ, alıntıları, Buhari, Sücûdu’l-Kur’ân 9,8,12; Müslim, Mesacid 103,(575); Ebû Dâvud, Salât 333, (1411,1412,1413). )

 

Bu rivayette secde ayeti okunduğunda secde yapılması gerektiği rivayet ettiler.

 

723- Ebu Temimeti’l-Hüceymi anlatıyor: “Ben sabah namazından sonra vaaz’u nasihat ediyordum, bu esnada secde (ayeti okuyor ve secde) ediyordum. İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) beni yasakladı. Ama ben O’nu dinlemedim. O üç sefer yasaklamayı tekrarladı. Sonra dönüp:

“Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın arkasında namaz kıldım. Hz. Ebu Bekr, Hz. Ömer ve Hz. Osman (radıyallahu anhüm) ile de namaz kıldım. Onların hiçbiri güneş doğuncaya kadar secde yapmazlardı” dedi.” (K.S. 2766 C.9 S.68 Akçağ, alıntısı: Ebu Dâvud, Salât 335, (1415). )

 

Bu rivayette ise sabah namazından sabah güneş doğuncaya kadar secde ayeti okunduğunda secde yapılamayacağını rivayet ettiler. Böylece bir evvel ki rivayette yapmış oldukları genellemeden istisna yaparak bazı vakitlerde secde ayeti okunduğunda secde yapılmaz dediler.

 

724- Zeyd b. Sabit’ten naklen: “Hiçbir namazda imam ile kırâat yoktur” demiş. Ve kendisinin Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem)’e Necm sûresini okuduğunu fakat (peygamberin) secde etmediğini söylemiş.. (Müslim, 106/1688 C.3 Sönmez Neşriyat. )

 

725- Zeyd İbnu Sâbit (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a Vennecmi sûresini okudum, bunda secde etmedi. (K.S.2770 C.9 S.89 Akçağ, alıntıları: Buhari, Sücudu’l-Kur’ân 6; Müslim, Mesâcid 106,(577); Ebû Dâvud, Salât 329, (1404); Tirmizi, Salât 404, (576); Nesâi , İftitâh 50,(2,160). )

 

Bu rivayetlerde ise, vakit söz konusu olmadan genelleme yaparak, içinde secde ayeti bulunan Necm Sûresi okunduğunda Peygamberin secde etmediğini rivayet etmekle, secde ayeti okunduğunda secde etmenin gerekli olmadığını iddia ettiler. Bu ise çelişki ve tutarsızlıktır.

726- İbnu Amr İbnu’l-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Üç kişi vardır, Allah onların namazını kabul etmez:

1. Kendisini sevmeyen kimselere imam olan;

2. Namaza arkadan gelen, yani vakti çıktıktan sonra gelen;

3. Köleyi azad ettikten sonra tekrar köle kılan.” (K.S.2800 C.9 S.129-130 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, Sâlat 63,(593). )

 

727-. ... Abdullah b. Ömer (r.a.)’in rivâyet ettiğine göre Resûlullah (s.a.) (şöyle) buyurmuştur: “Üç kişi vardır ki, Allah(ü Teâla) onların namazlarını kabul etmez: Kendisini istemeyen bir topluluğa imamlık eden kimse, namazı sonra (yani vakti geçtikten sonra) kılan kimse, hürriyetine kavuşturduğu köleyi (tekrar) köle edinen kimse.” (Ebû Dâvûd, K.Salât (2), Bâb 62 C.2 S.438-439 H.593 Şamil, ayrıca: Tirmizi, mevâkit 149; İbn Mâce, İkâme 431. )

 

Yukarıda ki rivayetlerine göre, vakti çıktıktan sonra kılınan namazın makbul olmadığını, diğer bir ifadeyle kaza namazı diye bir şey olmadığını ve namazların birleştirilemeyeceğini tahdis ettiler. Zira her iki hususta namazın vaktinden çıkmasıyla yani kılınması gereken vakti dışında kılınmasıyla ilgilidir. Bu ise gerek kaza namazıyla ve gerekse namazların birleştirilmesiyle ilgili olarak bu günkü uygulamalarına aykırı olduğu gibi, namazların birleştirilebileceği konusunda ki rivayetleriyle de çelişkilidir. Şöyle ki:

 

728- İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yolcu halinde iken öğle ve ikindiyi birleştirirdi, akşam ile yatsıyı da birleştirirdi.” (K.S. 2912 C.9 S.238 Akçağ, alıntısı: Buhari, Taksiru’s-Salât 13. )

 

Bu rivayette namazların seferi halde iken birleştirileceğini rivayet etmeleri, önceki rivayetle çelişkilidir. Bu çelişkiden bahsedildiğinde seferi olma durumu bir istisnadır deyip bahane uydura bilirler. Fakat bu bile mevcut çelişkiyi ortadan kaldırmaz. Zira başka rivayetlerde, sefer, korku veya başka bir zorluk olmadan namazların cem edilebileceğini yani birleştirilebileceğini tahdis ettiler. Şöyle ki:

 

729-. ... Ya’lâ b. Ümeyye’den; demiştir ki:

- Ömer b. Hattâb’a. “Aziz ve celil olan Allah sadece “Eğer kâfirlerin size fenalık yapacağından korkarsanız” dediği ve (bugün) bu (korku) da kalmadığı halde insanların (yolculukta) namazı kısaltmalarını nasıl buluyorsunuz?” dedim. Ömer (r.a.) dedi ki:

- Senin hayret ettiğin şeye ben de hayret ettim de bunu Resûlullah (s.a.)’den sordum.

“-Bu, aziz ve celil olan Allah’ın size verdiği bir sadakadır. O’nın sadakasını alınız” buyurdu. (Ebû Dâvûd, K.Salâtu’s-Sefer (4), Bâb 1 C.4 S.374 H.1199 Şamil, ayrıca: Müslim, müsâfirun 4; Tirmizi, tefsiru sûre (4); Nesâi, Taksiru’s-Salât 1;İbn Mâce,ikâme 73.)

 

730-. ... Abdullah b. Abbâs’tan; demiştir ki:

-Resûlullah (s.a.) korku ve sefer olmaksızın öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı bir arada kıldı.

Mâlik dedi ki: “Ben bunun yağmur hakkında olduğunu zannediyorum.”

Ebû Dâvud dedi ki: Bu hadisin benzerini Ebû’z-Zübeyr b. Seleme ile Kürretü’bnü Halid de rivâyet etmiştir. (Ebû’z-Zübeyr) dedi ki:

- (Bu hâdise) Tebûk seferine çıktığımızda oldu. (Ebû Dâvûd, K.Salâtu’s-Sefer (4), Bâb 5 C.4 S.393 H.1210 Şamil, ayrıca: Müslim, müsafirin 54, Tirmizi mevakit 24; Nesâi, mevakit 47. )

 

Her ne kadar bu rivayette, yağmur tahmini ve veya sefere çıkma gibi sözlerle istisnalar getirmeye çalışmışlarsa da, bu şekilde evvel ki rivayetle çelişkiye düştükleri gibi, hiçbir şarta bağlı olmayan aşağıda ki rivayetle de çelişkiye düşmüşlerdir. Şöyle ki:

 

731-. ... İbn Abbas (r.a.)’den; demiştir ki:

- Resûlullah (s.a.) korku ve yağmur olmaksızın Medine’de öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı cem etti (ikisini bir arada kıldı).

İbn Abbâs’a Resûlullah (s.a.’ın bununla neyi kastettiği sorulunca:

- Ümmetine kolaylık getirmeyi murad etti, diye cevap verdi. (Ebû Dâvûd, K.Salâtu’s-Sefer (4), Bâb 5 C 4 S.397 H.1211 Şamil, ayrıca: Müslim, müsâfirin 54; Tirmizi, mevâkit 24; Nesâi,mevâkit 47.)

 

Görüldüğü gibi, bir taraftan namazı geciktirenin namazını Allah kabul etmez derken. Namazı geciktirmekten başka bir şey olmayan, namazların birleştirilmesi suretiyle geciktirilmesinin uygun olduğunu tahdis ve iddia etmektedirler. Bu açık bir çelişki ve tutarsızlıktır.

 

732- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine’den Mekke’ye gitmek üzere yola çıktı. Rabbülâlemin’den başka hiçbir şeyden korkmuyordu. Yolda namazı ikişer ikişer (yani kasrederek) kıldı.” (K.S.2899 C.9 S.228 Akçağ, alıntıları: Tirmizi, Salât 391,(547); Nesâi, Taksiru’s-Salât 1,(3,117). )

 

733- Enes (radıyallahu anh)’in anlattığına göre kendisinden kasru’s-salât yani namazın kısaltılması hakkında sorulmuştu. Şöyle cevap verdi:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) üç millik mesafeyi veya -Şu’be’nin şekkine (zannına) göre - üç fersah mesafeyi dışarı çıktı mı iki rekat kılar.” (K.S. 2897 C.9 S.227 Akçağ, alıntıları: Müslim, Salâtu’l-Müsâfirin 12,(691); Ebû Dâvud, Salât 271,(1201). )

 

734- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte Mekke’ye gitmek üzere Medine’den çıktık. Efendimiz yolda namazları ikişer ikişer kılıyordu. Medine’ye dönünceye kadar hep böyle yaptı.”

Enes’e:

“Mekke’de ne kadar kaldınız?” diye sorulmuştu:

“Orada on gün kaldık” dedi.” (K.S.2900 C.9 S.229 Akçağ alıntıları: Buhari, Taksir 1, Meğâzi 52; Müslim, Salatu’l-Müsâfirin 15,(693); Ebû Dâvud, Salât 279,(1233); Tirmizi, Salât 392,(548); Nesâi, Taksiru’s-Salât 4,(3,121). )

 

Bu üç rivayette, tehlike olmaması halinde bile, seferi durumda ve ikamet edilen memleket haricinde uzun bir süre kalınsa dahi namazın kısaltıla bileceğini rivayet ettiler.bu ise Kura'nâ aykırıdır. Zira namaz ancak bir tehlike mevcutken kısaltıla bilir. Bu hususta Kur’an’dan mealen:

 

- Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman inkâr edenlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Muhakkak ki kâfirler, sizin açık düşmanınızdır. 4/101

Görüldüğü gibi, namazın kısaltıla bilmesi için kâfirlerden gelebilecek bir tehlikenin mevcut olması şarttır. Bu itibarla uydurmuş oldukları rivayetler Kur’an’a uymamaktadır.

 

Namaz konusuyla ilgili olarak <691.> örnekte bahsettiğim gibi seferi durumda mamazı kısaltmanın ruhsat değil farz olduğunu iddia etmişlerdi, iddiaları şu idi: “Allah namazı peygamberimizin diliyle hazerde dört, seferde, korku halinde de bir rekat olarak farz kılmıştır.” Bunun ifade ettiği mana her ne şekilde olursa olsun seferi (yolculuk) durumdayken namazı kısaltmak mecburi olur demektir. Bununla ilgili olarak bir örnek daha verip, bu rivayetleriyle çelişkili olan bir diğer rivayetleriyle karşılaştırırsak:

735- Hz. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Kurban bayramında kılınan namaz iki rek’attir, Fıtır (Ramazan) bayramında kılınan namaz iki rek’attir, sefer namazı iki rek’attir, cuma namazı da iki rek’attir. Bunlar Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın lisanı üzere tamamdır, kısaltma yoktur.” (K.S. 2334 C.8 S.231 Akçağ, alıntısı: Nesâi, Cum’a 37,(3,111), Taksir 1,(3,118), İdeyn 11,(3,183). )

 

736- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte umre yapmak üzere Medine’den Mekke’ye doğru yola çıktık. Medine’ye gelince:

“Ey Allah’ın Resûlü, annem babam sana feda olsun. Sen kısa kıldın, ben tam kıldım, sen yedin ben oruç tuttum, (ne dersiniz?)” dedim. Şu cevabı verdi:

“Ey Aişe güzel yaptın!” buyurdu ve işimde beni kınamadı” dedi.” (K.S.29922 C.9 S.246 Akçağ, alıntısı:Nesâi,Taksiru’s-Salât4,(3,122) )

 

Böylece seferi (yolcu) namazlarının iki rekat olarak kılınmasının farz olduğunu inkar ettiler.

 

737-........... Âmir İbnu Raba ® haber verip şöyle demiştir: Ben Resûlullah (S)’ı binek deve üzerinde, bineği hangi cihete yönelirse o cihete doğru, nâfile namâzı kılar gördüm. Ve Rasûlullah bunu farz olan namâzda yapmaz idi.

Ve leys şöyle dedi: Bana Yûnus (ibn Yezid), İbnu Şihâb’dan tahdis etti. O şöyle demiştir: Sâlim: Abdullah ibn Umer yolcu iken geceleyin binek hayvanı üzerinde nâfile namâzı kılardı; bunda yüzü hangi cihete olursa olsun, aldırmazdı, dedi.

Abdullah ibnu Umer şöyle demiştir: Resûlullah (S) de binit devesi üzerinde, yüzü hangi cihete yönelik olursa olsun, nâfile namâzı kılardı. Ve yine deve üzerinde vitir namâzını da edâ ederdi. Şu kadar var ki Rasûlullah, binek üzerinde farz namâzı kılmazdı. (Buhâri, Eb-vâbu Taksiri’s-Salât Bab 9 C.3 S.1063-1064 H.17 Ötüken. )

 

738-............. Hafs ibnu âsım tahdis edip şöyle demiştir: İbnu Umer ® sefere çıktı da, şöyle dedi: Ben Peygamber (S) ile birlikte yolculuk ettim; O’nun seferde nâfile kılar olduğunu görmedim, Zikri yüce olan Allah da: (mealen) (= Muhakkak Allah Elçisi’nde size güzel bir örnek vardır)” (el-Ahzâb: 21 ) buyurdu. (Buhari, Ebvâbu Taksiri’s-Salât Bab 11 C.3 S.1066 H.20 Ötüken. )

 

Bu iki rivayetin bir birleriyle çelişkili olduğu açıktır, birincisinde yolculukta nafile namaz kılınır denmesine rağmen, ikincisinde kılınmaz demeleri bir çelişkidir.

 

739- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) demiştir ki: “(Kur’an) her bir namazda okunur. (Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize hangilerini işittirmişse biz de size işittiriyoruz. Hangilerini de gizlemişse biz de size gizliyoruz.” (K.S.2570 C.8 S.433 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Salât 129,(737); Nesâi, İftitâh 58,(2,163); Buhari, Ezân 104; Müslim, Salât 43,(396). )

 

Bu rivayetlerinde namaz kılınırken gizli okuma olduğunu

iddia ettiler. Bu ise Kur’an’a aykırıdır, zira namazda ses yükseltilmez gizlenmezde, ikisi arasında bir yol tutulur. Bu hususta Kur’an’dan mealen:

 

- De ki: “İster Allah diye çağırın, ister Rahmân diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız, nihâyet en güzel isimler O’nundur. Namazında pek bağırma, pek de (sesini) gizleme, bu ikisinin arasında bir yol tut. 17/110

Tahdis etmiş oldukları rivayetin Kur’an’a aykırı olduğu açıktır.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

740- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kişinin cemaatle kıldığı namazın sevabı evinde ve çarşıda (iş yerinde) kıldığı namazından yirmi beş kat fazladır. Şöyle ki, âb dest alınca güzel bir ab dest alır, sonra mescide gider, evinden çıkarken sadece mescid gayesiyle çıkmıştır. Bu sırada attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir, bir günahı affedilir. Namazı kıldı mı, namaz gahında olduğu müddetçe melekler ona rahmet okumaya devem ederler ve şöyle derler:

“Ey Rabbimiz buna rahmet et, merhamet buyur.”

Sizden herkes, namaz beklediği müddetçe namaz kılıyor gibidir.” (K.S.2778 C.9 S.101 Akçağ, alıntıları: Buhari, Ezan 30, Cum’a 2; Müslim, Salât 272 (649); Ebû Dâvud, Salât 49,(559); Tirmizi, Salât 245,(330); İbnu Mâce, Mesacid 16,(788). )

 

741- Sahiheyn’in İbnu Ömer (radıyallahu anh)’den kaydettiği bir diğer rivayette şöyle denmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Cemâatle kılınan namaz, ayrı kılınan namazdan yirmi yedi derece üstündür.” (K.S.2779 C.9 S.101 Akçağ, alıntıları: Buhari, Ezân 30, Müslim, Salât 272. )

 

Aynı husus hakkında birinci rivayette yirmi beş kat sevap tahdis etmelerine rağmen, ikinci rivayette yirmi yedi kat olarak bildirmeleri bil çelişkidir.

742- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Erkeklerin teşkil ettiği safların en hayırlısı birinci saftır. En kötüsü en son saftır. Kadınların teşkil ettikleri safların en hayırlısı en son saftır, en kötüsü en öndekidir.” (K.S. C.9 S.145 Akçağ, alıntıları: Müslim, Salât 132,(440); Ebû Dâvud, Salât 98,(678); Tirmizi, Salât 166,(224); Nesâi, İmâmet 32, (2,93). )

 

Önceki iki rivayette çelişkili de olsa cemaatle kılınan namazın faziletlerinden bahsederlerken, bu rivayette namazın cemaatle kılınması için teşkil edilen saflar hakkında, erkeklerin teşkil ettiği son saf ile, kadınların teşkil ettiği ilk saf konusunda “şerli” ifadesini kullanmaları çok ağır bir ifade ve ithamdır, asıl metinde kullanılan sözcük “şerli” sözcüğüdür ve bu ağır bir ifadedir, zira namaz için teşkil edilmiş bir saf hakkında, sevap kazanma bir tarafa şerli demekle günahkarlar safı tanımını getirmişlerdir. Ayrıca ithamdır, zira bu iki safta ki erkek ve bayanların saf olarak aynı hizada arka arkaya bulunmaları hususunda “şerli” ifadesiyle uygunsuz hareketler yapıldığını iddia etmek istemektedirler. Bu ise İslam cemaatine itham ve aynı zamanda iftiradır.

 

Daha öncede belirttiğim gibi, tahdis etmiş oldukları bir rivayette, bu saf konusuyla ilgili olarak, güya secde eden Müslüman erkeklerin secdede iken avretleri görünüyormuş da, namaz kılan kadınlar secdeden daha evvel başlarını kaldırdıklarında onların avretlerini görüyorlarmış. Nasihat maskesi altında tahdis etmiş oldukları hakaret içerikli rivayet şudur:

 

743- Esmâ Bintu Ebi Bekr (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı işittim, kadınlara diyordu ki:

“Sizden kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa, erkekler başlarını kaldırıncaya kadar başını yerinden kaldırmasın, böylece erkeklerin avretlerini görmekten korunmuş olur. (K.S.2835 C.9 S.164 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, Salât 146,(851). )

 

Yaptıkları saldırı gayet açıktır. Şimdi diğer çelişkili rivayetlerine bakalım:

 

744- Aişe’den naklen: “Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) duhâ namazını dört rekat kılar. Allah’ın dilediği kadar da ziyade ederdi.” (Müslim, C.4 H.78-79/2052 Sönmez Neşriyat. )

 

745- Aişe’den naklen: “Ben Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) in duhâ nafilelerini kıldığını hiç görmedim. Onu ben kılıyorum............ (Müslim C.4 H.77/2052 Sönmez Neşriyat. )

 

746- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah

(aleyhissalâtu vesselâm) kuşluk (duhâ) namazını her kılışında mutlaka ben de kıldım.” (K.S. 3016 C.9 S.326 Akçağ, alıntıları: Buhari, Teheccüd 5,32; Müslim, Müsafirun 75,77,(717,718); Muvatta, Kasru’s-Salât 29,(152-153); Ebu Dâvud, Salât 301,(1292,1293); Nesâi, Savm 35,(4,152). )

 

Bu üç rivayetin üçü de Aişe’den tahdis edilmiş ve çelişkili oldukları açıktır.

747- Müsevver İbnu Yezid el-Mâliki (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) namazda (cehri olarak) kıraatte bulunuyordu. bir kısım okumayı terk etti. (Namazdan sonra, cemaatten) bir adam.

“Ey Allah’ın Resûlü, şu şu âyetleri okumayı terk ettiniz!” dedi. Resûlullah:

“Niye bana hatırlatmadın? Buyurdular.”

Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: “(Adam)... Ben onların nesh edildiğini zannetmiştim.” (Ebû Dâvud, Salât 163,(907). K.S.2838 C.9 S.167 Akçağ. )

 

748- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ey Ali namazda (takılırsa) imamı açmâ! (hatırlatma). (K.S. 2839 C.9 S.167 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, Salât 164,(903). )

 

İki çelişkili rivayet, ikisi de Ebû Davut’tan, birincisinde imama namazda Kur’an okurken yanılırsa veya takılır ise okuyamazsa cemaat ona hatırlatmalıdır derken. İkinci rivayette aynı durumun olması halinde hatırlatmamak gerekir demeleri, çelişkili olmasının yanında ilginçtir.

 

Diğer bir hususta, Peygamberin Kur’an’ı unutarak hatalı okuduğunu iddia etmeleridir. Bu ise Kur’an’a uymayan bir iddiadır. Allah’ın desteklemesi ile Peygamberin Kur’an’ı unutarak yanış okuması mümkün değildir.

Kur’an’dan mealen:

 

- (Resûlüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. 75/16

 

- Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir. 75/17

 

- O halde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşunu takip et. 75/18

 

- Sonra şüphen olasın ki, onu açıklamak da bize aittir. 75/19

Görüldüğü gibi tahdis etmiş oldukları rivayet Kur’an’a uymamaktadır.

749- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “İki namaz var ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunları ne gizli ne de aleni olarak seferde ve hazerde hiç terk etmedi: Sabahtan önce iki rekat. İkindiden sonra iki rekat.” (K.S.2932 C.9 S.260 Akçağ, alıntıları: Buhari, Mevâkitu’s-Salât 33,73; Müslim, Salâtu’l-Müsâfirin 300,(835); Ebû Dâvud, Salât 290,(1253); Nesâi, Mevâkitu’s-Salât 36,(1,281), Kıyâmu’l-Leyl 56,(3,251,252). )

 

Bu rivayette ikindiden sonra iki rekat nafile kılınacağını tahdis ettiler.

750- Muhtar İbnu Fulful anlatıyor: “Hz. Enes’ten ikindiden sonra kılınacak nafile namaz hakkında sordum” dedi ki:

“Hz. Ömer, ikindiden sonra nafile kılanların ellerine (sopayla) vururdu. Biz iki rek’ati, Resûlullah devrinde güneş battıktan sonra akşam namazından önce kılardık. Bizi bunu kılarken efendimiz görürdü de ne emrederdi ne de nehy ederdi.” (K.S.2966 C.9 S.280 Akçağ, alıntısı: Müslim, Müsafirin 302,(836). )

 

Bu rivayette ise ikindiden sonra nafile namaz kılınamayacağını söylemeleri bir çelişkidir.

 

751- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Sizden biri Cumayı kıldı mı, ondan sora dört rekat kılsın.” (K.S.2976 C.9 S.286 Akçağ, alıntıları: Müslim, Cum’a 67,(881); Ebu Dâvud, Salât 244,(1131; Tirmizi, Salât 376. )

 

Bu rivayette Cuma namazından sonra dört rekat kılınması gerektiğini rivayet ettiler.

 

752- Nâfi merhum anlatıyor: “İbnu Ömer (Radıyallahu anhümâ), Cuma günü bir adamın Cumayı kılarken durduğu yerden hiç kımıldamaksızın iki rekat daha kılmaya devam ettiğini görmüştü, adamı bundan men etti ve:

“Cum’a’yı dört mü kılıyorsun?” dedi. İbnu Ömer, cum’a günü evinde iki rekat kılar ve etrafındakilere:

“Resûlullah böyle kılardı!” derdi.” (K.S.2978 C.9 S.287 Akçağ, alıntıları: Buhari, Cuma 39, Teheccüd 25,29; Müslim, Cum’a 70,(882); Ebu Dâvud, Salât 244,(1127,1128); Tirmizi, Salât 376,(521,522); Cum’a 42,44,(3,113). )

 

Bu rivayette ise Cuma’dan sonra evde kılınacak iki rekat hariç, başka namaz kılınmaması gerektiğini tahdis etmeleri bir çelişkidir.

753- Atâ anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) Mekke’de Cumayı kıldı mı ilerler iki rek’at daha kılardı; sonra biraz daha ilerler dört rek’at daha kılardı. Medine’de olunca da Cumâ’yı kılar sonra evine döner, iki rek’at daha kılardı, bunu mescide kılmazdı. Bu durumun sebebi nedir? Diye kendisinden sorulmuştu:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) böyle yapardı” dedi.” (K.S.2979 S.287 Akçağ, alıntıları: Ebu Dâvud, Salât 244,(1130,1131); Tirmizi, Salât 376,(523). )

 

Bu rivayette, seferi durumdayken Cuma namazından sonra altı rekat namaz kılınacağını tahdis etmeleri ise, seferdeyken namazın kısaltılması gerektiği yolunda ki rivayetleriyle çelişkilidir. Ayrıca Cuma namazından sonra dört rekattan fazla namaz kılınamayacağı yolunda ki rivayetleriyle de çelişkilidir.

 

754- Büreyde (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Vitr namazı haktır. Kim bunu kılmazsa bizden değildir.” Bunu Efendimiz üç kere tekrar etti.” (K.S.2980 C.9 S.289 Akçağ, alıntısı: Ebu Dâvud, Salât 337,(1419). )

 

755- Hârice İbnu Huzafe (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah size (öyle) bir namazla imdât etti ki, O sizin için kızıl deve sürülerinden daha hayırlıdır. İşte bu namaz vitirdir. Allah onu sizin için yatsı namazı ile şafağın sökmesi arasına koydu.” (K.S.2990 C.9 S.295 Akçağ, alıntıları: Ebu Dâvud, Salât 336,(1418); Tirmizi, Salât 332,(452). )

Yatsı namazı ile şafağın sökmesi arasında Vitir namazının farz olduğunu rivayet ettiler. Bu hem de öyle bir mecburiyettir ki, bunu kılmayan Peygamberden değildir, diğer bir ifadeyle Müslüman değildir iddiasında bulundular. Bu iddia namazın beş vakit olarak farz olduğu yolunda tahdis etmiş oldukları bütün rivayetlere çelişkili olduğu gibi, bu gün beş vakit olarak yapılan uygulamaya da uymamaktadır. Zira vitir namazıyla birlikte farz namaz vakitleri altıya çıkmaktadır. Namazın beş vakit olarak farz olduğuna dair tahdis etmiş oldukları bir rivayet örneği verecek olursam:

 

756- Ebu Katâde İbnu Rıb’i anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah-u Zülcelal hazretleri buyurdu ki: “Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve kim bunu vaktinde kılmaya devam ederse onu cennete koyacağım diye katımda ahidde bulundum. Kim de bunu vaktinde kılmaya etmezse katımda onun için hiçbir ahid yoktur.” (K.S.6407 C.17 S.101 Akçağ, alıntısı: İbni Mace 1403. )

 

Bu itibarla namazın kaç vakit farz olduğu konusunda çelişkili oldukları açıktır.

 

757- Abdülaziz İbnu Cüreye anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) Resûlullah ne ile vitir namazı kılardı? diye sorduk. Dedi ki: “Birinci rek’atte Sebbih isme Rabbeke’l-a’layı ikinci rek’atte Kulyâeyyühâ’l-kâfirun suresini, üçüncü rek’atte de Kulhüvallahü ahad ve Muavvizateyn’i okurdu.” (K.S.2989 C.9 S.295 Akçağ, alıntıları: Ebu Dâvud , Salât 339,(1424); Tirmizi, Salât 340,(463), Nesâi, Kıyamu’l-Leyl 47,48,(3,244,245). )

 

Bu rivayette vitir namazının üç rekat olduğunu tahdis ettiler.

 

758- Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) on üç rekat kılarak vitir yapardı. İhtiyarlayıp zayıflayınca yedi rekat vitir yaptı.” (K.S. 2986 C.9 S.293 Akçağ, alıntıları: Tirmizi, Salât 336,(458); Nesâi, Kıyamu’l-Leyl 30,40,45, (3,237,243). )

 

Bu rivayette vitir namazının üç rekattan fazla olduğunu söylemeleri evvelki rivayetle çelişkilidir. Ayrıca her iki rivayette vitir namazının tek rekatlı kılınması lazım geldiğini iddia etmeleri, gece ve gündüz kılınacak bütün namazların ikişer ikişer kılınması yolunda tahdis etmiş oldukları rivayetlerle de çelişkilidir. Şöyle ki:

 

759- Fadl İbnu’l-Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Namaz ikişer ikişer kılınır. Her iki rek’atte bir teşehhüd vardır. Namazda huşu duyulur (tazarruda bulunulur), temeskün (tezelzül) izhar edilir. Ellerini kaldırırsın.” şöyle de dedi: “Ellerini, içleri kendi yüzüne dönük olarak Rabbine kaldırır. İstediklerini (ısrarla tekrarla söyleyerek) istersin:

“Ya Rabbi! Ya Rabbi! Ya Rabbi!.............” Kim bunu yapmazsa namazı eksiktir.” (K.S. 2663 C.8 S.509 Akçağ, alıntısı: Tirmizi, Salât 283, (385). )

 

760- Hz Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) vitrin ilk iki rek’atinde selam vermezdi.” (K.S.2998 C.9 S.300 Akçağ, alıntısı: Nesâi, Kıyamu’l-leyl 36,(3,235). )

 

761- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) vitrin iki rek’atinde selam verirdi. Öyle ki (o sırada) bazı ihtiyaçları için emirde bulunurdu.” (K.S. H.2999 C.9 S.300 Akçağ, alıntıları: Buhari, Vitr 1, Muvatta, Salâtu’l-Leyl 20,(1,125). )

 

İki rekat arasında selam konusunda iki rivayet çelişkilidir.

 

762- . ... İbn Abbâs (r.a.)dan; demiştir ki:

- Allah Teâlâ Peygamberimizin diliyle namazı size hazar de dört, seferde iki ve korku halinde de bir rekat olarak farz kıldı. (Ebu Dâvud, K.Salâtu’s-Sefer (4), Bâb 18 C.4 S.477 H.1247 Şamil, ayrıca: Müslim, müsâfirin 5. )

 

Bu rivayette korku namazının bir rekat olduğunu tahdis ettiler.

 

763-. ... Ebu Bekr (r.a.)’den; demiştir ki:

- Peygamber (s.a.) korkulu bir anda öğle namazı kıldırdı. (Cemaatin) bir kısmı arkasında, bir kısmı da düşman karşısında saf tutturdu. (Önce arkasındakilere) iki rekat kıldırdıktan sonra selâm verdi. Kendisiyle birlikte namaz kılanlar gidip (düşman karşısında duran ) arkadaşlarının yerine durdular. Sonra onlar gelip (Resûlullah’ın) arkasında namaza durdular, onlara da irekat namaz kıldırdı. Sonra selam verdi. Böylece Resûlullah (s.a) dört, ashabı ise iki rekat (namaz kılmış) oldu.

el-Hasen (el-Basri) de böyle fetvâ verdi.

Ebû Dâvud dedi ki: Akşam namazı da yine böyledir. İmam için altı, cemaat için üçer rekat (kılınır). )

Ebû Davud dedi ki: Bu hadisi aynı şekilde Yahyâ b. Ebi Kesir de Ebû Seleme ve Câbir vasıtasıyla Peygamber (s.a.)’den rivâyet etti. Süleyman el-Yeşkuri de aynı şekilde; “Câbir’den o da Peygamber (s.a.)’den” diye rivâyet etti. (Ebu Dâvud, K.Salâtu’s-Sefer (4), Bâb 19 C.4 H.1248 S.478-479 Şamil, ayrıca; Nesâi, havf 23-27. )

 

Bu rivayette korku namazının akşam namazı için üç ve diğer vakitler için iki rekat olduğunu söylemeleri evvelki rivayetle çelişkilidir. Zira korku namazını bir rekat olduğunu söylemişlerdi.

764- ... Ebû Hüreyre’den (rivayet olunduğuna göre);

Resûlullah (s.a.) Necaşi(nin ölümü)nü o gün halka haber verdi. Sonra cemaati musallaya çıkarıp onları saf düzenine soktu. Dört tekbir al(arak cenaze namazını kıldır)dı. (Ebu Dâvud, K.el-Cengiz (20) Bab 56-58 H.3204 Şamil, ayrıca: Buhari, cenâiz 4,5,61,65; menakıb’ül-ensar 38; Müslim, cenâiz 27,72,76,103; İbn Mace, cenâiz 33.

 

Bu rivayette gıyaben Necaşi için cenaze namazı kılındığını tahdis ettiler. Dolayısıyla ölen Müslümanlar için gıyaben cenaze namazı kılınabileceğini iddia ettiler.

 

765- Sahiheyn ve Nesâi’de gelen bir diğer rivayette şöyle denir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Necâşi’nin ölüm haberini öldüğü günde haber verdi ve:

“Kardeşiniz için (Allah’tan) mağfiret taleb edin!” dedi ve başka bir şey söylemedi.” (K.S. 3059 C.9 S.369 Akçağ, alıntıları: Cenâiz 4,55,61,65; Menakibu’l-Ensar 38; Müslim, Cenâiz 62,63,(951); Ebu Dâvud, Cenâiz 62(3204); Tirmizi, Cenâiz 37,(1022); Nesâi, Cenâiz 76,(4,72). )

 

Bu rivayette Necaşi’nin cenaze namazını gıyabında kılınmadığını, dolayısıyla Müslümanların gıyaben cenaze namazının kılınmayacağını tahdis etmeleri evvelki rivayetle çelişkilidir.

 

766- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)’ın anlattığına göre, bir cenaze üzerine namaz kılmış ve namazda Fâtiha’yı okumuştur. Bu hususta kendisine (niye onu okuduğu) sorulunca: “Bu, sünnettendir!” diye cevap vermiştir.” (K.S. 3062 C.9 S.372 Akçağ, alıntıları: Buhari, Cenâiz 66; Ebu Dâvud, Cenâiz 59,(3198); Tirmizi, Cenâiz 39,(1026); Nesâi, cenâiz 77,(4,74,75). )

 

Bu rivayette cenaze namazı kılındığında, Kur’an okunabileceğini tahdis ettiler.

 

767- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ölü üzerine namaz kıldınız mı ona ihlasla dua edin.” (K.S.3064 C.9 S.373 Akçağ, alıntıları: Ebu Dâvud, Cenâiz 60,(3199); İbnu Mâce, Cenâiz 23,(1497). )

 

768- Nâfi rahimehullah anlatıyor: “İbnu Ömer, cenâze için kılınan namazda kıraate yer vermezdi.” (K.S. 3063 C.9 S.373 Akçağ, alıntısı: Muvatta, Cenâiz 19,(1,225). )

 

Bu iki rivayette, cenaze üzerine kılınan namazda kıraat (Kur’an okuma) olmadığını sadece ölü için Allah’a dua edileceğini tahdis etmeleri evvelki rivayetle çelişkilidir.

 

769- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim cenaze namazını mescidin içinde kılarsa kendisine (bir sevap) yoktur.” -bir nüshada- “aleyhinde bir şey yoktur.” (K.S.3077 C.9 S.382 Akçağ, alıntısı: Ebu Dâvud, Cenâiz 54,(3191). )

 

Bu rivayette kendi içinde çelişkilidir. Aleyhine bir şey yoktur deme ile, kendisine sevap yoktur denmesi çelişkilidir. Aleyhine bir şey yoktur sevap kazanmayı, kendisine bir şey yoktur sevap kazanmamayı ifade etmektedir, bu iki ifade bir birlerine terstir.

 

770-............... Câbir ibn Abdillah ® şöyle demiştir: Peygamber (S) Uhud şehitlerinden iki kişiyi bir örtü (yâni bir kabir) içinde birleştiriyordu. Sonra: “Hangisi Kur’ân’ı daha çok öğrenmiştir?” diye soruyordu. Bu çift şehitlerden biri kendisine işâret edilince, onu kabirdeki lahdin içine önce koyuyordu. Ve sonra: “Ben bu mucâhidler üzerine (yâni hayâtlarını Allah yolunda fedâ ettiklerine) kıyâmet günü bir şâhidim” buyurdu ve şehitlerin kendi kanları içinde, yıkanmadıkları ve üzerlerine namâz da kılınmadığı hâlde gömülmelerini emretti. (Buhari, Kitâbu’l-Cenâiz C.3 S.1266 H.99 Ötüken. )

 

Bu rivayette Uhud şehitleri örnek gösterilerek, şehitler üzerine cenaze namazı kılınamayacağını tahdis ettiler.

 

771-............ Ukbe ibn Âmir®’den (o şöyle demiştir): Peygamber (S) bir gün çıkıp Uhud şehitlerine cenâze üzerine kıldığı namâzı gibi namâz kıldı.............. (Buhâri, Kitâbu’l-Cenâiz C.3 S.1266 H.100 Ötüken. )

 

772- Ukbe İbnu âmir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Uhud şehitleri için sekiz yıl sonra, sanki dirilerle(de) ölülerle(de) vedalaşıyormuşçasına cenaze namazı kıldı.” (K.S. 3081 C.9 S.385 Akçağ, alıntıları: Ebu Dâvud, Cenâiz 75, (3223,3224); Nesâi, Cenâiz 61,(3,61,62). )

 

Bu rivayetlerde ise, Uhud şehitleri için daha sonra hatta aradan sekiz sene geçtikten sonra cenaze namazı kılındığını tahdis etmeleri bir çelişkidir. Cenaze namazı Müslüman ölüye ve katledilenlere rahmet etmesi için Allah’a yapılan bir duadır, bunu sekiz sene geciktirmenin bir mantığı yoktur.

 

773- Ebu Berze el-Eslemi (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yatsıdan önce uyumayı, sonra da konuşmayı mekruh addederdi.” (K.S.3102 C.9 S.413 Akçağ, alıntıları: Buhari, Mevâkit 23; Müslim, Mesâcid 237,(647); Ebu Dâvud, Salât 3,(398); Tirmizi, Salât 125. )

 

774- Hz. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) ve yanlarında ben de bulunduğum halde müslümanların meselelerini (konuşmak için) gece geç vakte kadar uyanık kalırdı.” (K.S. 3103 C.9 S.414 Akçağ, alıntısı: Tirmizi, Salât 126. )

 

İki rivayet çelişkilidir, birincisinde yatsı namazından sonra konuşmak mekruhtur demelerine rağmen, ikincisinde Peygamberin gece geç vakitlere kadar konuştuğunu tahdis etmişlerdir.

 

775- Osman İbnu Ebi’l-As (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü dedim, şeytan benimle namazımın ve kıraatimin arasına girip kıraatimi iltibas etmeme sebep oluyor, (ne yapayım?)

Aleyhissalâtu vesselâm bana şu cevabı verdi: “Bu Hınzıp denen bir şeytandır. Bunun geldiğini hissettin mi ondan Allah’a sığın. Sol tarafına üç kere tükür!”

(Osman İbnu Ebi’l-As) der ki: “Ben bunu yaptım, Allah Teâla Hazretleri onu benden giderdi.” (K.S. 3106 C.9 S.415 Akçağ, alıntısı: Müslim, Selâm 68,(2203). )

 

Şeytanın vesvesesinden korunmak için, Allah’a sığınmak hem doğru hem de iyi bir şeydir. Fakat bu iyi vasiyetle beraber, sol tarafa üç kere tükürülmesinin fayda getireceğini iddia etmeleri, namaz kılanların arasına fitne ve fesad sokmak içindir. Cami’de, cemaat saf bağlayarak namaz kılmaktadır. Cemaatten birinin sol tarafına dönüp, o tarafta kendisine bitişik şahsa doğru tükürmesi hiçte hoş bir hareket olmadığı gibi, kavga etmelerine ve tartışmalarına neden olur.

 

776- Hz. Câbir anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Benim mescidimde kılınacak bir namaz, onun dışındaki mescitlerde kılınan bin namazdan efdaldir. Ancak Mescid-i Haram hariç. Zira Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz, diğer mescitlerde kılınan yüz bin namazdan efdaldir.” (K.S. 6408 C.17 S.101 Akçağ, alıntısı: İbni Mace 1397. )

 

Bu rivayete göre, Peygamberin mescidinde kılınan bir namazın, Mescidi Haram hariç, diğer bütün mescitlerde kılınacak bin namazdan daha hayırlı olduğunu, dolayısıyla Mescidi Aksa’da kılınacak bir namazdan da bin defa hayırlı olduğunu tahdis ettiler. Buna rağmen şu rivayeti de çelişkili olarak tahdis ettiler:

 

777- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın azadlısı Meymune radıyallahu anhâ anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü Bize Beytü’l-Makdis hakkında fetva ver!” demiştim. Şöyle buyurdular: “Orası mahşer (yani kıyamet günü insanların toplanacağı) ve menşer (herkesin defterlerinin neşredileceği) yeridir. Oraya gidin ve içinde namaz kılın. Çünkü orada kılınacak tek namaz kendi dışındaki yerlerde kılınacak bin namaz gibidir. (K.S. 6409 C.17 S.102 Akçağ, alıntısı: İbnu Mace 1407. )

 

Böylece Mescidi Aksa’da kılınacak bir namazın, Peygamber mescidinde ve hatta Kabe’de kılınacak bin namaz gibi olduğunu iddia ettiler. Bu ise açık bir çelişkidir.

 

778-................ Seyf şöyle demiştir: Ben Mücâhid’den işittim, o şöyle dedi. İbn Umer’in yanına gelindi de, ona: İşte şu Rasûlullah, o Ka’be’ye girdi, denildi. Bunun üzerine İbn Umer şöyle dedi: Peygamber (S) dışarıya çıkmış olduğu hâlde, ben hemen oraya girdim ve Bilâl’i Ka’be kapısının iki sövesi arasında ayakta buldum. Ve hemen Bilâl’e sorup: Peygamber Ka’be içinde namâz kıldı mı? Dedim, Bilâl: Evet, kapıdan giren kimsenin sol tarafına düşen iki direk arasında iki rek’at namâz kıldı, sonra dışarıya ve Ka’be’nin yüzü -kapısı- karşısında (yâni İbrâhim makaamında) iki rek’at kıldı, dedi. (Buhari, Kitâbu’s-Salât C.1 S.485 H.47 Ötüken. )

 

Bu rivayette Ka’be’nin içinde Peygamberin namaz kıldığını, dolayısıyla Ka’be’nin içinde namaz kılınabileceğini tahdis ettiler.

779-............... Bize İbnu Curayc, Atâ’dan haber verdi: O şöyle demiştir: Ben İbn Abbâs’tan işittim, o şöyle dedi: Peygamber (S) Ka’be’ye girdiği zamân, onun bütün nâhiyelerinde (yâni cihetlerinde) duâ etti ve oradan çıkıncaya kadar namâz kılmadı. Dışarıya çıkınca Ka’be’nin önünde iki rek’at kıldı. Ve: “Kıble işte budur” dedi.(Buhâri, Kitâbu’s-Salât C.1 S.486 H.48 Ötüken. )

 

Bu rivayette ise, evvelki rivayetin aksine, Peygamberin Kabe’nin içinde namaz kılmadığını, kıblenin Kabe’nin dışında olduğu belirttiğini, dolayısıyla Kabe’nin içinde namaz kılınamayacağını tahdis etmeleri bir çelişkidir.

780-.............. İbn Şihâb şöyle demiştir: Bana Atâ ibnu Yezid el-Cunde’i haber verdi. O Ebû Said el-Hudri ®’den şöyle derken işitmiştir: Ben Resûlullah (S)’tan işittim: “Sabâh namâzından sonra güneş yükselinceye kadar hiçbir namâz olmaz; ikindi namâzın’dan sonra da güneş kayboluncaya kadar namâz olmaz” buyuruyordu. (Buhâri, Kitâbu Mevâkiti’s-Salât C.2 S.641 H.62 Ötüken. )

 

Bu rivayette ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar namaz kılınamayacağını tahdis ettiler.

781-............. Bize Ubeyde ibnu Humeyd tahdis edip şöyle dedi: Bana Abdulaziz ibnu’ Rufey’ tahdis edip, şöyle dedi: Ben Abdullah ibnu’z-Zubeyr ®’i gördüm. O fecr namâzından sonra tavâf eder, sonra da iki rek’at namâz kılardı. Râvi Abdulaziz dedi ki: Ben Abdullah ibn’z-Zubeyr’i gördüm, ikindiden sonra iki rek’at namâz kılardı ve Âişe’nin kendisine Peygamber’in bu iki rekatı kılmadan evine girmediğini tahdis ettiğini haber verdi. (Buhari, Kitâbu’l-Hacc C.4 S.1559 H.110 Ötüken. )

 

Bu rivayette ise ikindi namazından sonra namaz kılınabileceğini rivayet etmeleri bir çelişkidir.

 

782-. ... Ebû Seleme b. Abdirrahman’ın Ebû Hureyre (r.a)’den rivayet ettiğine göre; Peygamber (s.a.) öğle namazını kıldırıp iki rekatte selâm vermiş. Kendisine:

- Namaz kısaltıldı mı? denilince, iki rekat daha namaz kılmış, sonra da iki defa secde etmiştir. (Ebu Dâvud, K.Salât (2), Bâb 188,189 C.4 S.74 H.1014 Şamil, ayrıca: Buhari, sehv 3; Nesâi, sehv 23. )

 

Bu rivayette Peygamberin namaz kılarken rekatlarda yanıldığını ve bundan dolayı sehv sehv secdesi yaptığını iddia etmişlerdir. Anlatmak istedikleri şey, bir kimse namaz kılarken yanılırsa muhakkak sehv secdesi etmesinin gerekli olduğudur. Buna rağmen bu rivayetin zıttı olan şu rivayeti tahdis ettiler.

 

783-. ... Sa’id el-Makburi’nin Ebû Hureyre (r.a)’den rivâyet ettiğine göre:

Peygamber (s.a.) (dört rekatlı) bir farz namazın ikinci rekatından (sonra namazdan) ayrıldı. Bir adam kendisine:

- Ya Resûlullah, namaz kısaldı mı, yoksa unuttun mu? dedi. Efendimiz:

“-Bunların hiç biri olmadı” buyurdu. Bunun üzerine cemaat:

- Bunu yaptın (namazı eksik kıldın) ya Resûlullah! dediler.

Bu sefer Peygamber diğer iki rekâtı de kılıp (namazdan) ayrıldı ve sehv secdelerini yapmadı................ (Ebû Dâvud, K.Salât (2), Bâb 188, 189 C.4 S.75 H.1015 Şamil. )

 

Görüldüğü gibi bu rivayet evvelki rivayetle çelişkilidir.

 

Ferec Hudur

 

 

Simdi ALLAH askina ben nasil kilacagim? Birbirleri ile celiskiler ile dolu hadisleri nasil olurda peygambere yakistirabilirim ben? Nasil olurda böyle celiski dolu olan rivayetler Islami belirler?? Buyrun iste, namaz hadisleri diye söylenen rivayetlerden bir kismi bunlar!!

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

kuranda geçmiyor diyerek ibadet ve usullerini tartışmak yanlıştır dinin hırıstiyanlaştırılması budur işte hırıstiyanlıkta resul inancı olmadığı gibi sadece kitaba inanç vardır oysaki müslümanlıkta peygamberlere iman vardır kuranda namaz geçer ve resulümüz tatbik ederek gerçek hayata geçirir bize yol gösterir kuranda konular salt olarak ele alınır kurban kesin der nasıl kesileceğini bildirmez gusl der ama farzlerını bildirmez bizim dinimiz iki aşamalıdır kuran-ı kerim hedefimiz peygamberimiz rehberimizdir sadece kuran-ı kerimi örnek alırsak peygamberimizi hiçe saymak olur vahabilik inancında bu esastır kuranı örnek alırlar peygamberimizi hiçe sayarlar kutsal mekanlara saygı göstermezler sünnetlerine uymazlar metodu gösteren olmadıktan sonra problemin çözümünü bulamayız millet neden dershanelere gidiyor yada okula alalım elimize fizik ve matemetik kitabını mühendis olalım isteyen medotunu kavramadan kuran-ı kerimi okuyabilir buyrun kitap duvarınızda asılı

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Allah razı olsun ezel kardeşim baştan beri yazdıklarınızı takip ediyorum bu tür maksatlı paylaşımlara çok güzel açıklamalar getiriyorsunuz Allah ilminizi artırsın slmlr..

--------------------

isra suresinin 78 . ayetinin tefsiri

GÜNEŞİN doruğu aşmasından gecenin çöküşüne kadar(ki süre içinde) namazı[nı] gereği üzere yerine getir; sabah [namazı] okumasını (95) da [tam bir dikkat ve duyarlık içinde gerçekleştir]; çünkü sabah okuması(nda insan) gerçekten de [ulvî olan her şeye] açıktır. (96)

 

95 - Hz. Peygamber'in uygulamasıyla da (sünnet) sabit olduğu gibi, bu ayet, yetişkin erkek, kadın her müslüman için farz kılınan günlük beş vakit namazı vakit bakımından tam olarak çerçevelemektedir: Sabah namazı (fecr), güneşin doruğu -zevâl- aştıktan kısa bir süre sonra öğle namazı (zuhr), ikindi namazı (‘asr), gün batımından hemen sonra akşam namazı (mağrib) ve gecenin bütünüyle çöküşünden sonra da yatsı namazı (‘işâ'). Gerçi her namazda Kur'an okumak zorunludur, fakat özellikle sabah namazı deyimsel olarak "sabah okuması (kur'ân)" olarak anılmaktadır ki bunun sebebi Hz. Peygamber'in özellikle bu vaktin namazını kılarken, onun ehemmiyetini de vurgularcasına vahyin etki ve esinlemesi altında okumayı uzun tutmasıdır. (Bkz. bundan sonraki not.)

 

96 - Klasik müfessirlerin çoğu bu meşhûd terimine, fecrin geceyle gündüz arasında bir geçit olması nedeniyle, "hem gece meleklerinin hem de gündüz meleklerinin tanık olduğu" şeklinde bir anlam vermişlerdir. Buna karşılık Râzî, meşhûd deyimiyle, burada, Allah'ın bahşettiği aydınlığın insanın kendi ruhunda husule getirdiği ışımaya işaret edildiği görüşündedir; gerçekten de gecenin sükûnet ve karanlığının yerini gündüzün diriltici ışığına terk ettiği bu saatlerde, insan ruhu dua, tefekkür, anma (zikr) eylemlerinin bir bileşimi olarak salât yoluyla manevî/ruhanî gerçekler alanına derin ve dolaysız bir nüfûz sağlayabileceği, ulvî olan her şeyle ilgi ve temas kurabileceği yüksek bir algı ve duyarlık düzeyinde bulunmaktadır ki, ayette ifade edilmek istenen de, Râzî'ye göre, insan ruhunun o vakitler ulaştığı bu açıklık, duruluk ve ulvî olana yatkınlık durumudur.

Birinci sayfada bu ayeti vermiştim ancak muhabbetçi hep göz ardı ediyorsunuz işte beş vakit namaza son noktayı isra suresi 78. ayetin tefsiri koyuyor kaynak kurangen.tr .

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Allah razı olsun ezel kardeşim baştan beri yazdıklarınızı takip ediyorum bu tür maksatlı paylaşımlara çok güzel açıklamalar getiriyorsunuz Allah ilminizi artırsın slmlr..

.

SENDEN de ALLAH razı olsun ve bu konuda destek veren tüm arkadaşlardan da ALLAH razı olsun...din bir bütündür ve keyfe keder bi kısmı alınıp bi kısmı ayrılamaz o yüzden bazı yerlerde cevap vermek zorunda kalıyorum bunları bile bile susmak olmaz sonra RABBİM hesabını sorar benden...

bu tür şeyler aynen şu misale benzer kardeş:::mesela ben bi ev alıcam gidiyorum ev sahibine diyorum ki..ya bu ev iyi güzel ama bana sadece mutfağını banyosunu birde bi oda versen çok iyi olur diyorum... ev sahibi benim bu teklifimi kabul eder mi ??? elbette etmez ...bana vereceği cevap şu olur:"bu evi beğendiysen tamamını alacaksın dediğin şekilde parça parça alamazsın!!" "eğer öyle bir eve ihtiyacın varsa git öyle bir ev bul onu al ama ben bu evi bölüp parçalar halinde sana veremem""

işte aynen bu misal gibi müslümanım demek islamın tamamını ve tüm hükümlerini kabullenmektir yoksa hem peygambere iman edip ondan sonra ona itibar etmemek olmaz!

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sayın Muhabbetçi

 

Bu mevzuların tamamı İslam Alimlerince tartışılmış ve izahları yapılmıştır.

 

Şimdi ilk kez ortaya siz atıyormuşçasına yeni bir şeymiş gibi sunuyorsunuz.

 

Nihayetinde herkes istediği gibi ibadet eder.

 

Bu konuları uzmanlarla konuşabilirsiniz.

 

"Namaz 5 vakit diye yutturuldu... " ne demek...

 

Siz başta Peygamber Aleyhisselam Efendimiz olmak üzere , Sahabe Efendilerimiz ve ondan sonra gelen bütün evliya ve asfiyayı yalancılıkla itham ediyorsunuz.

 

Bunu bilmeden yapmışsanız tevbe ediniz. Bilerek yapıyorsanız iflahınız zor. Zira Allah dostlarının eti zehirlidir. Onların etini yiyen ( dil uzatıp gıybet eden iftira eden) iflah olmaz.

 

Saygılarımla..

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Sayın Muhabbetçi

 

Bu mevzuların tamamı İslam Alimlerince tartışılmış ve izahları yapılmıştır.

 

Şimdi ilk kez ortaya siz atıyormuşçasına yeni bir şeymiş gibi sunuyorsunuz.

 

Nihayetinde herkes istediği gibi ibadet eder.

 

Bu konuları uzmanlarla konuşabilirsiniz.

 

"Namaz 5 vakit diye yutturuldu... " ne demek...

 

Siz başta Peygamber Aleyhisselam Efendimiz olmak üzere , Sahabe Efendilerimiz ve ondan sonra gelen bütün evliya ve asfiyayı yalancılıkla itham ediyorsunuz.

 

Bunu bilmeden yapmışsanız tevbe ediniz. Bilerek yapıyorsanız iflahınız zor. Zira Allah dostlarının eti zehirlidir. Onların etini yiyen ( dil uzatıp gıybet eden iftira eden) iflah olmaz.

 

Saygılarımla..

 

Bu durumda kurani kerimde (hasa) bu isi bilmiiyor olacakki, namazin bes vakitligini yazmamis...Zar zor, söyle böyle yaparak cikarmaya calismissalarda sonucda bes vakit namaz kuranda yok demeye mecbur kalmislardir...

 

Imam Saafiye Hz Aliyi sevdigi icin birgün itham ederler" Rafizisin " diye..Oda dönüp derki " sayet ben rafizi isem, o zaman Muhammed ve Cebrailde Rafizi!":derisive:

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Benzer Konular

    • Temel Yarışmada

      Temel "Kim 500 Milyar İster?" adlı yarışma programına katılır. Soru 1) 100 yıl savaşları ne kadar sürmüştür? a) 116 yıl b) 99 yıl c) 100 yıl d)150 yıl (Temel bilemez ve pas geçer) Soru 2) Panama şapkası hangi ülkede keşfedilmiştir? a) Brezilya b) Şili c) Panama d) Ekvator (Temel seyircinin yardımını ister) Soru 3) Rusların Ekim Bayramı hangi aydadır? a) Ocak b) Eylül c) Ekim d) Kasım (Temel telefon hakkını kullanır) Soru 4) Kral George IV’ün doğr

      , Yer: İlginç ve Komik Şeyler

×
×
  • Yeni Oluştur...