Jump to content

Organ Bahçesi


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Küçüklüğümüzde akadaşlarımızla oynadığımız bir oyunda herkes kulak, göz, burun gibi bir uzvunu tutarak 'kaç para eder?', 'kaça satarsın?' gibi sorularla hangi organın değerli olduğu hakkında fikir yürütür ve sonunda organı en iyi anlatarak pazarlayan puan kazanırdı.

 

Acaba organlarımıza bir fiyat biçilse hangi organ ne eder, diye hiç düşündük mü? Bu hususta en iyi fiyatı, gözünü, elini veya ayağını kaybedenlerin, böbreği çalışmadığı için uygun verici arayanların, karaciğer için sırada bekleyenlerin vereceğinden hiç şüpheniz olmasın. Halbuki bütün gün bu organlarımızı kullanıyoruz ve hiç farkında bile değiliz.

 

Böbreklerimiz biz uyurken bile kanımızı süzüyor, hiçbir ücret ödemiyoruz. Müzik dinlemek için kaset ve CD'lere ücret ödüyoruz, fakat kulağımıza bir ücret vermiyoruz. Pankreasımız her yemekten sonra uygun miktarda insulin üretmek için çalışıyor ve hiçbir ücret istemiyor. Bu misalleri istediğimiz kadar çoğaltabiliriz, sonunda hepimiz Rabbimizin bizleri ne büyük nimetlerle donattığını ve bize ücretsiz verdiği bu organları, sonsuz ilim ve kudretiyle nasıl yarattığını göreceğiz.

 

Her icraatını sonsuz ilim ve hikmetinin perdesi altında yaratan Allah (cc) insanoğluna verdiği akıl ve merak gibi kabiliyetlerini çalıştırarak kendi ilminden bazı sırları keşfetme ve öğrenme gibi bir özellik de vermiştir. Böylece insanoğlu bu ilimle tabiata sınırlı bir müdahele hakkı kazanmıştır.

 

Eğer çok uzun gayretler ve masraflarla kazandığı bu sınırlı ilmi, gurura ve hırsa kapılmadan kullanabilirse çok hayırlı işler yapabilir. Belki de Hz. İsa (as)'ın bir mucizesi olan tıbbın sınır taşlarından biri olabilecek "ölüme geçici hayat rengi vermek" gibi bir iş sayılabilecek, eskiyen veya herhangi bir şekilde kaybedilen organın yerine yenisini koyabilecek bir seviyeye gelebileceğiz.

 

Biyolojik dokuların lâboratuar ortamında yetiştirilmesi konusunda uzmanların biraraya getirildiği uluslararası bir ortak çalışma olan "The Life Iniative" tasarısına yoğunlaşmış otuz kadar seçkin biyolog; "Organ nakline tahsis edilmiş lâboratuarlarımızda sınırsız organ kaynağı oluşturacağız." diyerek hedeflerini belirliyor .

 

Temel hedef, organ açığını kapatmak. Her sene binlerce hasta, kendilerini kurtaracak organı beklerken ölmektedir. Lâboratuar ortamında üretilen hücrelerden elde edilebilecek "yeni organlar" ile bu problemi ve daha önce organ nakledilmiş hastaların hayatını altüst edebilen yeni organın reddedilmesi gibi hâdiseleri de çözebilecektir.

 

Medyanın ilgisini çekmek için, "The Life Iniative" tasarısının öncülüğünü yapan, Kanada'daki Toronto Üniversitesi'nden Michael Sefton ve John Davies, hedef organ olarak kalbi seçtiler. Michael Sefton: "Kalbin yerini yeni bir kalble doldurmak, bir arabanın motorunu değiştirmekten daha karmaşık olmayacaktır" diyerek coşkusunu göstermekte ve ardından da ilâve etmektedir, "tabiî ki elinizde yeni bir kalb varsa!". Temel kural basit görünüyor.

 

Kalb şeklinde ve daha sonra eriyip parçalanabilen gözenekli bir kalıpta kalb hücrelerini üretmek. Yeni doku kalıbın şeklini alırken kalıp kaybolmaktadır. Kalb kapakçıkları ve kalble ilgili diğer gerekli parçalar önce ayrı ayrı, sonra da birarada üretilebilir. Buna benzer şekilde, yetiştirilen hücrelere gerekli besinleri taşımak için kan damarlarının oluşumu teşvik edilir. O zaman yeni organ elverişli bir ortamda depolanıp istenildiği zaman kullanılabilir.

 

Vücudun yeni organı reddi, lâboratuarda, yetiştirme ortamındaki hücreleri değişikliğe uğratarak, ya da nakilden birkaç ay önce yetiştirilecek hücreleri hastadan alarak önlenebilir. Nazarî olarak bu senaryo çok güzel gözüküyor. Fakat sözkonusu tasarının öncüleri, bu projenin gerçekleşebilmesi için kendilerine en az on yıllık bir süre ve üç ile beş milyar dolarlık bir para gerektiğini söyledikleri zaman problemin henüz halledilmediği anlaşılıyor.

 

Bazı kişilere göre bu çalışmalar; "birkaç ilim adamını şöhret hastası yapıp değerli kılmaya çalışmaktan ibaret çılgın bir tasarıdan başka birşey değil". Hücre farklılaşmasındaki sırları, bir hücrenin bölünürken farklı özellik kazanmasını uyaran sinyal proteinlerin cinsi, miktarı ve sentezlenme zamanlaması gibi çok hassas ölçüleri ortaya koymak için daha çok çalışmak gerekiyor.

 

Belki de sandığımız kadar değil diyenlere göre biyologlar, uygun kültür ortamında çok zor bile olsa kalb kası üretmeyi çoktan beri biliyor ve insan vücudunda kullanılmaya hazır bir kalb kapakçığını daha önce oluşturmuş durumdalar. Kalb çok uzun vadeli bir hedef gibi görünüyorsa da, daha basit bir organ olan mesane (sidik torbası) parlak bir başarıya konu oldu.

 

Bu başarı, ABD'de Massachusetts Çocuk Hastahanesi'nde Anthony Atala'nın başkanlığında bir ekibin eseridir. Ürologlar köpekler üzerinde, sidik torbasının duvarını teşkil eden, bir tür iç deri olan endotelyum hücreleri ile kas hücrelerinden birkaç örnek aldılar. Onları dört haftalık bir süre için içinde özel besin maddeleri ayarlanmış olan birbirinden farklı kültür (yetiştirme) ortamlarına bıraktılar; sonra, kaslar hücrelerini küçülebilir polimerden içi boş bir çeşit top üzerinde üstüste gelecek tabakalar halinde yerleştirdiler.

 

Araştırmacılar daha sonra polimer kalıbın iç yüzüne endotelyum hücrelerini astar şeklinde koydular. Hücreler, bu desteğe bir kere iyi yerleşti mi, köpeklerdeki tabiî sidik torbasının yerini alabilecek yeni bir torbayı inşa etmiş olurlar. Bu sidik torbaları bu şekilde elde edilmiş ilk tam organdırlar.

 

Bu başarı için on yıldan fazla bir süreyi çalışmalarla geçiren Anthony Atala: "İlk deneylerden bir yıl sonra elde ettiğimiz neticeler umutlarımızın ötesine geçti." diyerek sevincini ifade etmektedir. Bostonlu bu ekibin ilk teşebbüsleri, insanlardaki sidik torbası hücrelerinin bir kalıp üzerinde lâboratuar ortamında yetiştirilmesinin mümkün olduğunu gösterse bile, insan üzerindeki deneyler hemen yarın neticelenecek mânâsına gelmemektedir.

 

Biraz karamsar olanlar, bu metodun, kesin başarıya ulaştığını söyleyebilmek için diğer ekiplerce de birçok defa tekrarlanması gerektiğini belirtmektedirler. Anthony Atala'nın bu metodunun önemi, heyecan uyandırıcı görünümünün ötesinde, şimdiden meşhur olması bir yana, birçok farklı dokudan oluşan pratik bir yapı elde etmesi gerçeğinde yatar. Aslında, yeni organların elde edilmesi adına bu safha çok önemlidir; zira, hiçbir organ tek bir dokudan oluşmamaktadır.

 

Organ üretimindeki en büyük problem de zaten burada yatmaktadır. Doku kültüründe şekilsiz bir hücre yığını üretebilirsiniz. Fakat farklı dokuların belli bir organa has şekli alması ve dokuların yerli yerinde uyum içinde yerleşmesi zorluğu henüz aşılamamıştır. Benzer bir metot, Quebec'de Saint Sacrement Hastahanesi'nde üç hücre tabakasından müteşekkil olan kan damarlarının üretilmesinde kullanılmıştır. Sözkonusu bu üç doku tabakası, en içte tek tabakadan ibaret endotelyum, ortada kas ve en dışta fibroblastların yaptığı bağ dokusudur.

 

Önce hücreler ayrı ayrı yetiştirilmekte, sonra kas hücreleri tabakası bir sigara kâğıdı gibi sarılmakta ve bir hafta sonunda fibroblastlarla kaplanmaktadır; en sonunda ise endotelyum hücreleri içeriye yerleştirilmektedir.

 

İnsanın göbek kordonundaki hücrelerden yapılan bu damarlar, köpeğe bir defa nakledildiğinde olağanüstü bir direnç gösterirler. Vücudun organı reddetmesini önlemek için, bu yeni damarlar hastanın kendi hücrelerinden elde edilebilecektir. Fakat, beş santimetre uzunluğunda ve üç milimetre çapında bir damar elde edebilmek için oniki haftalık bir süre gerektiğini gözönüne alırsak, acil durumlarda bu tekniğe başvurmak sözkonusu olmayacaktır.

 

Böyle bir durumu düşünerek, arzuya göre, kullanılabilecek her boyda kan damarları stoğu kurmayı gelecek için hayal edebiliriz.

 

Çalışmaların hızla gelişmesi, sanayicileri, biyoteknolojilerin geleceğini temsil eden bu sahaya birlikte yatırım yapmaya itmektedir. Doku yetiştirmenin potansiyel pazarı, milyarlarca dolara ulaşmaktadır.

 

Hücre Tedavisinin İlk Adımları

Sidik torbası, kan damarları, kalb kapakçığı, deri, ayrıca kıkırdak ve kemik... Peki, bir kalbi üretip meydana getirmek, niçin bu kadar uzun sürecek? Çünkü, bazılarını hâlâ bilmediğimiz beş veya altı farklı hücre tipini birarada bulunduran, karmaşık yapıda bir organ söz konusudur. Ayrıca, kalb kasının kalınlığı ilâve bir engel teşkil etmektedir. Yetiştirilen doku birkaç milimetreyi geçer geçmez, dokunun içindeki hücrelere besini taşıyacak olan kan damarlarını da aynı zamanda üretmek gerekir. Bu yüzden Michael Sefton, şimdilik mekanik sunî bir kalbin üzerinde çalışmanın daha iyi olacağını söylüyor.

 

Birkaç sene önce başlayan yeni organ yarışı, bütün dünyada yürütülen keşifler ve tecrübelerle artmaktadır. Hücre üretimi biyoteknolojilerin en büyük kazanımlarından biri olmuştur ve arzu edilen neticeleri her zaman getirmeyen gen tedavisinin yerini almak üzeredir.

 

Bu araştırma yolu, gen tedavisiyle uyuşabildiği nispette ilgi çekici görünmektedir. Halihazırdaki pek çok deney, hastanın bir eksiğini gidermek için genetik olarak değiştirilmiş hücrelerle dolu mikro gözenekli kapsüller nakletmekten ibarettir. Kapsül, bu hücrelerin salgılarının geçip girmesine izin verir; fakat bu salgıların organizmada yayılıp gitmesine ve bağışıklık sistemi tarafından dışarı atılmasına engel olur. Bu denemelerden biri Villejuif'de Gustave-Roussy Enstitüsü'nde Marc Peschansk'nin başkanlığında yapıldı. Doktorlar bu denemelerde, sinir sistemini tahrip edici bir hastalık olan Huntington hastalığına yakalanmış hastaların beynine genetik olarak değişikliğe uğratılmış hücrelerin bulunduğu bir kapsül yerleştirdiler. Neticeler henüz yayınlanmadı.

 

Deney kabında hücrelerin üretilmesi çok zor değildir; en azından, onları ölümsüzleştirmek için, kanserli yapmaktan ibaret olan bir metot kullanarak devamlı olarak bölünüp çoğalan hücreler üretebilirsiniz. Fakat, bu hücreler sadece bir yığın olup, tedavide kullanılabilir dokular haline gelmez. Bu üretilmiş hücrelerle her türden araştırmalar yapabilirsiniz fakat, bu hücreler normal hücrelerin özelliklerini taşımazlar. Bunun için böyle durmadan çoğalan hücreler yerine normal hücrelere daha yakın hücre türlerine doğru yönelmek gerektiği anlaşılmaktadır.

 

 

Günümüzde en çok kullanılan hücreler, yetişkin kişilerde bile, çoğalabilen germinatif veya kendini yenileyebilen hücrelerdir. Meselâ üst derimizin taban kısmındaki germinatif tabaka devamlı olarak yukarıya doğru derimizi üretir ve yaraları tamir eder. Kas hücreleri üretebilen ve bölünme kabiliyetini henüz koruyan özel bazı hücreleri sayesinde kaslar da, bir doku kaybından sonra kendisini çok kolay düzeltebilir. Hücrelerin üretildiği ortama göre, bu tipteki çok potansiyelli bazı hücreler alacakları farklı sinyallere göre farklı hücre tiplerini verebilir.

 

Böylece, karaciğerde bulunan ve ne oldukları son zamanlarda anlaşılan kök hücreler, öd sıvısını salgılayan ve zehirli maddeleri yok eden hepatosit (karaciğer hücreleri) veya öd damarlarını kaplayan epitelyum hücreleri olarak gelişebilmektedir. Kemik iliği hücreleri de ihtiyaca göre aynı zamanda hem kan hücreleri, hem de kemik hücreleri (osteoblast) veya kıkırdak hücreleri (chondrocyte) verebilirler. Şimdiye kadar kabul edilen görüşe göre sinir hücrelerinin kendilerini yenileme imkânına sahip olmadıkları iddia edilmektedir.

 

Bu düşünceyi alt-üst edecek tarzda, beyinde, daha doğrusu beynin ortasında yer alan iki bölge olan hippocampusta ve karıncıkların çeperinde az sayıda da olsa henüz farklılaşmamış kök hücreler bulunması bütün beyin ve sinir sistemi hastalarını, felçlileri ümitlendirmiştir. Bununla birlikte, çalışma tarzları hâlâ pek bilinmeyen bu hücrelerin lâboratuar ortamında gelişmelerini rahatça yönlendiremiyoruz.

 

Dokuların üretilmesi araştırmalarında, kendilerine has doku özelliğini daha önceden kazanmış fakat hâlâ büyük bir bölünme kapasitesini korumakta olan cenin hücreleri de kullanılır. Lâboratuarda oldukça kolay bir şekilde üretilebilen insan ceninindeki sinir hücreleri, Parkinson hastalığına yakalanmış hastaların bazı sinir hücresi kayıplarını kısmen gidermek maksadıyla nakledilmiştir. Sonuçlar cesaret vericidir; fakat cenin hücreleri büyük ölçekli bir kullanım için çok ender bulunabilmektedir.

 

En çok ilgi çeken kaynak hücreler, ceninden elde edilenler değil embriyonun hücre kitlesinden sağlanan hücrelerdir. Embriyonik kök hücreleri olarak isimlendirilen bu hücreler totipotant özelliği taşırlar; yani bu hücreler, yetişkin organizmayı oluşturan yaklaşık 270 hücre türünün hangisinde olursa olsun farklılaşabilen hücrelerdir. 1981 yılında fareden alınan bu hücreler üzerinde yapılan çalışmalar embriyonik kök hücrelerinin muazzam bir potansiyel taşıdığını göstermektedir.

 

1988 sonunda, ABD'nin Madison kentindeki Wisconsin Üniversitesi'nden bir ekip, ailelerin olurunu almadan dondurulmuş embriyonlardan birçok kök hücre grubunu ilk defa ayırmayı başardı. Fransa'da sıvılaştırılmış azot içinde muhafaza edilen ve ancak Tıbbî Ahlâk Kurulu'nun onayı ile araştırmalar için kullanılabilecek birkaç bin embriyon bulunduğu tahmin edilmektedir. Acaba, insanın embriyonik kök hücreleri, fare hücreleri gibi mi davranacaklar?

 

Organizmanın gelişimiyle biten olayların şaşırmadan art arda gelmesi süreci bakımından muhtemelen evet, fakat, süresi bakımından hayır. Çünkü bir farenin doğması için sadece ondokuz gün gerekliyken, bu süre insan için 280 gün civarındadır.

 

Birçok ekip, bir hastaya nakledilebilir farklı hücre alt gruplarını, lâboratuar ortamında değiştirmeye çalışıyor. Bu araştırmalar henüz başlangıç safhasındalar ve bir insana muhtemel nakilleri hiç şüphesiz yarın oluverecek bir hâdise değil.

 

Biyologlar, artık üzerinde çalışmayı bıraktıkları "üreme" kopyalaması ile birbiriyle uyuşan dokuların üretilebileceği embriyon hücreleri elde etmeye yönelik "tedavi" maksatlı kopyalama arasındaki ayırıma çok dikkat ediyorlar. Aslında hasta bir kişinin hücre çekirdeğini, çekirdeği çıkarılmış bir insan yumurta hücresine nakletmek, kaynak hücrelerin alınabileceği bir embriyon elde etmek mümkün olacaktır.

 

İşte o zaman, hasta ile uyuşan embriyonik kök hücreleri özel bir hücre dizisine doğru (kan, adaleler, sinir hücreleri, vs) değişmeye başlayabilir ve zayıf bir dokuyu tedavi etmek için (ışın tedavisine tutulanlarda kemik iliğinin yenilenmesi, kan nakli, yeni organlar, vs) hastaya nakledilebilir. Böyle bir tedavi türü hâlâ ütopik kalmakta ve masrafları da muhtemelen çok yüksek olacak görünmektedir.

 

Dışarıdan müdâhale ile, insan embriyonu kök hücrelerinin yerleşik silsilesinin sınırlı sayıda üretilmesine ve bu suretle pek çok hastaya hizmet edebilmesine yönlenmek daha gerçekçi görünüyor.

 

Faredeki embriyonik kök hücrelerinin farklılaşması süreci hâlâ çok karmaşık kalmaktadır. Marsilya'daki Biyoloji Gelişim Enstitüsü'nden Serge Alonsa: "En iyi ihtimalle, embriyonik kök hücrelerinin farklılaşması sonunda sinir hücrelerinin % 20 ilâ 30'unu elde edebiliriz. Özel sinir hücresi türlerine yönelen farklı sinir hücresi alt gruplarını tanımlamayı zorlukla başarabilmekteyiz." demektedir. Zira beyindeki bu problem çok yüksek bir karmaşıklık seviyesine ulaşmaktadır.

 

Aslında dokuların üretilmesi, biyolojinin temel bir problemine parmak basmaktadır: Tabiat, bir tek hücreden yola çıkarak yetişkin bir organizmayı nasıl geliştirebiliyor? Bir tek hücredeki bilgi ve bu bilgiyi ortaya çıkaracak potansiyel güç nasıl bir ilim ve iradeye dayanıyor ki, bir hücreden 100 trilyon hücreye sahip bir insan, bütün dokuları ve organları yerli yerinde yaratılıyor? Hiçbir organ ve dokunun yeri ve yapacağı fonksiyon karıştırılmadan ve tam zamanında...

 

Bu soruya verilecek cevabın değeri herhalde o organları bize ihsan edenin sınırsız ilim ve kudreti ile uygun olacaktır.

 

 

 

 

 

Sezai BAKIR

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...