Jump to content

Biyoloji ile Ekonominin Evliliğinden Doğan Yeni Bir Disiplin: Biyonomi


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

21.yüzyıla girdiğimiz şu günlerde, sosyal veya mühendislik sahalarına ait birçok bilim dalın- da, tabiata ve onun işleyişindeki kanunlara yöneliş gayretleri göze çarpmaktadır.

 

İnsanoğlunun kendi tecrübe ve zekasına güvenerek uzun bir tarihi geçmişe sahip birikimiyle hayata geçirdiği ekonomik, sosyal ve siyasi konulara ait teori, doktrin veya prensiplerin eksik ve aksak yönlerini açığa çıkaran çalışmalar, bilim adamlarını ayrı ayrı yollardan da olsa, biyoloji adındaki ortak bir kavşağa çıkarmıştır.

 

Hayatın ortaya çıkışına ve sağlıklı şekilde sürdürülmesine ait ilahi kaynaklı temel prensiplerin veya yaratılış kanunlarının, bakterilerden balinalara kadar bütün canlılar alemini içine alan evrensellik boyutunu, biyolojik hayatın dışındaki içtimai, ticari ve iktisadi sahalara da taşıyarak, faydalı neticeler elde etme ile başlayan bu akım; yeni girdiğimiz yüzyılın "biyolojik çağ" olacağı hususundaki beklentileri doğrulama yolunda ilerlemektedir.

 

Biyonomi, ekonomi hakkında yeni bir düşünme tarzıdır. Bugünkü dünyada geçerli ekonomik modellerde ve düşünme ekollerinde, klasik fiziğin mekanik görüşleri hakimdir. Descartes'la başlayan ve Newton'la sürdürülen mekanik anlayışa göre şekillenen kainat modeline göre, her şey kurulmuş saat gibi çalışmaktaydı ve tabiat olaylarının işleyişi, önceden tahmin edilebilir bir kesinliğe sahipti.

 

Kısmen ve belli şartlar altında doğru olan bu düşünceyi ifrat derecesinde savunanlar, zaman içinde bunu bütün ilim dallarına yansıtmışlar ve Ortodoks bir tarzda ekonomik zihniyete hakim olmuşlardır. Bu mekanik anlayış, bir müddet sonra, ekonomik hadiselerin makine gibi çalıştığı noktasından hareketle, istenildiği şekilde ayarlanabileceği ve kumanda edileceği noktasına gelmiştir.

 

Hükümetlerin pazarlara müdahalesi ile başlayan bu süreç bir müddet sonra insanları bile makine gibi görmeye ve daha sonra da bazılarının toplum mühendisliğine soyunmalarına kadar ilerlemiştir.

 

Biyonomi anlayışı, ekonominin mekanistik bir tarzda ele alınmasına karşı çıkar. Ekonomiye de tıpkı biyolojik varlıklar gibi kendine has bir ruhu olan, sürekli kendini yenileyen, geliştiren bir sistem mantığı ile bakar. Ekolojik bir sistemde yaşayan canlının, karşı karşıya olduğu çevre şartları ile olan münasebetlerinin çok hassas bir şekilde yürütülmesinden hareketle, ekonomik faaliyetlerin de bu canlı sistem mantığına benzediği nisbette daha verimli ve faydalı yürütüleceği düşünülür.

 

Günümüzün serbest pazar ekonomisinin işleyişini tropik yağmur ormanlarının işleyişine benzetebiliriz. Bu ormanlarda son derece özel şartlara sahip ortamlarda (ekolojik nişler) yaşayan ve bu ortama uygun özel organlara sahip canlılar olduğu gibi, serbest pazar ekonomisinde de bu tarzda özelleşmiş fertler (herhangi bir konuda ihtisas sahibi) veya şirketler ve bunların sisteme özel katkıları vardır.

 

Gerek tropik yağmur ormanları ve gerekse serbest pazar ekonomisi, hem rekabete hem de işbirliğine açık, karşılıklı münasebetlerden oluşan bir ağ ile birbirine bağlıdır. Yağmur ormanındaki her bir organizma kendi hususi ekolojik nişinde hayatını sürdürmek için çalışırken, her bir şirket de kendi emsalleri arasında hayatta kalabilmek ve büyüyebilmek için çalışır.

 

Bütün canlı sistemler zaman içinde çevrenin değişikliklerine bağlı olarak hayatta kalabilmek için sahip oldukları potansiyel kabiliyetlerini yenilikler ve faydalı özellikler olarak ortaya koyarlar. Canlı varlıklarda görülen bu değişim ve gelişme, müsbet ve faydalı hususiyetlerin ortaya çıkmasıyla neticelenirse, o canlının nesli devam eder. Bu değişimi yapamayan veya menfi özellikler kazanarak gösteren canlı ise neslini sürdüremeyerek hayat sahnesinden silinir.

 

Tabii seleksiyonu ortaya çıkaran bu biyolojik değişim sayesinde her canlı topluluğu kendini geleceğe taşır ve kendinden sonra gelecek yeni özelliklere sahip yeni nesillerin meydana gelmesine imkan sağlar. Ancak bu değişiklik, hiçbir zaman Darvinizm'de iddia edildiği şekliyle, ilahi kast ve iradeyi reddederek tesadüflere dayanan, tabii seleksiyon gibi şuursuz mekanizmalarla yeni türlerin oluşması demek olmayıp, yaratılmış mevcut türlerin sadece sahip oldukları özelliklerdeki değişikliklerdir.

 

Biyolojik değişimde rol oynayan en önemli faktör olan varyasyonları (çeşitliliği) ortaya çıkaran üreme organlarındaki mayoz bölünme sayesinde, türün kendi içinde yeni özelliklere sahip çeşitlerle tür içi zenginliğe imkan sağlanır. Bu yeni çeşitlerden bazıları sahip oldukları farklı ve üstün özellikleriyle hemcinslerinden daha güçlü ve başarılı bir performans göstererek yayılmasını artırır.

 

Bu rekabet hiç kesilmeden devam ettiği için gelecek yeni nesiller arasında da her zaman daha üstün özelliklere sahip fertlerin çıkması söz konusu olduğundan neticede kazanan, o türün neslini devam ettirme garantisi olacaktır. Şayet türün çoğalma mekanizmasında aksaklıklar veya yeknesaklık varsa meydana getireceği hep aynı tip yavrular arasında üstün özelliklere sahip yeni fertler ortaya çıkmayacağı için, bir süre sonra rakipleriyle baş edemeyecek ve meydanı onlara terk ederek hayat sahnesinden çekilmek mecburiyetinde kalacaktır.

 

Tıpkı dinozorların neslinin tükenmesi gibi. Canlıların üremesine ve çeşitlenmesine ait bu kanun, siyasi, politik, felsefi ve ekonomik birçok sahada geçerlidir. Yeni fikirler üretemeyen statükocu her görüş ve düşünce, gelişen dünyada adaptasyon sıkıntısı çekecek ve neticede kendini sağlıklı şekilde değiştirebilenler tarafından elenecektir.

 

Ekosisteme benzeyen ekonomi de, mekanistik düşünceden ve "makine gibi olmak" statükoculuğundan kurtulamadığı takdirde, yani çeşit üretmeden makinenin çalışması gibi hep aynı tipleri üreten bir faaliyet, aynı çevrede yaşayan ve yenilik üreten, yeni teknolojileri başarıyla uygulayan hemcinsleri karşısında tutunamayacaktır.

 

Teknolojik bilgideki yenilenme ve yeni icatların ortaya çıkardığı değişim, yeni iş kollarını ve yeni sanayileri gündeme getirmektedir. Bu da ekonomik sahada oynanan oyunun kaidelerini her gün değiştirmektedir. Oyunu yeni kaidelere göre oynayamadığınız takdirde hayatta kalmanız güçleşmekte ve rakipleriniz karşısında elenme turnikesine girmektesiniz.

 

Biyonominin temel mantık örgüsünün altında yatan, insan elinin bulaşmadığı bakir tabiattaki mükemmel ekosis-temin biyolojik perdeli ilahi kanunlara tabi olarak, ne kadar müthiş bir ahenk içinde, hassas, fakat mekanik olmayan ve tahmin edilemeyen süreçlerle yürütüldüğü olgusudur.

 

Biraz daha açarsak; türlerin içinde bulundukları ekosistemin üzerinde durduğu hassas dinamik dengenin salınımlarının gelecekte hangi çeşit kabiliyetlere hayat hakkı vereceğini veya hangi tipleri hayat sahnesinden sileceğini, bugünden bilemeyiz. Çünkü türlerin gelecek nesillerinin yaratılışmdaki en önemli biyolojik esas olan üreme ile sınırsız çeşitlilik meydana getirme potansiyeline sahip üreme hücrelerinin yaratılırken alacakları programın şifresi bizim için meçhuldür. Ayrıca farklı iki cinse ait hücrelerin bir araya gelişindeki sonsuz ihtimaller içinden, nasıl bir embriyonun gelişeceğinin de bizim için meçhul oluşu, geleceği tahminde bizi aciz bırakmaktadır.

 

Hiç bilemeyeceğimiz özelliklere sahip yeni bir çeşit, kendi hemcinsleri arasından sıyrılıp topluluğa hakim duruma gelerek, ekosistemde hiç tahmin edemeyeceğimiz bir değişikliğe sebep olabilir.

 

Aynı süreci ekonomiye tatbik edersek; diyelim ki tekstil iş kolunda üretiminiz var ve uzun süreli bir ekonomik planlama, üretim, satış-pazarla-ma ve maliyet tahminleri yaparak hayatınızı daha iyi sürdürmek ve rakipleriniz karşısında güçlü kalmak istiyorsunuz. Yaptığınız bütün planlar ve hesaplar, çok küçük fakat yeni bir teknolojinin ortaya çıkışıyla altüst olabilir.

 

Bulunacak küçük bir aletle veya sektör maliyetlerini küçülten teknolojik bir gelişme birdenbire bütün üretim zincirini bozabilir, üretimi aşırı artırabilir ve eski teknolojiyle pahalıya üretim yapan sizin fabrikanızı, yarışı terk edip kapanmakla karşı karşıya bırakabilir. Her şeyini petrol üzerine kurmuş olan bir sanayi'ye ait çeşitli fabrikalar içinden birisi, geliştirdiği çok ucuz bir aletle hidrojen enerjisini petrole göre çok çok ucuza elde ettiğinde, bütün ekonomik tablolar ve tahminler alt-üst olur.

 

Ekosisteme örnek olarak verilen tropik yağmur orman-larındaki dinamik ve canlı sistem, determinist (belirlenebilir) olarak değil, indeterminist (belirlenemez) olarak çalışan biyolojik kanunlara tabidir. Fizikte ve kimyadaki makro seviyedeki belirlenebilirlik, mikro ölçeklerde nasıl belirlene-mezliğe dönüşüyorsa; biyolojik sistemler de, canlının mahiyetinden ve canlılık olaylarının çok bileşenli oluşu yüzünden, tahmin edilemezlik özelliğine sahiptir.

 

Gelecekte hangi türün veya canlı grubunun ekosistemde ne gibi değişikliğe yol açacağını bilemememizden kaynaklanan belirsizlik, sistem için bir dezavantaj değil, tam aksine önemli bir avantaj olmaktadır. Sistem katı kanunlara bağlı olmadığından ve canlılığın en önemli özelliği değişim olduğundan, hürriyetin ortaya çıkardığı sonsuz çeşitler içinden kaliteli ve üstün özelliklere sahip herhangi bir çeşidin hakim olması her zaman muhtemeldir.

 

Tropik orman ekosisteminin bu özelliği gibi, ekonomik tahminler de kendi içinde bir belirsizlikle birlikte, kendi kendini düzenleme kapasitesini de barındırmaktadır. Tropik orman ekosistemine insan eli müdahale etmediği müddetçe sistemin devamiyeti, kendi yapısına konulmuş bileşenlerin karşılıklı hassas dengeleriyle ve münasebetleriyle sağlanır, sisteme dışarıdan bir müdahaleye gerek yoktur, hatta böyle bir müdahale sistemi daha çok bozar.

 

Tabiattaki kompleks sistemler insan aklıyla planlanamadığı gibi, zaman içindeki karşılıklı münasebetler neticesinde ortaya çıkan desen ve motiflerle de şekillenirler. Canlının birçok fizyolojik olayında görülen otomatik olarak kendi kendini düzenleyebilme özelliği, her şeyin kaynağı olan "külli akıl ve irade" ile sistemin içine konulmuştur.

 

Biyonomi ilmi de pazar ekonomisinin tıpkı bir canlı gibi kendi kendini düzenleyeceğine inanır. Dolayısıyla serbest pazar ekonomisinin yönetilmeye ihtiyacı yoktur. Ekonomik sistem kendini oluşturan unsurların ortaya çıkardığı karşılıklı tesirlerle bir tabii denge durumuna getirilecek ve bu dinamik, fakat tahmin edilemeyen denge hali, sistemin sıhhatli şekilde hayat sürmesini sağlayacaktır.

 

Biyonomik anlayışa göre, kapitalizm bir ideoloji veya inanç sistemi de değildir. Tıpkı tropik ormanlar gibi pazar ekonomisi de şirketlerin karşılıklı münasebetleriyle ortaya çıkan ve gelişmeye açık bir sistemdir.

 

Biyonomi ile geleneksel veya resmi ekonomik anlayış arasındaki temel fark, resmi ekonomik anlayışın teknolojik yenilik ve değişikliklerin ortaya çıkışını gözardı etmesidir. Klasik (resmi) ekonomik anlayışla şekillenmiş ekonomik modellerde temel kaide, teknolojinin sabit ve değişmez olarak kabul edilmesidir. Teknolojik bir yeniliğin herşeyi değiştirebileceği düşünülmez. Dolayısıyla böyle bir kabulün arkasından ekonomi hakkındaki her türlü tahmini rahatlıkla yapabilmeniz gelir.

 

Mesela; gayrı safi milli hasıladaki (GSMH) % 1'lik bir artış, otomobil satışlarını bir milyon artırırsa, bu da çelik sektörünü artıracaktır, çünkü bir arabada bir tona yakın çelik kullanılmaktadır. Bunun grafikleri, tahmin cetvelleri, maliyetleri ve üretim miktarına ait hesapları yapılır. Fakat bu tahminler içinde hiç hesaba katılmayan teknolojik yeniliklerin sebep olacağı neticeler gözardı edilmiştir.

 

Çelik yerine alüminyum veya sert plastiğin uygun şekilde kullanıma sunulması ile bütün tahminler alt-üst olabilir. Nitekim 30 yıl önce internet cafe'ler ve cep telefonları tahmin edilemezdi ve buna göre de uzun vadeli uygun bir planlama yapamazdınız. Bugün ise internet cafe'ler ve cep telefonu bayiliği büyük bir sektör haline gelmiş ve birçok insanın gelir elde ettiği bir saha olmuştur.

 

Bu durumda teknolojinin nereye gittiğini farketmek ve gelebilecek yenilikleri sezerek tedbirler almak ve yatırımları planlamak çok önemli hale gelmiştir. Mesela; yine GSMH artınca insanların seyahat tarzları değişerek, otomobil talebi azalıp, uçak yolculukları artış gösterir. Neticede yeni teknolojiler alternatiflerin nisbi değerlerini değiştirirler. Tek bir alternatif veya diğer bir deyişle alternatifsizlik, tekelcilik yapar. Tekelcilik ise elinde tutan için bir güç gibi görünse de, aslında toplum ve o iş kolu için çok tehlikeli bir durumdur. Rekabetsizlik kalitesizliği ve hantallığı getirir.

 

En büyük tehlike ise, köklü bir değişim yaşandığında uygun cevap verilemeyeceğinden, toptan yok olma söz konusudur. Tıpkı nesli tükenen canlı türleri gibi. Canlı türlerinin nesillerinin tükenerek yeryüzünden silinmelerinin altında yatan en önemli sebep, tür içinde alternatiflerin, yani farklı özelliklere sahip zengin çeşitlerin üretilememesidir. Halbuki bir tür içinde aşırı sıcak ve soğuk, tuzluluk veya kuraklık, açlık veya hastalık gibi zor şartlara dayanıklı özel fertlerin bulunuşu; onların uygun olanlarının her türlü iklim değişikliklerinde, potansiyellerini ortaya koymalarına ve türün neslini devam ettirmelerine imkan verir.

 

Şayet alternatif özelliklere sahip orijinal çeşitler yoksa, küçük bir çevre değişikliğinde hepsinin ölmesi kaçınılmaz olur. Benzer şekilde her şirket ve sanayi kuruluşu da her zaman kendi alternatiflerini içinde barındırmak ve bunların gelişmesine imkan vermelidir.

 

Ekosistemlerin dinamik dengesi içinde devamlı olarak girdiler ve çıktıların değişmesi sözkonusu olduğundan, sistemin geleceği hakkında bir tahmin yapmak imkansızdır. Her an meydana gelebilecek bir zelzele, yangın, volkan faaliyeti, kasırga gibi afetlerle bütün girdi ve çıktı dengeleri değişebilir. Dolayısıyla ekosistemin geleceği hakkında kesin tahminlerde bulunarak onu yönetemezsiniz. Klasik be-lirlemeci zihniyetteki ekonomistler ise tahminler yaparak ekonomiyi yönetmeye çalışırlar.

 

Borsa, döviz kuru tahminleri, yıllık kalkınma ve büyüme hızları, üretim ve tüketim tahminleri yapılarak bunları tıpkı bir makine anlayışıyla kontrol etme düşüncesi hakimdir. Mekanizm düşüncesinden doğan bu anlayışa sahip hükümetler de, bu makine modeline inanarak ekonomiyi tek merkezden yönebilecek-lerini düşünürler ve müdahalede bulunurlar.

 

Çünkü onlara göre ekonomiye sürekli müdahale etmek mecburi ve kaçınılmazdır. Halbuki bir iklim değişikliği veya zelzele, yeni bir teknolojik yeniliğin ortaya çıkardığı tüketim anlayışlarında-ki değişiklik bütün beklentileri boşa çıkarıp, hesapları bozabilir.

 

Biyonomi anlayışına göre ise ekonomi bir yağmur ormanı gibidir, ona müdahale etmek çok hassas dengeleri ve ekosistemin ahengini bozabilir. Halbuki öncelikli yaklaşım tarzı "sisteme zarar vermeme" prensibine dayalıdır. Onun için Amazon ormanlarını düzenleme için oraya mühendis göndermeye gerek yoktur. Bu ormanlardan yüksek verim almak için oralarda endüstriyel politikalar uygulaya-mayız. Çünkü bu ormanların sistemi azami kar anlayışı yerine, sürdürülebilir makul kar anlayışına göre kurulmuştur.

 

Nitekim bugün bütün çevreci kuruluşların bu ormanları kurtarmak için seferber olmalarının ilk sebebi de bu ormanlara insan elinin müdahalesinin ve doyma bilmeyen sömürme iştahının, artık onları yok olma noktasına getirmeleridir. Biyonomik anlayışa göre hükümetlerin vazifesi, bir grubun menfaatleri için ekonomiyi sömürme ve onu tahrip değil; devamlı şekilde yönetmeliklerle ve yeni yatırımlarla teknolojik yeniliklerin ve buluşların ortaya çıkmasını sağlayıcı ve dengeli ekonomik büyümeyi gerçekleştirici, kararlı bir siyaset atmosferi oluşturmaktır.

 

Bugünkü ekonominin makine temelli düşünmesinin sonunda, zihinlerde emir verme ve katı kontrol altına alarak ezmeye dayalı bir model oluşur. Biyonomik düşünce sonunda ise sabırlı olma, destekleyici, geliştirici ve itic şefkate dayalı bir zihin modeli teşkil edilir. Mesela; makine zihniyetinde çevreyi temizleme ve kirletmemede tepeden inme tarzda, devlet eliyle bürokratik düzenlemeler yapılır ve başarılı olunamaz. Biyonomi anlayışında ise pazarın arz-talep dengesine uyulursa netice alınır.

 

Bunun sebebi, klasik ekonominin hava, su, toprak gibi Allah'ın bedavadan sunduğu kaynakların maliyetini sıfır olarak kabul etmesidir. Bunun için de hem bu kaynaklan aşırı kullanarak tüketir, kirletir ve dengesini bozarlar, hem de bu kaynakların korunması ile ilgili kanunları protesto ederler. Biyonomi anlayışıyla çıkarılan kanunlarda ise bu tabii kaynakların kullanılışı sınırlandırılır ve canlı vücudundaki feedback (geribesle-me) sistemleri gibi de her an durumun farkında olunur.

 

Hava ve su gibi tabii kaynakların da bir maliyeti vardır denilirse ve mesela bir mal üretirken havaya atık olarak karbondioksit veren bir fabrikaya "daha fazla üretir ve havaya karbondioksit verirsen bu maliyeti karşılamak zorundasın"de-nilirse ve maliyet karşılığı alınan parayla da, havaya verdiği karbondioksidi temizlemek için ağaç dikilecek olursa; firmalar bu parayı ödememek için karbondioksidi az üreten veya hiç üretmeyen teknolojiler bulmak için araştırma ve geliştirmeye ağırlık verecektir. Çünkü ancak insan sıkıştığı takdirde buluşlar yapabilmektedir.

 

Şayet bu örnek, zamanında uygulansaydı, bugün atmosferdeki karbondioksit kirliliği ile ortaya çıkan sera tesiri görülmeyecekti.

 

Feedback mekanizmaları, yani her an durumdan haberdar olarak geribesleme şeklindeki sistem kontrolü, canlılığın temel özelliklerindendir. Böylece, solunum, dolaşım, boşaltım ve hareket sıhhatli bir şekilde yürütülür. Herhangi bir maddenin veya atığın belirli sınırları aşmasına müsaade edilmeden, otomatik olarak onu durduran sistem devreye girer.

 

Acıkınca açlık sinyali, doyunca tokluk sinyali alınır ve yeme içme faaliyetleri bu sinyallere göre düzenlenir. Ekonomik sisteme dahil şirket ve kuruluşların da benzeri şekilde feedback mekanizmaları olması gerekir. Feed-back'lere uyulmazsa şirket ya açlıktan veya aşırı yemekten ölür. Maliyet artışlarını hissetmeyen şirketinizin ürettiği malın aynı kalitesini, o iş kolundaki başka bir şirket daha ucuza üretiyor ve bunun sebebini de öğrenemiyorsanız, rekabet edemeyeceğiniz için elenirsiniz.

 

Biyonomi temelli ekonomide insanların kazanç, tasarruf ve yatırımlarını bir arada dengeli şekilde götürmesi teşvik edilir ve bunun için de kazançların yanında tüketimin de vergilendirilmesi; tasarrufların ise vergiden düşülmesi tavsiye edilir. Halbuki klasik ekonomide tüketim vergilendirilmez, aksine masraf gösterilip daha az vergi ödemeye yönlendirme vardır veya çok kazanırsa çok vergi ödeyeceği için insanlar harcamaya teşvik edilmektedirler. Dolayısıyla yatırım yapmaktan kaçma başlamakta ve sistem de çökmektedir.

 

Bir şirket biyonomik anlayışa sahipse canlıdır ve devamlı olarak öğrenen bir organizma olarak çalışır. Her fert sürekli olarak kendisini ve iş gücünü geliştirmeye, şirket de mümkün olduğunca pazar payını artırmaya bakar. Bu yüzden teknolojik yenilikler çok önemli bir yer teşkil eder. Bu yenilikler ise bilgiye dayanır. Biyolojik sistemdeki bilgi DNA'da, ekonomik sistemdeki bilgi ise kitaplarda, labo-ratuvarlarda ve zihinlerdedir. Bilginin hızı doğurgan döngü olarak katlanarak artmaktadır. İnternet, bilgisayarlar vs. gibi yenilikler bu hızı çok artırmıştır.

 

Bütün şirketlerde temel motivasyon faktörü, ortaya çıkan bu muazzam çeşitlilikteki bilgi parçalarını, insanların alakasını çekecek ve hayatını kolaylaştıracak ürün ve hizmetlere dönüştürmektir. Bu hedef istikametinde her şirket kendi ekolojik nişinde (hayat ortamında) gelişmeye ve büyümeye çalışır. Bu açıdan ekolojik nişin de neslini sürdürmeye ve yayılmaya çalışan bir canlıya benzer. Sadece bir hız farkı vardır. Tabiattaki sisteme göre ekono- mik değişimin ve teknolojik faaliyetlerin hızı, nisbi olarak bir milyon kere daha fazladır.

 

Dolayısıyla bir canlının neslinin kaybolması veya yeni bir yerleşim alanına uyum göstermesi milyonlarca seneyi aldığı halde, şirketler için bu çok çok hızlı olarak birkaç sene ile ifade edilebilir. Fakat bu yüksek hıza ayak uyduracak bir modele sahip olunmazsa sistem çöker.

 

Genetik bilgi ile ilgili fikirler o kadar hızla değişmektedir ki, takipte zorlanıyoruz. Ortaya koyduğu değişimle ilgili fikirlerinin bugünkü halini görse Darvin de tanıyamazdı. Ekonomik bilgi ve birikimler ise daha muhafazakar bir durum sergilemekte, ekonomik sistemler de değişmemekte, teknolojik yenilikleri hesaba katmadan makine modelinde ısrar etmektedirler. Bu yüzden geleneksel ekonomik teoriler giderek hayattan bağını koparmış ve dinozorlaşmışlardır.

 

Bugün teknolojik yenilikler o kadar hızlı gelişiyor ki, ekonomik değişikliğin temel işleyiş paradigmalarını anlamadan herhangi bir işte muvaffak olmak mümkün değildir. Onun için ekosistemin temel işleyiş mekanizmalarını anlamak mecburiyetindeyiz. Çünkü ekosistem, insan aklını ve iradesini aşan bir ilim ve kudretin tezahürü olarak milyonlarca yıldan beri kendini değiştirerek varlığını sürdürüyor. Geçmişte ne gibi felaketlere maruz kalındığını tam olarak bilmiyoruz ama bildiğimiz bir şey varsa, ekosistemler kendi alt birimleriyle birlikte değişerek, fakat yok olmadan, Allah'ın bin bir ismine ayna olmaya devam ediyorlar.

 

Biyoloji ilmi, hayat ve canlılık hadiselerini incelemesiyle Allah'ın "Hayy" (hayat verici) ismine tercüman olan en önemli ilim dalıdır. Herşey canlı üzerinde ve temel biyolojik faaliyetlerle anlaşılır olduğundan hayat olmasaydı, Allah'ın diğer isimlerinin tecellilerini görmemiz mümkün olmayacaktı. Milyonlarca senedir mükemmel bir dinamik denge içinde devam eden hayatın temelinde, ilahi ilim ve irade varsa, biyolojiyi örnek alarak yapılacak her türlü modellemeler ve organizasyonlar, tabii ki mükemmele en yakın olacaktır. Deneme-yanılma yoluyla zaman ve enerji kaybetmektense, tabiatın kendisindeki organizasyon ve sistem anlayışını iyi okuyarak sosyal hadiselere tatbik etmek en akıllıca davranış olmalıdır.

 

Hiç umulmadık anda çıkan birçok yeni teknolojiler geleneksel bazı işlerin ve teknolojilerin yok olmasına yol açmıştır. Matbaanın, hattatları ortadan kaldırması gibi, bugün gelinen noktada birçok klasik iş ve sanatlar ya yeni teknolojilere ayak uyduracak veya yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunacaklardır. Avrupa Birliği'nin kurulması da insanların genlerindeki bir özellikten dolayı değil, ABD ve Japonya karşısında yok olmamak içindir. Dolayısıyla Sosyal Darvin-cilerin ve Sosyobiyologların "genetik mecburiyet" iddialarının da boş olduğu anlaşılmıştır.

 

Neyin, nerede ve nasıl yapılacağının bilgisi (know how) insanı ve ait olduğu müesseseyi güçlü kılar. Mesela; nükleer teknoloji Fransa'yı, uzay, elektronik vb. gibi teknolojiler ve biyoteknoloji de ABD'yi öne geçiren kritik sahalardır. Eğer biz güçlü teknolojilere ve bilgi birikimi yoğun kurumlara sahip olsaydık, bütün Avrupa bizim dinimize bakmadan, koşarak bizi içlerine almaya uğraşırdı.

 

Biyolojik ve ekonomik hayatın benzer kaidelere göre düzenlenip çalışmasından alınan ilhamla, ekosistem ile ekonomi arasında kurulan bu analojinin (benzeterek karşılaştırma) mükemmel olması şart değildir. Bu benzerliklerden sadece faydalı olanlarına bakılır. Bu durum da tıpkı şehir haritalarının gerçekle aynı olmaması, fakat faydalarının da inkar edilememesi gibi bir husustur. Haritaya çizilmiş cadde ve sokaklar gerçekteki ile tam örtüşmez, ama haritalar faydalı değildir, diyemeyiz.

 

Genlerle, teknolojik bilgi arasında kurulan benzetme (analoji) güçlü ve anlaşılır olmakla beraber, mükemmel değildir. Organizma ile şirketler arasındaki hiyerarşik benzetmeler de her seviyede kurulacak olan iş birliği, paylaşma ve uzmanlaşmayı çok iyi şekilde özetler. Molekül-organel-hücre-do-ku ve sistem şeklindeki organizasyonlar, fert-bölüm-şirket-holding tipindeki organizasyonlarla çok büyük ölçüde örtüşür.

 

Uzmanlaşma işi tabiatta çok iyi bir şekilde ayarlanmaktadır. Hususi bir ekolojik nişteki (hayat ortamındaki) canlılardan bir ikisi diğerlerinden farklı bir iş yaparak ekosistemde dinamizme ve harekete sebep olur. Her canlı farklı bir işle vazifelenmiş olduğundan ekolojik nişte bir rekabete yol açar, fakat bu rekabet birbirini yok edecek şekilde değil de, yardımlaşma esasına göredir. Dolayısıyla farklı hayat ortamları, hem çeşitliliğe hem de ekolojik bağımlılığa yol açar. Her canlı özelleşmeyip aynı ekolojik nişde, aynı işleri yapsaydı, öldürücü rekabet olacaktı.

 

Farklılaşma olduğu için, zenginlikle birlikte karşılıklı bağımlılık da oluşturulmaktadır. Herkes kendi işinde bağımsız, fakat sistem içinde bağımlıdır. Her bir şehir içinde diyelim ki 100 ayrı semt var (ekolojik nişler gibi) ve bütün şehrin ihtiyacına 10 fırıncı yetecekken, 100 fırıncı dükkan açarsa öldürücü rekabet başlar. Fırıncı sayısı çok az olur ise tekelleşme ve kartelleşmeye bağlı olarak sömürme ortaya çıkar. Halbuki canlı sistemlerin dinamik dengesi içinde yürütülen op-timizasyonla (en uygun, en elverişli) elde edilene benzer bir sayıda fırıncı olursa, öldürücü rekabet yerine geliştirici rekabet başlar ve daha kaliteli ekmek çıkarma yarışına dönüşür.

 

Fırıncılardan birisi, hiç kimsenin yapamadığı lezzette bir ekmeği aynı fiyata üretmeye başlayacak bir teknolojiye sahip olursa, diğerleri yok olmaya mahkum olacaklardır. Aynı alandaki iş yerleri içinde, o zamana kadar yapılmayan yeni bir iş yapmak, zenginliği ve rekabeti artırmaktadır. Bu durumda optimizasyondan söz edilir, fakat tekelcilikten de, öldürücü rekabetten de söz edilmez.

 

Tabiatta da aynı şekilde, canlılar hayat sahnesine çıkar ve yok olurken, ekolojik niş yok olmamakta, fakat işini iyi yapamayanlar yok olmakta, onun yeri işini iyi yapan tara

 

fından işgal edilmektedir. Böylece rekabet, populasyonu (topluluğu) canlı, dinamik ve kaliteli tutmaktadır. Ekonomik faaliyet çeşidi ne kadar fazla ise o kadar iyi gelişme sağlanmaktadır. Tabiatta ağırlıklı olan durum, simbiyont-mutualizm (karşılıklı ilişki içinde ortak yaşama) şeklinde olup, parazitlik azdır. Ekonomide de şirket birleşmeleriyle bu simbiyontluk yapılanması karşılıklı fayda prensibine göre yapılır. Rekabetle yardımlaşmanın birlikte yürütülmesi, tabiattaki çeşitliliğin temel motorunu teşkil ederken, küresel pazar ekonomisi de verimlilik ve kalitenin motorunu oluşturur.

 

Biyolojik sistemde güç önemli değil, sistemin yürütülmesi ve devamlılığı önemlidir. Otorite ve güç esas olursa anarşi çıkar, habis urlar oluşur, sistemin bütünlüğü bozulur. Onun için liderlerin emredici konumdan, düzenleyici konuma geçmesi gerekmektedir. Marifet, sistemi baskı altında kontrol etmekte değil, geleceğini sürdürebilir kılmaktadır.

 

Yeni yeni gündeme gelen biyono-mi anlayışı, bir ideoloji, doktrin veya teori değildir. Sadece hayata yeni bir bakış açısıyla bakma tarzıdır. Mikroskopta bulanık olarak gördüğümüz bir nesneye objektifi değiştirip uygun bir objektif yerleştirerek baktığımızda netleşmesi gibi, biyonomik bakış açısı da zihne takılan yeni bir gözlüktür. Bu açıdan bakıldığında ekonomik faaliyetlere ve eski problemlere, yeni ve daha fıtri (yaratılışa uygun) çözümler üretme imkanımız da artmaktadır. Bu bakış açısının ortaya koyacağı paradigmanın, hürriyetleri, refahı, zenginliği, ekolojik bütünlüğü ve dengeyi ideal bir bütünlük içinde birarada bulunduracağı düşünülmektedir. Bundan sonra ekonomistlerimizin, biyologlarla birlikte çalışmalar yaptığını görürsek hiç şaşırmayalım."

 

 

 

 

Prof.Dr. Arif SARSILMAZ

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...