Jump to content

Kaçınılmaz Son


Visall

Önerilen Mesajlar

Yaşlanma ve ölüm, kâinat kitabına yazılmış ve her yaratılmışın başına gelecek değişmeyen bir kanundur. Dünya ne kadar sıkıntılı ve acılı olsa da, insanlar yine de sonunda ölümle bitecek hayatı, daha az sıkıntılı yaşamanın yollarını arıyorlar.

 

Ölümden kaçılamazsa bile, yaşlanma geciktirilemez mi? Yahut yaşlılıkta ortaya çıkan sıkıntılar ve hastalıklar asgarîye indirilemez mi?

 

Bilim adamları en azından yaşlanma ile vücutta meydana gelen değişimleri açıklamaya çalışmakta ve hattâ saati tekrar geriye çevirmek için yollar aramaktadırlar.

 

Yaratılışın bir kanunu olarak ölüyoruz. Ama biyolojik olarak niçin ölmek zorundayız, yani ölüme sebep olan biyolojik süreçler nelerdir? Halbuki vücudumuz kendini yenileme ve tamir mekânizmaları ile donatılmıştır. Yeni doğan bir bebeğin dolaşım ve bağışıklık sistemi ilk on yıl içinde tam olarak gelişir. Buna karşılık doğum sırasında ölüm nispeti oldukça yüksektir.

 

daha sonra ölüm nispeti ciddi olarak sadece ergenlik döneminde tekrar artmaya başlar, çünkü ilk yaşlanma belirtileri ortaya çıkmaya başlamıştır. Tarih sahnesinde ölümsüzlük iksiri bulduklarını iddia eden sayısız bilge kişi ve sihirbaza rastlamak mümkündür, fakat onların hiçbirisi buldukları bu iksirle hayatta kalmayı başaramadılar.

 

Vücudumuzda germ (üreme) hücreleri olarak bilinen sperm ve yumurta hücreleri bir bakıma -potansiyel olarak- ölümsüz kabul edilebilirler. Bu hücreler taşıdıkları karakterleri, gelecek nesillere aktardıkları için, somatik hücreler olarak isimlendirilen diğer vücut hücreleri, nesiller boyunca değişerek aktarılan DNA’nın tasarrufundadırlar.

 

Erkek üreme hücrelerini meydana getiren, devamlı bölünüp çoğalma kabiliyetindeki spermatogoniumların ve kanserli hücrelerin davranışı, bu açıdan birbirine benzer, fakat birincisi neslin devamı için gerekli iken, ikincisi canlı sistemin aleyhine işleyen ve sonunda onun sonunu hazırlayan bir hücre bölünmesidir.

 

Yaşlanmaya bağlı yıllık ölüm oranlarının giderek azalması, yaşlanmayla az da olsa başedilebildiğini gösteriyor. Endüstrileşmiş dünyada sağlığa gösterilen dikkatin artması, antibiyotik kullanılması, egzersiz, hijyenin artırılması ve bebek ölümlerinin azalması sebebiyle ölüm oranlarında bir düşme görülmektedir. Yaşlılığa bağlı ölüm nispetinin düşmesi, diğer bir ifadeyle ortalama insan ömrünün uzaması, yaşlanmanın yavaşlatılması demek midir? Bu soruyu cevaplamak için yaşlanma ile vücutta ne gibi değişikliklerin meydana geldiğine bakmak gerekir?

 

Derinin Yaşlanması

En dıştaki deri tabakası olan epidermis hücrelerinin ölüm hızı öyle artar ki, alt tabakadan gelen yeni epidermis hücrelerinin bölünme hızı, ölüm hızına yetişemez olur. Bu da epidermis hücrelerinin incelmesine ve deri yüzeyinde kırışıklıklara sebep olur. Bundan sonra bu yeni hücreler günden güne düzensizleşir ve şekilleri bozulur. Epidermisin altında yer alan dermis (alt deri), kollagen liflerden destek alır. Fakat yaşın ilerlemesi ile kollagen liflerin esnekliği giderek azalır.

 

Yıllar geçtikçe yapısında bulunan bu proteinlerin sağlamış olduğu derinin elastikiyetinde bir azalma meydana gelir. Yağ ve ter bezleri yavaş yavaş aktifliğini kaybetmeye başlar. Bu da deriyi yaralanmalara karşı açık hâle getirir ve kuruluk vererek vücut ısısının artmasına sebep olur. Dermis altındaki yağ tabakasında -hypodermis- bulunan yağ hücrelerinin toplam sayısında bir azalma meydana gelir. Buna karşılık belirli bölgelerde, özellikle göz altlarındaki sarkmış torbalara, uzamış kulak memelerine ve gerdan tabir edilen çene altında birikimlere yol açar.

 

Yüz kısmında ise yağ dokusunun azalması sonucu, kan damarları ve kemikler zamanla görünür bir hâl alır. Gün geçtikçe deri hiçte hoşa gitmeyen bir hâle gelir. Çünkü kılcal damarlar yüzeye yaklaşmıştır ve pigment hücreleri genişleyip bir araya geldiği için yaşlanma benekleri ortaya çıkmıştır.

 

Kemiğin Yaşlanması

Osteoblast denen kemik yapıcı hücreler ile osteoclast denen kemik yıkıcı hücrelerin faaliyetleri arasındaki denge sayesinde, iskeletimizin tamamı her yedi yılda bir yenilenir. Yaşlanmayla kemik şekillenmesi ve yaşlı kemik hücrelerinin yok edilmesi arasındaki denge alt-üst olur. Erkeklerde ortalama hayat süresi boyunca toplam kemik kütlesinin % 15’i, kadınlarda ise % 30’u kaybedilir. Bu kayıp, menapoz sonrası kadınlarda oldukça dramatik bir hâl alır.

 

Her iki cinsiyette de, kemikte mineral azalması ve kemik üzerindeki gözeneklerin artması sonucu kemikler daha kolay kırılmaya meyilli hâle gelir. 20’li yaşlardan itibaren eklemlerin esnekliği azalmaya başlar. Daha ileriki yaşlarda “arthritis” denilen eklem hastalıkları ile hareketleri oldukça kısıtlanabilir.

 

Kaslarda Yaşlanma

Egzersiz yaşlı insanlarda kemik yoğunluğunun ve kas gücünün korunmasında faydalı olabilir. Çalıştırılmayan kas hücreleri bağ ve yağ dokularına dönüşmeye başlar. Aslında ne kadar egzersiz yapılması önemli değildir, çünkü yaşlanma ile güçte bir kayıp olması kaçınılmazdır. Bunun sebebi kaslara gelen kan miktarında bir azalma, hücrenin enerji fabrikaları olan mitokondrilerin daha az faal olmaya başlaması ve sinir uyarılarının azalmasıdır.

 

Kalbin kan pompalama gücünde bir azalma başlar ve bu açığı telafi etmek için sol karıncık duvarında bir kalınlaşma meydana gelir. Bu arada düz kas tabakaları kan damarları ile çevrelenir. Kolesterol ve kalsiyum birikiminden dolayı damarlar sertleşir ve kalınlaşır, böylece bu damarlar kalpten gelen basınç dalgalarını daha az iletirler. Atar damarlar iç çeperlerine biriken yağ asidi birikintileri ile tıkanarak ateroskleroz (damar sertliği) denen hastalık gelişir.

 

Hafıza Kaybı ve Yaşlanma

Zekâ seviyesi 18 ila 25 yaş arası en üst IQ’da ölçülür. Sonra yavaşça azalma eğilimine girer ve hafızada bir gerileme başlar. Yaşlanmayla beynimizde de bir küçülme meydana gelir; ağırlığının % 5 -10’u 20 - 90 yaşları arasında kaybedilir. Fakat sinir hücrelerinin sayı azalmasının açığını telafi etmek için Yaratıcı’nın insanoğluna verdiği eşsiz bir nimet vardır ki, bu da, beyin faaliyetlerini terk etmeyen insanlarda, sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan sinaps yoğunluğunda bir artmanın meydana getirilmesidir.

 

Bu yüzden birçok insan yaşlanmasına rağmen zihnî çevikliklerini çok fazla kaybetmezler. Bütün bunlara rağmen ne yazık ki bazı yaşlı insanlar, beynin erken yaşlanması olarak tabir edilen Alzheimer hastalığının pençesine düşerler.

 

Yaşlı insanlar enfeksiyonlara karşı oldukça savunmasızdırlar. İmmün sistemdeki bu zayıflama vücuda giren tanımlanmamış molekülleri belirleyen ve sınırlı stoğu olan T-Lenfosit sayısındaki azalmadan kaynaklanır. Aynı zamanda yaşlı insanlar, immün sistemlerinin kendi vücutlarına karşı saldırıya geçmesi sonucu meydana gelen rheumatoid artritis ve alzheimer gibi oto-immün hastalıklara yatkın hâle gelirler.

 

Bütün bunlar yaşlanmanın dışa vurumudur. Peki ya moleküler seviyede ne gibi değişiklikler meydana gelmektedir?

 

Bu bir paradokstur. Hayat için zaruri olan iki madde yaşlanmayla artık zararlı bir hâl alır. bunlar oksijen ve şekerdir. Oksijenli solunumda, kompleks organik moleküllerden enerji açığa çıkarmak için oksijen kullanılır. Fakat bu arada serbest oksijen radikalleri denilen ürünler meydana gelir. Bu moleküller son derece tahrip edici moleküller olup, bilhassa solunum olayının meydana geldiği mitokondrilerde zararlı tesirlerini gösterirler.

 

Mitokondri içinde bulunan küçük fakat hayatî öneme sahip DNA, böylece savunmasız hâle gelir. Daha az reaktif olan H2O2 (hidrojen peroksit) gibi radikaller hücre içine sızarak çekirdeğe ve buradan da kromozomlara ulaşıp zarar verebilirler. Bu zararlı moleküller hücre zarlarının yapısındaki yağ moleküllerine ve kanda taşınan kolesterol formlarına karşı da atağa geçer.

 

Bu durum iyi gibi görünse de, bu kolesterol formları serbest radikaller tarafından okside edildiğinde, yapılarında geri dönüşümsüz bozulmalara yol açmakta ve bunlar da immün sistem tarafından hedef kabul edilip, oto-immün (bağışıklık sisteminin kendi vücuduna saldırması) atağa geçilmektedir. Sonuçta arterlerde yağ plâklarının gelişmesi desteklenmiş olmaktadır.

 

Elbetteki serbest radikallere karşı vücudumuz savunmasız bırakılmamıştır. Antioksidan vitaminler (E ve C vitaminleri) ve antioksidan enzimler bu görevi yerine getirir. Meselâ katalaz enzimi H2O2 (hidrojen peroksit)’i H2O (su)’ya çevirir.

 

Şekerler de, gerekli fakat zararlı da olan moleküllerdir. Glukoz molekülü, glukolizasyon reaksiyonu ile proteinlere bağlanır. Meselâ, kollagenle desteklenen alt deri tabakasının, yaşlanma ile esnekliğini kaybetmesi glikolizasyonun bir sonucudur. Böyle gerilemelere özellikle arterlerde, tendonlarda ve akciğerlerde rastlamak mümkündür. Arter duvarlarında glikolizasyona uğrayan kollagen buradan geçen proteinleri engeller ve bu da LDL kolesterolünün (halk tabiri ile kötü kolesterolün) arterlerde birikimi için diğer bir sebep olabilir.

 

Bütün proteinler glikolizasyonun hedefi durumundadır, çünkü proteinler daha az çözünür ve bozunur bir hâl alırlar. Bir teoriye göre yaşlanma; proteinlerde, yağlarda ve DNA’lar da serbest radikal ve glikolizasyon atakları sonucu meydana gelen ve telafi edilmemiş zararların birikimi sonucu meydana gelmektedir. Bu teoriye “Hatalı Birikim Teorisi” denir.

 

Zamanla enzim ve proteinlerin tesiri daha da azalmaya başlar. Bazen de DNA üzerinde tamiri mümkün olmayan hatalar meydana gelir. İşte bu mutasyonlar her hücre bölünmesinde diğer hücreye aktarılır. Mutasyonun en kötü sonucu, kontrol edilemeyen hücre bölünmesi olarak tabir edilen kanser’dir. P16 ve P53 olarak adlandırılan tümör baskılayıcı veya durdurucu genlerindeki mutasyonlar, bir çok kanser türünde tanımlanmıştır.

 

Normal insan hücreleri farklı dokularda değişmekle beraber, 50-100 defa bölündüklerinde yaşlanırlar. Yaşlanmış hücreler genç hücrelere göre daha büyüktür. Bir yıl önce hücre biyoloğu J. Shay ve bir nörolog olan W. Write hücre seviyesindeki yaşlanmayı durduracak bir yol bulduklarını bildirdiler. Başın alın bölgesinden aldıkları deri hücrelerine, telomeraz adlı enzimin salgılanmasını sağlayan geni eklediler. Alın hücreleri normalde 60 kere bölünebilir.

 

Fakat bu durumdaki hücreler hiçbir engelleme ile karşılaşmadan yorulmak bilmeyen motorlar gibi 300 defadan daha fazla bölünmüşlerdir. Nihayetinde araştırıcılar bu metodun hücre yaşlanmasını oldukça yavaşlatacağını umuyorlar, fakat hiçbir bilim adamı bundan sonra kahvaltılarımızda telomerazlı besinler yenmesini tavsiye etmiyor. Çünkü telomeraz enziminin karanlık bir yüzü vardır; bütün kanser türlerinin % 85’inde bu enzimden bol olarak bulunmaktadır. Bu yüzden sınırsız bölünme sağladığı için kansere sebep olan faktörlerden biri de bu enzim olabilir. 1961 yılında

 

L. Hayflick adlı kanser araştırmacısı, hücre içinde bölünmenin ne zaman durdurulacağı konusunda bir çeşit saat olduğunu söyledikten sonra, eğer kültüre alınmış hücreler dondurulursa ve 10 yıl sonra buzları çözülürse hücrenin bölünmesine kaldığı yerden tekrar başlayacağını ileri sürdü. Bilim adamları bu biyolojik saatin kromozomun uç kısımlarında yer alan telomerler olduğunu söylemekteler. Telomerler, bir gerdanlıktaki boncuklar gibi DNA zincirinin belli kısımlarının parçalarının binlercesini bulundurur. İşte her hücre bölünmesinde kolyedeki bu boncuklardan bir kaçı kaybedilir, sonunda da telomer belirli bir kısalığa eriştiğinde, hücre bölünmesi durur.

 

1970 yılında Rus immünolog A. Olovnikov hücre bölünmesinin niçin sona erdiği konusunda bir teori geliştirdi. Olovnikov, Moskova Metro İstasyonu’nda beklerken, tren raylarının DNA, lokomotifin de DNAeşleme mekânizması olduğunu hayal etti. Lokomotifin hiçbir zaman rayların son bölümüne veya en başına tam olarak geçemeyeceğini gördü. İşte DNA’nın mükemmel bir şekilde her eşleşmesinde bir tampona ihtiyacı olacaktır. Olovnikov’un teorisine göre telomerler bu tampon görevini icra etmektedirler.

 

Hâlen esrarını koruyan "Progeria" adlı hastalığa sahip çocuklar üzerinde yapılan çalışmalar nasıl yaşlandığımıza dair kıymetli bilgiler vermektedir. Progeria erken yaşlanma hastalığıdır, bu hastalığa sahip çocukların ortalama hayat süresi 12,7 senedir. Çocukluğunu yaşayamayan bu çocuklar, 60-70 yaşındaki insanlar gibi görünürler, çünkü hücrelerindeki telomerleri kısa olarak doğmuşlardır.

 

Lâboratuar ortamında telomeraz enzimi verilen hücreler, telomer boyunu ve hücrenin gençliğini muhafaza etmektedir. Fakat insan vücudunda bu, lâboratuardaki kadar kolay değildir. Yaşlandıkça vücudumuzda bir çok değişiklikler meydana gelmektedir. Bilim adamlarının çoğunun, tek bir enzimin bütün bu değişimleri geriye döndüreceği hususunda şüpheleri vardır. Telomerazın bir çok kanser türünde bulunduğu bir gerçektir, fakat belki de kanserle mücadelede, yine kanserde artan bu potansiyel silah kullanılacaktır.

 

Kanser vakalarında telomeraz aktivitesi inhibe edilebilirse (baskılanırsa) kanser hücreleri yeniden ölümlü hâle gelecektir. Şimdilerde ilâç firmaları telomeraz enzimini inhibe edici (engelleyici) ilâçlar üzerinde çalışmaktalar. Aslında hayatın farklı dönemlerinde farklı stratejiler uygulanabilir. Bunlardan biri, genç yaşta iken telomeraz aktive edici ilâçlar almak ve yaşlandıkça da kanser gelişimini engellemek için telomeraz inhibe edici ilâçlar kullanmak olabilir.

 

Bilim adamlarının büyük çoğunluğuna göre yaşlanma kaçınılmazdır. Şimdiye kadar bulunan ve yaşlanmayı geciktiren tek bir yol vardır. Bu da vücuda giren besinleri azaltmaktır. % 60-70 oranında daha az beslenen deney sıçanlarının diğerlerine göre daha uzun süre çevik kaldıkları, çok daha güçlü bir immün sisteme sahip oldukları ve hâfızalarının daha iyi olduğu görülmüştür..

 

En önemlisi bu sıçanlar, diğerlerine göre % 40 daha uzun yaşayabilirler. Diğer bir çalışma da, caenorhabditis olarak bilinen mikroskobik kurtçukların mideleri iyice dolduruldukları zaman ancak üç hafta yaşadıklarını açıklayan bilim adamları, bu kurtçukların az yiyecek almaları halinde tırtıl dönemine kadar iki ay yaşayabildiklerini kaydettiler. Bu kurtçuklar sahip oldukları cytocylıc catalase olarak bilinen enzim sayesinde serbest oksijen radikallerinin zararlı tesirlerinden korunmaktadırlar.

 

Bilim adamları bir sonraki çalışmanın insanlarda da bu enzimin bir benzerinin olup olmadığını araştırmak olduğunu belirtiyorlar. Az yemek yemek, günümüz için yaşlanma ve hastalıklarla mücadelede en makul yol olarak görülmektedir.

 

Yine de bütün bu gayretlere rağmen, eninde sonunda yaşlanacağız ve eninde sonunda kabre gireceğiz. Zaten insan ölmek için doğar ve ölmemek üzere dirilmek için ölür. Ölümsüz bir hayata basamak ve dünyada hayırlı eserler bırakabilmeye vesile olduğu taktirde, daha sağlıklı bir yaşlılığın ve uzun ömrün bir mânâsı olabilir. Yaşlı-genç hiçkimsenin elinden kurtulamayacağı ölümü, yokluk olarak görenler, yaşlansa ne olur, genç ölse ne olur?

 

 

 

 

 

İbrahim CESUR

 

Kaynak:

1- "Age-old story", New Scientist, Ocak 1999.

2- "Fountain of Youth", Popular Science, Şubat 1999.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

kaçınılmaz son ölüm ya bazen kafanın kayışı kopuyor insanlar ölmek istemiyor heççç

 

ancak yaşayalım kazık çakalım diyorlar

 

azrail a.s geliyor attaya götürüyor ben gelmem diyemiyor insan o zaman..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

  • Benzer Konular

    • Bunları Tüketmiyorsanız Yorgunluk Kaçınılmaz...

      Bunları tüketmiyorsanız yorgunluk kaçınılmaz     Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı Yıldırım, sürekli kendini yorgun hissedenlere uyarılarda bulundu.   Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı Yıldırım, "Yoğun bir günlük programınız oluşu, işiniz, trafik ya da sorumluluklarınızın artışı tek başına yorgunluğunuzun nedeni olmayabilir" dedi.   Enerji eksikliğinin nedenlerinden ilk olarak yapılan diyetin etkisi olabildiğini ifade eden Yıldırım, "Araç doğru yakıt olmadan çalışmadığı gibi vücut da do

      , Yer: Sağlık Haberleri

    • Teknoloji Değişince Falın Değişmesi de Kaçınılmaz.

      [h=2]"Balık kısmet, at murattır"dan "Üç vakte kadar biri seni dürtücek, like atacak" moduna geçiş...[/h] Türk kahvesinin 14. yüzyıldan bu yana süregeldiğini düşündüğümüzde kahve falının da epeyce köklü tarihi olduğundan bahsedebiliriz. Satranç ve tavlanın yanında yahut şiir ve edebiyat sohbetlerinin yanında kahve olmazsa olmazlardandır. Osmanlı saray mutfaklarında da ayrı bir saygınlığı vardı kahvenin. Hatta sarayda “kahvecibaşı” olarak ç

      , Yer: Astroloji ve Burçlar

    • Orta ve İleri Yaşta Dişsiz Kalmak Kaçınılmaz...

      Orta ve ileri yaşlarda diş kaybına bağlı takma diş kullanıp yaşam kalitemizi bozmamamız için diş ve dişeti bakımı çok önemlidir.   Malesef dişlerini kaybeden herkese implant yapılamamaktadır. Hasta bunu yaptıracak şartlara sahip olsa bile 35- 40 yaşlarında bir hastaya bile takıp çıkarılan yani kareketli protez yapılmak zorunda kalınabilinir.   DİŞ EKSİKLİĞİN YARATTIĞI SIKINTILAR NELERDİR? Çoğumuz dişlerin önemli bir organımız olduğunu farketmeden yaşarız. Bir diş eksikliğin çok da önemi old

      , Yer: Ağız ve Diş Sağlığı

    • Ülkelerin Kaçınılmaz Kaderi

      Ülkelerin kaçınılmaz kaderi       Genelde, bir fal olarak tanınan Astroloji aslında çok farklı bir yerdedir; bir tür sosyo terapi olmasının ötesinde akademik platformda özellikle de istatistiksel öngörülerde kullanılabilir. Okuyucularımla bu yazıda, Mundane denen bu astroloji-istatistik konusunu paylaşıyorum. Bu yöntem savaşlar için olduğu kadar, ekonomide, politika ve doğa olaylarında da kullanılmakta. Burada yıldızlar bizi yönetiyor kuşkusunun veya inancının yerine, gezegenlerin

      , Yer: Astroloji, Fal ve Kehanetler

×
×
  • Yeni Oluştur...