Jump to content

Şahmeran Efsanesi ve Mitolojik Kaynakları


Guest birikinti

Önerilen Mesajlar

ŞAHMERAN EFSANESİ VE MİTOLOJİK KAYNAKLARI

Dr.Fulya Tüşümel

 

Anadolu’ nun sadece sözlü halk edebiyatında değil, el sanatlarında da etkisini sürdüren bir efsanedir Şahmaran yada Şahmeran. Özellikle genç kızların çeyizlerinde ki işlemelerde ve duvar resimlerinde kem gözlerden korunmak için kullanılmaktadır. Kimilerine göre Ceyhan ile Misis arasında Ortaçağda yapılan Yılankalede yaşamıştır. Bu söylencenin izleri Adana’nın selle, Ceyhan’ın yelle, Misis’in yılanla gideceği şeklindeki bir tekerlemeyle bütün canlılığını korumaktadır. Bu tekerlemede Yılankalenin koruyucu yılanlarının efendileri Şahmeran’ın öldürüldüğünü bilmedikleri ve bunu duydukları gün insanlardan intikam almak için Misis’e inerek insanları öldüreceklerine inanılır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Yılankaleden bahsederken ”Evsafı Kal’ai şah Maran” yani Şahmaran Kalesi olarak söz eder ve bu kalede sürü sürü yılanın yanında boynuzlu ve ensesi tüylü bir yılanın görüldüğünü yazar. (Evliya Çelebi,1935:340)

 

Misis’te, Tarsus’ta ya da herhangi bir yerde anlatılan efsanelerde yoksul bir ailenin oğlu olan Lokman’ın odunculuk yaparak geçimini sağlarken Şahmeran’la tesadüfi karşılaşması anlatılır. Bu karşılaşmadan sonra Lokman uzunca bir süre Şahmeran’ın himayesinde yaşar. Daha sonra Lokman Şahmeran’ın yaşadığı yeri kimseye söylemeyeceği sözünü vererek evine döner. Ülkenin hükümdarının bir gün amansız bir hastalığa yakalanması ve hastalığın tek çaresinin Şahmeranın etinde olması üzerine Lokman’dan zorla Şahmeran’ın yeri öğrenilir. Şahmeran Lokman’ın ihanetine karşılık yine de ona iyilik yapar. Kesildikten sonra etinin kaynatılan ilk suyunun zehirli, ikinci suyunun ise şifalı ve iksirli olduğunu söyler. İkinci suyu içen Lokman bütün hastalıkların çaresini de bulmaya başlar.

 

Şahmeran’ın ölümü Medusa’nın ölümüne benzer. Her iki ölümle ele geçen sihirli güç insanlığın sağlık ve şifa bulması için kullanılmıştır. Yunan mitolojisinde geçen Gorgo canavarlarının mı Şahmeran’a mı yoksa Şahmeranın mı Gorgolara kaynak olduğu düşüncesi tartışılmaktadır. Özellikle Hesiodos’un Tanrıların Doğuşu adlı eserinde anlatılan Ekhidna Şahmerana çok benzerlik göstermektedir.

Hesiodos eserinde ;

 

“Ne ölümlülere, ne de ölümsüzlere benzeyen.

Bir mağarada doğdu bu azgın yürekli

Ekhidna.

Yarı bedeni bir genç kızdı onun,

Güzel yanakları ve gözleri fıldır fıldır,

Yarı bedeniyse koskoca bir yılandı, korkunç,

Her yanı benek benek amansız bir yılan

Yerin gizli deliklerinde kaybolan;

Mağarasında otururdu Ekhidna,”

 

diyerek tanımlamıştır Ekhidna’yı (Eyuboğlu, Erhat,1977:114). Mitolojiye göre Ekhidna’nın ini Arima dağları denen Kilikya’da yerin altındadır. Yani efsanenin kaynağı Kilikya bölgesi olsun ya da olmasın yaşadığı yer burasıdır.

 

Efsanelerin çoğunda Şahmeran erkek olarak ifade edilir. Fakat özellikle Tarsus dahil olmak üzere Anadolunun her yerinde kullanılan Şahmeran motifinde Şahmeran kadın olarak resmedilir. Öykülerdeki bu cinsiyet değişikliği belki adının başındaki Şah kelimesinden kaynaklanmaktadır.

 

Efsanenin Hatti ve Hurrilerin etkisindeki Hitit mitolojisinden de izler taşıdığı düşünülmektedir. Hatti kökenli olan gök tanrısı Telepinu’nun Illuyanka ejderi ile savaşı Hitit mitolojisinin bir parçasıdır. Telepinu mitosunun ele geçen iki anlatısının birinde Illuyanka adlı ejdere yenilen gök tanrısı, ejderi yenmek için tanrıça İnar’ın Hupasiya adlı bir ölümlüye aşkını vaat etmesini kullanır. Aşka karşılık bu ölümlü, Illuyankayla yer içer, onu sarhoş eder. Bu fırsattan yararlanan gök tanrısı gelir, ejderi öldürür. Diğer hikayede ise gök tanrısını yenen Illuyanka gök tanrısının yüreğini ve gözlerini alır. Gök tanrısı öç almak için Arm adlı bir ölümlünün kızıyla evlenir ve ondan bir oğlu olur. Oğul büyüyünce ejderin kızıyla evlenir ve babasının yüreğiyle gözlerini geri alır. Gök tanrısı eski gücüne kavuşunca ejderi öldürmeye gider. oğlu araya girerek “Ejderi öldüreceksen beni de öldür ” der ve babası oğluyla beraber ejderi öldürür. Bu efsanenin benzeri Yunan mitolojisinde de vardır. Zeus ile Typhon arasında geçen savaşta, Illuyanka efsanesinin ana öğeleri bulunur (Akurgal,1993:107).

Typon omuzlarından yüz yılan başının yükseldiği, korkunç bir tanrı olarak ifade edilir. Yanardağ tanrısı olarak da tanımlanır. Ekhidnayla birleşerek korkunç canavarlar üretmişlerdir(Erhat,1989:316).

 

Helen anlatısında Typhon tanrı Zeus’un yüreğini ve gözlerini değil, kollarının ve bacaklarının kas lifini almıştır.Bu örnekte ejderin gözcülüğünü yapan kızını Aigipan adlı bir kadın oyalarken Zeus’un kas liflerini tanrı Hermes geri alır. Efsanenin Kilikya bölgesinden geldiğini de yer adları açığa vurur. Helen anlatısında Typhon’un oturduğu yer Mersin civarınaki Korykos mağarasıdır. Adı geçen Casius Dağı ise Antakya yakınlarındadır. Efsanelerin hepsinde bir ölümlünün ihaneti söz konusudur.

 

Kimilerine göre Typhon’la Ekidna’nın kızı olan ve Odyseia’da sözü geçen mitolojik deniz canavarı Skylla da Şahmeran’a benzerlik gösterir. Skylla M.S. III. yüzyılda Tarsus sikkelerinin üzerine de basılmıştır. Sikkenin ön yüzünde Şua taçlı PUPIENUS arka yüzünde cepheden duran SCYLLA vardır. (SNG Levante 1633 ) Kaynağı ne olursa olsun bu gün hala Misis yakınında Çokçapınar köyünde Şahmeran Mağarası adı altında bilinen kutsal bir mekan vardır.

 

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Şahmeran, Lokman Hekİm ve Adana Efsanelerİ

 

Yrd. Doç. Dr. Refiye Şenesen

Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. TDE Bölümü.

 

Tarihin ilk dönemlerinden itibaren ortaya çıkan, inandırıcılık özelliği olan, kutsal, gerçek, ve olağanüstü unsurları barındıran kısa halk anlatılan şeklinde tanımlayabileceğimiz efsaneler, bağlı oldukları toplulukların en önemli kültürel varlıklarından birini oluştururlar.

 

İnsanlar varoldukları andan itibaren dış dünyayı ve doğayı tanımak, ondan faydalanmak çabası içinde olmuşlar, yaşamlarını devam ettirirken karşılaştıkları sorunları ise kendilerine göre geliştirdikleri bir düşünce sistemine göre yorumlamışlardır. Dışa karşı üstünlük sağlamak isteyen insan düşüncesi, kendisini etkileyen olaylar karşısında bir takım kavramlar geliştirmiş, bu kavramları belli biçimlerde harekete geçirerek, sözlü gelenekte yaşayan anlatım türlerini meydana getirmiştir.

 

Bu grup içerisinde sayabileceğimiz efsane türü, tarih ve inanç öğelerinin yanı sıra geleneksel motifleri de içinde barındırması açsından halk kültürü ürünleri arasında önemli bir yere sahiptir. Efsanelerin konulan, geçen zamanla birlikte toplumda görülen değişikliklere paralel olarak farklılaşmış, genişleyerek çeşitlilik kazanmıştır.

 

Genel olarak bütün toplumlarda ilkel efsaneler: tanrıların, evrenin, insanların yaradılış ve ortaya çıkışlarının yanı sıra, ilk günahı, ölümün kökenini, tufanı, tanrıların insanları nasıl cezalandırdıklarını, avcılığın ve hayvancılığın başlangıcını, yeryüzünün ilk çiftini, ilk ailesini, âdet, kurum, törenlerin, teknik bilgilerin kökenlerini konu edinmektedirler1.

 

Tarih öncesi dönemlerde ortaya çıkan efsaneler, insanın yaşaması için gerekli olan temel bilgilerin, değerlerin tanrılar ve kahramanlar tarafından insanlara verildiğini işler. Efsaneler âdet, kurum ve törenlerin ortaya çıkış nedenlerini konu edindikleri gibi bu âdet, kurum ve fitlerin kutsallığını, kutsal sayılan ilk zamanlara bağlayarak, gelenekseli destekleyip güçlendirirler2. Efsanelerdeki temel amaçlardan birisi de toplumsal değerlerin yaşatılmaya çalışılmasıdır. Bu değerler, daha çok örnek tipler aracılığıyla devam ettirilirler. Bu bakımdan toplum hayatına olumlu davranışları ile etkili olan hatta toplumlara yon veren tiplerin davranış ve hareketleri, efsanelere konu olabilir. Özellikle İslâmi içerikle şekillenen Türk efsanelerinde toplumsal değerleri öne çıkartan ve insanlara örnek olsun diye seçilen tiplere rastlamamız mümkündür.

 

ilkel efsaneler insanın yasaması için gerekli olan temel bilgilerin, teknik ve değerlerin tanrılar tarafından insanlara nasıl öğretildiği konusunu işlerlerken, bu konu zamanla toplumdaki inanç sistemlerini de içine alarak genişlemiş, toplum hayatına yön veren kişilerin davranışları, masal konuları, efsaneleri etkilemiş ve bu şekilde geniş bir yelpaze oluşmuştur.

 

Bunlardan başka konulan masallarla ortak olan efsaneler de vardır. Bazı efsaneler ise artık inanış konusu olma niteliğini yitirme aşamasındadır. "Eskiden böyle inanırlarmış, güya böyle olmuş" gibi açıklamalar, bu çeşit söylentilerin eskiden inanma konusu olduğunu belirler3, inanılır olma özelliğini yitiren efsaneler, gittikçe masal türüne yaklaşırlar.

 

Efsane türü 19. yy'ın başlarından itibaren Avrupa'da ilgi görmeye başlamıştır. J. Ludvvig Grimin ve VVilhelm Grimm'in 1816-1818 yıllarında yayınladıkları iki ciltlik Deursche Sagen efsane konusunda yapılan ilk çalışmalardan biridir4. Türkiye'de cumhuriyetten sonra üzerinde durulmaya başlanan efsane konusunda birçok derleme çalışmasının yanı sıra bilimsel çalışmalar da yapılmıştır. Bunlardan birisi de tarafımızdan hazırlanan, 127 efsane metnini ve incelemesini içeren yüksek lisans tezidir5.

 

Adana, sahip olduğu coğrafi konum ve kültürel yapısıyla birçok halkbilimi malzemesini bünyesinde barındıran bir şehirdir. Efsane açısından da oldukça zengin bir altyapıya sahip olan Adana'da anlatılan efsaneler birçok başlık altında toplanabilir. "Dünyanın Yaradılışı ve Sonu ile İlgili Efsaneler", "Veliler, Türbeler ve Ziyaretlerle İlgili Efsaneler", "Taş Kesilmeyle İlgili Efsaneler", "Bitkiler ve Ağaçlarla ilgili Efsaneler", "Hayvanlarla ilgili Efsaneler", "Doğa Olaylarıyla İlgili Efsaneler", "Tarihi Yerler ve Hazinelerle İlgili Efsaneler", "Yer Adlarıyla İlgili Efsaneler", "Dağ, Göl, Mağara, Pınar, Çeşme ile İlgili Efsaneler", "Çeşitli İşaretler ile İlgili Efsaneler", "Hızır ile İlgili Efsaneler", "Lokman Hekim ile İlgili Efsaneler"6 şeklinde sıralanabilecek olan bu efsaneler, motif yapılan açısından birçok ulu- -sun efsaneleriyle ortak özellikler taşırlar.

 

Türklerin Anadolu'ya gelmeden önce bağlı bulundukları inanç sistemlerinin izleri Adana efsanelerinde bütün canlılığıyla yaşamaktadır. Ak-kara çatışması, kötü ruhlar, mitolojik hayvanlar, sihir ve büyü, yağmur duası, ağaç, ateş, su, taş-kaya, toprak, dağ-tepe,- kesikbaş kültü, at, av, geyik, ışık, kartal, kurt, mağara motifleri ile destan motifleri (savaş, kızların bahadır olması), şekil değiştirme, her türlü etkiye rağmen silinmemiş, bazen olduğu gibi kalmış, bazen de değişikliklere uğrayarak yaşamış ve günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir.

 

Eski Anadolu uygarlıkları da Adana efsanelerine kaynaklık yapmaktadır. Adana'nın adını alışı efsanesinde, mitolojik bir kahraman olan Adonis'in adıyla Adana arasında bir bağ kurulmuştur. İslâmiyet'in kabulünden sonra İslâmi motifler de efsanelere girmiş, özellikle "Veliler, Türbeler ve Ziyaret Yerleriyle İlgili Efsaneler" İslâmiyet kültürünün etkisiyle şekillenmiştir.

 

Adana'nın coğrafi yapısı ve iklim özellikleri de efsanelerin oluşmasında etkili olmuştur. Yılanlar ve akreplerin bol olduğu şehirde bu hayvanlarla ilgili efsaneler de yaygın olarak anlatılır. Özellikle yılanlar, yöre halkının inanç ve korkularında büyük yer kaplarlar. Eski bir halk masalı olan Şahmeran'ın özellikle Adana'da bu kadar yaygınlaşıp efsane haline gelmesi ve varyantlarıyla anlatılıyor olması, coğrafya ve iklimin getirdiği sonuçlardan birisidir.

 

Lokman Hekim'in kahramanı olduğu efsaneler de Adana'da yaygın olarak bilinerek anlatılmaktadır. Halk arasındaki söylentilere göre Lokman hikmet sahibi bir kişidir. İnsanlara bilgeliği öğreten bir önder, yol göstericidir. Onun tarihi bir kimse, vezir, büyük devlet adamı olduğunu anlatan masallar da vardır. Daha sonraki çağlarda İran ve Türk edebiyatlarına giren bu hikâyeler, biçim ve yapı değişikliğine uğramış, Lokman gerek Türk ve gerek İran edebiyatlarında halk hekimliğinin atası olarak tanınmıştır. Her derde deva, çaresizlere çare, şifasızlara şifa bulduğu inancı yayılmıştır7. Adana'da anlatılan bir efsanede Lokman Hekim ve Şahmeran birlikte anılırlar. Halk anlatılarında Lokman'ın Misis'e yerleşip yaşaması ve Şahmeran'ın yaşadığı yer olarak bilinen Yılankale'nin Misis'te bulunması, halkın iki efsane kahramanı arasında bağlantı kurmasına neden olmuştur. Böylece aynı coğrafyada yaşayan farklı efsane kahramanları, halkın hayal gücüyle bir araya gelmiş ve yeni bir efsane ortaya çıkmıştır.

 

Halkın çaresizliklerini, umutlarını, özlemlerini, dünya görüşünü, bütün öteki türlerden daha belirgin biçimde dile getiren efsaneler, Adana halk kültürünü oluşturan önemli ürünlerdendir. Bu efsaneler anlatıldıkları müddetçe içlerinde barındırdıkları unsurlarla kültür varlığımızın koruyucuları olacaklardır. Adana'da en çok anlatılan efsanelerden örnekler verelim.

 

ŞAHMERAN VE LOKMAN HEKİM EFSANESİ

 

Vaktiyle, binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla giren bir adam, yılanlar tarafından padişahları Şahmeran'a götürülür. Şahmeran adama canını bağışlayacağını ancak kendisini misafir etmek zorunda olduğunu söyler. Yerini bilen birini serbest bırakarak kendi hayatını tehlikeye atmak istememektedir. Şahmeran ona çok iyi davranır. Adam bir dediği iki edilmeden bütün ihtiyaçları sağlanarak yaşamakta, günlerinin büyük bölümünü Şahmeran'la sohbet ederek geçirmektedir.

 

Ne kadar rahat da olsa, gerçek dünyadan uzak bir mağarada süren bu hayattan sıkılan adam, bir gün yeryüzüne dönmek için Şahmeran'dan izin ister. Şahmeran adama güveninin tam olduğunu, yerini kimseye söylemeyeceğine inandığını belirterek gitmesine izin verir. Ancak kendisini gördüğü için vücudunun pul pul olacağını, bu yüzden vücudunu kimseye göstermemesi gerektiğini de tembih eder.

 

Yeryüzünde normal hayatına dönen adam, Şahmeran'ı gördüğünü hiç kimseye söylemez. Bu arada padişahın kızı hasta olmuş, tedavisi için bütün ülke seferber edilmiştir. Kızın iyileşmesini en çok isteyenlerden biri de vezirdir. Gerçek amacı kızla evlenip oğlu olmayan padişahın yerine ülke yönetimini ele geçirmek olan vezir, bütün büyücüleri toplayarak, bu hastalığa çare bulmalarını ister. Büyücülerden birisi, Şahmeran'ın bulunup öldürülmesi ve vücudundan alınacak bazı parçaların kaynatılıp içirilmesi durumunda kızın iyi olacağını söyler. Şahmeran'ı bulabilmek için de vücudu pullu kişilerin aranması gerektiğini ekler. Vezir ülkedeki herkesi zorunlu olarak hamama götürüp soydurarak, Şahmeran'ı gören kişiyi bulur. Adam, Şahmeran'ı öldüreceğini vaat ederek mağaraya gider.

 

Şahmeran'a bütün gerçekleri anlattıktan sonra, ne yapması gerektiğini sorar. Şahmeran: "Ölümümün senin elinden olacağını zaten biliyordum" diyerek kendisini öldürmesini, ancak bunun gizli tutulmasını ister. Çünkü öldüğü duyulursa, dünyadaki bütün yılanlar, insanlardan öç almaya kalkacaklardır. Daha sonra: "Kuyruğumun suyunu kaynat ve vezire içir ki kısa zamanda ölsün. Gövdemin suyunu kaynat ve kıza içir ki iyileşsin. Kafamın suyunu kaynat ve iç ki Lokman Hekim olasın" diye ekler. Adam biraz da buruk bir şekilde bunları dinler. Şahmeran yılanlara, adamın misafiri olarak gideceğini, çok uzun yıllar dönmeyeceğini, kendisini merak etmemelerini söyler ve yeryüzüne çıkarlar. Adam Şahmeran'ın dediklerini yapar. Vezir ölür. kız iyileşir, kendisi de Lokman Hekim olur (Ki).

 

ŞAHMERAN VE BİR İNANIŞIN EFSANESİ

 

Çukurova bölgesinde halk arasında Şahmeran Efsanesine bağlı olarak söylenen: "Misis yılandan, Ceyhan yelden. Adana selden gidecek" şeklinde bir söz vardır. Bu sözün temelinde şu inanış yatmaktadır:

 

Adana, Seyhan Nehri'nin yanı başında bir düzlükte kurulmuştur. Eskiden nehir sık sık taşar, evleri, köyleri yıkar, tarlaları su altında bırakırmış. Adana'da sık sık sel olduğu için bir gün şehrin bu yüzden yok olacağına inanılır. Ceyhan'da ise evler çok eskiden topraktan ve kamıştan yapılırmış. Her yanı açık olduğu için, kuvvetli bir rüzgarda birçok ev yıkılıp gidermiş.

 

Misis'in yılandan gitmesine gelince, bu da yine yörede çok bilinen Şahmeran efsanesi ile birlikte anlatılır. Efsaneye göre Misis yakınında küçük bir dağın tepesine kurulmuş, Yılankale denilen bir kale vardır. Bu kalede sütle beslenen birçok yılan varmış. Bu yılanlar, bir gün sütsüz kalıp kaleden çıkacaklar ve Misis'e inerek orada yaşayanları sokacaklarmış (K2).

 

GÜLEK BOĞAZI'NDAKİ EJDERHA İLE KRAL KIZININ EFSANESİ

 

Toros Dağları'nda bulunan Gülek Geçidi'nde, bir kızla ejderhaya benzetilen şekillerle ilgili olarak şu efsane anlatılır:

 

Çok eski çağlarda Toros Dağları'nın tepesinde bir kral kızı yaşarmış. Dağların çevresi çok sık bir ormanla çevrili olduğu için buralarda dolaşmak tehlikeliymiş. Çünkü ormanda büyük bir ejderhanın yaşadığı söylenirmiş. Kral da kızına sık sık çevreyi tek başına dolaşmamasını söyletmiş.

 

Günlerden bir gün, kızın canı çok sıkılmış ve ormanda dolaşmaya karar vermiş. Bir süre gezdikten sonra dik ve sarp bir kayalığın üzerine oturarak Gülek Boğazı'nı seyretmeye başlamış. Birden büyük bir gürültü duymuş. Aşağı baktığında kayalıklardan ejderhanın geldiğini görmüş. Ne yapacağını şaşırmış. Kurtulamayacağını anlayınca: "Allah'ım, beni ejderhaya yem yapacağına burada taş yap daha iyi." diyerek Tanrıya dua etmiş. Kızın duasını kabul eden Tanrı hem kızı hem ejderhayı orada taşa çevirmiş (K3).

 

ANAVARZA TAŞININ EFSANESİ

 

Bundan çok eski yıllarda Kozan ve Anavarza civarında uzun ömürlü insanlar yaşarlarmış. İnanışa göre bu insanlar o kadar uzun ömürlülermiş ki, ölüm nedir bilmezlermiş.

 

Tarihi Anavarza Kalesi yapılırken, kalenin temel taşlarını, çevre halkı Kozan Kalesi'nden sırtında geti-rirmiş. Naş adlı kişi, Kozan'dan yüklediği taşı Anavarza'ya götürmek için yola koyulmuş. Kayhanburnu Köyü'nü biraz geçtikten sonra, karşısına bir kalabalık çıkmış. İçlerinden tanıdık birine, ellerinin üstünde götürdükleri şeyin ne olduğunu sormuş. Adam oğlunun öldüğünü söyleyince, Naş sırtındaki taşı yere bırakarak şu tekerlemeyi söylemiş:

 

Adım Naş

 

Yaşadım bin beş yüz yaş

 

Oğlum beş yüz yaş

 

Yüzü ham traş

 

Bilseydim dünyada ölüm var

 

Koymazdım taş üstünde tas (K4).

TAŞKÖPRÜ'NÜN KURULUŞ EFSANESİ

 

Adana'da, Seyhan Nehri üzerinde bulunan tarihi Taşköprü'nün kurulması ile ilgili olarak birçok söylenti vardır. Bunlardan bir tanesi de şöyledir:

 

Adana'da bir padişah yaşarmış. Padişahın kızı bir yılanın ölümüne sebep olmuş. Bu yılanın eşi, kızı öldürmek için peşine düşmüş. Padişah bunun farkına varmış. Kızını tanıdığı birisinin evine saklamış. Evden çıkması yasak olan kız, bir gün dayanamayarak bahçeye çıkmış ve elma toplamaya başlamış. Bunu gören yılan, kızı sokarak öldürmüş. Padişah da kızının anısına Taşköprü'yü yaptırmış. Halk bugün bile padişahın, yıkıldığında yeniden yaptırılabilsin diye köprünün altına para ve altın koyduğuna inanır (K5).

 

ULUCAMİ EFSANESİ

 

Adana'nın tarihi camilerinden Ulucami, Ramazanoğulları tarafından yaptırılmıştır. Caminin yapımı ile ilgili olarak şöyle bir efsane anlatılır:

 

Ramazanoğlu'na bir gece düşünde, cami yaptırmasını söylerler. O da bu günkü Ulucami'yi yaptırmaya karar verir. Caminin temeli atılır. Bir gece yine düş görür. Kendisinden çocuğunun kanını caminin temeline akıtması istenir. Ramazanoğlu'nun bir tek erkek çocuğu vardır ama, "Allah bir tane daha verir." Diyerek O'nu kurban etmeye karar verir. Temeli atan ustalara: "Çocuğumun kanını temele akıtın ama ben görmeyeyim. Kanlı gömleğini getirin yeter" der. Ustalar "Bey'in bir tane çocuğu var o da kesilmez" diyerek, yoldan geçen garip, bir çocuğu keserler. Kanlı gömleğini Bey'e götürürler.

 

Aradan zaman geçer. Bey, çocuğunun ölmediğini anlar. Temel atan ustaları çağırır ve hangi çocuğun kanını akıttıklarını sorar. Oradan geçen garip bir çocuğun kesildiğini öğrenince ustalara kızar.

 

"Vay Adana'm, gariplerin şehri olacak" der.

 

Cami, yapılıp bitirilir ve ibadete açılır. Adana da gerçekten gariplerin şehri olur. İnsanların her yerden akın akın Adana'ya göç etmeleri bu efsaneye bağlanır (K6).

LOKMAN HEKİM EFSANESİ

 

Adana ve çevresinde yüzyıllardır yaygın olarak Lokman Hekim efsaneleri anlatılmaktadır. Bunlardan bir tanesi şöyledir:

 

Lokman Hekim, inanışa göre bütün hekimlerin piri, üstadıdır. Her çiçeğin, her otun özelliklerini tanıyan Lokman, ilaç yapar, derilere deva bulunmuş. Bütün dünyayı dolaşmış. Çukurova'ya gelince ovanın bereket ve güzelliğine hayran olarak Misis'e yerleşmiş. Çevredeki bütün hastaları iyileştirmiş. Anık hastalığın ne olduğunu unutan Çukurovalılar, ölümsüz hayatın peşine düşmüşler. Kendileri için ölümsüzlük ilacını yapmasını istemişler.

 

Lokman Hekim Çukurova'yı adım adım dolaşmış, bütün bitkileri incelemiş. Bir gece dolaşmaktan yorgun düşmüş ve ulu bir çınarın altında uyuyakalmış. Bir ara bir ses duymuş:

 

"Ey Lokman, anık araman bitsin, ben ölümsüz hayatın devasıyım. Bundan böyle insanlara ve hayvanlara ölüm yok".

 

Lokman Hekim, sesin geldiği bitkiye doğru yürüyüp koparmış. Bu arada Tanrı Cebrail'e: "Yetiş Cebrail, Lokman ölümsüzlüğe çare bulursa bu insanların hali ne olur?" demiş.

 

Bunun üzerine Cebrail, pir-i fani kılığında Misis Havraniye tarafına bir gelmiş. Misis Köprüsü'nün üstünde Lokman Hekimle karşılaşmış. Cebrail: "Selamü-naleyküm" dedikten sonra. Lokman'ın elindeki kitaba bakmak istemiş. Kitabı alıp coşkuyla akan Ceyhan Nehri'ne atmış. Kitabın ardından Lokman da suya atlamış ama bulamamış. Yaz gelip sular çekilince, ırmak boyunda aramaya devam etmiş. Sonunda kitabın sadece bir yaprağını, arpa tarlasında bulmuş. Bugünkü tıp biliminin, o günkü yapraktan geliştiğine inanılır. Yörede hâlâ, efsanenin izlerine rastlanılmaktadır. Kitabın bulunduğu arpa tarlasının toprağı kutsal sayılır. Çocukların karınları ağrıdığında bu toprağı ısıtıp beze sararak çocuğun karnına koyarlar (K7, K8, K9, K10).

 

LOKMAN HEKİM EFSANESİ II

 

Lokman Hekimle ilgili olarak anlatılan efsanelerden bir tanesi de şöyledir:

 

Lokman Hekim doktor ve eczacıymış. Dükkânında her türlü hastalığın devası olan ilaçlar varmış. Hastalar içeri girdiklerinde, hastalıklarına iyi gelecek olan ilaç şişesi sallanırmış. Bir gün içeri birisi girmiş. Ancak hiçbir şişe sallanmamış. Lokman Hekim bunun üzerine:

 

"Senin hastalığının çaresi yok, öleceksin" demiş.

 

Adam ölümden kurtuluşun olmadığını öğrenince çok üzülmüş. Her şeyini satmış. Yanına bir at tüfek ve av köpeği alarak dağlara çıkmış. Vurduğu hayvanları yiyip, yörüklerden yoğurt, süt alarak yaşıyormuş. Bu arada hastalığı da iyice artmış.

 

Bir ağacın altına gelmiş. Atını bağlayıp köskelmiş. O sırada bir yürük kadını, bir tas sütü saylığa koymuş. Yılanların sütü sevdikleri bilinir. Tasa yaklaşan bir yılan sütü içmiş, sonra da zehrini süte kusmuş. Tas yemyeşil olmuş.

 

Ağrıları iyice anan adam:

 

"Gidip şu zehri içeyim de ölüp kurtulayım" diyerek zehirli sütü içmiş. Bir süre sonra ishal olmuş ve kusmaya başlamış. Ancak oldukça hafiflediğini hissediyormuş. Ölmek için içtiği zehirden sonra daha iyi olduğunu görmüş. Gün geçtikçe iyileşmiş ve hastalığı tamamen geçmiş. Lokman Hekim'e gidip: "Sen bana öleceğimi söylemiştin. Ama ölmedim" demiş.

 

Bunun üzerine Lokman: "Ben sana ala ineğin sütünü nereden bulayım, sütü yılana içirip, nasıl tasa kusturayım. Hastalığının çaresi vardı ama bu ilacı temin etmek zor olduğu için öyle dedim" diye cevap vermiş.

 

O gün bu gündür tas ve yılanın eczacılık ve tıp biliminin simgesi olması, halk tarafından Lokman Hekim'e dayandırılır.

 

 

 

 

 

ŞAHMARAN Şahmaran Fransızca bir kelime ve yılanların şahı anlamındaki Şah-ı Maran’dan geliyor. Şahmaran figürü bir yılan, bir ejderhadır. Baş kısmı insan olan, yılanla insanın birleşmesinden meydana gelmiş doğa üstü bir yaratıktır. Yılan figürleri genelde kötülük ya da uğursuzlukla ilişkilendirilirse de insan başlı Şahmaran, doğurganlık, bereket ve bilgeliği sembolize etmiştir. Anadolu’da uğur getirmesi için Şahmaran’ın resimleri kadınlar tarafından odaların duvarlarına asılmıştır. Pek çok farklı versiyonda Şahmaran hikayesi bulunmaktadır ama bunlar genelde birbirlerinin benzeri olup, yer ve kişiler değişikliğe uğramaktadır.

 

Tarsus Şahmaran’ı ise iki farklı şekilde anlatıla gelmiş. İnsanların inanışına göre, yılanların şahı Şahmaran, Tarsus’un 15 km. kuzey doğusundaki bir ortaçağ kalesinde yaşarmış. Hikayeye göre bütün yılanlar bu kalede kalırmış. Hükümdarları Şahmaran ise,gözleri kilometrelerce uzağı görebilen,üstün niteliklere sahip bir yaratıkmış.Bir gün,Tarsus Beyinin dünyalar güzeli kızını hamamda yıkanırken görmüş ve görür görmezde aşık olmuş.Beyden kızını istemiş ancak bey hem korktuğu hem de çirkin bulduğu için kızını Şahmaran’a vermek istememiş.Bunun üzerine Şahmaran, Beyin kızını kaçırmaya karar vermiş. Hazırlıklarını yapıp dünyalar güzeli kızın hamamda olduğu bir gün buraya gelmiş.Ancak Beyin adamları durumu fark edip Şahmaran’ı oracıkta öldürmüşler.

 

Hükümdarlarının öldüğünü duyan kaledeki yılanlarda şehri basıp bütün halkı sokarak zehirlemiş ve şahlarının intikamını almışlar. Bu hikayenin diğer versiyonuna göre ise, Tarsus beyi dermansız bir hastalığa yakalanmıştır. Derdinin ne olduğunu anlamak için gelen hekimler çaresizlik içinde kalıyorlar, ellerinden hiçbir şey gelmiyormuş. Beyi tedavi etmek için gelen hekimlerden biri, bu hastalığın devasının Misis Kalesindeki Şahmeran’ın gözlerini yemek olduğunu söylemiştir. Bunun üzerine beyin adamları bütün şehri dolaşarak Şahmaran’ı bulmaya çalışmışlar. Uzun süren aramaları bir sonuç vermemiş. Bey her geçen gün daha da kötüleşiyormuş, bir gün, daha önce hayatını kurtardığı biri, Şahmaran’a ihanet ederek onun hamamda saklandığını söylemiş. Şahmaran’ın yerini öğrenen beyin adamları, yılanların şahını hamamda yakalayıp hemen orada öldürmüş ve gözlerini de beye yedirmişler. Bey Şahmaran’ın gözünü yer yemez iyileşmiş. Ancak kaledeki yılanlar şehri basmış ve bütün halkı sokarak öldürmüşler. İşte bu hamamın adı da o zamandan beri Şahmaran Hamamı olarak kalmış, Tarsus’un Şahmaranı böyle hüzünlü bir efsaneye konu olmuş maalesef.

 

1627-1.jpg

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Guest bilgiavcisi19

dedem şöyle derdi. bir yerde çok yılan varsa ve korkuyorsan yüksekçe bir yere çık ve yüksek sesle

"burda bulunan yılanlar. eğer burayı terketmez ve birisine zarar veri, birini korkutursanız sizi padişahınız şahmerana şikayet edeceğim" de. bu şekilde arka arkaya bir kaç gün bağır yılanlar defolur gider.

ben bunu kendi evimde yaptım. köyde ahşap bir evimiz vardı. ve yazın hemen hemen her günevin çatısında, koridorda vs. mutlaka yılanlar dolaşırdı. ben üç gün bağırdım. 3 senendir evde yılan görmedik.

ama fareler evi bastı.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

1.Şahmaran Hikayesi

Şahmaran Fransızca bir kelime ve yılanların şahı anlamındaki Şah-ı Maran’dan geliyor. Şahmaran figürü bir yılan, bir ejderhadır. Baş kısmı insan olan, yılanla insanın birleşmesinden meydana gelmiş doğa üstü bir yaratıktır. Yılan figürleri genelde kötülük ya da uğursuzlukla ilişkilendirilirse de insan başlı Şahmaran, doğurganlık, bereket ve bilgeliği sembolize etmiştir. Anadolu’da uğur getirmesi için Şahmaran’ın resimleri kadınlar tarafından odaların duvarlarına asılmıştır. Pek çok farklı versiyonda Şahmaran hikayesi bulunmaktadır ama bunlar genelde birbirlerinin benzeri olup, yer ve kişiler değişikliğe uğramaktadır.

 

Tarsus Şahmaran’ı ise iki farklı şekilde anlatıla gelmiş. İnsanların inanışına göre, yılanların şahı Şahmaran, Tarsus’un 15 km. kuzey doğusundaki bir ortaçağ kalesinde yaşarmış. Hikayeye göre bütün yılanlar bu kalede kalırmış. Hükümdarları Şahmaran ise,gözleri kilometrelerce uzağı görebilen,üstün niteliklere sahip bir yaratıkmış.Bir gün,Tarsus Beyinin dünyalar güzeli kızını hamamda yıkanırken görmüş ve görür görmezde aşık olmuş.Beyden kızını istemiş ancak bey hem korktuğu hem de çirkin bulduğu için kızını Şahmaran’a vermek istememiş.Bunun üzerine Şahmaran, Beyin kızını kaçırmaya karar vermiş. Hazırlıklarını yapıp dünyalar güzeli kızın hamamda olduğu bir gün buraya gelmiş.Ancak Beyin adamları durumu fark edip Şahmaran’ı oracıkta öldürmüşler.

 

Hükümdarlarının öldüğünü duyan kaledeki yılanlarda şehri basıp bütün halkı sokarak zehirlemiş ve şahlarının intikamını almışlar. Bu hikayenin diğer versiyonuna göre ise, Tarsus beyi dermansız bir hastalığa yakalanmıştır. Derdinin ne olduğunu anlamak için gelen hekimler çaresizlik içinde kalıyorlar, ellerinden hiçbir şey gelmiyormuş. Beyi tedavi etmek için gelen hekimlerden biri, bu hastalığın devasının Misis Kalesindeki Şahmeran’ın gözlerini yemek olduğunu söylemiştir. Bunun üzerine beyin adamları bütün şehri dolaşarak Şahmaran’ı bulmaya çalışmışlar. Uzun süren aramaları bir sonuç vermemiş. Bey her geçen gün daha da kötüleşiyormuş, bir gün, daha önce hayatını kurtardığı biri, Şahmaran’a ihanet ederek onun hamamda saklandığını söylemiş. Şahmaran’ın yerini öğrenen beyin adamları, yılanların şahını hamamda yakalayıp hemen orada öldürmüş ve gözlerini de beye yedirmişler. Bey Şahmaran’ın gözünü yer yemez iyileşmiş. Ancak kaledeki yılanlar şehri basmış ve bütün halkı sokarak öldürmüşler. İşte bu hamamın adı da o zamandan beri Şahmaran Hamamı olarak kalmış, Tarsus’un Şahmaranı böyle hüzünlü bir efsaneye konu olmuş.

--------------------

2.şahmaran hikayesi

 

mezopotamya’da bin yıldan beri anlatılır bu masal. anadolu’da, koçgiri’de bu masal geceleri genç yaşlı herkesin toplandığı köy odalarında bilge dervişlerin, gözleri deryalaşmış masal anlatıcılarının ağzında bal gibi düşer karanlık gecelerde.

 

insanlığın en büyük utancıdır şahmaran. en büyük utancıdır der bilge adam, nedenini öğrenmek istiyorsan dikkatlice bu hikayeyi dinleyeceksin ve dersini kendin çıkaracaksın.

 

yılanların şahıymış şahmaran. ama ondan sadece yılanlar değil doğadaki tüm canlılar çekinirmiş. işin gerçeği ise, ondaki bu güç aslında kimseyi korkutmazmış, çünkü şahmaran diğer hükümdarlar gibi kimseyi tehdit etmez, gücünü kimseye göstermezmiş. gücünü bilgelikten alırmış şahmaran. kainatın tüm bilgisine hakimmiş. hakikatın yolundaymış. bu sayede tüm bildiklerini, özelliklerini, tüm hayvanların dilini, her taşın tarihini bilirmiş. ama gerçek bilge olduğu için bilgisini kullanmaz, kendi gücüne güç katmaya çalışmazmış.

 

şahmaran en çok insanlardan kaçarmış, onların bencil arzularını iyi bilir bu sebeple bilgisini onlardan gizlermiş. fakat şahmaran insanlıktan uzak değilmiş, çünkü yarı insan yarı yılan görünümündeymiş. yani ne tam insan ne tam yılan, yarı ateş yarı su. yarı gece, yarı sabah gibi. belden yukarısı şeytani denecek kadar büyüleyici güzel bir kadınmış. başında boynuzları taç gibi görkemli kılıyormuş onu. ama belden aşağısı ise yılanmış. her birinin ucunda bir yılan başı olan tam oniki ayaklı güzel bir kadınmış şahmaran. bilge, güzel ve hikmet sahibi biriymiş yılanların taptıkları şahmaran.

 

onun masalını dengbejler oniki gün oniki gecede ancak bitirirler. bizim anlatacağımız bölüm sadece hikayenin sonu. yani insanın masaldaki son ihaneti.

 

masalın sonuna kadar şahmaran hem insanlardan kaçmış, hem de onları özlermiş. tam bir yılan olmadığı için yılanların arasında da kendini yalnız hissediyormuş. arada bir dertleşmek, insani duygularını insanla, insanoğluyla paylaşmak istiyormuş. gel gelelim bin yıllar boyunca insandan sadece ihanetin binbir yüzü olduğunu görmüş. her insan ona bencilce yaklaşmış, onun arkadaşlığından çok onlar için onun bilgisi değerliymiş. ve insan için bilgi güç demekmiş. insanoğlu biliyormuş ki, şahmaran’ın etinin suyu bilgeliğin belki de ölümsüzlüğün yolunu açacak.

 

şahmaran ise bin yıllardır kaçış halindeymiş. insanlar yüzünden ülkesini hep taşımak, sürekli izini kaybettirmek zorunda kalmış. onun ölümü sadece insan elinden olabilirmiş. eğer ona insan ona dokunmazsa kıyamete kadar yaşayabilirmiş. işt böyle insanlardan ve aynı zamanda yılanlardan da kaçarak yaşamını sürdürürmüş şahmaran.

 

bu zamanların birinde üç genç ormanda top oynuyormuş. derken gençlerden topu yakalamaya çalışan cansap’ın ayağı taşa takılmış ve oradaki kuyuya düşmüş. arkadaşları tansap’ı kuyudan çıkarmak için çok uğraşmışlar ve tüm çabaları sonuçsuz kalmış. arkadaşlarını kurtaramadıkları için ailelerinden çok korkan gençler, olan biteni gizlemişler ve cansap’ı hiç görmediklerini söylemişler. ve o günden sonra ne kuyunun yanına, ne de ormana bir daha hiç gitmemişler. aralarında cansap’ın adını dahi anmaz olmuşlar.

 

ya cansap ?

 

kuyuya düşen cansap ise ölmemiş. aşağı düştüğünde kendini yeni bir hayatın içinde bulmuş. kuyudan aşağı çok yumuşak bir düşme olmuş ve düştüğü yer ise çayır çimenmiş. önce öldüğünü ve cennete geldiğini sanmış. her taraf bin bir çeşit meyve, kuş ve çiçekle doluymuş. çevresine baktıkça gördüğü manzaradan büyüleniyormuş. zamanla çevresindeki yılanları fark etmiş. fark ettikçe de gözleri büyümeye devam etmiş. boa, engerek, kobra, çıngıraklı, karayılan…. her çeşitten onlarca, yüzlerce, binlerce yılan çevredeymiş.

 

korkunç bir çığlık atmış cansap. kendi çığlığından kendisi korkmuş ve susmuş. çünkü yılanların tümü dile gelmiş ve konuşuyorlarmış.

 

- “korkma bizden, misafirimizsin burada, hoş geldin !”

 

- “biz insana düşman değiliz, insanlar bize düşman …”

 

- “bakma yerlerde süründüğümüze, bizim de yüreğimiz var. “

 

- “bize dokunmayana bizim zararımız olmaz.”

 

- “görünüşümüzden korkma, üzme bizi…”

 

- “şimdi bekle, seni şahmaran’ın huzuruna çıkaracağız. insanlardan o kadar büyük zararlar gördük ki, buralarda saklanma nedenimiz sadece kendimizi korumaktır. istemezdik burayı öğrenmeni, ama oldu bir kere, artık başımızın üzerinde yerin var.”

 

çok beklememiş cansap ve kısa süre sonra karşıdan şahmaran ağır ağır gelmeye başlamış. şahmaran’ın güzelliğini gördükten sonra cansap’n gözleri bir kez daha faltaşı gibi açılmış ve kamaşmaya başlamış. şahmaran’ın kalbi de cansap’ı gördükten sonra hızla atmaya başlamış. duyguları ve bildikleri bir türlü barışmıyormuş. sevinç ve üzüntü. heyecan ve kararlılık. tereddütler yaşamaya başlamış.

 

şahmaran da, cansap’ın karşısına dikildiğinde bir deprem olmuş sanki içinde. gövdesi kuyruğundan kopacakmış gibi hissetmiş. bin yıllık yaşamında ilk kez böyle bir duyguya kapılmış şahmaran. sanki daha önceki bin yıllık yaşamı silinmiş. göz göze gelmişler. cansap özür dileyerek başlamış sözlerine. arkadaşlarıyla kuyunun yanında oyun oynadıklarını, kuyuya düşüşünü, köyünü, annesini ve oraları şimdiden özlediğini anlatmış.

 

- “olmaz” demiş şahmaran. “bir daha insanlara güvenmeyeceğime dair olarak kesin yeminim var yılanlara” demiş.

 

- “ sakın israr etme !.. “

 

cansap’ın israrları fayda etmemiş. yalvarmaları bir işe yaramamış. şahmaran, ihanetle, firarlarla geçen yaşam öyküsünü anlatmaya başlamış cansap’a. her gün bir parçasını öğrenmiş genç adam. uzun süre ne köyünü, ne arkadaşlarını anımsamamış. öykü ilerledikçe cansap daha da meraklanmış. azar azar bin yıllık tarihi, sadece şahmaran’ın değil, insanların da tarihini dinlemiş ve öğrenmiş.

 

gel gelelim gün gelmiş, şahmaran’ın anlattığı hikaye sona ermiş. hikaye bitince de cansap’ın merakı da tükenmiş.

 

insan dediğin merakı tükenince yüzünü başka yöne çevirir, bilmediği başka meraklar peşinde koşarmış. zamanla merakın yerini sıkıntılar almış, özlemler almış ve bir gün şahmaran’ın karşısına çıkmış.

 

- “ ben artık gitmek istiyorum ey bilge şahmaran ! sana minnetarım, bana çok şey öğrettin. sayende her şeye başka bir gözle bakıyorum. ama içimdeki özlem dayanılmaz oldu. burada duramam, yapamam ben. burada yaşlanıp ölemem. insanları özlüyorum ben” demiş.

 

- “olmaz ! ” demiş şahmaran. “yeminim var !” demiş .

 

ama cansap çok israr etmiş.

 

- “ben diğerlerine benzemem. sana ihanet etmem. yemin ederim. güven bana. insana güvenilebileceğini ispat edeceğim sana.” diye devam etmiş sözlerine.

 

- “hayır !.. hayır !.. sen de ihanet edersin. çünkü insansın, çünkü insan zayıftır. unutma ! her insanın bir zayıf tarafı mutlaka vardır. ihanetin ise bin bir çeşidi.” diyerek tartışmayı bitirmiş.

 

böylece günler günleri kovalamış. günler geçtikçe de cansap sararıp solmaya başlamış. ağzını açıp tek sözcük söylemez olmuş. o sustukça da şahmaran üzüntüden beter olmuş. ve :

 

- “evet” demiş kendi kendine. “ yarı insan değil miyim ? insanlığımın zayıf noktası çıktı karşıma. aşk ölümündedir bu topraklarda. tanrı olsun, şah olsun kar etmez.”

 

 

 

yanına çağırmış cansap’ı.

 

-“sakın bu sefer yemin etme. yemininden dönmeni istemem. çünkü biliyorum ki, eninde sonunda bana ihanet edeceksin. ihanet zayıf noktada yeşerecek. yanımda kalmadığına göre, o hayatı özlediğine göre bu böyle olacak. ama senden istediğim bir şey var. hiçbir zaman hamama gitme ! “

 

bunları söyledikten sonra da gözden kaybolmuş. yılanlar cansap’ı sırtlayıp kuyunun ağzına kadar taşımışlar.

 

cansap ise yeminini içten emişmiş aslında. bu nedenle de kendi köyüne uğramadan uzaklara, bir başka köye gidip orada kendi halinde bir marangoz olarak yaşamaya başlamış. ne çok söz söylemiş, ne de çok söz dinlemiş.

 

bu sırada kral mı, bey mi dersiniz, diyelim ki padişah. o bölgede hüküm süren şah hastalanmış ve yataklara düşmüş. bu işe en çok da sevinen vezir olmuş. vezirin de en büyük arzusu şahmaran’ı bulmakmış. şahmaran’ı bulup onun etinin suyunu içerek bilgiye kavuşmak ve böylece ölümsüzlük ağacını bulup meyvesinden yemek, sonuçta ölümsüz olmakmış amacı.

 

nice zaman padişaha yalvardıysa da, şahmaran’ı arayıp bulmak için padişahtan izin alamamış vezir. padişah korkak bir insanmış ve şahmaran’la uğraşmak istememiş. gelgelim padişah yataklara düşünce vezir son kozunu oynamaya karar vermiş.

 

-“hünkarım… hastalığınıza çare bulamadı hiçbiri. hangi hekim geldiyse aynı şeyi söylüyor. ilacınızı bilse bilse şahamran bilir. derman şahmaran’da. izin verin şahmaran’ı bulup getireyim” demiş.

 

-“hiç vakit kaybetmeyin !.. bulun getirin yılanların şahını !” demiş insanların şahı.

 

ve tüm ülke halkı hamamlara sokulup çıkarılarak şahmaran aranmaya başlamış. cansap boşuna denenmiş. hamamda cansap’ın teni pul pul olmuş ve tutmuşlar kolundan. haftalarca süren işkencelerde ağzını açıp tek kelime söylememiş cansap.

 

işkenceler sonucunda ölümün kıyısına dayanmış. vezir öleceğinden korktuğu için işkenceyi sona erdirmiş. ve kurnazca bir plan uygulamaya başlamış.apar topar cansap’ın hücresine dalmış ve :

 

-“ne yaptılar sana böyle evlat ? benim bundan haberim yok. acımasızlığın bu kadarı da olmaz. hepsinin kellesini vuracağım. haydi gel seni saya götüreyim. iyileşene dek misafirim ol !” demiş.

 

vezir, cansap’ı sarayda kuş sütüyle beslemiş ve etrafında dört dönüyormuş cansap’ın.

 

cansap kendine gelince, vezir omuzları çökük bir halde cansap’ın yanına oturmuş ve :

 

-“inan bana ! bizim şahmaran’a çok büyük saygımız var. ama başımızda öyle bir tehlike var ki, çok fena. çaresiz kaldık.”

 

vezir, halkın içinde bir salgın gezdiğini, bu hastalığın vebadan beter olduğunu, eğer önlem alınmazsa tüm insanlığa yayılacağını ve bir süre sonra bir tek insanın bile sağ kalmayacağını, ve daha neler neler söylemiş. cansap, dinledikçe şaşkınlığı artmış.

 

vezir en son olarak demiş ki :

 

-“şahmaran’ı biz istemiyoruz. sadece var git yanına. de ki, senden başka danışacak kimsemiz kalmadı. bu hastalığın ilacı hangi bitkide gizli ? bize söyle !.. “

 

cansap evine dönmüş. geceler boyu uykusuz kalıp düşünmüş taşınmış. ve sonunda bir şafak vakti yola çıkmış.

 

kuyunun yanına vardığında, vezirin askerleri yakalamışlar cansap’ı. meğer cansap takip altındaymış uzun süredir. sarayda bekletmişler onu. beklerken ölüp ölüp dirilmiş. ama son pişmanlık fayda etmezmiş.

 

şahmaran’ı altın bir tepside getirmişler. başı gururlu ve dimdikmiş şahmaran’ın. cansap’tan başka kimseye bakmıyormuş. gözleri sadece ve sadece ona kilitliymiş. bir süre sessizlik olmuş. ve sonra şahmaran dile gelmiş…

 

-“ben sana bu topraklarda aşk ölümünedir demiştim. ve zayıf olan ölümü hak eder. benim zayıflığım sana aşık olmamdır maalesef. sen bana, ben de yılanlara ihanet etmiş oldum böylece. başımın suyu zehirlidir. bilgi kuyruğumdadır. ceza istiyorsan zehirimi iç.”

 

bu sözlerden sonra şahmaran oracıkta kesilmiş. iki ayrı kazan kaynamış. zehir kazanı ve bilgi kazanı.

 

vezir şahmaran’ın sözlerini dinleyerek kuyruk suyunu dikmiş başına. cansap ise ölümden başka bir şey düşünmeden zehir dolu tası içmiş.

 

vezir, hemen yıkılmış, vücudunun her yerinden kanlar fışkırmaya başlamış.

 

cansap, içindeki yangının azar azar söndüğünü hissetmiş ve yavaşça çıkmış gitmiş saraydan.

 

o günden beridir, o topraklarda , yoksul halkın arasında bir lokman hekim olarak almış yürümüş şahmaran….

Alıntıdır..

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

aa, süper ya.. paylaşım için teşekkürler.. Bu hikayeyi hep çok sevmişimdir nieyse. Eğer forumda yoksa gerçekten büyük eksikmiş açtığın iyi olmuş.

 

Gerçi sanırım bu hikaye mitolojiye girer ama onuda moderatör arkadaşlar halleder :)

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...