Jump to content

Vücut ve Zaman - 5 : Saniyeler İçinde Vücutta Olup Bitenler


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

30 Mart 1981 tarihinde, öğleden sonra 2:00-2:30 sularında ABD Başkanı George Washington Üniversitesi Hastanesi'nin acil servis kapısından sol göğsünü tutarak girdi. Bir hastabakıcı: “Solgun gözüküyor” dedi. Ronald Reagan biraz sonra kıvranarak yere yığıldı. Başkanı vurmuşlardı.

 

Hastane görevlileri hemen kendisini bir sedyeye yatırdılar. Başkan'ın nefes alış verişleri hızlanmıştı. Solunumu kesik kesikti. Göğsündeki ağrıya dayanamadığını söyledi. Sol akciğeri içeriye doğru çökmüştü. Görevliler başkanı, acil servisin travma bölümüne götürdüler.

 

Doktorlar ceketini ve kandan kıpkırmızı hale gelmiş gömleğini kestiler. Hiç vakit kaybetmeden sol göğsünün hemen altında 6 cm'lik bir yarık açıp akciğerle göğüs sınırı arasındaki boşluğa iki plastik tüp yerleştirirken iç kanama tespit ettiler, fakat hayatî faaliyetlerinde anormallik yoktu, yani kan basıncı sabit ve kalp atışları hızlı olmasına rağmen kuvvetliydi.

 

Tüp yardımıyla Başkan'ın göğüs boşluğundaki kanı boşalttılar ve çökmüş haldeki akciğeri şişirerek eski haline getirdiler.

 

Bu arada televizyon kanalları hadiseyi tekrar tekrar yayınlamaktaydı. Herşey birkaç saniye içinde olup bitmişti. Fakat kameraların tespit edemediği şeyler de vardı. Bunlar Başkan'ın vücudunda, saniyeler içinde olup biten hadiselerdi. Başkan'ın kanama veya enfeksiyon yüzünden ölmemesinin sebebi, saldırıdan sonra birkaç saniye içinde vücudunda görülen biyolojik faaliyetler ve doktorların yerinde müdahaleleriydi. Şimdi anlatacağımız şeyler, ilk kritik 60 saniye içinde ortaya çıkan hadiselerdir.

 

İLK SANİYE

 

John Hinckley tabancasını çektiğinde Başkan sadece 8 m ötedeydi. Saldırgan, gazeteci ve kameramanların arasından nişan alıp ateş etti. Saniyede yaklaşık 800 km hızla hareket eden 22 kalibrelik mermilerden biri makam arabasının açık arka kapısının kenarına çarpıp Başkan'ın vücuduna saplandı. Mermi, sol göğsün hemen altından vücuda girmiş, yedinci kaburga kemiğinin yanından geçerek sol akciğere saplanmıştı. Mermi deriyi, kasları ve akciğer dokularını yırtarak yol almış, bu arada hücreleri tahrip edip binlerce kılcal damarı da kesmişti. Darbenin etkisiyle kan, kesilmiş damarlardan göğüs boşluğuna doğru akıyordu. Merminin atılmasından vücuda saplanmasına kadar sadece 30 milisaniye geçmişti.

 

İnsan vücudu inanılmayacak derecede mukavemetlidir. Bedene veya kafaya gelen sert darbelere bile dayanabilir. Kesiklere, yanıklara, yaralara ve berelere çoğu zaman tahammül eder. 3, hatta 6 metreden düşmelerde bile hayatta kalabilir. Vücut bu tür tehlikelere maruz kaldığında, daima ani bir tepki gösterir.

 

Başkan vurulduğunda, vücutta oluşan şok, birkaç saniye içinde sinirleri ve tamir sistemlerini uyarmıştır. Pıhtılaşma mekanizmaları, kaybedilen kan miktarını azaltmıştır. Yaranın olduğu yerde salgılanan kimyevî maddeler, enfeksiyonlara karşı akyuvarları harekete geçirmiştir. Tahrip olan dokular, iltihaplanma sürecini başlatmışlardır. Teyakkuza geçen beyin ve iç salgı bezleri, kana bir kimyevî madde ve hormon ordusu salgılayarak vücudun faaliyetlerini düzenlemeye çalışmışlardır.

 

Tahrip olan vücut, tahribatın büyüklük ve yerini “ağrı” yoluyla beyne bildirir. Sadmenin tesiriyle içlerindeki enzimlerini etrafa boşaltan hücreler, o bölgede bir ağrı duyulmasına sebep olurlar. O kesimdeki asit nisbetindeki ani artış ve hasar gören hücreler tarafından çevreye salınan belli proteinler, oradaki bir enzimi aktif hale getirirler. Bu enzim 25 yıl önce keşfedilen kallikreindir. Bu enzim sadece “ağrı”da değil, insanların eskiden beri maruz kaldıkları gut hastalığında da rol oynar.

 

Gut iltihabı, bacaklardaki eklemlerde sodyum 'ürat kristallerinin toplanmasıyla başlar. Ürat, DNA molekülünü meydana getiren purin moleküllerinin parçalanmasıyla ortaya çıkan bir maddedir. Normalde ürat, idrarla dışarı atılır. Fakat gut hastalığına yakalananlarda, ürat kristalleri eklemlerde toplanmakla kalmazlar, yaptıkları hareketlerle, çiçeklerin arıları cezbetmesi gibi akyuvarları o bölgeye çeken bir “faktör”ün salgılanmasına sebep olurlar. Binlerce akyuvar (ve onlara eşlik eden hususi bir sıvı) bu eklemlere akıp gelir ve oradaki kristalleri yer, böylelikle iltihap başlar. Akyuvarları çeken bu faktör, kallikreindir. Bir yerimiz kesildiğinde, yaralandığında veya yandığında akyuvarları davet eden faktör, yine kallikreindir.

 

Kallikreinin diğer bir vazifesi de ağrının başlamasında da rol oynamaktır. Bunu o bölgede yer alan diğer bir proteini aktive ederek yapar. Bu proteinin ismi bradikinindir.

 

Saldırıda yaralandıktan sonra ağrı sinirleri, beyne ilk ikazları gönderirler. Sinyaller sinirler üzerinden omuriliğe ulaşır. Aynı anda milyonlarca kallikrein enzimi yakındaki bradikinin moleküllerine bağlı haldeki proteinleri serbest hale getirirler.

 

Protein zincirinden ayrılan bradikinin molekülleri bölgedeki ağrı siniri uçlarına bağlanırlar. Sinirlerin beyne, tahribatın sınırları hakkında bilgi göndermesinin ardından sadece 50 milisaniye geçmiştir. Başkan henüz ağrıyı hissetmemektedir ve bu yüzden vurulduğunun farkında değildir.

 

60 yıl önce bradikininin, ağrıyı başlatma vazifesinde ne gibi bir rolü olduğu bilinmiyordu. Kandaki kimyevî maddeleri araştıran Almanlar, 19301u yıllarda bu maddeyi tecrit etmeyi başardılar, fakat maddenin ağrıda oynadığı rolü keşfedemediler.

 

Daha sonra 1949 yılında, Brezilya'da araştırma yapan iki bilim adamı, tevafuken bradikinini keşfettiler. Sao Paulo Üniversitesi'ndeki laboratuarında bir öğrencisiyle araştırmalarını sürdüren farmokolog Mauricio Rocha e Silva, bir tür çıngıraklı yılan olan Bothropsjararca'nın zehirinin niçin o kadar öldürücü olduğu konusunda çalışmalar yapıyordu. Sezgileri, ağrıya sebep olan temel maddenin histamin olduğunu söylüyordu. Zira histamin, yılanların zehirinde oldukça sık rastlanan bir maddeydi.

 

Rocha e Silva, zehirde histamin olup olmadığını kontrol etmek için uyuşturulmuş bir köpeğe bir miktar zehir enjekte etti. Daha sonra köpekten biraz kan alıp bir cam tabağın içinde yer alan canlı bir bağırsak kasının üzerine bıraktı. Yaşlı araştırmacı kasın, histamine karşı standart bir tepki olarak aniden kasılmasını bekliyordu, fakat kas gevşek kaldı. Kanda histamin mevcut değildi.

 

Birkaç kez daha yaptığı tecrübeler sonuçsuz kalınca ümidini kaybeden Rocha e Silva evine döndüğünde, öğrencisi ufak bir değişiklikle tekniği tekrar uyguladı. Bu sefer kas beklenildiği gibi sert bir şekilde değil de yavaşça kasıldı.

 

Ertesi gün hocasına durumdan bahsedince iki araştırmacı bu maddeyi Yunanca'dan aldıkları “brads” ve“kienin” kelimelerini biraraya getirerek isimlendirdiler. Kelime “yavaşça hareket eden” anlamına geliyordu. Bu madde, zehirin muhtevasında bulunmuyor, fakat zehir vücuda girdiği an kanda ortaya çıkıyordu.

 

Bradikinin, vücutta görülen bütün yaralarda (kesikler, yanıklar, güneş yanıkları, diş ağrıları, baş ağrıları, boğaz ağrıları, soğuk algınlıkları, alerjiler) faaliyet gösterir ve sadece ağrıya sebep olmakla kalmaz, iyileşmeyi de başlatır.

 

 

 

 

 

Yusuf ALAN

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...