Jump to content

En büyük ibadet zikrullahtir


kAi
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Zikrin önemi

 

 

 

O zatlar ki, Allah’ın zikri ile kalpleri mutmain olduğu halde iman etmişlerdir. Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.” (Ra’d; 28)

“Allah’ı zikretmek, elbette en büyük ibadettir.” (Ankebut; 45)

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Rabbini zikredenlerle, zikretmeyenlerin misali; diri ile ölü gibidir." (Buhari, Müslim)

Allah-u Zülcelal’in zikri, dünya ve dünyanın içindekilerden daha kıymetlidir. Zikir kalbin cilasıdır. İnsanın kalbinin temizlenmesi ve kemale ulaşması için zikirden daha üstün bir şey yoktur. Allah’ın zikri insan için kurtuluştur. Onun için Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) sahabe-i kiramlara:

“Size amellerinizin en hayırlısını, Allah katında en temiz olanını, derecelerinizi en fazla yükselteni ve sizin için altın ve gümüş infak (Allah yolunda harcama) etmekten, düşmanlarınızı muharebe meydanında öldürmekten veya şehit olmanızdan daha hayırlı amelleri haber vereyim mi?” buyurmuş; sahabe-i kiramlar:

“Ver Ya Resulallah!” deyince:

“Allah’ın zikridir.” (İbn Mace) diye cevap vermiştir.

Zikir hakkında ne kadar yazılırsa yazılsın, yine de onun fazileti anlatmakla bitirilemez.

Bilindiği gibi Yunus (Aleyhisselam) balığın karnına giripte hatasını anlayınca, Allah-u Zülcelal’e ihlâsla yöneldi ve dua etti. Allah, bu ihlâslı duayı kabul etti. Balığa vahyederek Yunus'u kenara atmasını emretti. Hz. Yûnus (Aleyhisselam) böylece karanlığa, fırtınaya, kabaran denize, kendisini yutan balığa rağmen kurtuluşa erdi. Âyette, onun duasının kabul edilmesi, Rabbine yaptığı tesbihatla îzah edilmiştir:

"Eğer çok tesbih edenlerden olmasa idi, insanlarn tekrar diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalacaktı." (Saffat; 143-144)

Bildirildiğine göre, Hz. Musa (Aleyhisselam) Allah-u Zülcelal’e:

“Ya Rabbi! Senin sevdiklerini, sevmediklerinden nasıl ayırt edeceğim?” diye sordu. Allah-u Zülcelal:

“Ey Musa! Ben sevdiklerime iki alamet bağışlarım.” buyurdu. Hz. Musa (Aleyhisselam):

“Ya Rabbi! Bu alametler nedir?” deyince, Allah-u Zülcelal şöyle buyurdu:

“Ey Musa! Birinci alamet olarak ona beni zikretmeyi ilham ederim de böylece göklerde ve yeryüzünde onu anarım. İkinci alamet olarak da onu haramlardan ve gazabımdan uzak tutarım ki, azabıma ve belama çarpılmasın. Buna karşılık nefret ettiğim kula da iki alamet veririm. Birinci alamet olarak beni zikretmeyi unuttururum. İkinci alamet olarak da onu nefsinin arzuları ile baş başa bırakırım ki, haramlarıma düşerek gazabıma uğrasında azabıma ve belalarıma çarpılsın.”

Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere Allah-u Zülcelal’in zikri insan için her şeyden daha hayırlıdır. Allah’ın zikri ile bu kadar menfaatler kazanılırken, onun zikrini yapmamak akıbetin kötü olacağına alamettir.

*) İnsanın nefsi ile arasındaki ilişki, ticari ortaklığa benzer. Nasıl ki ortaklar her işten sonra birbirleriyle hesaplaşır, kar ettiklerinde de birbirlerini daha iyisi için teşvik ederlerse, mü’min de ticaret ortağı gibi her akşam nefsiyle hesaplaşmalıdır. Allah-u Zülcelal’in razı olduğu bu salih ameli yaptığından dolayı ona, haşr, mizan ve sırat köprüsünden başarıyla geçeceğini, Allah-u Zülcelal’in kullarına karşı çok lütufkar olduğunu (Şura; 19) ve cennet ni’metlerini hatırlatıp daha iyisini yapması için teşvik etmelidir. Tevfik verip lütufta bulunduğu içinde Allah-u Zülcelal’e hamd ve şükür etmelidir.

 

Dünya hayatını yaşarken zikir adı verilen bir ibadet yapıyoruz, bu ibadeti tahakkuk ettirdiğimiz zaman şunu görüyoruz ki zikir yaptığımız sürece, yani Allahın ismini tekrar ettiğimiz sürece mutluyuz Zikir Allahın indinde bütün kainattaki ibadetlerin en büyüğü olarak görülüyor Allahu Teâlâ Ankebut Suresinin 45 ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

29/ANKEBUT-45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne)

Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl) Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder) Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir

Demek ki Allahın zikri namazdan, demek ki Allahın zikri Kuran-ı Kerim tilavetinden daha önemli bir etken Bu önemli etkenin tahakkukuna dikkatle baktığımız zaman zikrin neden önemli olduğunu da görüyoruz Zikir Allahu Teâlânın devamlı olan tek ibadetidir, hiçbir ibadete Allahu Teâlâ devamlılık koymamış, hiç kimseye sonsuz oruç emri vermiyor, hiç kimseye sonsuz namaz emri vermiyor, günde 5 vakit, 6 vakit veya 7 vakit namaz kılınıyor Oruç da Ramazan ayı boyunca tutuluyor buna ek olarak her Pazartesi, Perşembe günü tutuluyor Ama hergün oruç emri hiçbir peygambere verilmemiş Oruç konusunda en üst seviye emir alan Hz Davutun aldığı emir de gün aşırı oruç tutmaktı Yani bir gün oruç tutmak, bir gün oruç tutmamak

DAİMİ ZİKİR

Allahın zikir ibadetine dikkatle bakalım Allahu Teâlânın emri şöyle Nisa Suresinin 103 ayeti kerimesinde:

4/NİSA-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten)

Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzeriyken (yan üstü yatarken) Allah’ı hep zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı erkânıyla kılın Çünkü; namaz, mü’minlerin üzerine, vakitleri belirlenmiş bir farz olmuştur

Öyleyse bir insan için sonsuz bir zikir emri görüyoruz Nasıl bir sonsuz emir bu? Çünkü bir insan 3 halde bulunabilir

 

1 - Oturuyor haldedir

2 - Yaüyor haldedir

3 - Ayaktadır

Ama bir 4 hal hiç bir insan için mümkün değildir Öyleyse bir insanın hangi halde bulunursa bulunsun daima zikretmesi isteniyor Peki böyle insanlar var mı? Evet bunların adına Allahu Teâlâ Ulul-elbab diyor Lübblerin yani sır hazinelerinin sahipleri Allahu Teâlâ bunların tarifini vermiş ve Al-i İmran Suresinin 191 ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

3/AL-İ İMRAN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı)

O (Ulûl’elbab) ki; (lübblerin, Allah’ın sır hazinelerinin sahipleri), onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah’ı zikrederler Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (Ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen, bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın Seni tesbih (tenzih) ederiz Bizi, ateşin azabından koru”

Öyleyse öyle insanlardan bahsediyor ki Allahu Teâlâ, bu insanlar otururken de Allahu Teâlâyı zikrediyorlar, yatarken de zikrediyorlar, ayaktayken de zikrediyorlar Bunun anlamı şudur: Bu insanlar sonsuz bir zikrin içinde Sonsuz zikir bir insanın tesbihini eline alıp da elinde tesbihiyle 24 saat boyunca tesbih çekmesi anl----- gelmiyor İnsan vücudunda kalp adı verilen bir unsur var Bu kalbin üzerinde Allahu Teâlâ tuğrasını atmış Bütün insan kalplerinde arap harfleriyle Allah kelimesi son derece net olarak görülüyor Bu konuda çekilen yüzlerce fotoğraf, hatta binlerce fotoğraf bize bu büyük gerçeği söylüyor Bütün insanların kalplerine Allahu Teâlâ Allah diye imzasını basmış İşte Yüce Rabbimizin bastığı bu imza sebebiyle, bütün kalplerin davul sesi gibi bir ses çıkardığını zannetmemize rağmen, onlar Allahın ismini sonsuz bir şekilde tekrar etmektedirler İşte Allahu Teâlânın da bizden istediği şey bu kalbin Allah diye atışına bağımlıdır Yani kalbimizin her atışında Allah kelimesini bizim tekrarımız söz konusu İçimizden tekrarımız sözkonusu Ve bu tekrarın çalışmamıza da mani olmaması söz konusu Allahu Teâlâ Necm Suresinin 39 ayeti kerimesinde buyuruyor ki:

53/NECM-39: Ve en leyse lil insâni illâ mâ seâ

İnsan için çalışmasından başka bir şey yoktur

 

Öyleyse insan çalışacaktır Gene aynı Allahu Teâlâ emir veriyor İnsan daimi zikrin sahibi olmalıdır O zaman zikir öyle birşey olmalıdır ki daima Allahu Teâlâyı zikrettiğimiz halde, hiç bir çalışmamıza mani olmamalıdır Böyle bir zikir, işte bu zikirdir, yani kalp zikridir Kalp zikrini nasıl yapacağımız çok açık bir şekilde belli Bunun başlangıç tatbikatı şöyle: Elimizi nabzımıza koyuyoruz Dilimizi üst damağımıza yapıştırıyoruz Sonra da dilimizi kımıldatmadan, ses de çıkarmadan nabzımızın her atışında Allah kelimesini içimizden tekrar ediyoruz Böyle bir tekrar içimizdeki sesle Allah kelimesinin tekrarıdır Dilimizi üst damağımızdan çektiğimiz halde, Allah kelimesini içimizden zikretmemiz devam eder Elimizi nabzımızdan çektiğimiz zaman da Çünkü ister elimiz nabzımızda olsun, ister olmasın, ister dilimiz damağımıza yapışmış olsun, ister olmasın, ses çıkarmadan Allahın ismini sonsuz bir şekilde tekrar edebiliriz

ZİKİR, ALLAHIN RAHMETİNİN KALBİMİZE ULAŞMASINI SAĞLAR

Ne zaman bu ismi böylesine bir şekilde tekrar edersek, o zaman şu büyük gerçeği göreceğiz; Allahın ismini birbiri arkasından sıralamamız, kalbimizin her atışında veya bu atışın paralelinde Allah kelimesini tekrar etmemiz, hiçbir zaman bizim dünya işlerini yapmamıza da mani teşkil etmiyecektir İşte o zaman sonsuz bir saadetin bizi gelip sardığını göreceğiz Çünkü zikir Allahın bir sözünün yerine getirilmesine neden olur Allahu Teâlâ diyor ki:

2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne)

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler) Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar)

İşte Allahu Teâlâmn dua edenin davetine icabet etmesi halinde ne görüyoruz, şunu görüyoruz ki biz zikrettiğimiz zaman Allahu Teâlâ derhal davete icabet eder Ve nefsimizin kalbine rahmetini göndermeye başlar Allahu Teâlâmn rahmet ismindeki bu enerji partikülleri, eğer birtakım şartlara sahipseniz, mutlaka bir takım yollardan geçerek kalbinize ulaşır Ve kalbinizde bir temizlik ameliyesi başlatır ve bir rahatlama olayını getirir size, işte daimi zikir yapan kişi, Allahın ismini devamlı tekrar eden kişi, sonsuz bir rahatlamanın içinde olacaktır

ZİKİR, HERKESTE FERAHLATICI ETKİSİNİ GÖSTERİR

Daimi zikrin dışında da zikir, bütün şartlarda

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Dünya hayatını yaşarken zikir adı verilen bir ibadet yapıyoruz, bu ibadeti tahakkuk ettirdiğimiz zaman şunu görüyoruz ki zikir yaptığımız sürece, yani Allahın ismini tekrar ettiğimiz sürece mutluyuz Zikir Allahın indinde bütün kainattaki ibadetlerin en büyüğü olarak görülüyor Allahu Teâlâ Ankebut Suresinin 45 ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

29/ANKEBUT-45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne)

Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl) Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder) Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir

Demek ki Allahın zikri namazdan, demek ki Allahın zikri Kuran-ı Kerim tilavetinden daha önemli bir etken Bu önemli etkenin tahakkukuna dikkatle baktığımız zaman zikrin neden önemli olduğunu da görüyoruz Zikir Allahu Teâlânın devamlı olan tek ibadetidir, hiçbir ibadete Allahu Teâlâ devamlılık koymamış, hiç kimseye sonsuz oruç emri vermiyor, hiç kimseye sonsuz namaz emri vermiyor, günde 5 vakit, 6 vakit veya 7 vakit namaz kılınıyor Oruç da Ramazan ayı boyunca tutuluyor buna ek olarak her Pazartesi, Perşembe günü tutuluyor Ama hergün oruç emri hiçbir peygambere verilmemiş Oruç konusunda en üst seviye emir alan Hz Davutun aldığı emir de gün aşırı oruç tutmaktı Yani bir gün oruç tutmak, bir gün oruç tutmamak

DAİMİ ZİKİR

Allahın zikir ibadetine dikkatle bakalım Allahu Teâlânın emri şöyle Nisa Suresinin 103 ayeti kerimesinde:

4/NİSA-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten)

Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzeriyken (yan üstü yatarken) Allah’ı hep zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı erkânıyla kılın Çünkü; namaz, mü’minlerin üzerine, vakitleri belirlenmiş bir farz olmuştur

Öyleyse bir insan için sonsuz bir zikir emri görüyoruz Nasıl bir sonsuz emir bu? Çünkü bir insan 3 halde bulunabilir

1 - Oturuyor haldedir

2 - Yaüyor haldedir

3 - Ayaktadır

Ama bir 4 hal hiç bir insan için mümkün değildir Öyleyse bir insanın hangi halde bulunursa bulunsun daima zikretmesi isteniyor Peki böyle insanlar var mı? Evet bunların adına Allahu Teâlâ Ulul-elbab diyor Lübblerin yani sır hazinelerinin sahipleri Allahu Teâlâ bunların tarifini vermiş ve Al-i İmran Suresinin 191 ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

3/AL-İ İMRAN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı)

O (Ulûl’elbab) ki; (lübblerin, Allah’ın sır hazinelerinin sahipleri), onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah’ı zikrederler Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (Ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen, bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın Seni tesbih (tenzih) ederiz Bizi, ateşin azabından koru ”

 

Öyleyse öyle insanlardan bahsediyor ki Allahu Teâlâ, bu insanlar otururken de Allahu Teâlâyı zikrediyorlar, yatarken de zikrediyorlar, ayaktayken de zikrediyorlar Bunun anlamı şudur: Bu insanlar sonsuz bir zikrin içinde Sonsuz zikir bir insanın tesbihini eline alıp da elinde tesbihiyle 24 saat boyunca tesbih çekmesi anl----- gelmiyor İnsan vücudunda kalp adı verilen bir unsur var Bu kalbin üzerinde Allahu Teâlâ tuğrasını atmış Bütün insan kalplerinde arap harfleriyle Allah kelimesi son derece net olarak görülüyor Bu konuda çekilen yüzlerce fotoğraf, hatta binlerce fotoğraf bize bu büyük gerçeği söylüyor Bütün insanların kalplerine Allahu Teâlâ Allah diye imzasını basmış İşte Yüce Rabbimizin bastığı bu imza sebebiyle, bütün kalplerin davul sesi gibi bir ses çıkardığını zannetmemize rağmen, onlar Allahın ismini sonsuz bir şekilde tekrar etmektedirler İşte Allahu Teâlânın da bizden istediği şey bu kalbin Allah diye atışına bağımlıdır Yani kalbimizin her atışında Allah kelimesini bizim tekrarımız söz konusu İçimizden tekrarımız sözkonusu Ve bu tekrarın çalışmamıza da mani olmaması söz konusu Allahu Teâlâ Necm Suresinin 39 ayeti kerimesinde buyuruyor ki:

53/NECM-39: Ve en leyse lil insâni illâ mâ seâ

İnsan için çalışmasından başka bir şey yoktur

 

Öyleyse insan çalışacaktır Gene aynı Allahu Teâlâ emir veriyor İnsan daimi zikrin sahibi olmalıdır O zaman zikir öyle birşey olmalıdır ki daima Allahu Teâlâyı zikrettiğimiz halde, hiç bir çalışmamıza mani olmamalıdır Böyle bir zikir, işte bu zikirdir, yani kalp zikridir Kalp zikrini nasıl yapacağımız çok açık bir şekilde belli Bunun başlangıç tatbikatı şöyle: Elimizi nabzımıza koyuyoruz Dilimizi üst damağımıza yapıştırıyoruz Sonra da dilimizi kımıldatmadan, ses de çıkarmadan nabzımızın her atışında Allah kelimesini içimizden tekrar ediyoruz Böyle bir tekrar içimizdeki sesle Allah kelimesinin tekrarıdır Dilimizi üst damağımızdan çektiğimiz halde, Allah kelimesini içimizden zikretmemiz devam eder Elimizi nabzımızdan çektiğimiz zaman da Çünkü ister elimiz nabzımızda olsun, ister olmasın, ister dilimiz damağımıza yapışmış olsun, ister olmasın, ses çıkarmadan Allahın ismini sonsuz bir şekilde tekrar edebiliriz

ZİKİR, ALLAHIN RAHMETİNİN KALBİMİZE ULAŞMASINI SAĞLAR

Ne zaman bu ismi böylesine bir şekilde tekrar edersek, o zaman şu büyük gerçeği göreceğiz; Allahın ismini birbiri arkasından sıralamamız, kalbimizin her atışında veya bu atışın paralelinde Allah kelimesini tekrar etmemiz, hiçbir zaman bizim dünya işlerini yapmamıza da mani teşkil etmiyecektir İşte o zaman sonsuz bir saadetin bizi gelip sardığını göreceğiz Çünkü zikir Allahın bir sözünün yerine getirilmesine neden olur Allahu Teâlâ diyor ki:

2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne)

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler) Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar)

 

İşte Allahu Teâlâmn dua edenin davetine icabet etmesi halinde ne görüyoruz, şunu görüyoruz ki biz zikrettiğimiz zaman Allahu Teâlâ derhal davete icabet eder Ve nefsimizin kalbine rahmetini göndermeye başlar Allahu Teâlâmn rahmet ismindeki bu enerji partikülleri, eğer birtakım şartlara sahipseniz, mutlaka bir takım yollardan geçerek kalbinize ulaşır Ve kalbinizde bir temizlik ameliyesi başlatır ve bir rahatlama olayını getirir size, işte daimi zikir yapan kişi, Allahın ismini devamlı tekrar eden kişi, sonsuz bir rahatlamanın içinde olacaktır

ZİKİR, HERKESTE FERAHLATICI ETKİSİNİ GÖSTERİR

Daimi zikrin dışında da zikir, bütün şartlarda rahatlatıcı etkisini mutlaka gösterir. Hiç kimsenin büyük üzüntülere düşmesini istemeyiz. Ama içinizden biri büyük bir üzüntüye, bir faciaya maruz kalmış olursa hemen trankilizan ilaçlara sarılmasın. Yapması icap eden şey son derece basittir. Allahın bu kainattaki en büyük rahatlatıcısını kullanacaktır o kişi. Eline teşbihini alacaktır, ve Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim diyerek, ve tesbihin her tanesinde Allah kelimesini tekrar ederek Allah, Allah, Allah... diyerek birbiri arkasından zikredecektir. Bu beş dakikalık zikir onun ferahlamasına, rahatlamasına, acısı ne kadar büyük olursa olsun, mutlaka rahatlamasına sebebiyet verecektir. Unutulmamalıdır ki Allahu Teâlâ sözünü mutlaka tutar. Çünkü diyor ki:

2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

Demek ki her halükarda Allahu Teâlâ ve Tekaddes Hz. bizim davetimize mukabil rahmetini bizim kalbimize göndermekte kendisini vazifeli sayıyor. Öyleyse Allaha verdiğimiz yeminleri yerine getirdiğimiz zaman, neden yalnız zikir sırasında mutlu olduğumuzun işaretini bu anlattığımız Ayeti Kerimeler taşıyor. Demek ki zikir yaptığımız zaman gelen rahmet bizi bir rahatlama hissine ulaştırıyor ve bu rahatlama hissi sebebiyle de bir ferahlık duyuyoruz. işte duyduğumuz bu ferahlığın bizim için çok önemli bir etken olduğunu hiç unutmayalım.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...