Jump to content

Ehli sünnet vel-cemaat akidesi


Guest KıRıK
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

İslamiyet, insanların ve cinlerin hem dünyada hem de ahirette saadet ve selameti için gönderilmiştir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Azimü’ş-Şan, bu saadet ve selametin nasıl elde edileceği hususunda bizlere en doğru yolu göstermiş; O’nu bize tebliğ eden Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hayatının her safhasında, bizler için “üsve-i hasene-en güzel numune” olmuştur. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’e “anam babam sana feda olsun Yâ Rasulellah” diye hitab eden, O’na yardım hususunda vatanlarından, mallarından, evlatlarından ve canlarından vaz geçen Sahabe-i Kiram Hazeratı, sünnet-i seniyye’yi en güzel şekilde anlayıp, yaşamışlar; onları tanıyan Tabi’în ve Tebe-i Tabi’in uleması sünnet-i seniyyenin nakli hususunda muazzam gayretler göstererek büyük hizmetler yapmışlardır.

Kur'an-ı Kerim’in bir çok ayetinde “İman edip, salih ameller işleyenler…” ifadesi geçmekte, İman ile amel birlikte zikredilmektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki Din-i İslam’ın iki mühim tarafı vardır: Birincisi İtikad yani iman ve inanç keyfiyeti ile alakalı olan tarafı; ikincisi ise amel keyfiyeti ile alakalı olan tarafı.

Dünya ve ahirette saadet ve selametin elde edilebilmesi için, evvela doğru ve sağlam bir itikad lazımdır. Doğru ve sağlam itikad ise Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat akidesini iyi öğrenmek ve kalplere nakşetmekle elde edilir. İkinci olarak Salih ameller işlemek, yani Cenab-ı Hakk’ın emrettiği şeyleri yapıp, nehyettiklerinden uzak durmak icab etmektedir.

Ayrıca yapılan amelleri ihlas ile yapmak, her yerde ve her hususta Allah’tan korkup, her türlü günahtan kaçınmak gibi bir çok hususa dikkat etmek lazımdır. Şu da asla unutulmamalıdır ki; itikadı bozuk olan birinin, ne ilminin ne de amellerinin hiçbir kıymeti yoktur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: “Size Allah’tan korkmanızı, kulak verip siyah bir köle bile olsa emire itaat etmenizi tavsiye ederim. Sizlerden benden sonra yaşayacak olanlar pek yakında bir çok ayrılıklar görecekler. O zaman sünnetimi ve hidayete erdirilmiş olan raşid halifelerimin yolunu takip ediniz, ona sarılınız, azı dişlerinizle (yani bütün gücünüzle) ona tutununuz. Dinde yeni ortaya çıkan (sünnete muhalif) bid’atlerden sakınınız. Çünkü (sünnete muhalif) her yenilik bid’attir, her bid’at dalalettir.”

Başka bir hadis-i şerif’te ise şöyle buyurulmaktadır: “Ümmetim yakında yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri müstesna bu fırkaların hepsi Cehenneme gidecektir. Ya Rasülellah! O bir fırka kimlerdir” diye sorulunca: “Benim ve eshabımın yolu üzerine olanlardır.”

İmam-ı Rabbânî (k.s.) Hz, Mektubât-ı Şerife isimli kıymetli eserlerinde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat akidesinin ehemmiyetinden defaatle bahsetmiş ve bu hususa çok dikkat edilmesi icab ettiğini ifade etmişlerdir. İşte bu mübarek mektuplarından birinde İmam-ı Rabbânî Hz. şöyle buyuruyorlar : “ Ey saadete muvaffak kılınmış olan evladım. Hepimize lazım olan, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat alimlerinin, Kitab ve Sünnet’i layık olduğu şekilde anladıktan sonra çıkardıkları hükümlerle itikadımızı tashih etmektir. Ehl-i Sünnet’in büyüklerinin görüşlerine muvafık olmadığı müddetçe hiç birimizin görüşü muteber değildir. Görülmüyor mu ki, her bid’atçi ve sapık, kendi batıl görüşlerini Kitab ve Sünnet’ten aldığını iddia etmektedir.”

Muhterem Mü’minler,

Hiçbir asırda, Müslümanların akaidini bozmak için bu asırdaki kadar haince ve sinsice faaliyetler yapılmamıştır. Hiçbir devirde Ehl-i Sünnet düşmanı sapıklar, bu kadar cür’etkar olmamışlardır. Çok dikkat etmek lazımdır. İlm-i Kelam’da müctehid olan İmam-ı Rabbânî (k.s.) Hz. bile “Ehl-i Sünnet’in büyüklerinin görüşlerine muvafık olmadığı müddetçe, hiç birimizin görüşü muteber değildir.” buyurduğuna göre, Ehl-i Sünnet’e saldıran sapıkların görüşlerine zerre kadar itibar edilemeyeceği açıktır.

Kaynak:

Bağdâdi, El-fark beyne’l-fırak, s.7 Daru’l-Ma’rife Beyrut. Lübnan. (Diğer bir rivayetle mevcuttur.)

Mektûbât-ı Şerife, 1. Cild, 157. Mektup

En’am Suresi, Ayet 153

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kimdir bunlar?

“Üçler”, “Yediler”, “Kırklar”, “Kutuplar”, “Kutb- ul Aktaplar”, “Gavslar”, “Gavs- ul a’zamlar”, …..”

Çevremizde görmekteyiz ve duymaktayız ki her tarikatın şeyhi, her cemaatin ileri geleni “Evliyâ”’dır, Velîyyüllah’tır, Gavs’tır, Kutup’tur. Üçler’dendir, Yediler’dendir, Kırklar’dandır. (Lâtlar, Menâtlar, Uzzâlar, Hubeller artık isim değiştirmiştir.) Bunlara izafe edilen su üstünde yürüme, ateşten etkilenmeme, havada uçma, uzak yerlere kısa zamanda gitme, kalplerden geçenleri bilme, yetiş ya hazret dendiğinde denizin ortasındaki boğulmakta olana yardıma koşma, rakiplerini taş etme vs. gibi keramet türü zırvaları bir tarafa bırakalım bu kimselerin kimisi Allah’a sekreterlik yapar, kimisi Allah’a başbakanlık yapar, kimisi Allah’ın içişleri bakanlığını yürütür, kimisi Allah’ın bu dünyadaki işlerini yürütür; yağmuru-fırtınayı sevk ve idare eder, kimisi de çocuksuzlara çocuk verir. …

Bu, uydurulmuş kimselerin niteliği, yaşamı ile ilgili tarikat ve tasavvuf kitaplarında bir çok özellikler zikredilir. Biz burada, bunların temeline kısaca değinip geçeceğiz.

Bu konuya ait uydurulmuş rivâyetlerin en ünlüsü “Abdallar Hadisi” diye bilinenidir. Biz bunu Elbânî’nin aktardıklarından nakledelim:

“Bu ümmette Abdallar otuz kişidir. Onlardan biri öldüğünde Allah onun yerine bir başkasını bedel olarak gönderir.”

“Şu üç şey kendisinde bulunan kişi, yeryüzünün ve sakinlerinin ayakta kalmasının sebebi olan Abdallar’dandır. Kazaya rıza göstermek, Allah’ın yasaklarından uzak durmada sabır, Allah’ın zatına ilişkin konularda öfke.”

“Ümmetimin abdallarının alameti şudur: Onlar hiçbir şeye asla lanet etmezler.”

“Abdallar, mevaliden (Arap olmayan) Müslümanlardandır. Mevaliye, münafıklardan başkası kin tutmaz.”

“Benim ümmetimin abdalları cennete amelleri yüzünden girmezler. Onların cennete girişi Allah’ın rahmeti, benliklerindeki cömertlik, kalp temizliği ve tüm müslümanlara rahmet oluşları yüzündendir.”

“Abdallar, kırk erkek ve kırk kadından oluşur. Allah, her erkek öldüğünde onun yerine bir erkek, her kadın öldüğünde de onun yerine bir kadını gönderir.”

“Ümmetimin içinde, kalbi Hz. İbrahim kalbi gibi olan kırk kişi hiç eksik olmaz. Allah bu kırk kişiyle yeryüzündeki belaları ümmetimden uzaklaştırır. Bu kırk kişiye “Abdallar” denir. Bunların erişleri namaz, oruç ve sadaka ile değildir; bunların erişleri cömertlikle, müslümanlara öğütle olur.”

“Yarattıkları içinde Allah’ın üçyüz kişisi vardır ki, kalpleri Hz. Âdem kalbi üzeredir. Aynı şekilde Allah’ın kırk kişisi vardır ki, kalpleri Musa’nın kalbi üzeredir. Yedi kişi vardır ki, kalpleri İbrahim kalbi üzeredir. Beş kişi vardır ki, kalpleri Cebrail kalbi üzeredir. Üç kişi vardır ki, kalpleri Mikail kalbi üzeredir. Bir kişi vardır ki, kalbi İsrafil kalbi üzeredir. Bu son kişi ölünce Allah onun yerine üçlerden birini getirir. Üçler’den biri ölünce onun yerine Beşler’den birini getirir. Beşler’den biri ölünce onun yerine yediler’den birini getirir. Yediler’den biri ölünce onun yerine Kırklar’dan birini getirir. Kırklar’dan biri ölünce onun yerine Üçyüzler’den birini getirir. Üçyüzler’den biri ölünce onun yerine halktan birini getirir. İşte yeryüzünde hayat bu insanlar hürmetine yürür, ölüm bu insanlar yüzünden olur, yağmur bu insanlar hürmetine yağar, bitkiler bu insanlar hürmetine yeşerir, belalar bu insanlar hürmetine uzaklaştırılır.”

--------------------

Konuya bu kadar girmişken diğer hayali kahramanlar ile ilgili de biraz açıklama yapalım. Hem de en muteber klasiklerimizden İbn-i Abidin’in Resâil’inden.(!)

“Kutup:

Değirmenin, çevresinde döndüğü eksen demektir. Zamanının bütün oluşları onun çevresinde dönüp durduğu için zamanın ruhsal seyyidi ve yöneticisi olan zata bu ad verilmiştir. … Kutuplar iki tanedir. Biri görünen alemi yönetir, biri gayb alemini. Kutup ölünce, yerine Abdallardan en kamili geçer. (Allah ne iş yapar ki??!!)

Abdallara gelince: “Abdal” kelimesi, “bedel” sözünden alınmıştır. Bunlardan biri ölünce onun yerine öteki geçtiği için bu adla anılmışlardır. Bunlar, peygamberin yerine iş gördükleri için de bu adı almış olabilirler. …(Az önce de Allah’ın işlerini gördükleri yer almıştı) Allah, insanlara musallat olabilecek belaları, fesatları bu abdallar yüzünden yok eder….

Evtad’a gelince: Bu kelime direk, dayanak anlamındaki “veted” sözcüğünün çoğuludur. Bunlar, yeryüzünün dayanıklı olmasını sağlayan ruhsal kişilerdir. Kur’ân’da dağların “evtad” olduğunu söyleyen âyet bu kişilere dikkat çekmektedir.

Nukeba, nakîb (temsilci, belirleyici) sözcüğünün çoğuludur. Nukeba, toplumların kozmik temsilcileridir. Bunların her biri gezegenlerin birinin dünya üzerindeki etkilerini kontrol eder. Bunlar İblis’i de tanırlar ( Bak bu dogru ) ve onun etkilerini de kontrol ederler.

Efrad’a gelince: Bu kelime “ferd” kelimesinin çoğuludur. Efrad, melekler aleminden bazılarının temsilcisi olarak iş görür….

Nüceba’nın sayısı 70, Abdalların 40, Ahyarın 7, Evtad’ın 4’tür. Gavs ise bir tektir. Nukaba’nın yaşadığı yer Mağrip, nüceba’nınki Mısır, Abdallarınki, şam, Gavs’ınki Mekke, Kutup’unki Yemen’dir. Ahyar ise yeryüzünü durmadan dolaşır.

( Biraz medeniyetin oldugu bölgelerde nefes alamiyorlar herhalde )

Halkın Ka’be’yi tavaf ettiği gibi Kutup da sürekli biçimde Allah’ı tavaf eder. Hep Allah’ın çevresindedir, orada döner durur. ( Bu apacik bir küfürdür. Bakin Akide sekeri alimimiz Allah i Tavaf ettiriyor. Ortada bir sekil,bir cisim ola ki tavaf edile )

Kutup, azledilmez, makamından ayrılmaz. Ancak ölünce yeri boşalır.”

(İbn-i Abidin; Resâil, 2/264-281)

Not:

1- Bu görüşler, bu inanışlar, ne kadar zorlanırsa zorlansın Tevhîd dini İslâm’a yerleştirilemez. İslâm Dini bu şirk pisliğini kesinlikle kabul etmez. Bu saçmalıklar Hint paganizminin İslâm’a bulaştırılmasından başka bir şey değildir. Bu sapık ve saçma inançlar Rasülüllah ve sahabe döneminde Müslümanlar arasında kesinlikle yoktu. Hiç görülmedi, duyulmadı.

Kissa dan bir Hisse cikarsak mi dostlar ?..

Hisse:

Ehli's Sünne Ve'l Cemaa nin Din dedigi ile Kuran-i Hakim'in Din dedigi :Gece gündüz kadar farklidir !...

--------------------

Maide suresi âyet 18:

“Yahudiler ve Hırıstiyanlar dediler ki, “Biz Allah’ın oğulları ve Sevgilileri’yiz. De ki: “O halde niçin size günahlarınız yüzünden azap ediliyor?” Hayır, siz de O’nun yarattıklarından birer insansınız. Dilediğini affeder O, dilediğini azap eder. Hem göklerin hem yerin hem de bunlar arasındakilerin mülk ve yönetimi Allah’ındır. Dönüş de O’nadır.”

Bakara suresi âyet 111:

Yahudi yahut Hırıstiyan olandan başkası cennete asla giremeyecek.” dediler. Bu, onların hayalleri, kuruntularıdır. De ki onlara: “ Eğer doğru iseniz hadi getirin kanıtınızı.””

Bakara suresi âyet 94, 95:

“De ki: “Allah katındaki ahiret yurdu diğer insanların değil de sadece sizin ise, eğer doğru sözlü iseniz, hadi isteyin ölümü!

Ellerinin önden gönderdiği şeyler yüzünden ölümü hiçbir zaman istemeyeceklerdir. Allah, zalimleri çok iyi bilmektedir.”

Ve Cuma suresi âyet 6:

“De ki: “Ey Yahudiler! Eğer insanlar arasında yalnız kendinizin (Evliyâüllah) Allah’ın yakınları olduğuna inanıyor ve bunda gerçekten samimi iseniz, hadi ölümü isteyin!”

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Zamanin Kutbu da Peygamberimiz s.a.v di.:)

Allah c.c nun ilmi rizasi kutblarin, ustune olsun zatinin buyuklugunce alemlerinin buyuklugunce,nurunun buyuklugunce.

 

Iste basi kullarda vardir gozleri gorur ama kalpleri muhurludur,

onlar sadece yaziyi okur yazinin arkasini goremez.

 

Dusunur dusuncesi 1 metre yukariya cikamaz.

 

Ruhu vardir sadece toprak olup hesap vermeyi bekler.

 

:)

 

Sonra kutublara dil uzatir.

 

Kutub nedir bilirmisin..?

 

Mummin kulumun ferasetinden korkun der cunku onun gozu ile bakarim,

onun kulagi ile duyarim, onun diliyle konusurum,elleri olurum.

 

Dikkat edinde neye dil uzattiginizi bir kere daha dusunun.

 

Kuran okurken rahmet yerine serri uzerinize cekmeyin.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Zamanin Kutbu da Peygamberimiz s.a.v di.:)

Allah c.c nun ilmi rizasi kutblarin, ustune olsun zatinin buyuklugunce alemlerinin buyuklugunce,nurunun buyuklugunce.

 

Iste basi kullarda vardir gozleri gorur ama kalpleri muhurludur,

onlar sadece yaziyi okur yazinin arkasini goremez.

 

Dusunur dusuncesi 1 metre yukariya cikamaz.

 

Ruhu vardir sadece toprak olup hesap vermeyi bekler.

 

:)

 

Sonra kutublara dil uzatir.

 

Kutub nedir bilirmisin..?

 

Mummin kulumun ferasetinden korkun der cunku onun gozu ile bakarim,

onun kulagi ile duyarim, onun diliyle konusurum,elleri olurum.

 

Dikkat edinde neye dil uzattiginizi bir kere daha dusunun.

 

Kuran okurken rahmet yerine serri uzerinize cekmeyin.

 

Siz Kuran okuyor musunuz ?..

Mutlaka tüyleriniz ürperiyordur kutuplari düsününce :swoon2:

Haydi davanizda sadiklardansaniz ayetlerinizi getirin.

Kutuplari da yaniniza yardimcilar olarak alin..

--------------------

Senin Kutup Hasa Allah i tavaf ediyor..

Nasil oluyor bu is Hocam ?..

Anlatsan da bir nebze olsun nasiplensek o engin ilimden ?..

Gözlerimiz acilsa Kalbimizdeki mühürler kirilsa..

Anlatir misin ?..

--------------------

Bu sizin Mezhebin dini nasil bir dindir ki;

Bir iplik cekince bin yama dökülüyor hocam ?..

Var mi bunun bir ilm-i Hikmeti ?..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

GÖKTÜRK...

 

Misyonersin.desem.değilsin..onların.hitap.ve.yazım.tarzları.biraz.farklı..

sapıkça.fikirlerine.yandaş.arayan.birisin.bunu.anladım...

 

sen.kutup`a.inanmıyorsun.ama.Ibn Miskeveyh e.inanıyorsun...

 

ehli.sünnet.vei.cemaat.in.sözlerine.inanmıyorsun.ama.adını

senden.ilk.defa.duyduğum.Ibn Miskeveyh.e.inanıyorsun...

 

bu.ne.saçmalık.bu.ne.tezat...

 

uzatmayalım...bu.adam.ne.demiş.sence.Kuranda.Evrim.var..demiş.ölemi?

ve.sen.buna.inanıyorsun....

anladın.sen.onu....

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Adini ilk defa duyduysan Hocalarina soracaksin kardesim..

Erzurumlu ibrahim hakki yi tanir misin ?..

o da öyle diyor..

Ben Kuran da evrim var demedim..

"var mi ?.." dedim..

Ve ayetler ile alimler koydum ortaya..

sen ne yaptin ?..

bana sapik ve Mosyoner filan demeye kalktin..

yani Iftira ettin..

Ölü eti yedin ( Kuran deyimi ile )..

Ayip degil mi ?..

Bu saatte adab-i muhaseret derslerine mi basliyalim ?..

Ne ?..

--------------------

Hak Taâlâ'nın tesiriyle felekler, yıldızlar, dönüp ve hareket eyleyip; dört unsuru anlatılan başkalaşım üzere birbirine kaynaştırıp, hamur etmişlerdir. Ta ki unsurların kaynaşmasından, önce madenler hasıl olup, ondan bitkiler peyda olup, ondan hayvanlar vücuda gelmiştir. Hayvan kemalini buldukta; insan ortaya çıkmıştır. Bu dört bileşik cismin bileşik aracısı da vardır.

 

Madenler ile bitkiler arasında aracı mercandır. Zira ki salabette taş gibidir ve bitki gibi zerre zerre denizin dibinde bitip, suyun yüzünden yukarı gelip, kuruldukta; sert olur. Bitkiler ile hayvanlar arasında aracı hurma ağacıdır. Zira ki o, bitki iken hayvan gibi erkeğine yakın olmadıkça; neticesi hurma olmaz. Başını kesseler helak olup, kuru ve yapraksız, meyvesiz kalır. Hayvanlar ile insan arasında aracıların en belirgini maymundur. Zira ki, cümle azası, kıl ve kuyruğundan başka, dışı ve içi insana benzer.

 

Bu aracıların vücudunda hikmet budur ki, her biri kendi mertebesi altından son yükseklik mertebesine ulaşıp; varlıkların mertebeleri tek silsileyle bileşik ola ve insanlık mertebesinde nihayet bula. Şu halde zaman devrinin tamamlayıcısı, cihanın parçalarının zübdesi, yedi yüksek babanın ve dört aşağı ananın ve üç bileşiğin son hülasaları insan bedenidir. Belki her iki cihandan gaye ancak hazreti insandır. Bu feleklerin, unsurların, bileşiklerin kabuğu, zarfı ve kabıdır. O, cümlesinin iliği ve özünün özüdür. Bütün eşya, insana hizmetçidir O, hizmet ve ikram edilendir. Aziz, şerif ve muhteremdir. Zira ki o, cümleden güzel ve yücedir

 

( Erzurumlu Ibrahim HAKKI ; Marifetname )

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

GÖKTÜRK...

 

Misyonersin.desem.değilsin..onların.hitap.ve.yazım.tarzları.biraz.farklı..

sapıkça.fikirlerine.yandaş.arayan.birisin.bunu.anladım...

 

sen.kutup`a.inanmıyorsun.ama.Ibn Miskeveyh e.inanıyorsun...

 

ehli.sünnet.vei.cemaat.in.sözlerine.inanmıyorsun.ama.adını

senden.ilk.defa.duyduğum.Ibn Miskeveyh.e.inanıyorsun...

 

bu.ne.saçmalık.bu.ne.tezat...

 

uzatmayalım...bu.adam.ne.demiş.sence.Kuranda.Evrim.var..demiş.ölemi?

ve.sen.buna.inanıyorsun....

anladın.sen.onu....

 

Ben de şüphelendim

 

Seyyid Kutub okuyor olabilir

Ömer Öngütün adamlarından olabilir

Abdülaziz Bayındırdan yada hayrettin karamandan etkilenmiş olabilir

Yada Vahabi olabilir genelde vahabiler böyle fikirler ortaya atıyor

 

Anlamadım ama anladığım birşey var kesinlikle itikadı sakat

 

Arkadaşı şahsen tanımam ama zehir saçıyor ...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Göktürk kardeş

saç o rahmetten

ve saçmaya devam et inşaallah.

--------------------

Müslümanların imanını ifsat etmeye çalışan ebu cehilin munafık versiyonları...Dikkat edin müslüman kardeşlerim bunun şakası yoktur..!

 

İslamın yüz karası bir güruhun söylemi geldi aklıma : ''şeriat isteruk''

Kardeşimizin fikrine muhalifsen, Kuran ile çürüt bu tezi.

Din elden gidiyor tellallığı yaparak, çürütemediğin tezlere çamur atma.

Getir delillerini.

Getiremiyorsan sus ;)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

63-MÜNAFİKUN:

1 - Münafıklar sana geldikleri vakit: "Şahitlik ederiz ki sen muhakkak Allah'ın elçisisin." derler. Senin mutlaka kendisinin elçisi olduğunu Allah bilir ve Allah münafıkların yalancı olduklarına şahitlik eder.

2 - Yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah'ın yolundan çevirdiler. Onların yaptıkları ne kötüdür!

3 - Bunun sebebi şudur: Onlar inandılar, sonra inkar ettiler, bu yüzden kalblerinin üzeri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.

4 - Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki dayanmış keresteler gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın. Allah onları kahretsin! Nasıl olup da döndürülüyorlar?

5 - Onlara: "Gelin, Allah'ın Resulü sizin için mağfiret dilesin." denildiği zaman başlarını çevirirler ve onların, büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün.

6 - Onlara mağfiret dilesen de, dilemesen de onlar için birdir. Allah onları bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, yoldan çıkmış bir toplumu yola iletmez.

7 - Onlar öyle kimselerdir ki: "Allah'ın elçisinin yanında bulunanları beslemeyin ki dağılıp gitsinler." diyorlar. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır, fakat münafıklar anlamazlar.

8 - Diyorlar ki: "Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, daha üstün olan, daha alçak olanı oradan mutlaka çıkaracaktır." Üstünlük, ancak Allah'a, O'nun elçisine ve müminlere mahsustur. Fakat münafıklar bilmezler.

9 - Ey İnananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.

10 - Birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!" demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah) için harcayın.

11 - Allah süresi geldiği zaman hiç bir canı ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

--------------------

23-MÜ'MİNUN:

1 - Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir,

2 - Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler,

3 - Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler,

4 - Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler,

5 - Ve onlar ki, iffetlerini korurlar,

6 - Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir.

7 - Şu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, işte bunlar , haddi aşan kimselerdir.

8 - Yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler,

9 - Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler,

10 - İşte asıl onlar varislerdir.

11 - Ki, Firdevs'e varis olan bu kimseler orada ebedî kalırlar.

12 - And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık.

13 - Sonra onu emin ve sağlam bir karargahta (rahimde) nutfe (sperma) haline getirdik.

14 - Sonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diğer bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, pek yücedir.

15 - Sonra siz bunun ardından, muhakkak ki öleceksiniz.

16 - Sonra da siz, şüphesiz, kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz.

17 - Andolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz, yaratmaktan habersiz değiliz.

18 - Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde durgunlaştırdık. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.

19 - Böylece onun (yağmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik ki, bunlarda sizin için bir çok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.

20 - Tûr-ı Sinâ'da (dahi) yetişen bir ağaç da meydana getirdik ki, bu ağaç, hem yağ, hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (zeytin) verir.

21 - Hayvanlarda da sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakilerden size içiririz. Onlarda sizin için birtakım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz.

22 - Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz.

23 - And olsun biz, Nûh'u kavmine gönderdik. "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?"

24 - Bunun üzerine, kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu "Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."

25 - "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp (durumu) gözetleyin bakalım."

26 - Nuh: "Rabbim! dedi, beni yalana çıkarmalarına karşı bana yardım et!"

27 - Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır!

28 - Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.

29 - Ve de ki: "Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen, konuklatanların en hayırlısısın."

30 - Şüphesiz bunda sizin için birtakım ibretler vardır. Çünkü biz, kullarımızı böyle denemişizdir.

31 - Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.

32 - Bunun üzerine, onlar arasından kendilerine, "Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâlâ Allah'tan korkmaz mısınız? (mesajını ileten) bir resul gönderdik.

33 - Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodaman güruh dedi ki: "Bu dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer."

34 - "Gerçekten, tıpkı kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz herhalde ziyan edersiniz."

35 - "Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (tekrar) meydana çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"

36 - "Heyhât o size vaad edilen şey ne kadar uzak!"

37 - "Dünya hayatından başka gerçek yoktur. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek değiliz."

38 - "Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz."

39 - O Peygamber: "Rabbim, dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardımcı ol!"

40 - Allah şöyle buyurdu: "Pek yakında onlar pişman olacaklar!"

41 - Nitekim, Hak tarafından korkuç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen çepeçevre kuşattık. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!

42 - Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.

43 - Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.

44 - Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından (yokluğa) yuvarladık ve onları efsâne yaptık. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!

45 - Sonra birtakım âyetlerimiz ve açık bir ferman ile Musa'yı ve kardeşi Harun'u gönderdik.

46 - Firavun'a ve ileri gelenlerine de (gönderdik). Bunun üzerine onlar kibire kapıldılar ve ululuk taslayan zorba bir kavim oldular.

47 - Onun için: Biz, dediler, "kavimleri bize kölelik ederken bizim benzerimiz olan bu iki adama inanacak mıyız?"

48 - Böylece onları yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.

49 - Andolsun biz Musa'ya belki onlar yola gelirler diye, o kitabı da verdik.

50 - Meryemoğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, sulu bir tepeye yerleştirdik.

51 - Ey peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin; güzel amel ve hareketlerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı bilirim.

52 - "Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının." (denildi).

53 - Derken insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlendi.

54 - Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!

55 - Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile,

56 - Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.

57 - Rablerine olan saygıdan dolayı titreyenler,

58 - Rablerinin âyetlerine inananlar,

59 - Rablerine ortak tanımayanlar,

60 - Ve, Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri titreyerek yapanlar;

61 - İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.

62 - Biz hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

63 - Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.

64 - Nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.

65 - Boşuna feryad etmeyin bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz.

66 - Çünkü âyetlerimiz size okunurdu da, buna karşı siz arkanızı dönerdiniz.

67 - Kafa tutardınız ve geceleyin hezeyanlar savururdunuz.

68 - Onlar bu sözü (Kur'ân'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

69 - Yoksa peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?

70 - Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Aksine o, kendilerine hakkı getirmiştir. Halbuki onlar haktan hoşlanmamaktadırlar.

71 - Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunan kimseler bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirirler.

72 - (Resulüm!) Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

73 - Gerçek şu ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.

74 - Fakat ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar.

75 - Eğer onlara acıyıp da için de bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında büsbütün direnirlerdi.

76 - Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler, tazarru' ve niyazda da bulunmadılar.

77 - Nihayet üzerlerine, azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır!

78 - Halbuki sizin için o kulağı, o gözleri ve o gönülleri yaratan O'dur. Ne de az şükrediyorsunuz!

79 - Ve sizi yeryüzünde yaratıp türeden O'dur. Sırf O'nun huzuruna toplanacaksınız.

80 - Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun eseridir. Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?

81 - Hayır, öncekilerin söylediklerinin benzerini söylediler.

82 - Dediler ki: "Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz öyle mi?"

83 - "Yemin ederiz ki, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza böyle bir vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir!"

84 - (Resulüm!) de ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?"

85 - "Allah'a aittir" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?" de.

86 - "Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor.

87 - "(Onlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız?" de.

88 - "Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan; fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?" diye sor.

89 - "(Bunlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Öyle ise nasıl olur da büyülenirsiniz?" de.

90 - Doğrusu biz onlara hakkı getirdik; onlar ise cidden yalancıdırlar.

91 - Allah evlat edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine galip gelirdi. Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.

92 - Allah, gaybı da, açık olanı da bilir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir.

93 - (Resulüm!) De ki: Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka göstereceksen,

94 - Bu durumda beni, o zalimler topluluğunda bulundurma, Rabbim!

95 - Biz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana göstermeye elbette ki kadiriz.

96 - Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav, çünkü biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.

97 - Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!

98 - Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.

99 - Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder,"

100 - "Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.

101 - Sûr'a üflendiği zaman aralarında artık ne soysop (çekişmesi) vardır, ne de birbirlerini soruşturacaklardır.

102 - Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.

103 - Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.

104 - Orada dişleri sırıtır halde iken ateş yüzlerini yalar.

105 - (Allah Teâlâ,) Size âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?... der.

106 - Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik.

107 - Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.

108 - (Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuşmayın artık.

109 - Çünkü kullarımdan bir zümre "Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi bağışla, bize merhamet et, sen, merhametlilerin en iyisisin." diyorlardı.

110 - İşte siz onları alaya aldınız; sonunda bu davranışınız size beni yâd etmeyi unutturdu; çünkü siz onlara gülüyordunuz.

111 - Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muradlarına erenlerdir.

112 - (Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.

113 - "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte bilenlere sor." derler.

114 - (Allah) buyurur ki: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!

115 - Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?

116 - Mutlak hâkim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bereketli Arş'ın sahibidir.

117 - Her kim Allah ile birlikte diğer bir tanrıya taparsa -ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki, kâfirler kurtuluşa eremezler.

118 - Resulüm! De ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et! Sen merhametlilerin en iyisisin."

--------------------

Siz Allah C.C Dostlarina Dil Uzattiginiz Surece.

Sadece okursunuz arkasini goremessiniz...

 

Cunku Okudugunuz sey bile sizi kor etmeye yeter.

 

Allah c.c Sizin gibi insanlarin serrinden korusun.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...