Jump to content

Yasam Ertelenmeye Gelmez, Bugün Degilse Ne Zaman!


Guest Nazan28
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

YAŞAM ERTLENMEYE GELMEZ BU GÜN DEĞİLSE NE ZAMAN!

 

Yaşam Ertelenmeye gelmez bu gün değilse ne zaman!

 

Dün bir rüya(düş) gördüm ya da gördüğümü sandım ve uyanınca sizlerle paylaşmak istedim.

 

Tık, tık, tık…

- Kim o?

- Hazırlan gidiyoruz.

- Sen kimsin? Nereye gidiyoruz?

- Sıran geldi. Gerçek evine gidiyoruz.

- Gerçek ev mi? Sen! Yoksa!

- Evet. Hadi gidelim.

– Dur bir dakika..bir sürü yarım işim var.

- İş yarım kalmaz. Birileri tamamlar. Oyalanma artık.

- Çocuklar, onlar daha çok küçük, bari vedalaşsaydım.

- Sen olmadan da büyürler, hadi bekliyorlar.

- Bekliyorlar mı? Onlar da kim?

- Gidince görürsün.

- Anladım. Anladım ama kalbini kırıp, gönlünü alamadıklarım, iyiliğini görüp, karşılık veremediklerim var. Anlayacağın borçlu gitmek istemiyorum.

 

- Bunu zamanında düşünseydin!

- Zamanında mı? İyi de ben daha zamanım var sanıyordum.

- Hepiniz aynısınız.. Zaman dediğin, içinde bulunduğun an.. Bunun ötesi yok.

- Keşke, keşke….

 

- Devam etme. Bugünü yaşarken hep yarın var gibi davrandın. Üstündeki üniformanın sorumlulukları var..

Yerine getirmedin... Bu sana bir uyarıydı. Şimdi gitmiyoruz… Ama her an gidebiliriz..

Bir daha geldiğimde önünde umut, arkanda pişmanlık olmasın!

 

Mutlu yaşamın sırı içimizde gizli ve bu gizem o kadar basit ve sade ki bunu algılayabilmek için bilge olmaya, alim olmaya, çok eğitime, çok da paraya gerek yok sanırım. Ancak ısrar ile mutlu olmak için çok çabalamak gerekliliğine inanırsanız yine haklı çıkarsınız. Çünkü bilinçaltınız inandığınızı gerçekleştirme eğilimdedir. İnandığınızı gerçekleştirebilmek sizi haklı çıkarır. Ne yapıp edip size mutlaka gerekçeler bulmaya çalışır.

 

Mutlu olmak için bu günde, şimdi ve burada olmak gerekir.Çünkü asıl olan bu gün ve şuan olmakla birlikte ne dün ne de yarın aslında gerçek değildir.Dün ve yarın aslında sanal olan andır .Sanal olan odaklandığımızda bu günü yaşamamakta ve dolayısıyla da yarına da ipotekli girmek durumunda kalmaktayız.Bu günü yaşamak için yaşadığımız ana mutlaka pozitif bakabilmek için o kadar çok nedenimiz var ki….

 

En azında nefes alıyoruz ve de yaşıyoruz. Soluk almak yaşadığımızı hissetmek bile mutlu olabilmek için hatta şükür edebilmek için yetebilir. Bu günde olabilirsek bu günü tam anlamıyla yaşayabilirsek, şükür edebilirsek, değiştiremeyeceklerimiz içinde bunu koşulsuz bir kabul içinde olabilirsek, her şeye rağmen kendimizi aff edebilecek kadar cesur olduğumuzda mutluluk kendisi yakamızdan düşemeyecektir.

 

Abartısızca bu günde olmak, günü ötelemeden, ertelemeden bu günü algılamak ve yapılması gerekenleri yapıyor olmak bizi mutlu edecektir.

 

Bütün davranışların atası düşüncelerimizde gizlidir. Koskoca bir çınarı var eden nasıl bir çınar nüvesi ise ve nasıl bir çınar tohumu olmadan oluşmazsa, düşüncelerimizde oluşmadan davranışlarımız oluşmaz. Çünkü her şeyin özünü oluşturan bir olgu vardır. Bu olgu pozitif olduğunda oluşan sonuçta pozitif olabiliyor.

 

Düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız davranışlarımızı ve davranışlarımız da hayatımızı oluşturur. Hayatımızın iyi olmasını işitiyorsak İnançlarımızı pozitif tutmalıyız.

Nasıl bir bilgisayar ekranında görülen programın yansıması ise yaşamda görülen ve asıl olan sadece düşüncelerimizin yansıması olmaktadır. Ayna sadece kendine yansıyanı gösterebiliyor. Biz aynaya nasıl bakarsak onu görebiliyoruz. Çünkü bu gün yaşadıklarımız dünkü düşüncelerimizin eseridir.

 

Yarın yaşayacaklarımız da bu gün düşündüklerimiz ve yaptıklarımızın toplamı olacaktır. Asıl olan zaman şu an yaşanan zamandır. Dün ve yarın sanal zamanlardır. Sanal zamanlara ise yapılan her müdahale başarısızlıkla sonuçlanmaktadır.O halde neden kendimiz için pozitif düşünmeyelim ki…

 

Düşüncelerimiz hayatımızın gidişatını belirlemektedir. Aslında neye inanırsak oyuz.

 

Bizler neler düşünürsek düşündüğümüz duygularımıza yansır.

 

Duygularımızda neler hissetmeye başlarsak, hislerimizde davranışlarımıza dönüşür. Yani düşünceler duygularımızı, duygularda davranışlarımızın kaynağını oluşturur. Davranışlarımızda karakterimizi, karakterimiz de kaderimize dönüşürüz.

Onun için ne düşünüyorsak aslında oyuz. Bu bakımdan da bizler düşüncelerimizin ürünüyüz.

 

Bu gün yaşadıklarımız dün düşündüklerimizin sonucu, yarın yaşayacaklarımızda bu gün düşündüklerimiz, his etiklerimiz ve yaşadıklarımızın sonucu olabilecektir. Bunun için düşüncelerimizi pozitif tutabildiğimiz oranda yarınlarımızda pozitif olabilecektir. Seçim her şekilde bizim. Sizler hangisini seçerseniz aslında haklısınız. Seçim bizim gerçeğimiz oluveriyor. Çünkü ektiklerimizin sonucunu alıyoruz. Ne ekersek onu biçebiliyoruz.

 

Bu temelde yaşamın bize sundukları aslında bizim zihnimizde oluşturduğumuz düşüncelerimizin aynadaki yansımasıdır. Aynada kendimizi nasıl görmek istersek öyle görüyoruz.

 

Uzun yıllar önce, uzaklardaki bir ülkede 'Bin aynalı dağ' denilen bir dağ vardı. Bu Dağın zirvesine gerçekten de bin tane irili ufaklı ayna yerleştirilmişti. Herkes zaman zaman bin aynalı dağa çıkıp, ilginç öykülere şahit olmayı ve daha sonra gördükleri hakkında arkadaşlarıyla konuşmayı isterdi.

 

Bir gün, bu ülkede yasayan küçük mutlu bir köpek, bu dağı duydu ve oraya gitmeye karar verdi. Dağın eteğine ulaştı ve sora da neşeyle yukarı tırmandı. Yorulmuştu, ama yeni şeyler göreceği için keyiflenmiş ve yorgunluğunu çoktan unutmuştu. Aynaların bulunduğu zirveye geldiğinde kulaklarını dikmiş, kuyruğunu hızlı hızlı sallıyordu. Kocaman bir gülümseme gönderdi onlara. Karşılığında bin tane kocaman sıcak ve dostane gülümseme aldı. Mutluluğu kat kat artmıştı. Oradan bir türlü ayrılmak istemiyordu.

 

Türlü türlü sevinç ve dostluk hareketleri yapıyor, yaptıklarının bin kat fazlasıyla karşılığını görüyordu. Nihayet gün karadı ve oradan ayrılması gerektiğini anladı. dağdan inerken kendi kendisine; "Burası harika bir yer! Buraya sık sık geleceğim" diye düşünüyordu. Bu arada, aynalı Dağın çıkışındaki anlamlı levhayı da okudu ve mutluluğu bin kat daha arttı...

 

Ayni ülkede yaşayan başka küçük bir köpek daha vardı.

 

Ama ilki kadar mutlu değildi. Huysuz ve mutsuzdu. O da o dağa gitmeye karar verdi. Dağın eteklerine kadar gelip de yukarıya baktığında, şikâyete başlamıştı bile.

Sızlana sızlana dağın tepesine kadar çıktı. Yorgunluk ve kızgınlığa şimdi bir de korku eklenmişti. Doğru ya, bu dağın tepesinde kendisini kim bilir hangi hırsızlar, haydutlar bekliyordu! Aynaların olduğu alana yaklaşırken, her an bir düşmanla karsılaşacakmış gibi başını öne eğmişti. Kafasını kaldırıp da aynalara baktığında gözlerinde inanamadı. Soğuk soğuk bakan bin tane köpek gözlerini onun üzerine dikmişti.

Güya onlardan korkmadığını onlara göstermek için hırlamaya, dişlerini göstermeye başladı. Aynı anda korkunç görünümlü bin köpek kendisine hırlayınca, korkudan ne yapacağını bilemedi ve dağdan kaç inerken kendi kendine;

 

"Burası korkunç bir yer! Buraya bir daha asla gelmeyeceğim." diyordu.

 

Huysuz köpek, o hızla ve korkuyla kaçarken, aynalı dağ hakkında bilgi veren levhayı ve üzerindeki yazıları görmemişti bile. Levhada şöyle yazıyordu:

 

"Ey yolcular! Sakın aldanmayın, gördüğünüz görüntüler sadece ve sadece sizin aynadaki yansımanızdır. Aynı şekilde; hayatta başınıza gelen bütün olaylar size tutulmuş aynalardır.

 

Bu temelde aynalarda kendimizi, geleceğimizi nasıl görmek istiyorsak öyle bakmalıyız.

 

Siz nasıl bakıyorsunuz? AYNAYA!

 

Ötelenmemiş ve ertelenmemiş anları yaşayabilmeniz dileğiyle...

Her şey gönlünüzce olsun...

Sevgi ile kalınız...

 

Abdullah TOPAL

PSİKOTERAPİST-HİPNOTERAPİST

 

:clapping:

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Teşekkür ederim nur_muhammed Allah(cc) razı olsun :acute:tamamını okudun dimi 9_9

 

diğerlerinin tamamını okudum bunda az aşağılara geldim baktım çok uzun biliyorsun başımda ağırıyor gözlerim bu gün inanılmaz derecede yorgun, yarın uyanınca bitiririm diye düşündüm

yok hemen oku dersen okurum hemen şimdi özette çıkartırım sana

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Tık, tık, tık…

 

- Kim o?

 

- Hazırlan gidiyoruz.

 

- Sen kimsin? Nereye gidiyoruz?

 

- Sıran geldi. Gerçek evine gidiyoruz.

 

- Gerçek ev mi? Sen! Yoksa!

 

- Evet. Hadi gidelim.

 

– Dur bir dakika..bir sürü yarım işim var.

 

- İş yarım kalmaz. Birileri tamamlar. Oyalanma artık.

 

- Çocuklar, onlar daha çok küçük, bari vedalaşsaydım.

 

- Sen olmadan da büyürler, hadi bekliyorlar.

 

- Bekliyorlar mı? Onlar da kim?

 

- Gidince görürsün.

 

- Anladım. Anladım ama kalbini kırıp, gönlünü alamadıklarım, iyiliğini görüp, karşılık veremediklerim var. Anlayacağın borçlu gitmek istemiyorum.

 

- Bunu zamanında düşünseydin!

 

- Zamanında mı? İyi de ben daha zamanım var sanıyordum.

 

- Hepiniz aynısınız.. Zaman dediğin, içinde bulunduğun an.. Bunun ötesi yok.

 

- Keşke, keşke….

 

- Devam etme. Bugünü yaşarken hep yarın var gibi davrandın. Üstündeki üniformanın sorumlulukları var..

Yerine getirmedin... Bu sana bir uyarıydı. Şimdi gitmiyoruz… Ama her an gidebiliriz..

Bir daha geldiğimde önünde umut, arkanda pişmanlık olmasın!...amin

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...