Jump to content

Ehli- Sünnetten Molla Gürani


Guest Deli_Kadir
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Molla Gürâni (1410 - 1488m.)

 

Osmanlı âlimlerinden ve büyük velî. Dördüncü Osmanlı şeyhulislâmı. İsmi, Ahmed bin İsmâil bin Osman Gürânî, lakabı Şerefüddîn, Şihâbüddîn ve Molla Gürânî'dir. Daha çok Molla Gürânî lakabıyla tanınıp, meşhûr oldu. 1410 (H.813) senesinde, Sûriye'nin Gürân kasabasına bağlı bir köyde doğdu. Doğduğu yere nisbetle "Gürânî" denilmiştir.

 

Molla Gürânî, küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Sarf, nahiv, beyân, meânî gibi âlet ve kırâat ilmini öğrendi. Sonra ilim öğrenmek için Bağdât, Diyarbakır, Hıns ve Hayfa şehirlerine gitti. On yedi yaşında iken de Şam'a gidip, bir müddet oradaki âlimlerden ders alıp, ilim tahsîl etti. Şam'dan Kâhire'ye gitti.Kâhire'de zamânın âlimlerinden ders alarak; kırâat, tefsîr, hadîs ve fıkıh ilimlerini öğrendi ve bu ilimlerde icâzet aldı. O devrin en meşhûr âlimi İbn-i Hacer Askalânî'den hadîs ve fıkıh ilmine dâir eserler okudu. Bu hocasından okuduğu eserler arasında, Sahîh-i Buhârî ve fıkıh ilminde meşhûr eserler vardı.Hadîs ilminde İbn-i Hacer Askalânî'den icâzet aldı. Molla Gürânî bu şekilde çalışarak tahsîlini tamamladıktan sonra; tefsîr, kırâat, hadîs ve fıkıh ilimlerinde değerli bir âlim olarak yetişti.

 

Yavaş yavaş tanınmaya ve Kâhire'deki medreselerde ders vermeye başladı. Memlûk Devleti hükümdarları ile devletin ileri gelenlerinin kurdukları ilim meclislerine katılıp, münâzaralara girdi. İlmi ve fesâhati, güzel konuşmasıyla kısa zamanda tanındı. Hattâ Kâhire'de herkese açık bir ders verdi. Dersini dinleyen âlimler, onun ilimdeki üstünlüğünü takdîr ettiler. Hocası İbn-i Hacer Askalânî ona icâzet verdikten sonra, Sahîh-i Buhârî'yi gâyet güzel bir mahâretle okuttuğunu bizzat görüp, şâhid oldu.

 

Bundan sonra hayâtının bir bölümünü Kâhire ve Şam taraflarında geçirip İstanbul'a geldi. İstanbul'a gelişi, hayâtında değişikliğe yol açtı. Önce Şâfiî mezhebindeydi. Sonradan Hanefî mezhebine geçti.

 

Molla Gürânî'nin İstanbul'a gelişi şöyle vukû bulmuştur: O devrin meşhûr Osmanlı âlimlerindenMolla Yegân hacca gittiğinde, Kâhire'ye uğradı. Orada Molla Gürânî'yi tanıyıp, onun dîne bağlılığını ve ilimdeki yüksek derecesini görünce, İstanbul'a getirmek istedi. Lütuf ve iltifât göstererek istanbul'a gelmesini söyledi. O da bu teklifi kabûl edip, Molla Yegân ile birlikte İstanbul'a geldi. Meşhûr âlim MollaYegân, hacdan dönüp İstanbul'a gelince, Sultan İkinci Murâd Hanın otağına gidip, bir sohbet yaptı. Sohbet sırasında Pâdişâh; "Gezip gördüğün yerlerden bize ne armağan getirdin?" diye sordu. Bunun üzerine Molla Yegân; "Tefsîr, hadîs ve fıkıh ilminde iyi yetişmiş bir âlim getirdim" dedi. "Şimdi nerededir?" deyince; "Bâb-üs-seâdede beklemektedir" dedi.

 

Bunun üzerine Pâdişâh, onu içeri getirmelerini söyledi. Molla Gürânî içeri girip, selâm verdi, el öptü. Sohbet sırasında Molla Gürânî'nin konuşması ve hâli, pâdişâhın hoşuna gitti. Onu önce, dedesi Murâd-ı Hüdâvendigâr Gâzî'nin eski kaplıcadaki medresesine sonra da Yıldırım Medresesine müderris tâyin etti. Böylece bir müddet bu vazifede bulundu.Bundan sonra da Sultan İkinci Murâd Hân, Molla Gürânî'yi oğlu Şehzâde Mehmed'in yâni Fâtih'in yetiştirilmesi ile görevlendirdi.

 

Şehzâde Mehmed (Fâtih), bu sırada Manisa'da emîrdi. Babası İkinci Murâd Hân, oğlunun (Fâtih'in) yetişmesi ve eğitilmesi için pekçok âlimi ona hoca olarak göndermişti. Fakat Şehzâde Mehmed, zekî ve celalli olduğundan, giden hocalar onu bir türlü derse yanaştıramamıştı. Bu sebeple pâdişâh İkinci Murâd Hân, oğlunu yetiştirecek heybetli bir muallim arıyordu. Molla Gürânî'nin heybetli ve vakûr bir âlim olduğunu görerek, sert tutumunu duyup, bu iş için onu tâyin etti. Onun iyi bir eğitimden geçmesini istediğini söyleyip, gerekirse dövebileceğini de işâret etti. Bunun üzerine Molla Gürânî, Manisa'ya gönderildi. Molla Gürânî, Şehzâde Mehmed'in (Fâtih'in) yetişmesi için ona ders vermeye başladı. Gördüğü gevşeklik karşısında, vakûr ve sert tutumuyla, Şehzâde Mehmed'in hırçınlığını yatıştırdı.

 

Hattâ ders sırasında; "Darabtühû te'dîben" Terbiye etmek, eğitmek için onu dövdüm mânâsındaki Arabca cümleyi dil bakımından incelettirdi, tahlîl ve tercüme ettirdi. Bu tutum karşısında Şehzâde Mehmed derslere devâm edip, kısa zamandaKur'ân-ı kerîmi hatmetti ve ilim öğrendi. Pâdişâh İkinci Murâd Hân, oğlu Şehzâde Mehmed'in Kur'ân-ı kerîmi hatmettiğini öğrenince, çok sevinip, hocasıMollaGürânî'ye fazla mikdârda mal ve parayı hediye gönderdi.

 

Fâtih Sultan Mehmed Hanın yetişmesinde, Molla Gürânî'nin büyük emeği geçti. Bu bakımdan Fâtih, şehzâdeliğinden beri hocasını çok sever, saygı ve hürmette kusûr etmezdi.

 

Babası İkinci Murâd'dan sonra tahta geçen Fâtih Sultan Mehmed Han, Molla Gürânî'yi vezîr yapmak istedi. Molla Gürânî bu teklifi kabûl etmeyip; "Huzûrunuzda, size devlet işlerinde çok hizmet edenler vardır. Onların ciddî çalışmaları, sonunda vezîrliğe, sadr-ı a'zamlığa kavuşmak ideallerine bağlıdır. Vezîriniz onlardan başkası olursa, kalbleri kırılır ve sultânımıza zarar gelir" dedi. Sultan bu sözü beğendi ve onu kadısker yapmak istediğini bildirince, bunu kabûl etti. Kâdılığa başlayınca, ayrıca müderrislik görevini de yürüttü. Daha sonra Bursa evkâf idâresi vazifesi ve kâdılık vazifesi ile Bursa'ya gönderildi. Bursa'da bir müddet bu vazifeleri yaptı. Sonra bâzı sebeplerle Anadolu'dan ayrılıp, Mısır'a gitti.

 

Molla Gürânî Mısır'a vardığında, Mısır Sultânı Kayıtbay'dan tam bir kabûl ve çok ikrâm, hürmet gördü. Bir müddet sonra FâtihSultanMehmed Hân, Mısır Sultânı Kayıtbay'a, Molla Gürânî'yi göndermesini ricâ etti. Kayıtbay, Fâtih Sultan Mehmed Hanın bu ricâsını Molla Gürânî'ye bildirerek; "Gitme, ben sana onunkinden daha çok ikrâm ve ihtirâm ederim" dedi. Molla Gürânî; "Evet inanıyorum, sizden çok fazla ikrâm gördüm. Ancak, benimle onun arasında baba ile oğul arasındaki gibi büyük bir sevgi vardır. Aramızdaki bu hâdise ise, bir başka şeydir.

 

Bu sebepten o, tabiî olarak kendisine meyledeceğimi bilir. Eğer ona gitmezsem, sizin tarafınızdan gönderilmediğimi zanneder ve aranıza bir düşmanlık girebilir." cevâbını verdi. Sultan Kayıtbay bu cevâbı beğendi ve kendisine çok para ve yolda lâzım olabilecek eşyâları verip, büyük hediyelerle Fâtih Sultan Mehmed Hana gönderdi.

 

Molla Gürânî İstanbul'a gelince, Sultan ona çok hürmet gösterip, ikinci defâ Bursa kâdılığına tâyin etti. Sonra yeniden Kadıaskerliğe getirildi. Bu arada müderrislik ve eser yazmakla da meşgûl iken, 1480 (H.885) senesinde Şeyhülislâmlık makâmına getirildi. Fâtih Sultan Mehmed Hân ona; maaş, hizmetçi ve diğer yardımları yanında, çok hediyeler vererek, ikrâm ve hürmet gösterdi. Sekiz sene Şeyhülislâmlık yaptı ve hakka, adâlete uymakta, titizlik göstererek, gayet güzel bir şekilde vazifesini yerine getirdi.

 

Fâtih Sultan Mehmed Hana çok nasîhat eder, işlerinde yardımcı olurdu. Ona karşı duyduğu samîmi sevgi ve alâka sebebiyle, yeri geldikçe tenkid etmekten, uyarmaktan çekinmezdi. Hattâ giydiği ve yediği şeylere dikkat etmesini, dâimâ dînin emirlerine uygun olmasını isterdi. Nasîhatlerini sert sözlerle söylemekten çekinmezdi.

 

Molla Gürânî; heybetli, vakûr, sarsılmaz bir ilim haysiyetine ve ahlâkına sâhipti. Uzun boylu, gür sakallı, doğru ve açık sözlüydü. Vezîrleri adlarıyla çağırır, Sultanın huzûruna girince, yüksek sesle selâm verip, müsâfeha yapardı.Dâvet edilmedikçe ve bayram günlerinden başka zamanlarda saraya gitmezdi. Bir defâsında bir Arafe günü, Sultan, Molla Gürânî'ye bir haberci göndererek; "Yarın bayramı kutlamak üzere teşrif etsin, geç kalmasın." diye haber yollamıştı.

 

Molla Gürânî, gelen haberciye; "Yağışlı günlerdir, her yer çamur. Gelirsek, kılık kıyâfet değiştirmek îcâb eder. Yarın bizi bağışlasınlar. Biz uzaktan duâ ederiz. Bayramı uzaktan kutlayalım." dedi. Haberci dönüp bu sözleri pâdişâha iletince, Pâdişâh; "Biz onların gelmesi ile bayram yaparız. Her şeye rağmen gelmelerini bekliyoruz." dedi.Üzerlerinin çamur olmaması için de, sarayın selâmlığına kadar at ile girmesine izin verildi. Bunun üzerine dâveti kabûl etti. Molla Gürânî, devrin âlimlerine mütevâzî davranır ve onlara karşı kıskançlık göstermezdi. Hattâ resmî vazifelerde kendinden daha üst makamlara çıkan âlimleri takdîr ederdi. Müderrislikden resmen ayrıldıktan sonra da ilim öğretmeye devâm etti. Pekçok âlim yetiştirdi.

 

Osmanlı âlimleri arasında ahlâkının üstünlüğü, ilmî hususlarda tâvizsiz olan ve ilme çok önem veren bir âlim bilinip öyle tanındı. Günlerini hep ders vermekle, kitap yazmakla ve ibâdetle geçirirdi. Bir defâsında talebelerinden biri, bir gece onun konağında kalmıştı. Hocası Molla Gürânî, yatsı namazından sonra Kur'ân-ı kerîm okumaya başladı.

 

Başından başlayıp devamlı okurken talebesi bir müddet sonra uyuyakaldı. Sabaha doğru uyanınca hocası Molla Gürânî'nin Kur'ân-ı kerîm okumaya devâm ettiğini gördü. Sabahleyin o talebe bu durumu hizmetçilere anlatınca, hizmetçileri; "O, her gece böyle Kur'ân-ı kerîm okur ve bunu hiçbir sebeple terk etmez." demiştir. MollaGürânî, ayrıca çok hayır ve hasenât yapmıştır. Dört câmi, bir Dâr-ül-hadîs medresesi, bir hamam ve binâlar yaptırmıştır.

 

Molla Gürânî, vefât ettiği 1488 (H.893) senesinin bahar mevsiminde bir bahçe satın aldı. Kışa kadar o bahçede kaldı. Vezîrler haftada bir bu bahçede ziyâretine gelirlerdi. Kış geldiğinde iyice hâlsizleşti. İstanbul'daki konağına göçtü. O günlerde bir sabah namazını kıldıktan sonra, kendisine bir yatak hazırlanmasını istedi. Yatak hazırlandı. Kuşluk namazını kıldıktan sonrakıbleye dönerek, sağ yanı üzerine yattı. O gün, kendisinden Kur'ân-ı kerîmi, kırâat ilmini öğrenen hâfızların yanında toplanmasını istedi. Bu arzusu üzerine, talebelerine haber gönderildi.Onlar da yanına toplandılar.

 

Talebelerine; "Üstünüzde olan hakkımı ödeme zamânı bu gündür. İkindi vaktine kadar benim üzerime Kur'ân-ı kerîm okumaya devâm ediniz, ikindiden fazla uzamaz." dedi. Hâfız talebeleri, Kur'ân-ı kerîm okumaya başladılar. Vezîrler durumu öğrenince, yanına geldiler. Vezîrler arasındaki Dâvûd Paşa, Molla Gürânî hazretlerini çok sevdiği için, hâlini görünce dayanamayıp, ağlamaya başladı. MollaGürânî onun ağladığını görüp; "Niye ağlar durursun ey Dâvûd!" dedi. Dâvûd Paşa; "Sizi böyle zayıf görünce kendimi tutamadım." dedi. Bunun üzerine; "Ey Dâvûd, kendi hâline ağla! Ben dünyâda rahat ve huzûr içinde yaşadım.

 

Allahü teâlâdan ümîdim odur ki, ömrümün sonunda da, son nefeste de selâmet üzere olurum." dedi.Sonra vezîrlere dönüp; "Benden Bâyezîd'e (İkinci Bâyezîd Hana) selâm söyleyin ve deyin ki, Adâlet üzere olsun, kulları himâye, beldeleri muhâfaza etsin. Namazımı bizzat kendisi kıldırsın ve borçlarımı, defnimden önce ödesin" dedi. Sonra; "Size vasiyetim olsun! Beni kabrin yanına koyunca, ayağımı tutun ve beni kabrin başına çekin, sonra kabre koyun." dedi. Öğle namazını îmâ ile kıldı. Sonra; "İkindi ezânı ne zaman okunacak?" dedi. İkindi vakti gelince, müezzinin ezân okumasını bekledi. Müezzin, Allahüekber diye ezân okumaya başlayınca, Molla Gürânî hazretleri; "Lâilâhe illallah" diyerek vefât etti.

 

Sultan İkinci Bâyezîd Hân, namazında bulundu ve borçlarını ödedi. Cenâze namazı çok kalabalık olup, İstanbul ahâlisi onun vefâtından dolayı gözyaşı döktü. Cenâzesi kabrin başına getirilince, vasiyetine rağmen kimse ayağından tutup çekmeye cesâret edemedi. Cenâzesini bir hasır ile kabrin yanına çektiler ve kabre indirip defnettiler. Kabri,Aksaray-Topkapı arasındaki eski tramvay yolunun sol tarafında bulunan kendi yaptırdığı câminin önündedir.

 

Arabca kaynaklarda "Diyâr-ı Rûm'un, Anadolu'nun âlimi" olarak zikredilen Molla Gürânî, kıymetli eserler yazmış olup, eserleri şunlardır:

1) Gâyet-ül-Emânî fî Tefsîr-i Seb'il-Mesânî,

2) El-Kevser-ül-Cârî alâ Riyâd-il-Buhârî; Hadîs-i şerîf kitaplarının en kıymetlisi olanSahîh-i Buhârî'ye yazdığı şerhdir.

3) Şâtıbiyye Kasîdesi'nin Ca'berî şerhine güzel bir hâşiye yazmıştır.

4) Keşf-ül-Esrâr an Kırâat-il-Eimmet-il-Ahyâr,

5) Şerh-i Cem'ul-Cevâmi': Usûl-i fıkha dâirdir.

6) Arûz ilmiyle ilgili bir kasîde.

 

Kaynaklar:

1) Mu'cem-ül-Müellifîn; c1. ,s.166

2) El-A'lâm; c.1, s.97

3) Tam İlmihâl Seâdet-iEbediyye; (49. Baskı), s.1112

4) Ed-Dav-ül-Lâmi; c.1, s.241

5) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Tercümesi (Mecdî Efendi); s.102

6) Tabakât-üs-Seniyye fî Terâcim-il-Hanefiyye; c.1, s.280

7) Esmâ-ül-Müellifîn; c.1, s.135

8) Keşf-üz-Zünûn; c.1, s.553, 646, 899; c.2, s.1190, 1486

9) Tâc-üt-Tevârih (Ulemâ kısmı)

10) Osmanlı Müellifleri; c.2, s.1

11) İzâh-ul-Meknûn; c.2, s.92

12) Brockelmann; Sup-2, s.319

13) Devhat-ül-Meşâyıh; s.10

14) Rehber Ansiklopedisi; c.12, s.184

15) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.12, s.298

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Molla Gürani Hazretleri engin tevazuu ve heybetiyle devrinin en kıymetli alimleri arasındaydı. Genç şehzadeden cevval bir Fatih çıkaran eğitimdeki en büyük pay onundur.

 

Molla Gürani Hazretleri, Molla Yegan Hazretleri’nin Osmanlı’yla tanıştırdığı kıymetli bir âlim ve velidir. Molla Yegan, 1440’lı yıllarda hacca gittiğinde ilim meclislerinden istifade etmek ve kıymetli insanlarla tanışmak amacıyla Kahire’ye de uğrar. İşte, Molla Gürani ile burada tanışır ve onu Osmanlı’nın payitahtına gelmeye ikna eder. 2. Murad’la tanıştırır. Asıl adı Ahmed bin İsmail olan Molla Gürani Hazretleri önce Hüdavendigar Medresesi sonra da Yıldırım Medresesi’nde hizmet verir. Çok kıymetli âlimler yetiştirir. Ele avuca sığmayan ve çok zeki olan şehzade Mehmed’in eğitimi de sonunda ona verilir. Genç şehzade, derslerini öğrenmekte zorlanmamakta ama hiç çalışmak istememektedir. Çok hocada okur; ama tamamını yıldırır! Zaman zaman öğretmenlerini zor duruma sokar.

 

Hatta bir keresinde hocasını durdurur: “Aman efendim, ne yapıyorsunuz? Mermere basıyorsunuz! Meryem Validemiz İsa Aleyhisselam’ı taş üstünde getirmedi mi dünyaya. Öyleyse mermere hürmet gerek!” der. Başka hocaları takılsa da bir hocası onu şu mantıkla susturur: “Ya... Öyleyse çıkar bakayım yün çorabını. Bilmiyor musun aynı Meryem validemiz İsa Aleyhisselam’ın beşiğini de yün ile örttü. Öyleyse örgüye hürmet gerek."

 

Sultan 2. Murad, genç şehzadesinin eğitimi için Molla Yegân, Molla Fenâri ve Molla Ayas gibi muhteşem âlimleri düşünmektedir. Ancak bu haşarı şehzadeyle uğraşmak on medrese yönetmekten zor olacağından, “Acaba onu kim yola getirebilir?” diye düşünmektedir.

 

Sonunda Molla Gürani’nin siması belirir gözünde. Padişah, Molla Gürani Hazretler’ini oğlunun eğitimi için yollarken “Eti de senin” der, “kemiği de. O bundan böyle senin oğlun. Var bildiğin gibi işle!” Mübarek Manisa’ya vardığı saatte şehzadeyi derse çağırır. Uşaklara bile itibar eder, ama geleceğin sultanını görmezden gelir! Talebesine sıradan biri gibi davranır ve “Otur!” der, “Hayır oraya değil, şuraya!” O güne kadar emretmeye alışan şehzade şaşakalır. Belki de hayatında ilk kez diz çöker. Molla emsileyi açar ve emreder: “Darabe (Dövmek) fiilini çek bakayım!” Fatih fiili kafasına göre çeker.

 

Molla Gürani’nin kaşları yıkılır, kafasını “olmadı” gibilerden sallar, bakışlarıyla azarlar. Sonra üstüne basa basa fiili çeker ve sesini yükselterek, “Döverim, seni döverim, seni öyle bir döverim ki!...” Fatih ağlamaklıdır.

 

Şehzade artık geceleri ödev yapmaya başlar ve ezberlerini aksatmaz. Daha doğrusu aksatamaz. Ama gün gelir ilmin tadını alır. Eski haşarılıklarından uzaklaşır. Çok değil üç beş ay sonra bambaşka biridir o. Molla Gürani Hazretleri “Arabi ve Farisi bilmek yetmez.” der, “Düşmanlarının da lisanını öğrenmelisin!” Latince, Sırpça ve Rumca öğretilir. Hem konuşup hem de yazmaktadır. Ardından şehzadeyi İtalyan asıllı Anconal Giriaco’nun önüne oturtur, Avrupa tarihini okutturur. Dahası aritmetiğe, geometriye, astronomiye zorlar. Ufkunu açar. İnanç ve ideal aşılar. Bir ara Manisa’ya gelen Sultan Murat, oğlunu tanıyamaz. Fatih görünüşte çocuktur, ama çok olgundur.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yaa, söylenecek laf çok bu konuda... Özeti vereyim hemen... Ne yazık ki ecdadımıza ait bilgileri dezenforme etme planlarında son durum bir cihan sultanının Hürrem'in dekoltesinde boğulduğu noktadır... Yalanlar ve beyin yıkama operasyonları tam gaz devam ediyor,kadınlarımız aslında ne seyrettikleri konusunda en ufak bir fikre sahip değiller maalesef... Yazıklar olsun, hem de iki kere...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yaa, söylenecek laf çok bu konuda... Özeti vereyim hemen... Ne yazık ki ecdadımıza ait bilgileri dezenforme etme planlarında son durum bir cihan sultanının Hürrem'in dekoltesinde boğulduğu noktadır... Yalanlar ve beyin yıkama operasyonları tam gaz devam ediyor,kadınlarımız aslında ne seyrettikleri konusunda en ufak bir fikre sahip değiller maalesef... Yazıklar olsun, hem de iki kere...

 

Ben en son bu diziyi 3. mü 4. mü ne bölümdü "Allah belanızı versin sizin" de ilk 10 dk da kapattım..

İşin üzücü yanı iki namaz arası seyreden annem ve babam..Bunun gibi milyonlarca insan..

Gidip Bursa'ya,İstanbul'a, Edirne'ye ecdatlarını yerlerinde görseler, bu sahneleri seyrettiklerine heralde utanırlar..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Resmen, bu milletin üstünde koşulsuz-şartsız hakları bulunan atalarımıza hem de Kanuni gibi bir büyük padişaha hakaret ve iftira silsilesi... Hürrem'e ve diğerlerine de öyle... İmparatorluğun her köşesinde camileri, imarethaneleri bulunan ve iyilikleri,yardımlarıyla,bu eserleri vastasıyla sayısız hayır dua almış bir Valide Sultanı nasıl gösterdiklerine bak... Ben olsam Osmanoğulları ailesi adına bu yapımcılara, o tvye dehşet tazminat davası açarım iftiralar ve yalanlar sebebiyle... Resmen alçaklık bu yapılanlar... Zaten tarihimiz hakkında sayısız gereçği bilmeyen ve yıllarca kafası yıkanmış halkımızın bilinçaltına en iğrenç şeyleri atalarımızın gerçeğiymiş gibi kodluyorlar... Çirkinlik ifritlik derecesinde...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Resmen, bu milletin üstünde koşulsuz-şartsız hakları bulunan atalarımıza hem de Kanuni gibi bir büyük padişaha hakaret ve iftira silsilesi... Hürrem'e ve diğerlerine de öyle... İmparatorluğun her köşesinde camileri, imarethaneleri bulunan ve iyilikleri,yardımlarıyla,bu eserleri vastasıyla sayısız hayır dua almış bir Valide Sultanı nasıl gösterdiklerine bak... Ben olsam Osmanoğulları ailesi adına bu yapımcılara, o tvye dehşet tazminat davası açarım iftiralar ve yalanlar sebebiyle... Resmen alçaklık bu yapılanlar... Zaten tarihimiz hakkında sayısız gereçği bilmeyen ve yıllarca kafası yıkanmış halkımızın bilinçaltına en iğrenç şeyleri atalarımızın gerçeğiymiş gibi kodluyorlar... Çirkinlik ifritlik derecesinde...

 

Bak şimdi sana küçük bi olay anlatayım yaşadığım..Geçenlerde yaşlı teyzelerle bi minibüs doldurduk turla Bursa'ya gittik..Benim yaşıtım olan bir de arkadaşım var..Çok da bilgili bir rehberimiz bulunmakta..Bursa'ya gittik, o devasa çınarın altında 1 saati aşkın oyalanmak zorunda kaldık ve sonra padişahların, şehzadelerin türbelerine camilerine gittik..25 kişiyiz ve o rehber anlattıklarını sadece ben ve arkadaşıma anlattı..Arkadaki teyze de dedi ki "Daha Tezveren Baba'ya gidecektik..Buralarda fazla oyalanmayalım, bunları görüp de ne yapacaz" Kadının amacı aslında Tezveren Babaya gidip dileğini istemek..

Neyse Tezveren Baba'ya gittik ve hakikaten mühim bi zat olduğunu da öğrendim..İçeri girecem 2 rekat namaz kılayım hazır gelmişken derken, Tezveren Baba'nın sözlerini okuyan o kadınlar alelacele türbeden çıkmak istediler..Sebep kapının önünde yazan şu söz; " Tezveren baba ya Cumartesi günü sabah ezanı okunduktan sonra gelip onu vesile edip dua edenlerin duaları inşallah kabul edilir"..Gittiğimiz gün Pazar oluduğundan dolayı, bi Fatiha okuyamadan çıktık alelacele..

Cahilliğin bu kadarı..

 

--- Sonraki mesaj ---

 

Bu halk böyle..Ne tarihinden haberi var, ne de maneviyattan..İsteyip dileyeceği dünya, günlük yaşamak..Her şeyi hakettiğimize inanıyorum gün geçtikçe..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yaa, inanılmaz kültürsüz,bomboş nesiller yetiştirdik maalesef... Böyle olunca da rüzgarda uçup duran sonbahar yaprakları oluruz işte... Anlatacak çok anım var bu konuyla ilgili ama saat geç oldu pas geçiyorum bunu... İşin özeti şudur, İstanbula Anadolu'dan gelenlerin %99'u AVMleri ve çarşıları gezer kendi ailem de öyledir,ecdadımız ne eserler bırakmış gezelim diyeni görmedim.Avrupaya giden Türklerin de %90'ı gene AVM ve çarşıları gezer, bırak o ülkelerin tarihi eserlerini görmeyi, şu ülkenin yemekleri nasıl acab bile demezler de hemen Türk dönercisi ararlar!!!

Biz de ulen bu halkı nasıl bu kadar kolay kandırıyorlar acaba diye bir soru soruyorsak salağız demektir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yaa, inanılmaz kültürsüz,bomboş nesiller yetiştirdik maalesef... Böyle olunca da rüzgarda uçup duran sonbahar yaprakları oluruz işte... Anlatacak çok anım var bu konuyla ilgili ama saat geç oldu pas geçiyorum bunu... İşin özeti şudur, İstanbula Anadolu'dan gelenlerin %99'u AVMleri ve çarşıları gezer kendi ailem de öyledir,ecdadımız ne eserler bırakmış gezelim diyeni görmedim.Avrupaya giden Türklerin de %90'ı gene AVM ve çarşıları gezer, bırak o ülkelerin tarihi eserlerini görmeyi, şu ülkenin yemekleri nasıl acab bile demezler de hemen Türk dönercisi ararlar!!!

Biz de ulen bu halkı nasıl bu kadar kolay kandırıyorlar acaba diye bir soru soruyorsak salağız demektir.

 

Çok doğru..Diyorum ki "Eskilerden kim kaldı Playedes? " :D:D

 

--- Sonraki mesaj ---

 

Haa bir de hiç anlamam AVM her yerde aynı..Ne zevk alırlar anlamam ben de..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Çok basit kedicik, çünkü bu halkı 12 Eylül'le başlayan bir beyin yıkama operasyonuna tuttular ve özel tvlerin dizi rezillikleriyle Türk halkının bilinçaltı fena halde bu yönde kodlandı.Yani eskiden devlet belli bir ideolojiyi bu halka dayatıyordu, cuntacılarla gelen Amerikancılar sa tv-gazete-dergiler vs yollarla Türk halkının nasıl bir düşünce şekline sahip olacağını,neleri satın alıp neleri almayacağını,nasıl giyineceğini vs vs çok iyi işlediler...Dolayısıyla bir AVM nesli yarattılar zaten, ABD'de de bu böyledir,halkı tüketim kölesi yapmak ve beyinlerinin tv ile uyuşturulması planının zirve noktası ABD halkıdır biliyorsun.Onlardan sonra en çok tv bizde seyrediliyormuş, eee, ne de olsa küçük ABD olduk artık.Zaten halkımız da çok şükür "mısır şerbeti" sayesinde tıpkı ABDliler gibi giderek obez olmaya başladı...Bi de zencileri transferettik mi tamamdır...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Resmen, bu milletin üstünde koşulsuz-şartsız hakları bulunan atalarımıza hem de Kanuni gibi bir büyük padişaha hakaret ve iftira silsilesi... Hürrem'e ve diğerlerine de öyle... İmparatorluğun her köşesinde camileri, imarethaneleri bulunan ve iyilikleri,yardımlarıyla,bu eserleri vastasıyla sayısız hayır dua almış bir Valide Sultanı nasıl gösterdiklerine bak... Ben olsam Osmanoğulları ailesi adına bu yapımcılara, o tvye dehşet tazminat davası açarım iftiralar ve yalanlar sebebiyle... Resmen alçaklık bu yapılanlar... Zaten tarihimiz hakkında sayısız gereçği bilmeyen ve yıllarca kafası yıkanmış halkımızın bilinçaltına en iğrenç şeyleri atalarımızın gerçeğiymiş gibi kodluyorlar... Çirkinlik ifritlik derecesinde...

 

Çok doğru dediniz....Suç o diziye reyting kazandıran halkta...

Onlar bilerek tarihi çarpıtarak diziyi çektiler ve hedeflerine ulaştılar tepkılerle...

Ben sadece fragmanlarını gördüm ki rezalet diz boyu...Tarihi karalamak tamamen..

Ve halkımızda tarihi kitaplardan araştırmak yerine diziden izliyor..Sonra konuşuyor eleştiriyor..

 

Lütfen bilinçli insanlar olalım...Masonların oyunlarına gelmeyelim

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...