Jump to content

Şeytan Tezgahinda Akil Oyunlari


Guest BlackFire
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

KAN PAYLAŞIMI

 

 

 

 

Hıristiyan âlemi, özellikle İngilizler ABD menşeli ŞER ODAKLARI ;KURTULUŞ SAVAŞINDAN SONRA , İslam âlemine karşı uyguladıkları planları gözden geçirmeye başladılar. Çünkü, asırlardır uyguladıkları yıkma amaçlı planlar istenilen neticeyi vermemişti.

 

 

Netice alabilecekleri yeni projeler üretmeye koyuldular. O güne kadar uyguladıkları taktik; güç kullanarak zorla hedefe varmaya yönelikti. Artık bundan vazgeçmenin zamanı gelmişti. Çünkü bu yolla, Müslümanlara zarar veremedikleri gibi, aksine güce karşı güç oluşturup blok halinde karşılarına çıkma hareketleri başlamıştı.

 

 

Yeni projede, Müslümanları parçalayıp, birbirine düşürerek kaleyi içeriden fethetmeyi amaçlıyorlardı. Bunun için de, çeşitli ırk ve dildeki insanları tek vücud halinde dimdik ayakta tutan İslam dininin dejenere edilmesi, asli unsurlarından uzaklaştırılması gerekiyordu.

 

 

Yaptıkları araştırmalar neticesinde, bu birliği sağlamada, en büyük etkenin, halkın şeksiz şüphesiz inandığı, itimat ettiği İslâm âlimleri ve eserleri olduğunu gördüler. İslam âlimleri ve eserleri,İslami Kavramlar ve Sıfatlar halkın gözünden düşürüldüğü takdirde kalenin surlarının yıkılmış olacağını, böylece içeri sızmanın çok kolay olacağını anladılar.

 

 

Birşeyi yapmak için de yıkmak için de o şeyi iyi bilmek gerekir. Bu prensip gereği, İslamiyeti en ince teferruatına kadar bilen binlerce casus yetiştirdiler. İslam âlemine dağılan bu Müslüman, hatta âlim kılıklı ajanlar, Müslümanların inancını hassas noktalardan karıştırmaya başladılar. İngiliz Entilejans servisi elemanlarından Hempher hatıratında (1730) İslam ülkelerinde beşbin elemanlarının bulunduğunu yazmaktadır.

Bu faaliyetlerin amacı ileride yapılacak “Misyonerlik” faaliyetlerine bir zemin hazırlamaktı. Çünkü, sağlam bir inancı olan Müslümanının, Hıristiyan olması mümkün değildi. İnancı bozularak, boşlukta kalan kimseler ancak buna ilgi duyardı.

 

Çeşitli sinsi faaliyetlerle, İslam âlimleri ve kıymetli eserleri gözden düşürülüp, halk doğrudan, hadislere ve Kur’an-ı kerime yönlendirilince, acemi kaptanların elinde kalan rotasını kaybeden gemi gibi, İslam dünyası da alabora oldu.

 

Bu safhada, elde ettikleri İslam âlimi bilinen kimseleri hemen devreye sokup, gemiyi kurtarmak gerekçesiyle “İslamda reform” projelerini ortaya attılar. Aslında bu proje, gemiyi rotasına sokmak için değil, iyice rotadan çıkarmak gayesine yönelikti. Reform faaliyetleri ile gerçek İslamdan uzaklaştırılıp “İslam” adı altında İslamla ilgisi olmayan inançlara itildi. Bunun için de, toplumlarda “İnanç boşluğu” oluştu. Maksat da buydu zaten; bunun ardında, 19. yüzyılda “Misyonerlik” faaliyetlerine ağırlık verildi.

 

 

Hemen bunun arkasından da “Misyonerliğe” takviye için, “Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü” projesi devreye sokuldu. Bu proje ile İslamiyetin içi boşaltılıp, emir ve yasağı olmayan felsefi bir sistem haline getirmekti gayeleri. Bu, sondan bir önceki safhaydı. Bundan sonrası, “Hıristiyanlıştırma” projesidir.

 

 

 

 

PROF. DR. RAMAZAN AYVALLI

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Hadis.Öğr.Üyesi ve Bilimdalı Başk.

 

 

Allahü teâlânın, mahlûkâtına olan merhameti, ihsanı, nimetleri o kadar çoktur ki, bunu ancak sonsuz kelimesiyle ifade edebiliriz. Kullarına çok acıdığı için, onların dünyada rahat, huzur içinde, kardeşçe yaşamaları, ahirette de sonsuz saadete, bitmez-tükenmez nimetlere kavuşmaları için, yapılması lazım olan iyilikleri ve sakınılması lazım olan kötülükleri, Peygamberlerine, Cebrail aleyhisselam ismindeki melek vasıtasıyla bildirmiş, bunları bildiren birçok kitap (yüz suhuf ve dört kitap) da göndermiştir. Bu kitaplardan yalnız Kur'an-ı kerim bozulmamış, diğerlerinin hepsi, maalesef kötü kimseler tarafından değiştirilmiştir.

 

 

Hiç şüphe yok ki, Cenâb-ı Hakk’ın kullarına olan nimetlerinin en büyüğü, “Peygamber”ler ve “Kitap”lar göndererek onlara sırât-ı müstakîmi, doğru yolu, Cennet yolunu göstermesidir. Yüce Allah, Hazret-i Âdem’den (aleyhisselâm) beri, insanları ebedî saâdete kavuşturmak için, muhtelif zaman ve zeminlerde pek çok peygamber göndermiştir. Bunların 6’sı “Ülü’l-azm”, 313’ü “Resûl”, 124.000’den ziyadesi de “Nebî”dir. Bütün Peygamberler, hep aynı iman ve i’tikad esaslarını bildirmişler, hepsi de insanları ebedi kurtuluşa dâvet etmişlerdir.

 

 

Bilindiği gibi, bazı Peygamberler belli bir zaman dilimine, bazıları muayyen bir coğrafi bölgeye, bazıları da belli bir kavme gönderilmiş, bunların dünyadaki

zamanları dolunca, getirdikleri ahkâmın yürürlük müddetleri de bitmiştir. Fakat âhır zaman Nebîsi Muhammed aleyhisselam’ın getirdiği hükümler kıyamet kopuncaya kadar devam edecektir. Onun âhirete intikalinden sonra da, her memlekette ve her devirde ona tam tâbi olan âlim ve velî zâtlar bulunmuş ve bunlar da Peygamberimizin vârisleri olarak insanların din ve dünyâ saâdetine ulaşmaları için çalışmışlardır. İslam ve Türk tarihi boyunca dünyaya hükmeden sultanlar, pâdişâhlar bile doğruyu onların vasıtasıyla bulmaya çalışmışlar, mânevî sultanların onlar olduklarını görmüşler, onların irşad ve nasîhatleri ile devlete, millete ve bütün insanlığa çok faydalı hizmetler yapmışlardır.

 

 

Sahabe-i kiram ve Tâbiîn devrinden başlayarak geniş İslâm dünyâsı içinde birçok alim ve veli gelip geçmiştir. Bu büyük alim ve velîler, kendi asırlarında olduğu gibi, zamanlarından sonra da dâimâ sevilen ve sayılan, nasihat ve tavsiyelerinden istifade edilen, hayatları örnek alınan kimseler olmuşlardır. Şüphesiz ki, iyi insanların hayatları öğrenildikçe, iyilerin adedi artacaktır. Mâzîsini, büyüklerini tanıyamayan çocuklar, gençler ve yaşları ilerlemiş insanlar, büyüklüklere tâlip olamazlar. İnsanların çeşitli buhrânlara, bunalımlara, rûhî sıkıntılara maruz kaldıkları asrımızda, büyük insanların yaşayış tarzları, tavsiye ve nasîhatleri, hâl ve hareketleri ile kerâmetlerini öğrenmek, hem zevk ve ibret almaya, hem de intibâha, uyanmaya sebep olacaktır.

 

 

Dost-düşman herkesçe bilindiği gibi, başta Sevgili Peygamberimiz, bilahare mübarek Halifesi Hazret-i Ömer tarafından Ehl-i Kitaba verilen ahid-nameler olmak üzere, Osmanlılar döneminde ise Fatih Sultan Mehmed Han gibi zevatın Hıristiyanlara verdikleri eman-nameler, Müslümanların diğer din mensuplarına olan müsamahasını, hoşgörüsünü ortaya koymaktadır. Tarih boyunca gelmiş-geçmiş İslam devletleri zamanında Hıristiyanların, hainlik yapmadıkları müddetçe, Müslümanların içinde nasıl rahat yaşadıkları çok açık bir şekilde ortadadır.

 

 

"kilise-ev"lerinde ve diğer normal ev sohbetlerindeki propagandalarıyla da devam etmektedir. Hıristiyan batı kültüründe “misyonerlik” adı verilen faaliyetin târihi, Hıristiyanlık dîni kadar eskidir. Bu faaliyette bulunan papaz, râhip ve çeşitli Hıristiyan din adamlarına “misyoner” denilmiş ise de misyoner aslında, Hıristiyanlık dînini yayma gayreti içinde olan her kişinin genel adıdır.

 

 

Her müslümanın i'tikadı şöyledir ki, bugün Nasranilik veya Hıristiyanlık diye adlandırılan İsevilik, Allahü teâlâ tarafından Îsâ aleyhisselâma gönderilen hak bir din (semavi bir din) idi. Hazret-i Îsâ, otuz üç yaşında, diri olarak göğe kaldırılınca, Havârîler etrafa dağılıp, bu yeni dîni yaymağa çalıştılar. Îsâ aleyhisselâmın hak olan dîni, az zaman sonra Yahudîler tarafindan sinsice değiştirildi. Pavlos adındaki bir Yahudî, Hazret-i Îsâ’ya inandığını söyleyerek ve Îsevîliği yaymaya çalışıyor görünerek, gökten inen İncil’i yok etti. Dört kişi (Matta, Markos, Luka,Yuhanna) ortaya çıkıp, on iki Havârîden işittiklerini yazarak, İncil adında dört kitap meydana getirdiler. Fakat Pavlus(Pavlos)’un yalanları, bunlara da karıştı. Uydurma İnciller zamanla çoğalarak, her yerde başka bir İncil okunur oldu.

Bugün dağıtılan İncillerde, yukarıdaki şahısların adlarını taşıyan ve birbirinden bir hayli farklı dört İncil’den başka, Elçilerin İşleri başlıklı 28 bölümlük bir kısım, Romalılara mektup (16 bölüm), Pavlus’un Korintlilere Birinci Mektubu (16 bölüm), Korintlilere İkinci Mektup (13 bölüm), Pavlus’un Galatyalılara Mektubu (6 bölüm), Pavlus’un Efeslilere Mektubu (6 bölüm), Pavlus’un Filipililere Mektubu (4 bölüm) gibi 21 mektuptan oluşan uzun bir kısım da vardır.,

 

 

Medyada zaman zaman misyonerlerin faaliyetlerine dair muhtelif yazılar, konuşmalar ve açıklamalar yer almaktadır. Bunun yanında “DİYALOG”la ilgili çalışmalar da göze çarpmaktadır. Biz, bu vesile ile ifade edelim ki, asla ve kat’a “dinler veya medeniyetler çatışması”ndan yana değiliz. Çünkü tarihte Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında cereyan eden “HAÇLI SEFERLERİ”nin nasıl milyonların ölümüne, mamur ülkelerin harap olmasına sebep olduğunu bilmeyen yok gibidir. Tarihen sabittir ki, haçlı seferlerini maalesef Hıristiyanlar başlatmıştır. Hatta tarihteki hemen hemen bütün muharebelerde Müslümanlar nefsi müdafaada bulunmuşlardır. Modern dünyada harbe taraftar olan hiçbir aklı başında kimse yoktur. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağılınca hür dünyada herkes çok sevinmişti. Ama ne yazık ki beklenen barış ortamı doğmadı. Tek kutuplu kalan dünyada hakim olan Hıristiyanlar, bugün için zayıf olan Müslümanlara yüklenmeye, zulmetmeye, ülkelerini işgal etmeye başladılar. Ayrıca çeşitli hilelerle Müslümanları dinlerinden döndürmek için çok kesif çalışmalara başladılar. Halbuki yegane bozulmayan hak din olan İslamiyetin mensupları ile muharref dinler olan Yahudilik ve Hıristiyanlık müntesiplerinin elele vererek çalışabilecekleri birçok saha vardır. Mesela uyuşturucu, alkolizm, fuhuş, rüşvet, dolandırıcılık, terör, zulüm, her çeşit ahlaksızlık, ateizm, işsizlik, fakirlik gibi -daha pek çok şeyi sayabiliriz- birçok konuda iş ve güç birliği yapabilirler, bunlara karşı beraber mücadele verebilirler. Ama maalesef durum böyle değil.

 

 

DİNLERARASI DİYALOG VE HOŞGÖRÜ

 

Diyaloğun mahiyeti

 

 

 

Aslında, “Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü” yeni ortaya çıkmadı, asırlardır bu zaten vardı. Asrı Saadet’te ve sonraki zamanlarda, Müslümanlar, Hıristiyanlarla, Yahudilerle iç içe yaşadılar. Biribirlerinden borç aldılar; borç verdiler. Ticari alış veriş yaptılar. Örneğin, Peygamber Efendimiz vefat ettiğinde, bir Yahudiye borcu vardı; Hazret-i Ali’ye bunu ödemesini vasiyet etti. Bu tür, komşuluk ve diğer insani ilişkiler zamanımıza kadar devam etti.

Kimse kimsenin, yaşayışına, ibadetine karışmıyor; isteyen Kilisesine, isteyen Havrasına gidiyor rahat bir şekilde dinlerinin icablarını yerine getiriyordu. Bu zaten İslâm dininin de bir emriydi.

Ancak, günümüzdeki diyaloglar bu insani, sosyal boyut ile sınırlı kalmadı. Dini inançlara ve yaşayışlara da yansıtıldı. Üç din mensuplarının bir araya gelip “vahiy” “Tanrı” inancı gibi konularda teologlar seviyesinde görüşmeler yapmaları,

 

 

Son yıllarda gündeme getirilen, “Diyalog ve Hoşgörü” başka manada ele alınmaktadır. Hoşgörüden ziyade, üç dinin belli bir eksen etrafında toplanması, bir nevi dinlerin birleştirilmesi şeklinde algılanmaya başlandı. Bu, İslâm dinine, 14 asırlık tatbikata uymayan, işte bu anlayış şeklidir. Yoksa bildiğimiz klasik manada hoşgörüye hiçbir Müslüman karşı çıkmaz.

 

İşin başka garip bir yönü de şudur: Bugün bu üç din mensuplarının kendi dinlerinden başka dinleri reddettikleri bir gerçektir. Kabul etselerdi zaten o dinde olurlardı. Yani her din mensubuna göre, kendi dini doğru diğerleri batıldır, yanlıştır. Yani başka hak din yoktur. Batıl olan, peşinen reddettiğiniz bir şeyle nasıl diyalog yapılacaksınız? Onu kabul ederseniz zaten kendi dininizi inkar etmiş oluyorsunuz. Buradan şu çıkıyor, diyalog dinlerarası değil, ancak din mensupları arasında yapılabilir. Bu da, çeşitli din mensupları arasındaki, siyasi, ekonomik, sosyal boyutlu ilişkilerdir. Bu tür diyaloglar; dün vardı, bugün de var, yarın da olacak, olması da lazım. Şimdi bugünkü diyaloğun nasıl geliştiğine belgeler eşliğinde bir bakalım:

 

Diyaloğu başlatan kim?

 

 

İki asıra yakın zamandan beri Papalık, Misyonerlik faaliyetleri ile Hıristiyanlığı Ortadoğu’ya yaymaya, cahil Müslümanları Hıristiyanlaştırmaya çalışmaktadır. Fakat, Afrika ülkeleri gibi, dinden haberi olmayan sadece isimleri Müslüman olan ülkelerde başarı elde etmelerine rağmen, İslamiyetin aslına uygun bir şekilde bilindiği ve yaşandığı, Müslüman ülkelerde istedikleri neticeyi alamadılar. Bunun neticesinde, Misyonerlik faaliyetlerine destek verilmesi için Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü projesi gündeme geldi.

Bu çalışmaları yapan Konsil ilk defa 1962'de bu konuyu görüşmek için toplandı. Daha sonraki toplantılarla da misyonerlik faaliyetinin bir parçası olmak üzere “Diyaloğa”

önem verilerek devam ettirilmesi kararlaştırıldı. II. Paul'ün 1991 yılında ilan ettiği Redemptoris Missio (Kurtarıcı Misyon) isimli genelgesinde aynen şöyle diyordu: “Dinlerarası diyalog, Kilise'nin bütün insanları Kilise'ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır... Bu misyon aslında Mesih'i ve İncil'i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir. “

1964 yılında 2. Vatikan Konsilinde kurulan 'Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası'nın 1973 yılında, sekreterlik görevine getirilen Pietro Rossano, Sekreterya'nın yayın organı Bulletin'deki bir yazısında şunu belirtiyordu: "Diyalogdan söz ettiğimizde, açıktır ki bu faaliyeti, Kilise şartları çerçevesinde misyoner ve İncil'i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilise'nin bütün faaliyetleri, üzerinde taşıdığı şeyleri yani Mesih'in sevgisini ve Mesih'in sözlerini nakletmeye yöneliktir. Bu sebeple diyalog, Kilise'nin İncil'i yayma amaçlı misyonunun çerçevesi içinde yer alır."

Pietro Rossano, ayrıca diyaloğun şartlar gereği ortaya çıktığını, İseviliği ilk yayan Havarilerin metodu olduğunu şöyle ifade etmektedir:

“Kilisenin henüz bulunmadığı yerlerde tesis edilmesi için yapılan bir faaliyet olarak anlaşılan misyon, artık diyalog olmadan başarıya ulaşamaz.”

1984 yılından beri "Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası"nın başkanlığını yapan Kardinal Francis Arinze ise, geçmişten bugüne gelinen noktayı anlatırken bunun Kilisenin bir misyonu olduğunu ifade etmektedir: "Papa VI. Paul'ün vizyonu gerçekleşmektedir. Çünkü dinlerarası diyalog, Kilise misyonunun normal bir parçası olarak görülmektedir" (Bulletin, 59/XX - 2, 1985, 124).

Papa’yı ziyaretinde Fethullah Gülen de bu konuyu vurgulamıştır:

“Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz.” (F. Gülen’in Papa’ya mektubundan, Zaman,10.2.1998)

Nihai hedeflerini de Papa II. Paul'un 2000 yılı mesajında şöyle bildiriyordu: "Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya'yı Hıristiyanlaştıralım."

 

 

Diyaloğun hedefi

 

 

Müslüman halkı Hıristiyanlaştırmak için faaliyet gösteren misyonerler, Ortadoğu’da büyük bir dirençle karşılaştılar. Bunu kırmak için, bu bölgede yaşayan Müslümanların, dini şuurunun yok edilmesi gerekiyordu. Dinlerarası diyalog ile, Hıristiyanlığın da hak bir din olduğu, korkulacak bir şey olmadığı konusu işlenerek, Müslümanların Hıristiyanlara karşı olan husumetini kırmayı gaye edindiler.

Bunu sağlamak için de, "Benim dinim son dindir, diğerleri yanlıştır” inancından vazgeçirmeği prensip edindiler. Dinlerarası diyaloğun mimarlarından M.Watt, "Modern Dünyada İslam Vahyi" adlı çalışmasında bunu açıkça yazmaktadır.

 

 

Watt'a göre diyaloğun şartı "Benim dinim son dindir" inancından vazgeçmektir: “Dinlerin karşılaştırılması, yani üstünlük ve aşağılık açısından herhangi bir değerlendirmeye gitmemektir. Objektif anlamda geçerli olmadığı için gerçek diyalog anlayışı, bu çeşit karşılaştırmalardan vazgeçmeyi icab ettirir. Taraflardan biri "Benim dinim son dindir" derse bu olmaz; çünkü buradaki "son" kelimesi diğer dinlerden üstün olma veya diğer dinleri geçersiz kılma anlamlarına gelir. Bunun için, benim dinim diğerlerinkinden daha üstündür inancının terk edilmesi gerekir."

 

 

Halbuki Kur’an-ı kerim, İslamiyetin “son din” olduğunu, diğerlerinin geçersiz olduğundan kabul edilemez olduğunu açıkca bildirmiştir. Dolayısıyla bir Müslüman bunun aksini düşünemez. Böyle düşündüğü, inandığı hatta şüphe ettiği takdirde dinden çıkmış olur. İslamiyetin son din olduğu ayet-i kerimelerde meal şöyle bildirilmiştir:

“Bugün, dininizi kemale erdirdim, ikmal ettim. Size olan nimetlerimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâmı seçtim.” (Maide 3)

“Allah indinde hak din ancak İslâmdır.” (A. İmran 19)

“Kim İslâmdan başka din ararsa, bilsin ki, bulduğu din asla kabul edilmeyecektir.” (A. İmran 85)

 

 

M.Watt’ın bu fikrinin, dini bilgilerde nakli yani vahyi esas olan “Ehli sünnet” inancına sahip Müslümanlara kabul ettirmenin mümkün olmayacağını bildikleri için de, Müslümanları Endülüs'te İbn Tufeyl ve İbn Rüşd'ün temsil ettiği "Felsefî İslama" yönlendirmeye karar verdiler.

 

 

Watt’a göre, bu filozoflar, İslam'ın dışında kalan dinleri, açıktan açığa tartışma konusu etmediler, onları da hak din kabul ettiler.

R. Arnaldez, Ehli sünnet bir Müslümana diyaloğu kabul ettirmenin pratikte imkansız olduğunu, bu inancın tahrip edilmesi gerektiğini söyledikten sonra, İslami esasları, nakil ile değil, akıl ile anlamayı bir metod haline dönüştürmüş Vehhabi, Selefi anlayışının temsilcisi olan “Abduh ekolü”nün hakim kılınması halinde, dinlerarası diyaloğun oldukça kolaylaşacağını ifade etmektedir.( R. Arnaldez: Contidions dun avee İslam)

Dinlerarası Diyalog fikrinin babası olan Louıs Massignon, “Onların (Müslümanların) her şeylerini tahrif ettik. İnançları, dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye tam inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. İntihar ve anarşi için olgun hale geldiler” demektedir.

 

Bu DEJENERASYON bacağının son halkası sizinde hatırlayacağınız üzre PASTÖR yani TÜRK HİRİSTİYAN PAPAZLAR olmuştur.Çünkü papaz cübbesi ile MÜSLÜMAN ve İNANÇLI halkın itibar etmediğini gören EMPERYAL GÜÇLER özellikle 200-2004 arasında müslümanlar arasında daha rahat dolaşacak,daha rahat iletişim sağlayacak onlardan biri olan ve kardeşim bak bende senin gibi müslümandım ama araştırdım ve Hiristiyanlığın son din olduğunu öğrendim,doğru yolu buldum diyen ve bunu Türkçe söyleyen TÜRK PASTÖR'ler üretmiştir(Türk Papazlar)

 

Tabi bu bu projenin FİNANSAL aranjörü NED in dolarları ile de birleşince ortaya akıl almaz Asimetrik Bir Şeytani yıkım süreci başlamıştır.NED'in bu faaliyetlere ayırdığı BÜTÇELER dudak uçuklatıcı meblağlardadır.ALMAN KONGRAD VAKIFLARININ çalışma sistemini bilenler,ne demek istediğimi anlayacaklardır.50 YTL burs verme parasına çoçukların NASIL DİNLERİNİN ÇALINDIKLARI malumdur.Bunlar Müslüman kamuoyuna delil ve ispatlarıyla sunulmuş fakat bu NECİP HABLEMİTOĞLUnun malesef öldürülmesi olayının da başlangıcını teşkil etmiştir

 

 

İstedikleri yeni Müslüman modeli

 

 

 

 

Hıristiyan Batı âlemi, İslamiyeti yok etmek için yaptığı asırlar süren mücadeleden bir netice alamayınca; kendileri ile uyumlu, istedikleri tarafa yönlendirebilecekleri, sınırlarını kendilerinin çizdiği yeni bir “İslam” yeni bir “Müslüman” modeli geliştirmeye karar verdi.

“Hoşgörü” “ılımlı” “Light İslam” adını verdikleri bu modelde; emir ve yasağı olmayan, tatlıya, tuzluya karışmayan, haftada bir cumaya giden, bayram namazlarını kılan, cenazesi camiden kalkan ve Müslüman mezarlığına gömülen, Müslüman tipi esas alınmaktadır. Bu yolla, dinin dinamik değerleri, emir ve yasakları yok edilerek, ilâhî olmayan tamamen insan düşüncesine dayalı felsefî, ahlakî bir sistem geliştirmek istiyorlar. Bu çalışmanın içinde sadece Vatikan değil ABD’de var.

Bunu açıkca da ifade ediyorlar. Bununla ilgili önce bir haber sonra da bir yorumu sizlere sunmak istiyorum:

AA‘ nin Washington mahreçli ve 23 Eylül 2003 tarihli haberi özetle şöyle: “CIA ve ABD Federal Soruşturma Bürosu FBI hakkında yazdığı kitaplarla tanınan Ronald Kessler “CIA Savaşta” (The CIA at War) adlı kitabında, CIA Direktörü George Tenet ve diğer üst düzey CIA yetkilileriyle yaptığı görüşmelere de yer verdi. ‘İslamda, öteki

dinlerde olduğu gibi ruhban sınıfı olmadığı için herhangi bir kişi kendini dini lider olarak adlandırabilir. Bu yüzden CIA, bazı din adamlarını para ile satın aldığı gibi, sahte dini liderler de çıkarttı’ ifadelerinin yer aldığı kitapta, CIA’nin, kendilerini din adamı olarak tanıtan ve Müslüman olmayanlar hakkında daha yumuşak dini mesajlar verecek görevlileri işe aldığı ifade edildi.

Bir CIA kaynağının “Radyo istasyonlarının yönetimini devralıyor ve din adamlarını destekliyoruz. Propagandaya geri dönüş. Ilımlı Müslümanlar çıkartıyoruz” şeklindeki sözlerine yer verdi. Bu yönde fetvalar veya dini yazılar yayınlamaları için din adamlarına para verildiği de bildirildi.”

Şimdi de, araştırmacı - yazar Serdar Kuru’nun bu konu ile ilgili yorumuna (yorumdan pasajlara) yer verelim:

“Bugünlerde elime çok ilginç bir kitap geçti. Kitap, CIA ve FBI üzerine çeşitli kitapların da yazarı olan Ronald Kesslerin " The CIA at War" çalışması.

Yazar CIA’nin İslamda kesin kurallara ve hiyerarşiye bağlı resmi bir ruhban sınıfı olmadığını analiz ettiğini bunun üzerine çeşitli din adamlarına rüşvet vermek dışında kendi din adamlarını da ortaya çıkarttığını söylemekte. CIA tarafından şekillendirilen bu "din adamı" ajanların kendilerini şeyh, hoca, molla ve dini lider olarak tanıtıp bütün islam aleminde "ılımlı" ve "hoşgörülü" islam modelini vaaz ettiklerini belirtmiş.

Kitapta görüşlerine başvurulan ismi açıklanmayan bir CIA kaynağı teşkilatın şu anda dünya çapında elindeki tüm propaganda tekniklerini kullanarak bu sahte din adamlarını destekledikleri ve kendi "ılımlı müslüman" modellerini kendilerinin çıkarttığını söylemekte.

Sonuç olarak özellikle 1980lerden sonra dünyaya yayılan emperyalizme, kapitalizme ve siyonizme "hoşgörüyle" bakan islam ve Müslüman versiyonlarının nereden seri üretim yapıldığı hakkında bu kitap oldukça zihin açıcı bir görev yapmakta.”

 

evet Emperyalizme HOŞGÖRÜ ile bakabilen müslümanlar yaratmak........Irakta demokrasi diyeceksin 1.000.000 kişiyi öldüreceksin,Afganistanda tarihin eşine nadir kaydettiği bir zulmü yıllarca oynuyacaksın,............v.s

 

ama bunlara TEPKİ veremeyen,bunlar karşısında tek vucut olamayan,kendi içlerinde bine bölünmüş ILIMLI İSLAM coğrafyasında emperyal güçlere HOŞGÖRÜ ile bakan bir İSLAM COĞRAFYASI yaratacaksınız

 

Değerli arkadaşlarım

bu emellerin GİZLİ YARATICILARI ; dır ki işte bugün ATATÜRK 'e söven ve sözdürenlerdir.Çünkü EMPERYAL güç odakları İblisin;ADEM .AS. dan nefret ettiği kadar ATATÜRK ten nefret ederler.Çünkü Atatürk oyunları görmüş ve bu oyunları kırmayı başarmıştır

 

Şunu çok iyi bilirler ki Gerçek ATATÜRKÇÜLÜK eğer silinir ve bu değerleri halk indinde bitirilirse ancak ve ancak bu EMPERYAL SÖMÜRÜ düzeni çalışabilir.Yapılmak istenen budur...sergilenen oyun budur

 

Altını çizerek söylüyorum.............Eğer bu 80 milyon nüfüslu TÜRK HALKI.............peygamber mirası İSLAMI bi hakkın yaşar ise................EMPERYAL güç odaklarının KORKULU rüyası ATATÜRK felsefesini ve özünü EĞER İYİ ANLARLARSA...........

 

yukarıda çok küçük bir bölümünü anlattığım ŞEYTAN OYUNLARI nı ne denli tezgahlarlarsa tezgahlasınlar BAŞARIYA ulaşamazlar...Bu halk yıkılmaz

 

Ama bunlar...............PEYGAMBER MİRASI ile ATATÜRK ü sürekli kavga ettirirler...birilerini birilerine sövdürürler,küstürürler,birbirlerinin düşmanı imiş gibi gösterirler.........İşte BU MİLLET BU OYUNA düşerse.........ayağa kalkacak DERMANI kendinde bulamayacaktır

 

SEVGİLİ LAHUTİ OKUYUCULARI

 

Artık her alanda bu TOPYEKÜN ASİMETRİK saldırılar karşısında dirlik ve düzeninizi muhafaza etmeniz..............birbirinize karşı değil..........BU ODAKLAR karşısında güçünüzü göstermeniz icap etmektedir.

 

Biz birbirimizi aman efendim.......bak sen şu mezheptensin.......sen kafirsin......yokya o halde sende SAPIK bir inançtasın....öyle mi o halde sen de cehennem ehlisin...................tarzı bir anlayışla......BU OYUNLARIN ALTINDAN KALKAMAYIZ

 

Düşünen herkesin bilgi,değerlendirme ve vicdanlarına SAYGILARIMLA TEVDİ EDİLİR

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

birbirimimi aman efendim.......bak sen şu mezheptensin.......sen kafirsin......yokya o halde sende SAPIK bir inançtasın....öyle mi o halde sen de cehennem ehlisin...................tarzı bir anlayışla......BU OYUNLARIN ALTINDAN KALKAMAYIZ

 

bu konuda haklısın.islam alemi içinde bu tür oyunlar oynayan o kadar çok ki.her kesim farklı bir yorumla kuranı anlatmaya başladı.bidat'lar son oyun olarak piyasaya sürüldü.namaz vakitleri tartışıldı.ve nereye varıldı?hiç bir yere.sadece tartışan kişiler birbirlerine sert uslüp kullanarak kalpleri kırdılar.

benim inandığım din son dindir.islamiyet son ve hak dindir.bütün müslümanların ortak noktası ne mezhep,ne alimler dir.tek nokta kuran dır.ve onu destekleyen sünnet-i seniyedir.

artık birbirimize karşı değil dışarıya karşı birlik olmalıyız.arkadaşım güzel bir konuya değinmiş.teşekkür ederim.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

sevgili blackfire bu bahsettiğin şeytan tezgahındaki akıl oyunlarıyla mücadele etmek için artık epey geç oldu..çünkü emperyalist güçler zaten amaçlarına ulaşmak için yazılı basını ve görsel basını yıllarca kullandı kullandı...ve o sayede beyinleri uyuşturulmuş..olaylar karşısında tepki veremeyecek..herşeyi kabullenecek hiç bir olaya karşı koymayacak insan modellerini başarılı bir şekilde yarattılar..

sözünü ettiğiniz ırak ve afganistanda yapılan zulümleri bizlere aynen bir dizi film izler gibi ya da aksiyon filmi izler gibi tv den canlı olarak izlettirdiler..

neden??

çünkü yıllarca tv sayesinde bizleri oyaladılar ve propagandalarını o tv vasıtası ile her eve rahatça girerek yaptılar...

durum böyle olunca ırak savaşına da afganistana da filistindeki zulme de hiç bir müslüman kalkıpta kardeşim siz ne yapıyorsunuz???defolun buradan gidin !! demedi diyemedi...

bu bugünkü müslümanlar için gerçekten üzücü bir durum..çünkü ırakın afganistanın başına gelen biizmde başımıza gelebilirdi :( o zamanda onlar seyirci kalırdı...

işte sürekli tv lerden yaptıkları oyunları şu internetten devam ettirmekteler..müslümnların bilinçlenmemesi için yok sünni yok alevi yok şii gibi sınıflandırmalara ile bölme gayretindeler...

bilinçli olan her insan bu tür oyunlara gelmez..gelmemeli de...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...

Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

 

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.

İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:

 

Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir."

Davransana... Eller de senin, baş da senindir!

 

His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?

Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.

 

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?

Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

 

Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?

Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!

 

Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan

Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.

 

Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!

Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!

 

Herkes gibi dünyâda henüz hakk-ı hayâtın

Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?

 

Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.

Ümmîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

 

Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;

Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar

 

Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: Çözülmez...

En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!

 

Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile şirkin;

Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin

 

Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,

Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,

 

Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;

Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

 

 

 

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...

Sesler de: "Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş!"

 

Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,

Tek kol da "yapışsam..." demiyor bir tarafından!

 

Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;

Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.

 

Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...

Uğraş ki: Telâfi edecek bunca zarar var.

 

Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!

Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!

 

"İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!" deme, yılma.

Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.

 

 

MEHMET AKİF ERSOY

 

 

Ustanın da belirttiği gibi......atiyi karanlık görmek yok...yenilgiyi kabullenme ise asla....bu arada ben mücadele geç de kalmış değilim....güçüm yettiği ölçüde uzun yıllara sair savaşımı vermekteyim

 

 

Sevgili EZEL

Düşman gelir,ilerler,hatta yerleşebilir............hatta ve hatta ÜLKE-İ-ECDA 'da kara kabus gibi çökebilirde.........amma bu ASIRLARIN verdiği feyz ve bereket ile GENLERİNE İŞLENMİŞ Türk halkı bir gün UYANIRSA bu FİTNE ocağını taşeronlarıyla birlikte yeryüzünden silecek güce,kuvvet ve kudretede sahiptir

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

zaten onlarda onu yapıyor blackfire UYANMAMIZ için bizleri sürekli laf oyunları ile oyalıyorlar uyutuyorlar..mesel orda zaten..:(:(karşılarında bilinçli insanlar görmek istemiyorlar..o yüzden de sürekli şekilde kafaları bulandırıyorlar..

dikkat ettiysen tüm ibadetler noktasında sanki herşey yeni keşfedilmiş islam yeni icat olmuş gibi söylemler mevcut...

kıldığın namazdan tut..oruca hacca kadar herşeyi sanki peygamberimiz yanlış biliyormuş bizlere yanlış aktarmış gibi insanların kafalarında şüpheler kuşkular bıraktıracak tartışmalar yapılıyor:(:(

bu durumda insnalar uyanır mı sence???ve uyansa bile kafaları ayık olur mu??

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yaptıkları araştırmalar neticesinde, bu birliği sağlamada, en büyük etkenin, halkın şeksiz şüphesiz inandığı, itimat ettiği İslâm âlimleri ve eserleri olduğunu gördüler. İslam âlimleri ve eserleri,İslami Kavramlar ve Sıfatlar halkın gözünden düşürüldüğü takdirde kalenin surlarının yıkılmış olacağını, böylece içeri sızmanın çok kolay olacağını anladılar.

Çok güzel bir konuya değinmişsin arkadaşım... Bilinçli müslümanlar olarak daha akıllı ve uyanık olmamız, bu tür oyunlara gelmemiz gerekiyor... Allahuteala yardımcımız olsun, bizleri sevdiği insanlarla karşılaştırır inşallah...

...

Yüreğine, emeğine sağlık...

 

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

benım fıkrıım eger senın b u yazdıkların medyada azda olsa yeralsa bu oyunlardan bı haber olan ınsanlar belkı uykularından uyanıp neler yapıldıgını gorecekler ama cok uzuluyorum.. neden cunku medyada onların elınde ıstedıklerı gıb ıstedıklerı senrayoyu oynatıyorlar... ben sonumuzu ıyı gormuyorum.....

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

güzel, kapsamli bir konu, Allah razi olsun blackfire kardesim;

konu genel cercevesiyle gayet net olmus...

fakat dikkat cekmek istedigim, sahsi görüsüm var, bu görüs ne kadar dikkatinize deger, ne kadar tartismaya acilir veya acilmaz bilmiyorum, sizlerin görüslerine aykiri düsmek gibi bir izlenim birakmak istemiyorum...birlik esas olmali mutlaka...bu noktadan hareketle:

1- kendi bünyemizde hatalar oldugunu kabul etmeli ve bu hatalari titizlikle bulmali ve onarmaliyiz

2- kendi bünyemizdeki hatalari bulmamiz veya aramamiz demek, illada birbirimizden ayrilmamiz, kible ehli oldugumuz halde birbirimizi dinsizlikle suclamamiz, dis güclere karsi birbirimizi zayiflatan unsurlar olmamiz anlamina gelmemeli

3- alimlere ve alim ögreti kitaplarina yapilan güven yikmaya yönelik eylemler, yalnizca sapasaglam olan, hatasi olmayan bir yerden kaynaklanmiyor... bugün ümmet geneli tarafindan, sevilen, sayilan, adeta dokunulmazlik atfedilen bir cok alim, yine bizzat kendi iclerinde birbirlerini yalanlayici, suclayici, elestirici ve hatta nesh edici sözler sarfetmislerdir...iste bu nokta bizim ümmet olarak yek vücut olmamizda sürekli maraza cikaran acik bir yaramizdir... bu konuda dikkat ve titizlikle ele alinmali

4- bir konuya iliskin bütün hükümleri masaya yatirip, bunlari kurana tutmak gerekiyor... bunu yapmak icinde, firkalar genelinde (!) müsterek hadisler secilmesi gerekiyor... yani herkes, kuran ve sünnet kapsaminda en dogrusuna ulasmak icin, bir takim alimleri hatasiz, kutsallar olarak görmekten sakinmali ve pekala bir takim unsurlar sayesinde hatalar islenmis olabilecegi gercegini ilk önce kendisine kabul ettirebilmesi gerekiyor

buna benzer seyler, bizim bölünmemiizden ziyade, dis güclerin ekmegine yag sürecek, celiskileri ortadan kaldirip, katiksiz bir ümmet olmamizi saglayacaktir...

bu söylediklerimi birey olarak sahsimiza uyarlayarakta düsünebilir ve mahiyetini kavrayabiliriz...

ben bir insanim

benim sorumlulugumda olan sahislar var

benim söylediklerim, benim yaptiklarim, onlarin sekillenmesinde büyük etkidir.

eger ben, insan olarak hatalarim olabilecegini kabul etme erdemini yakalayamaz ve kendimi elestiriye acamazsam, hatalarimi dayatmis olur ve sorumlulugumdaki kisilerin kendi aralarinda kargasasina sebep olurum, yani burada belli bir sistem degilde, kisisel dogrularla hareket sözkonusu olur, ve benim kisisel dogrularimi dayattigim yerde, baskalarininda kisisel dogrulari sözkonusu olur, buda bir yere kadar bütünlük saglar!

fakat ben, hatalarimin bilincinde olmayi ve onlari herseyden önce kendim icin, ve sorumlulugunu tasidigim sahislarin güvenli yürümeleri icin, saglam bir ölcüye oturtma gayreti ve telasi icerisinde olursam, bana yöneltilen bütün elestirilerden gerekli iletiyi almaya calisirim... ne kadar YEK lan HAK olan ölcüye yakin olursam, o kadar bütünlükte olurum... zira HAK olan ölcüye karsit kendi ölcüsü ile hareket etmek isteyen disinda hic kimse böyle birseyden kacmaz, buradan bölünmez, kopmaz!!! kacanda zaten HAKKa karsidir demek olur...

iste bu kücük örnek genel anlamda ve genis kapsamdada gecerlidir..aslinda bunlari dahada cogaltabiliriz...

bütün olmada belli kriter sarttir...

(ümmet bilincimde bunlar benim düsüncelerimdir)

--------------------

medya...özelliklede telkin taktikleri ve dahada özellikle TV vs. araciliginda gönderilen özel beyin dalgalari hakkinda bilgisi olan kardeslerim var ise, özel bir bölümde bu detaylari paylasirlarsa cok sevinirim, zira bu kapsamda azinsanmayacak bir önemi olan konulardan bir taneside budur diye düsünüyorum!

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sayın sıristan güzel söylüyorsun ama ŞİA nın başta imamet konusundan, muta nikahı konusundan vazgeçebileceğini düşünmek hayal ötesi bir şey...

Düşünce güzel ama uygulaması imkansız çünkü bu günkü fitnelerin temelleri asırlar önce atılmış ve kemikleşmiş...

Ehli sünnetin en önemli siyasi hatası olarak muaviye konusu vardır...

 

Şunu bilinki aslında EHLİ SÜNNET VEL CEMAAT 2 sınıftır... Birisi muaviyeci zahir kısım diğeri muaviyenin hain olduğunu bilen ama kopabilecek fitnelerden ve sen şiasın ,rafızisin diye yaftalanarak dışlanma fitnesinden dolayı kendini belli etmeyen Ehli beyt aşığı Tasavvuf ağırlıklı olan basiretli sınıf...

 

Örnek isim isterseniz... M.Şemseddin Yeşil r.a dayanamayıp açıktan söylemiştir... Bediüz-zaman Said Nursi r.a ima etmiştir...

 

Bir gün yakın bildiğim bir kardeşime muaviye meselesinden bahsettim ve İmam Şafii hz. lerinin r.a onun senediyle gelen hadisleri ictahadında kabul etmediğini, imam Ebu hanife hz. lerinin r.a bu zümre tarafından şehid edildiğini söyledim. Benden selamı kesti..:)

 

Her neyse dava Allah c.c ve Resulunün s.a.v rızasıdır biz bu yoldayız Elhamdülillah...

 

Bu konuları ancak İlahi huzurdaki mahkeme-i kübra çözer...

 

İşler özellikle şia tarafında çok fazla karışık, çok iftiralar, yalanlar, fitneler var vesselam...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...