Jump to content

Aramakmış Oysa Sevmek


Guest shadow
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

aramakmış oysa sevmek

 

Sararmış umutların yolcusu bir düşüm şu hayatta… Bir sazlıktan koparılmış yalnız hayatların şarkısında yürek buruntusu bir akşamın sürmeli gözüyüm. Meltem meltem esen bir baharın kavak yellerinde, ümitsiz insanların tozpembe düşlerinde baharın kokusu, şafak çiçeklerin özlemle sarılmalarının dansıyım. Uzak hayatlardan gelmişim, yorgun ve yalnız başıma. O’nun aşkının tadı damağımdan ve hep arayıp durmuşum hayatımda… Kimi bulsam kimde görsem o mudur? Aşkın bitmezliğine çare, yürek yangını akşamların kızıl ufkuna yolculanan ve yakan bir şarap kadehi aşk…Özlemle saklanan ve hep düşlenen onun tene değmedik bir elinin sıcaklığıyla dalıp dalıp giden papatya fallarının düşen yaprağıyım.

 

Benim aşkım bin bir köşeli… Mevsimler üstü bir zamanın yıldızında kayıp giderim beyazsı düşlerin ıraksanan kümelenişleri arasından… Zühal ve Merih saatinde yakılan bir kutsal tütsünün, buhurun etrafına çevreleyen hurilerin sürmeli gözlerinden akan aşk damlacıklarında iksirim. Sonsuza, bilinmeze uzanan yollar gibi yüreğimde bitmeyecek bir aşkın tılsımına ustalıkla yerleştirilen Hintçe, Süryanice gizemli sayılarım. Ne ellerlimi oynatabilirim ne dilimi… Şehrin yanan ve sönen ışıklarında taptaze bir umutlanışım. Ne özlemlere ne aşklara koşarım ayın dolunay zamanında… Her yerdeyim, her sevdadayım… Yeniden başlayan, başka bir dille tutuşan bir aşkın alev korunda ıpısıl sıcaklığın bitmeyen yakıcı bestesi yüreğimde yanar ve demlenmekte… Kavuşamayanların aşk özlemleri tadında bir dostluğun hırçınlığı, tez canlılığı ellerde demet demet gezer durur yapayalnı hayatımda… Kimsesiz ve solgun yüzlerin aşk düşlemeleri ne tatlıdır sevene... Gözlerinin okyanus derinliğine ulaşılamaz can, bir gönül kuşu, sır kapısından sonsuza açılıp açılıp kaçmakta…

 

Aşkın rüzgârı sineme değince… Bir meltem gibi yükselir sana ruhum… Çeken ve bırakmayan bir sevgili, en büyük istekle alır ruhumu kendine… Cezbe cezbe yanar özüm… Kendimde değilim… Sevgili elinden bitkin düşmüşüz yürekte. Nerdeyim? Kapı kapı arasam sorsam. Sonra gökyüzünde aradığımı bir gönülde bulsam… Yeniden başlasa umut dolu bir aşk… Aynalardan yansıyan yağmur… Yağmur ıslaklığında her zaman sırılsıklam yağsa hayatım… Ruhumdaki aşk fırtınalarına rüzgâr açan bir yelkenli gibiyim, farklı da olsak hep, sanki aynı gizil dille aynı coşkuyla senin yaşamak istediğini yaşamak istiyorum.

 

Her insan aşktan bir esindir,aşk kitabını bir sayfasıdır.Dünyaya sığmayan gönle yerleşen o büyük aşkların izinde koşmaktan yorgun düşüldüğünde bambaşka güzellikte kutsal şaraplar sunulur…Kadife elli sakiler,baştan çıkaran güzeller o şarabı sunarlar. O baş döndüren giz adım adım kendine istediğinde , akıl ve hayat bir yerde olmaya zorlar böyle anlarda seni… Aşkın boyası kan kırmızı bir şarap rengindedir. Ne din dinler ne mezhep ne akıl ve buyruk… Yasaları yanıp yanıp kalmak… Aşkın kendine özel bir dili vardır ki onu ancak yüreği sevdalara yanan ve ayrılık acısını yüreğinde taşıyanlar bilir. Onun diniyse hep kendine özgü…

 

Yağmurlar yağar kurak topraklara… Mevsimler kovalar da durur… O yüreği yakan şey hiç durmadan çalkalanır kalpte… Damla damla dökülen aşkın kocaman denizi olur yaşamında…Kıyıları belirsiz olan bir okyanusun diliyle aşkın çalkantılı dünyasına kulaç atar durursun. Soluk soluğa ona doğru atılan kulaçlardan hep bitkin düşersin. Onu unutmak ve onun yerine bir başkasını koymak kavuşulmayan aşkların çaresizliğinde tek çare…Güneşi görmemek için gözlerini yummak gibi ,deve kuşunun avcılardan kaçarken yorulup kafasını kuma sokarak avcıdan saklandığını düşünmek gibi…Çaresizlik çaresinde ne çare !?

 

Onunla göz göze gelmek, baş başa kalmak ve bütün benliğimizle “Sana sırılsıklam aşığım.” Diyebilmek… İstekli bakışların günahında boyanan gecelerin pırıltılı güneşi, aşk sımsıcacık gönüllere doğduğunda hayat kanunları yeniden yazılsın istenir… Kaçamak buluşmalardaki yürek yangını soluklanışlar, o deli divane eden gülüş onsuz geçmeyecek yıllar temennisinden yansıyan bembeyaz ayna…Aynalardan silinmeyen yansımalar…Uzun soluklu gecelerin sessizliğini bozan aşk şarkıları…Ona yazılan ve gizlenen mektuplar…Sokakta lamba,hatıralarda ayna…Kısmet değilmiş tesellisinde bir günün önümüze koyduğu tükenmiş ayların takvim günleri…Buruş kırış ve hiçbir zaman yüreğimizce olmayan…

 

Ve sorumluluklar… Hayata yeni adım atmış olmanın, aşka zamansız yakalanmanın sızısı yürekte… Ne derler dilinin bin bir gizinden yankılanan uğursuz ve yamru yumru gerçekliği. Onunla evlense anne babalar niçin buna izin vermezler? Yapacak bir şey yok, aşk sarhoşluğu benliği sarınca gelenekten sıyrılıp baş başa kalma düşünün günahına yakılıp kalma isteğiyle dolu dolu olmak… Ya onunla ya onsuz… Her şey bu aşkla güzel değil midir zaten? Okulun, hayatın, dostluğun güzel tadında hep ondan yansıyan bir hatıra yok mudur? Hayat cambazı aktörün yolcusu olmak, karşıda duran aşk dilberinin sesiyle soluğuyla yanıp yakılmak…Dalga dalga gelen aşk,hep ayrılığa kapıyı aralayarak ne der kendine özel diliyle?Bütün düşler mavi uzak hatıralardan, hep tozpembe boyalı umutlanışlar…Hayat ışığımızın günahkar sesi aşk her nefeste …Can bedenden uçasıya dek istekli isteksiz zamanlard bizi yalnız köşemize alan ve onunla oluşu düşletip yakan çevreden,hattan koparan aşk…

 

Bir şeyleri paylaşmak… Titrek bir ses tonuyla bir iki cümle konuşmak ve çevrenin ayıpsamasından çekinip kuytu yerlere doğru uzanmak ve el ele göz göze yürümek dileği… Sımsıcak sevgi tadıyla göz göze kalmayı dilemek ondan kalan tek canlı hatıra…Sesi,soluğu dokunduğu eşyaları aşk büyüsünün kırmızı şarap kasesinde yıkamak ve hayatı onun sevgisiyle algılamak…Sevgi önüne duran her engeli nefretle gözlemlemek,anne-babaya bile bir soğuk nazarla bakmak…Hayattan koparan hayata bağlayan o aşk…Ulaşılmadığı için hayıflanılan,farklı şekillerde ve zamanlarda kapıyı çalan dilber…

 

Kim bilir…Ne aşklar yaşandı şu hayatta ne aşklar… Bir ergenin yüreğini yakan şey, o tanımsız sevgi duyumsayışı ve karşılıklı bakışların günahına yanan sineler… Suçlu kim? Aşk duygusunu veren mi aşka yanan mı? Nesillerin devamı bir araya gelmesi için Yaratıcın bir armağanı değimlidir aşk?

 

Aşk nedir ki? Sevgiliye sımsıcak sarılmak tutkusu mudur? Eğer böyleyse neden biter kavuşulan aşklar? Bir yıl bile geçmeden iki yığıntı gibi yan yana kalmak neden? Susayan kanmam, acıkan doymam sandığı için mi? Yoksa aşk başka bir hayata söylenen bir beste mi ?

 

Bir an olsun anımsamaktan geri koymaz sevgilileri. Bahar bahar açan çiçekle, çisil çisil yağan yağmurla, gencecik bir güzel yüzün albenili gülümseyişiyle geliverir o.Aşk kavuşmayı dilemez, kavuşulmadık aşk da bitmez hiçbir zaman. Tam unuttum işte dendiğinde alıp götürür onlu günlere… Acılara tutunmak, daldan dala konarak savurmak yüreğini isyan eden yıllara… Uzak, çok uzak bir hatıranın düş beyaz doruğuna tırmanıp sıcak ümitlerin zirvesinde, kalpte sızı yürek buruntularıyla savaşım vermek… Savuluşan her ümidin kalkan son treninde bir vedalaşmayla el sallar olmasına hayıflanıp kalmak… Aynı dille, aynı tutkuyla yürek yangını alevler içinde kalarak, aynı gözyaşlarını döküp iç çekerek onu anımsamak… Aşkın yağmurunda ıslanan hayallerin günahkar yolcusu olup kalmak…

 

Aynalar ve insanlar…Seni değil O’nu yansıtan aynaların tutkunu olanlar…Gerçek aşkın narına yananlar…Nerede olunursa olunsun özlemler ve tutkular hep ona…Aynalardaki aşka kavuşmak imkansız…Bir nergisin sudaki yansıması gibidir düşsel aynalar…Onlarsız olmayacak bir hayatın tanığı kalan biz, her üstü küllenen aşkın kül kedisi prensesini aramaya hep mahkumuz…Vicdanı olmayan,dinsiz ve mezhepsiz aşkın merhametsiz ellerinden bir kez tutmaya görüver…Denize vuran dalgaların sayısızlığınca ve sürekliliğince gel gitleri olur yaşamımızda…Bazen berrak ve duru…Bazen büyük ve dayanılmaz bir coşkuyla sine sahillerimize acımasızca vurarak…Her zaman köpüksü beyazlıklarının izini hayat kumsalımızda bırakarak…

 

Genç ve güzel…Ateş ve barut…Yeni yepyeni bir tat…Hayat kanunu, kaçınılmaz gerçek…Yaşla ilgili olmayan ayna oyunları…Her zaman ve öteler dilince sevdalanışlar….Yüzülen ve ulaşılamayan aşk denizinde yorgun düşüp gerisin geri dönmek….Bir dindarın sinesinde “etagfurullah” ürperişi,bir sevgilinin dilinde “sana aşığım” haykırışı …Ne ulaşan var ne ulaşılıp ellerinden tutulan…Kavuşulduğu an biten merhametsiz…Çaresizliği çare gören cadı bakışlı peri…Meğer ne fettan bir dilbermişsin.Umut umut tükenen hayatların takvim yapraklarında eskiyen,sararıp dökülen yılların dili olsaydı ah seni anlatmaya…Anımsanan ve unutulan her yürek avuntusu düşlerin rengindesin desen desen…Dokunan ipeklerin eşsiz desenlerinde kilim nakışı,kadife duyguların sessiz ve ıraksıl dilisin kentte konuşulan…

 

İki yolun yolcusu olmak sınav sorusu…Aşkın şarabını içmek de ona uzanan ellerin kenetlenmeden kalıvermesi de öyle…Zamanı kestirilemeyen aşkların her yaş kesitinde dalga dalga gelmesi kiminde az kiminde çok bir yaşam gerçekliği…Bu dili kavramak ya da kavramamak neye yarar…Hayat kendi diliyle ebet ebet derken ten geçen yıllar karşısında hey gidi yıllar çaresizliğinde…Gençlik çağı bir çağlayan gibi coşup akınca geriye yaşlılık çakıl taşlarıyla örülü bir kurumuş ırmağın kalması kaçınılmaz…Bir gün daha geçti,yokluğa adım atacaksın,bir gün sen de gideceksin seslenişi…Uçup gelen bir iman güvercininin söylediği sonsuz aşklar ötede dişini sık şarkıları…İki arada bir derede kalan hayatlar…

 

Baharlarda,kışlarda her zaman ve her yerde Allah’ın aşkını anımsamakmış gerçek aşk…Bir sevgilinin gülüşünde kalmayıp,bir aşkın narında yanmayıp,sonsuz aşkın sahibine dönmeyi becermekmiş her yerde…Sararıp solan yaprakların sonbaharlarında,sert bir poyrazın donduruculuğuyla ölen bir içli ve yalnız gülün,kışına özgü ölüm görselliğinde durmayıp ileriye bakarak salınan nazlı güllerin dansa başlamalarını, ötüşen bülbülleri,baharları ve yazları görmek mümkün…Aşklar kavuşulmadık da olsa düşten güzel hayatları acılarla kuşatarak anlamsızlaştırması yönüyle de bir rahmet saklı olabilir …Ne olursa olsun bütün aşklar tatlı başlar…Yorgun düşer insan aşkın peşinde koşmaktan…An gelir bitti denen bir aşk dolunaylardan seslenir.An gelir öldü denen aşk yeniden güneş gibi doğar…Aşk sarhoş eder insanı…Aşktan kalan tat bir başka aşk kadehini istetir.Gerçek aşksa her yerde her gönülde…Pırıl pırıl taptaze…Bak şöyle bir sevenler ne söylerlerVedüd…O açığa çıktığı içindir aşk,o seni isteyip çektiği içindir hiç bitmeyişi tadının .Aşkı vereni buldunsa aşkı belası,çilesi çekilmeye değer…İsterse sonunda acılar olsun…Zaten de aşk aramak ve özlemek değil midir hep sımsıcak hislerle kalpte sızı birilerini?“ ……

 

Aramakmış oysa sevmek

Özlemekmiş oysa sevmek

Bulup bulup yitirmekmiş

Düşsel bir oyuncağı

Yalanmış hepsi yalan

Yalanmış hepsi yalan

Sevmek diye bir şey varmış

Sevmek diye bir şey yokmuş

…..

Acı çekmek özgürlükse

Özgürüz ikimizde

Acılardan arta kalan

İşte bu bakışlarmış

Buğu diye gözlerinde

Gün batımı bulutlarmış”

 

ALINTIDIR

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...