Jump to content

Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler!!!


Guest semra87
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

aaazm2-1.gif

 

 

Konyalı, genç bir İmam Hatip talebesi Bediüz*zaman’ı ziyarete gelmişti. “İsmim Ahmed” diye tanıttı kendini.

 

Bediüzzaman gençlere, özellikle talebelere ayrı bir önem verir, onlarla ilgilenir, sıkıntılarını gidermeye çalışırdı.

 

Ahmed, okul müdüründen şikâyetçiydi. Ona göre yeterince dine hizmet edilmiyor, hatta din dışı uygulamalar yapılıyordu. Bundan da en çok yöneticiler sorumluydu. Bedi*üzzaman’a:

 

“Efendim, bizim okul müdürünün dinimize uymayan dav*ranış ve uygulamaları var” dedi ve biraz da ileri giderek, “Galiba komünist” dedi.

 

Bediüzzaman, kimseye önyargıyla bakmaz, herkesin iyi yönlerini ön plana çıkarırdı. Ve kimsenin de arkasından köt*ü konuşulmasını istemezdi.

 

“Kardeşim, müdürünüz namaz kılıyor mu?” dedi.

 

Delikanlı, “Evet kılıyor Üstadım” dedi.

 

Bediüzzaman bunun üzerine hayatın şaşmaz ölçülerinden birini ders verdi genç talebeye:

 

“O halde o bizim kardeşimizdir.”

 

 

 

"Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler-1" kitabından

 

Ömer Faruk Paksu

 

Bir Demet Gülle Kapına Geldik Üstadım

 

 

 

Üstad haykırıyor;

“Benim gıdam iktisattır, davası ALLAH olan davası ile yetinir. İnsan sadece ekmekle doymaz, hakikatli bir söz de gıdadır demedi mi Hazreti İsa, semadan inen bıldırcın eti ile doymadı mı kavm-i Musa?”

İlmin izzeti ile çatılmış kaşları, küfrün belini kıran bakışları, yirminci asırda bir sahabi gibi yaşıyor. Dost da düşman da kabul etmiş ki, bu adam Sahibüzzaman.

 

image.php?u=238&dateline=1155630177

Takvim yaprakları 1944’ün Ağustos’unu gösteriyordu. Dokuz ay süren bir hapis hayatından sonra Emirdağ’da ikamete mecbur edilmişti. Burada da kimseyle görüştürül*müyor, kapısına gelen geri çevriliyordu.

 

Kapısında devamlı bir bekçi bekliyordu. Hizmetindeki talebeleri bile ayrı bir evde kalmak zorunda bırakılmıştı. Baskının ve takibin her türlüsü uygulanıyordu.

 

Böyle bir durumda, her şeyi göze olarak ona sahip çıkan bahtiyar bir aile vardı Emirdağ’da: Çalışkan’lar… Çoluk çocuk, genç ihtiyar ailenin bütün fertleri, canlarıyla, başlarıyla ve bütün varlıklarıyla onun hizmetine girmişlerdi.

 

Birgün ailenin büyüklerinden Mehmed Çalışkan, yanına oğlunu da alarak Bediüzzaman’ı ziyarete geldi. Elini öpüp duasını almak ve bir ihtiyacı olup olmadığını sormak arzusundaydı.

 

İçeri girip selâm verdiler. Gösterilen yere oturdular. O esnada Abdülkadir Geylanî’nin bir eserini okuyordu Bedi*üzzaman.

 

“Neyin oluyor bu senin?” diye sordu Mehmed Çalışkan’a.

 

“Oğlum oluyor efendim” dedi.

 

Bu sefer ona dönerek, “Adın ne evladım senin?” dedi.

 

“Ceylan, efendim” dedi.

 

“Ceylan” diye tekrar etti Bediüzzaman. “Geylan’dan ge*liyor. Abdülkadir Geylanî’den… Benim Abdülkadir Gey*lanî’ye özel alâkam var. O benim üstadım. Bak o da bizden bahsediyor” diyerek okuduğu yeri gösterdi.

 

Ceylan zeki çocuktu. Soyismi gibi de çalışkandı. 15 yaşındaydı. Babası onu okutmak, yüksek okullara göndermek istiyordu.

 

Bediüzzaman babası Mehmed Çalışkan’a:

 

“Ceylan’ı ne yapacaksın?” diye sordu.

 

“Efendim, okutmayı düşünüyorum,” dedi. “Çok parlak zekası var, okula göndereceğim. Yüksek okul okumasını is*tiyorum.”

 

Bediüzzaman Ceylan’daki cevheri fark etmişti. İçine ka*dar sirayet eden bir bakışla Ceylan’ı süzdü.

 

“Bak kardeşim,” dedi. “Benim çocuğum yok. Sen onu bana ver. Madem zeki ve akıllıdır, önce benden iman dersi alsın, sonra yüksek okula gönderirsin.”

 

Mehmed Çalışkan itiraz etmedi. Üstadına gönülden bağ*lıydı.

 

“Peki efendim, nasıl isterseniz” dedi.

 

Bediüzzaman memnuniyet ifade eden bir gülümsemeyle karşılık verdi buna.

 

Ve Ceylan’a verdiği ilk ders şu oldu:

 

“Ceylan evladım, devamlı doğru olacaksın. Hiç yalan söylemeyeceksin.”

 

Ceylan’a baktı. Ceylan can kulağıyla dinliyordu. Devam etti:

 

“Sana bir milyon verirler, sen bana ihanet edebilirsin. Fakat adın sonsuza kadar kötü anılır.”

 

Ceylan bundan sonra bir sadakat ve doğruluk timsali olarak Üstadı vefat edinceye kadar ona hizmet etti.

 

 

 

"Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler-1" kitabından

 

 

Ömer Faruk Paksu

Yıkılmış bir mezarım ki yığmışlar içine Said'in ömrünün elemlerle dolu her senesini, sonuncusu olmuştur o mezara bir mezar taşı. Beraber ağlıyorlar alem-i İslam'ın hüsranına. Mezar taşım ile birlikte ah u enin ederek gidiyorum yarınımın mahşer meydanına. Yakinen biliyorum ki geleceğin dünyası ve bütün bir Asya kıtası birlikte olacaklar İslam'ın nurlu eline teslim ve gülşene dönücek İslam dünyası...”

 

alıntı

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...