Jump to content

Aydınlanmış Öz Sevgisi ve Kendini Beğenmişliği nasıl ayırt etmeli?


güneşin kızı

Önerilen Mesajlar

güneşin kızı

Ayrım incedir ama çok nettir, zor değildir; ince ama zor değil. Eğer kendini beğenmişliğin varsa bu, senin için giderek daha çok ve daha çok ıstırap yaratacaktır. Istırap senin hasta olduğunu gösterecektir.

 

Kendini beğenmişlik bir hastalıktır, ruhun kanseridir.

 

Kendini beğenmişlik seni daha çok ve daha çok gerginleştirecektir, daha çok ve daha çok rahatsız edecektir, rahatlamana izin vermeyecektir. O seni deliliğe doğru sürükleyecektir.

 

Öz sevgisi ise kendini beğenmişliğin tam tersidir. Öz sevgisinde öz yoktur, sadece sevgi vardır. Kendini beğenmişlikte sevgi yoktur, sadece kendi vardır.

 

Öz sevgisinde sen giderek daha çok ve daha çok gevşeyeceksin. Kendisini seven kimse bütünüyle rahatlayacaktır. Başka birisini sevmek biraz gerginlik yaratabilir çünkü diğeri her zaman seninle uyumlu olmayabilir. Diğerinin kendi fikirleri olabilir. Diğeri başka bir dünyadır; çarpışma, uyuşmazlık için büyük bir olasılık vardır. Her türlü fırtına ve kasırga olasılığı vardır çünkü diğeri başka bir dünyadır. Her zaman için ince bir mücadele sürmektedir.

 

Ancak, kendini sevdiğinde başka kimse yoktur. Çatışma yoktur; saf sessizliktir, muazzam keyiflidir. Sen tek başınasın; kimse seni rahatsız etmez. Diğerine ihtiyaç bile yoktur.

 

Ve bana göre kendisine karşı böylesi derin sevgi duyabilen bir kimse başkalarını da sevmeye muktedirdir. Eğer kendini sevemiyorsan başkalarını nasıl seveceksin? Başkalarına doğru yayılması için ilk önce yakın bölgelerde gerçekleşmek zorundadır; ilk önce o, senin içinde gerçekleşmek zorundadır.

 

İnsanlar, kendilerini dahi sevmemiş olduklarının farkına bile varmadan başkalarını sevmeye çalışırlar. Başkalarını nasıl sevebilirsin? Sahip olmadığın bir şeyi paylaşamazsın. Başkalarına ancak içinde zaten sahip olduğun şeyi verebilirsin.

 

Bu nedenle sevgiye doğru atılacak ilk ve en önemli adım, kişinin kendisini sevmesidir, fakat onun içinde öz yoktur. Bunu sana açıklayayım.

 

‘Ben’ sadece ‘sen’in zıddı olarak ortaya çıkar. ‘Ben’ ve ‘sen’ bir arada var olur. ‘Ben’ iki boyutta var olabilir. Birinci boyut ‘ben-o’: sen-senin evin, sen-senin araban, sen-senin paran; ‘ben-o’ bu ‘ben’ olduğunda, bu ‘ben-o’nun ‘ben’i, senin ‘ben’in neredeyse bir nesne gibidir. O bilinçli değildir; o derin uykudadır, horluyor. Senin bilincin orada değildir. Sen neredeyse bir nesne gibisindir, nesnelerin arasındaki bir şey: evinin bir parçası, eşyalarının bir parçası, paranın bir parçası.

 

Hiç fark ettin mi? Para konusunda çok hırslı olan bir insan yavaş yavaş paranın niteliklerine sahip olmaya başlar, o sadece bir paraya dönüşür. O, maneviyatı yitirir. O, artık ruhsallığını yitirir; o, artık bir ruh değildir. O bir nesneye indirgenmiştir. Eğer parayı seversen, para gibi olacaksın. Eğer evini seversen yavaş yavaş materyal hale geleceksin. Neyi seversen o olursun. Sevgi simyasaldır.

 

Asla yanlış bir şeyi sevme çünkü o, seni dönüştürecektir. Hiçbir şey sevgi kadar dönüştürücü değildir. Seni yükseltecek, yüksek seviyelere çıkaracak şeyi sev. Kendinin ötesindeki bir şeyi sev. Dinin tüm gayreti budur: Sana Tanrı gibi bir sevgi objesi verir, böylece düşmene olanak kalmaz. Kişi yükselmelidir. Bir tür ‘ben,’ ‘ben-o’ olarak var olur. Diğer tür ‘ben,’ ‘ben-sen’ olarak var olur. Bir kişiyi sevdiğinde diğer tür bir ‘ben’ sende ortaya çıkar: ‘ben-sen.’ Birisini seversin, o kişi olursun.

 

İyi ama ya öz sevgi? ‘O’ yoktur ve ‘sen’ yoktur. ‘Ben’ kaybolur. Çünkü ‘ben’ sadece iki bağlamda var olabilir: ‘o’ ve ‘sen.’ ‘Ben’ figürdür, ‘o’ ve ‘sen’ alan olarak iş görür. Alan kaybolduğunda ‘ben’ kaybolur. ‘Sen’ tek başına kaldığında, sen varsın ama bir ‘ben’in yoktur, herhangi bir ‘ben’ hissetmezsin. Sen basitçe derin bir oluşsun.

 

Normalde biz “ben varım” deriz. Bu haldeyken, kendini derinlemesine seviyorken ‘ben’ kaybolur. Sadece ‘varım’ kalır. Saf varoluş, saf varlık kalır. O seni muazzam bir saadetle dolduracaktır. O seni bir kutlamaya, bir sevince dönüştürecektir. Onlar arasında ayrım yapmak sorun olmayacaktır.

 

Eğer sen giderek daha çok mutsuz oluyorsan, o zaman sen bir kendini beğenmişlik yoluna kapılmışsındır.

 

Eğer sen giderek daha çok sakin, sessiz, mutlu, bir arada olursan, o zaman sen başka bir yolculuğa çıkmışsındır: öz sevgi yolculuğuna. Eğer sen ego yolculuğundaysan başkalarına karşı tahripkâr hale geleceksin çünkü ego ‘sen’i yok etmeye çalışır. Eğer öz sevgiye doğru yol alırsan ego kaybolacaktır.

 

Ve ego kaybolduğunda diğerine kendisi olması için izin verirsin; bütünüyle özgürlük tanırsın.

 

Eğer herhangi bir egon yoksa, sevdiğin diğer kişiye bir hapishane yaratamazsın, bir kafes yaratamazsın. Diğerine yüksek cennetlerde bir kartal olması için izin verirsin. Diğerine kendisi olması için izin veriyorsun; bütünüyle özgürlük tanırsın.

 

Sevgi tam özgürlük verir, sevgi özgürlüktür. Senin için özgürlük, sevginin nesnesi için özgürlük.

 

Ego esarettir. Senin için esaret ve kurbanın için esaret.

 

Ancak, ego sana çok derin hileler yapabilir. O çok kurnazdır ve onun yolları çok incedir: O, öz sevgisi gibi rol yapabilir. Sana bir fıkra anlatayım...

 

Nasrettin Hoca’nın yüzü, metronun merdivenlerinden aşağıya doğru önünde yürüyen adamı tanıdığında ışıldadı. Adamın sırtına öylesine içten bir şekilde vurdu ki neredeyse adam yıkılacaktı. Ve “Goldberg, seni zor tanıyabildim! Niçin son gördüğümden beri on beş kilo aldın? Ve niçin burnunu düzelttirdin ve yemin ederim, on beş santim daha uzunsun.”

 

Adam ona sinirli bir şekilde baktı. “Özür dilerim ama ben Goldberg değilim!” dedi, buz gibi bir ses tonuyla.

 

Nasrettin Hoca, “Aha! Demek ismini bile değiştirdin.”

 

Ego son derece kurnazdır ve kendi kendini doğrular, kendi kendisini rasyonel hale getirir. Eğer son derece uyanık olmazsan, o kendisini öz sevginin arkasına gizlemeye başlayabilir. ‘Öz’ sözcüğünün kendisi onun için bir korunmaya dönüşebilir. “Ben senin özünüm,” diyebilir. Ağırlığını değiştirebilir, boyunu değiştirebilir, ismini değiştirebilir. Ve o sadece bir fikirden ibaret olduğu için onunla ilgili bir sorun yoktur. O büyüyebilir, o küçülebilir, o sadece senin fantezindir.

 

Çok dikkatli ol. Eğer gerçekten sevginin içinde büyümek istersen çok dikkatli olmaya ihtiyaç duyacaksın. Her adım çok derin bir dikkatle atılmak zorundadır, böylelikle ego arkasında gizleneceği herhangi bir boşluk bulamasın.

 

Senin gerçek özün ne ‘ben’dir ne de ‘sen’dir. O ne ‘sen’dir ne ‘diğeri’dir. Gerçek özün toptan aşkındır.

 

Senin ‘ben’ dediğin şey gerçek özün değildir. ‘Ben’ gerçekliğin üzerine dayatılır. Birisini ‘sen’ olarak adlandırdığında, diğer kişinin gerçek özünü nitelemiyorsundur. Yine sen onun üzerine bir etiket yapıştırıyorsun. Tüm etiketler kaldırıldığında, gerçek öz kalır. Ve gerçek öz, senin olduğu kadar diğerlerinindir de. Gerçek öz tektir.

 

Bu yüzden biz sürekli olarak birbirimizin varlığına katılıyoruz deriz, biz birbirimizin üyesiyiz. Bizim esas gerçekliğimiz Tanrı’dır. Belki de biz okyanusta yüzen buzdağları gibiyiz — onlar ayrıymış gibi gözükür — fakat eridiğimizde hiçbir şey kalmaz.

 

Tanım kaybolacaktır, sınırlar kaybolacaktır ve buzdağı orada olmayacaktır. O, okyanusun bir parçası olacaktır.

 

Ego bir buzdağıdır.

 

Onu erit. Onu derin sevginin içinde erit, böylelikle o kaybolur ve sen okyanusun bir parçası haline gelirsin. Bir fıkra duymuştum...

 

Yargıç çok ciddi görünüyordu. “Hoca,” dedi, “karın kafasına bir beyzbol sopası ile vurduğunu ve onu merdivenlerden aşağıya fırlattığını söylüyor. Kendin için ne söylemek istersin?”

 

Nasrettin Hoca, eliyle burnunu ovuşturdu ve düşündü. En sonunda “Sayın yargıç, zannediyorum bu vakada üç taraf var: karımın hikâyesi, benim hikâyem ve hakikat!” dedi.

 

Evet, o son derece haklı. “Hakikatin iki tarafını duymuş olmalısınız ama üç taraf var,” dedi. Ve o tamamen haklı.

 

Senin hikâyen var, benim hikâyem ve hakikat var: ben ve sen ve hakikat.

 

Hakikat, ne benim ne de sen. Ben ve sen, hakikatin enginliğinin üzerindeki bir yüküz.

 

‘Ben’ sahtedir, ‘sen’ sahtedir; dünyada kullanışlıdır, faydalıdır. ‘Ben’ ve ‘sen’ olmadan dünyayı idare etmek zor olacaktır. İyi, kullan onları fakat onlar sadece dünya için araçlardır. Gerçeklikte ne ‘sen’ ne de ‘ben’ vardır. Bir şey, birisi, sınırsız bir enerji vardır; sınırları yoktur. Biz ondan geliyoruz ve biz yine onun içinde kaybolacağız.

osho

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...