Jump to content

Ahde Vefâ Kalmamiş Dedirtmem


Guest mavera
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

BİSMİHİ TEALA

 

Hz. Ömer (Radıyallâhü Anh) hilâfeti döneminde, Ashâb-ı Kirâm ile beraber oturuyorlarken, karşıdan üç kişinin gelmekte olduğunu gördüler. Bu kimseler, bir genci yakalayıp ellerinden sıkıca kavramışlar ve çeke çeke getiriyorlar. Belli ki onu Halifeye şikayet edecekler.

 

Gelip Hz. Ömer'in (Radıyallâhü Anh) huzurunda durdular. Hz. Ömer (Radıyallâhü Anh) sordu:

 

'' Söyleyin bakalım derdiniz nedir? Bu delikanlının ne suçu var da, böyle sıkıca tutup getirdiniz?'' Onlardan biri meseleyi arzetti:

 

'' Ya Emir’el-Mü’minin! Bu genç babamızı öldürdü. Cezası neyse tatbik edilmesini istiyoruz.'' Adalet Güneşi Hz. Ömer (Radıyallâhü Anh) o gence dönüp sordu:

 

'' Bunların dediklerini duydun. Söylenenler doğru mu?'' O genç söylenenlere itiraz etmedi. Bunların doğru söylediklerini, ancak kendisinin de bazı söyleyecekleri olduğunu belirtip, izin aldı ve konuşmaya başladı:

 

'' Ya Emir’el-Mü’minin! Ben buralı değilim. Peygamber Efendimiz'in (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem): “Benim kabrimi ziyaret eden Beni ziyaret etmiş gibidir.” buyurduğu üzere, bu mübarek beldeye Efendimizin Kabri Şerifini ziyaret için geldim. Medine civarına geldiğimde abdest tazelemem icabetti. Atımdan indim ve bir hurmalık yakınında abdest almakla meşgul olurken, baktım ki atım hurma dallarına uzanmış, yemeye çalışıyor. Fakat ağacın dallarını kırıp zarar verdiği için, buna mani olayım diye atıma doğru koştum. İşte o anda karşıdan yaşlı bir adam bana doğru bağırarak geldi. İyice yaklaştı ve hiçbir şey sormadan elindeki taşla atıma hızla vurdu. Takdiri İlâhî bu darbeyle at düşüp öldü. Bu yaşlı adam durup dururken bir hiç uğruna atımı öldürünce dayanamadım, ben de onun ata vurduğu taşı alıp ona fırlattım. Takdiri İlâhî o yaşlı adamcağızında eceli gelmiş olacak ki, o da öldü. Bu duruma çok üzüldüm, bir öfke nelere mâlolmuştu. Vicdan azabıyla gayrete gelip, hemen yaşlı adamın kim olduğunu araştırdım. Ailesini bulup, uygun bir dille meseleyi anlattım. İşte durum bundan ibarettir.

 

Şayet kaçmak isteseydim, o zaman kolayca kaçardım. Ama ben ALLAH’a (Celle celalühü) ve âhiret gününe inanmış bir kimseyim. Cezam ne ise onu dünyada çekmeye razıyım. İlâhi Adalet ne ise tatbik edilsin ve hak yerini bulsun, ben bundan gocunmam.''

 

Gencin bu tavrı, Sahâbe-i Kirâm’ı da etkilemişti. Ama hüküm neyse tatbik edilecekti. Babaları ölen gençler diyet almaya râzı olmuyorlar ve kısas yapılmasını istiyorlardı. Karar verildi. Kısas yapılacak ve o genç idam edilecekti. O genç de, bu hüküm karşısında hiç itiraz etmedi, telaşlanıp paniğe kapılmadı ve gayet soğukkanlı bir şekilde hükme rıza gösterdi. Yalnız bir ricası vardı. Söz isteyip dedi ki:

 

'' Bu hükme hiçbir itirazım yok ve olamaz da... Şeriatın kestiği parmak acımaz. Fakat sizden bir ricam olacak, bunu kabul edip etmemek sizin bileceğiniz bir şey. Ricam şu ki: Bakımıyla ilgilendiğim bir yetim var. Onun bana teslim edilmiş olan altınlarını bahçemde bir yere gömdüm. Bu altınlar o yetimin geleceği... Yerini de benden başka kimse bilmiyor. Eğer bana üç gün müsaade ederseniz. Bu meseleyi halleder ve gelirim. Böylece hem o yetim yavru mahrum olmamış olur, hem de ben rûzi cezada mesul olmaktan kurtulurum.'' Orada olanlardan bazıları dediler ki:

 

'' Şu anda sana müsaade edemeyiz. Çünkü sen suçlusun ve cezan infaz edilecek...

Ayrıca, ya kaçar ve gelmezsen?''

 

'' Kaçmayacağıma dair yemin ederim. Hem kaçmak isteseydim, daha evvel rahat bir şekilde kaçabileceğimi söylemiştim.''

 

'' Seni serbest bırakamayız. Ancak yerine kefil bırakırsan bu mümkün olur.''

 

Genç, oranın yabancısıydı. Resûlüllah'ın (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Kabri Şerifini ziyarete gelmişti. Bu civarda kimseyi tanımıyordu ki kefil bıraksın. Son çare olarak, orada bulunan Sahâbe-i Kirâm’a tek tek baktı. Acaba kendisine kefil olan çıkar mıydı? Tekrar gözden geçirdi, kalbinin sesine kulak verdi ve Ebu Zerr’il-Gıfârî (Radıyallâhü Anh)ı göstererek:

 

'' Bu zat bana kefil olur,'' dedi.

 

Hz. Ömer (Radıyallâhü Anh):

 

'' Ya Eba Zerr! (Radıyallâhü Anh) Ne diyorsun kefil olmayı kabul ediyor musun?'' diye sorunca, Ebu Zerr (Radıyallâhü Anh) cevap verdi:

 

'' Bu delikanlının üç güne kadar dönüp teslim olacağına inanıyor ve ona kefil oluyorum!''

 

Bunun üzerine genci serbest bıraktılar. O da, üç gün içinde işlerini halledip gelmek üzere, oradan ayrıldı. Böylece aradan iki gün geçti ve üçüncü gün oldu, ama ortalarda ne gelen vardı ne de giden... Ölen adamın çocukları Ebu Zerr’il-Gıfârî (Radıyallâhü Anh) hazretlerine sitem ederek:

 

“Ya Eba Zerr! (Radıyallâhü Anh) kefil olduğun adam hâlâ gelmedi. Kim olduğunu bilmediğin bir kimseye niçin kefil oldun. Adam ölümden kurtuldu, bir daha geri gelir mi?” diyorlardı. Ebu Zerr (Radıyallâhü Anh) ise:

 

 

'' Durun bakalım daha üç gün dolmadı. Eğer vakit dolar, genç de geri gelmezse, o zaman şeriatın emri neyse bana tatbik edersiniz. Çünkü ben ona kefil oldum ve sözümdeyim.''

 

 

Ashâb-ı Kirâmı bir üzüntü kaplamıştı. Zira o genç gerçekten de gelmeyecek olursa, kefil olduğu için kısas, Ebu Zerr'e (Radıyallâhü Anh) yapılacaktı.

 

 

Vakit bir hayli ilerlemiş, gün batmaya az kalmıştı. Bu arada Ashâb-ı Kirâm, babası öldürülen davacılara diyet teklifinde bulundular. Çünkü koskoca Ebu Zerr'in (Radıyallâhü Anh) idam edilmesini asla istemiyorlardı. Fakat onlar da “katili elimizle getirmişken ve hüküm infaz edilecekken, niçin kefil oldu” diye Ebu Zerr'e (Radıyallâhü Anh) kızıyorlar ve babamızın kanı kesinlikle yerde kalmamalı” diye diretiyorlardı.

 

Medine bu olayla çalkalanıyordu. Herkes üzüntü içindeydi. Ebu Zerr'in (Radıyallâhü Anh) infaz edilmemesi için acaba ne yapmak gerekiyordu...

 

Kimileri “ölen ölmüş, geri mi gelecek, diyeti kabul etseler ya” diyerek dâvâcılara kızarken, kimileri de söz verip de gelmeyen gence verip veriştiriyordu. Heyecan had safhaya varmış, herkes neticenin ne olacağını merak ediyor ama vakitler de hızla ilerliyordu, neredeyse gün battı batacaktı… İşte bu esnada Medine’nin girişinden bir adam olanca kuvvetiyle koşarak geliyordu. Her tarafı perişan, ter kan içinde gelen bu adam o gençten başkası değildi. Orada bulunanlardan birçoğu sevinç çığlığı attılar. Ölmek için koşarak gelen bir adama, belki de ilk defa böylesine seviniliyordu. O genç, hemen Halife-i Müminin Hz. Ömer'in (Radıyallâhü Anh) huzuruna çıktı ve teslim oldu:

 

'' Kusura bakmayın. Çok daha erken gelemediğim için belki sizi endişelendirmiş olabilirim, fakat malûmunuz bir atım vardı, o da öldürüldü. Başka da binitim olmadığı için yayan gidip gelmek zorunda kaldım. Yetişemeyeceğim diye öyle korktum ki, o zaman bir kişinin ölümüne daha sebep olacaktım. Rabbime hamd olsun ki verdiğim sözde durdum. Ya Emir’el-Mü’minin! Artık hükmü infaz edebilirsin! Ben hazırım.''

 

''Mü’min dediğin böyle olmalı, ucunda ölüm bile olsa sözünde durmalı.''

 

O genç dedi ki:

 

'' Evet mü’min olan sözünde durur, ahdine vefa gösterir. Ölümün vakti ise, ne ileri alınır ne de geri... Ondan kaçmakla kim kurtulmuş ki ben kurtulayım. Vakit dolmadıysa da ALLAH'ın (Celle Celâlühü) verdiği canı kim alabilir. Geldiğime hayret mi ediyorsunuz? Ben “Dünyada ahde vefa kalmadı.” dedirtmem.''

 

Ebu Zerr'in (Radıyallâhü Anh) tanımadığı bir adama canı pahasına kefil olması da hayret verici bir olaydı. Ona da, bu genci tanımadığı halde nasıl böyle bir kefilliği kabul ettiğini sorduklarında dedi ki:

 

'' Evet bu genci tanımıyordum. Lâkin bu olay başta Mü’minlerin Halifesi ve bir çok Sahabinin huzurunda gerçekleşti. Çaresiz kalmış, samimi bir kimsenin işini görmek, üstelik bana güvendiği halde onu yüzüstü bırakmak doğru değil. Ben “Bu dünyada fazilet diye bir şey kalmamış” dedirtirmiyim?''

 

Orada, gerçekten de çok duygusal bir ortam oluşmuştu. Tüm bu olaylar ve sözler gözlerinin önünde cereyan eden, ölen adamın çocukları da yumuşamışlar, duygulanmışlar ve kalpleri merhamete gelmişti. Zaten bu genç o taşı, babalarını öldürmek için atmamıştı. Fakat takdiri İlahi babaları ölmüştü. Bunun üzerine onlarda davalarından vazgeçerek kısas istemediklerini söylediler. Onlara bunun diyeti teklif edildi. Bu diyet Beytü’l-Maldan verilecekti. Ama onlar; bizde “dünyada insanlık kalmadı” dedirtmeyiz dediler ve ALLAH (Celle Celâlühü) rızası için dâvâlarından vazgeçtiler.

 

Bu muhteşem tablo, herkesi son derece duygulandırmıştı. Herkes üzüntüden kurtulmuş yerini târifi imkânsız bir sevince bırakmıştı. Helâllaştılar, kucaklaştılar. Böylece arkalarında insanlığa bir ibret levhası bıraktılar.

(.)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...