Jump to content

Varlığın Yapısı


Guest Göktürk
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Venüs'e Övgü

 

Aeneaslar anası yüce Venüs, insanların da

Tanrıların da sevgi kaynağı; yol gösterirsin

Denizde, göklerin altında gemicilere, yaşatırsın

Dirileri, bolluk verirsin yığın yığın

Verimli topraklara, seni görür doğan günün ışığı,

Ey Tanrıça, sen gelirsin gider yeller, dağılır bulutlar,

Seninle bezenir yaratıcı toprak, güzel çiçeklerle.

Sana gülümser durgun denizlerin suları,

Işıklarla dolar pırıl pırıl yaygın gökler.

Görünmüş günlerin baharlık yüzü birden,

Çözülmüş bolluk getiren güney yelleri.

Uçan kuşlar anlatır ey Tanrıça

Gelişini yürekten, yanık yanık, önceden.

Yayılmış bol yaylımlarda sürüler,

Hızla akan ırmaklardan geçerler.

Senin güzelliğine kapılmış bütün canlılar,

Gösterdiğin yollardan gidiyorlar canla başla.

Ardın ardın denizlerde, dağlarda, çağlayan ırmaklarda,

Kuşların konduğu yapraklı dallarda, geniş çayırlarda,

Çizer bütün gönüllere güzelliklerini, sevgilerinin.

Sensiz bütün varlıklara soylarını sürdürmenin

Tadını veren, evreni tek başına yöneten.

Sensiz çıkamaz tanrısal aydınlığa varlıklar,

Doğamaz gönül çeken tatlı bir nesne sensiz.

Çağırıcağım seni bu yazılmış dizelerde

Yardıma, ey bizim Memius; çalışırken anlatmaya

Varlıkların özünü, tüm çağlar içinde yüce Tanrıça,

Sen istedin düzenlenmiş nesneleri anlatmamı,

Şimdi gel ey Tanrıça, güzellik ver sözlerime

Sonsuzca. Kalksın artık korku salan boğuşmalar,

Burada bir mutluluk, barış sağla denizde, karada.

Sensin ölümlülere barışla mutluluk veren.

Kaleler üstünde vuruşanları da savaşlar tanrısı

Mars'tır yöneten. Senin kucağına atar kendini

Çokluk, yaralanınca sonsuz aşkın elinden.

Bükülür boynu, düşer arkaya, döner sana gözleri,

Ey Tanrıça, bağlar canını dudaklarına.

Dinlenirken kollarında sere serpe,

Tatlı sözcükler dökülsün ağzından,

Ünlü Romalılar için iste mutlu barışı.

Veremeyiz kendimizi bu işe yürekten,

Gördükçe yurdumuzu sıkıntılara batmış,

Alamaz ünlü Memmius'un torunları bile

Bu yardımdan kendilerini toplum uğruna.

Gel ey Memmius, yaşam acılarından kurtulmuş,

İnceleyen, araştıran bir görüş, duyuş ver,

Sana bağlanmanın armağanı olan

Bu yazdıklarım küçülmesin gözünde senin.

Sana göklerin de, tanrıların da, nesnelerin de

Başlayacağım özlerine açıklamaya.

Doğa yaratmış tüm varlıkları, düzenlemiş, beslemiş,

Dağıtmış toplanan nesneleri yeniden,

Doğurgan varlıklar, "yer kaplayan" denen,

Besleyici özleri tüm nesnelerin,

İlke dediğimiz, onlardan türemiş tanrılar da.

Tanrılar özleri gereği ayrılmış bizden,

Uzaklaşmış ölümsüz tanrılar,

Sonsuz barış içinde yaşayanlar.

Onlara sığınırız üzülünce, korkunca;

Kıskanmadan, kızmadan, darılmadan

Yardım ederler bize işlerimizde.

 

 

Dinler Üzerine

 

 

 

Bağlanmış eskiden beri kişilerin gözleri,

Korkunç bağlarına vurulmuş dinlerin

Yeryüzüne geldi geleli.

Gösterirler gök ülkelerinden başlarını

Titreten, korkunç görünüşleriyle ölümlülere.

Bir ölümlü Grek ilkin bunlara karşı

Çevirmiş yiğitçe bakışlarını, gürlemiş.

Ne dev masalları, ne yıldırımlar,

Ne ürperten gök gürültüleri, kırabilmiş onun

Sımsıkı kapanmış evren kapısının

Sürgüsünü söküp atma gücünü.

Almış götürmüş onu anlayışının üstün gücü

Evrenin yalımlı korkunç çevresinden öteye,

Dolaşmış uzayın engin boşluğunu bilinçle,

Anlayışla, getirmiş oradan bize başarısını

Bilinenle bilinmeyen bilgilerin,

Serilmiş yere tümden boşinançlar.

Ezilmiş ayakların altında saçmalıklar;

Bu başarıdır yükselten bizi göklere değin.

Korkum var yine bu konuda, sanır mısın

Öğretmek istediğimin sana dinsizce bir öğreti

Olduğunu, seni bir kötü yola sürüklediğimi.

İnanır mısın buna? Bu saçmalıklardır doğuran

Birçok dinsizce kötülüğü, cana kıymayı hep.

Anımsa Aulis'te Diana Tapınağı'nda kanının

Döküldüğünü o suçsuz kızcağızın, savaşçıların,

Soylu Yunan komutanlarının çiçekleriyle süslenmiş

İphianassa'nın; ölüm kaplamış gençliğini kızın,

Görmesin diye toyunlar gizlemiş geceden bıçağı;

Görünce boşalmış gözyaşları, tutulmuş dili

Kızcağızın korkudan, bükülmüş dizleri,

Kapanmış yere. Ne işine yaramış bu yoksulun

"Kızını tanrılara adayan ilk kral"

Denmişse babasına. Yakalamış onu kimileri

Götürmüşler sunağa, kutlu törenler bitsin

Diye değil, mutlu bir üstünlük sağlasın

Diye tanrılar Yunan donanmasına, görklü

Hymene birlikleri bir adak için

Böyle iğrenç işler öğretmiş insanlara;

Bu saçmalıklar, bu boşinançlar,

Böylesini yapar ancak din kötülüğün.

Kaçar mısın bir gün, bilmem anlattığım

Bu korkunç olaylar yüzünden, bizden,

Nice düşlere kapıldıktan sonra dönmek

İster misin yeniden bu yaşama,

Korkmaz mısın yazgının ardınca gitmeden?

İnsanlar görseydi bittiğini bir gün

Tüm güçlüklerin, düşkünlüklerin, arar

Bulurdu yolunu karşı koymanın, kurtulmanın,

Gözdağı vermesinden, saçmalığından bilicilerin.

Nedendir ölümden sonra acı çekme korkusu,

Boşunadır bütün bu karşı koymalar, bilinmiyor

Tinin özü, bizimle mi, sonradan mı, önce mi

Girmiş gövdeye, dağılır mı ölünce bizimle,

Gider mi görmeye bataklıklarını, karanlıklarını

Orcius'un, yoksa başka gövdelere mi geçerler

Yazgıyla? Ennius'un dediği gibi türkülerde.

Getirmiş ölümsüz yapraklarla süslü çelengi,

Kişi soyu, Helicon'un tepesinden, parlatmış İtalya'yı.

Ennius diyor ölümsüz türkülerinde

Ne bizden bir nesne kalır, ne tinden,

Ne de Aceron'un cehennem ülkelerinden.

Silik görüntüler üstünedir onun bu sözleri

Ölümsüz Homeros'un başlamış alımlı görünüşünden

Dökmüş gözyaşlarını, nesnelerin özünden açmış

Böyle sözü, güneşin, ayın dönmesinden, olaylardan

Ne varsa dökmüş ortaya, türkülerinde. Anlamak

İçin, bizim usumuz, bütün yeryüzünde

Geçen olayları, canın, tinin yapısını,

Kuruluşunu, düşlerimizde sağlığımız bozulmuş

Gibi bize korku salan, titreten, kıvrandıran

Korkunç nesnelerin gerçekte ne olduğunu

İncelemek gerek gördüğümüz, duyduğumuz,

Toprağın kucakladığı ölü kemiklerini de,

Araştırmak gerekir bunları da. Anlıyorum güçlüğünü,

Karanlık düzenlerini Greklerin, yeni sözler

Bularak, Latin diliyle bunları anlatmanın,

Açık-seçik bir şiir içinde açıklamanın.

Bir yandan dilimizin yoksulluğu, geniş konular,

Erdem görkemi, yeni sorunlar, tatlı yoldaşlık

Bırakmıyor beni sessiz geceleri bekleyim,

Çekiyor beni katlanayım diye yorgunluklara,

Aydınlatmak için varlığın içyüzünü.

Hangi ışık düşmüş içine senin

Gidermek için bu korkuyu, yüreğinin

Karanlıklarını besleyen güçlüğü yıkmaya?

Gün, güneş ışığı değil bu besbelli,

Görmek gerek, açıklamak gerek evreni dosdoğru.

Yaratılamaz varolmayan bir nesne, yoktan,

Tanrı gücüyle, böyledir bizim görüşümüz,

Bağlamış bütün ölümlüleri kıskıvrak

Derin bir korku, yerde, gökte geçen olayların

Görülmeyen, bilinmeyen tüm nedenleri

Tanrıların elindedir, buyruğundadır diye.

Anlarsak yokluktan varlık yaratılamaz

Daha kolay bulunur aradığımız sonuç,

Biliriz olmadan tanrısal ettiler nasıl

Varolur gördüğümüz bütün nesneler.

Yokluktan çıksaydı varlıklar, tüm türler

Doğardı nesnelerden, gerekmezdi tohumlar,

İnsanlar çıkardı denizden, uçan pullu balıklar

Doğardı karadan, gökten uzun koyun sürüleri,

Tüm küçük diriler, yırtıcı yaratıklar dizi dizi.

Yerleşirdi çöllerde yaratıklar gelişigüzel,

Yaşanacak yerlerde oldum olası.

Belli yemişler olmazdı belli ağaçlarda,

Değişirdi düzeni yaratıkların, tüm nesnelerden

Çıkaydı tüm nesneler. olmadığından belli doğurgan,

Bilinmezdi kimsenin anası. Tohumundan türer nesne.

Böyledir yaratıkların oluşumu, öncedendir

İlkelerin özleri, yaratılamaz nesneler nesnelerden,

Hepsi belli bir türden, ayrı ayrıdır özleri

Tüm nesnelerin başkadır nedenleri.

Nedendir güllerin açtığı, buğdayın olgunlaştığı,

Nedendir bunları yaz başında görmemiz,

Yemişlerin belli bir evrede oluşu neden,

Neden tüm nesnelerin yaratıldığı toprakta

Güzün bağların oluşması, en güzel günde

Aydınlığa çıkması nedendir?

Yoktan varolsaydı belli günde

Tüm nesneler, gelince birden çağı

Dirilik veren doğanın yaratıklarını,

Ürünlerini ortaya koymasının yöntemi nedir?

Açalım sözü biraz daha; gerekmezdi nesnelerin

Büyümesinde özlerin birleşme dönemini beklemesi,

Yokluktan yaratılma gerçekse, birden delikanlı

Olurdu çocuklar, geçmeden ilk ergenlik çağı,

Büyümüş ağaçlar çıkardı yerden, oysa bellidir

Durum, ardarda olur, nesnelerden oluşan,

Belli bir özden doğar tüm nesneler, ayrıca,

Böyle sürer türlerin özelliği de, bilinen,

Bundandır nesnelerin geliştiğini, sürdüğünü

Bilmemiz kendi özleri gereğince, bağımsız.

Olmayınca yıllık yağmurlar, vermezdi toprak

Mutluluk sağlayan ürünleri bolundan, kalırdı

Besinsiz dirilerin soyu, yaşama gücü

Olmazdı. Sözleri kuran yazı dizileri gibi

İlkesiz varlık düşünülemez, bize kalırsa.

Neden yaratmamış doğa insanları yürüyerek

Geçsinler diye denizleri, büyük dağları da

Elleriyle savuracak, oynatacak güçte, neden

Birkaç kuşak boyu yaşamaz bir kişi, nedendir

Bir özden gelmeyişi tüm varlıkların?

Söylemek gerek yoktan varlık olmayacağını,

Tüm nesnelerin kendi özünden geldiğini,

Tatlı esintilerle serpilip geliştiğini.

Görüyoruz üstün geldiğini işlenmiş

Yerlerin işlenmemiş topraklardan daha,

Elle verimli duruma getirildiğini; topraktadır

İlk nesnel özler, orada bulunması gerekli.

Görüyoruz işlenmiş, ekilmiş bakımlı yerde

Dolgun yemişler veren özlerin bulunduğunu.

Emeksiz yetiştiği görülürdü daha iyilerin

Kendince, yoktan varolsaydı nesneler.

Bir bakıma doğrudur ilk varlığın yok etmeden

Nesneleri özlerine dönüştürdüğü bir bir.

Ölümlü olsa bütün bölümleri varlığın

Yiter gider, varolmazdı bir daha nesneler.

Ayırmak için bölümlerini, çözmek için

Düğümleri güce dayanmak gerekmezdi varlıkların,

Ölümsüz özlerden kurulmuştur nesnelerin, dıştan

Gelen, en ince boşluklarına değin giren

Bir basınçla dağılırlar, yeniden birleşirler,

Gizlemiş yaratan varlık bunları gözümüzden.

Geçen günlerin, göremediğimiz işleri yok etmek

İçin olsa, büsbütün yiter, yıkılır gider,

Kalmazdı tüm nesneler, gönderemezdi türlere,

Kuşaklara yaşatan ışığını Venüs, yetiştirmez,

Beslemezdi bunları becerikli toprak.

Nerede bulurdu denizler kaynak, nereden

Çıkardı suları uzaklardan gelen ırmaklar,

Nereden alırdı besini hava? Yokolurdu bitmeyen

Sürede ölümlü nesnelerden kurulu varlıklar,

Geçmişin bu gitmişliği içinde yeniden onarmak

İçin evreni, sonsuz, ölümsüz özlü nesnelerin

Bulunması gerekir, bu yüzden çevrilemez yokluğa

Varlık, özdeş nedenlerle bağlı birbirine

Bütün nesneler sonsuz bir özde. Yoksa ölüm

Olurdu en ufak dokunuşları özdeklerin

Birbirine, kurulmasalar ilksiz, sonsuz öğelerden,

Dağılır, kopar dokuları birbirinden; oysa sonsuz

Bir özden düzenlenmiştir bunlar, bağlıdır

Türlü düğümlerle birbirine tüm nesneler,

Sarsıncaya değin dokularını başka güçlü

Bir etken, bir oluş içinde kalırlar tümden.

Dönmez yokluğa varolan bir nesne, ayrılır

Yer kaplayan ilkelerine tüm varlıklar,

Sonra döner, yine bu dağılan nesnel ilkeler

Kendi aralarında birleşir. Bütün varlığın

Anası yerin kucağına Baba Aether'in gönderdiği

Yağmur yokolmuş görünür bir süre, yaratır oysa

Pırıl pırıl ürünü, yeşertir ağaç dallarını,

Büyür ağaçlar, eğilir yemişli dallar ağırca,

Soyumuz için, öteki soylar için oluşur

Bunlardan besinler, görürüz illeri dolduran

Çocukların çiçeklerce geliştiklerini, ormanda

Yapraklar arasında ötüşen yavru kuşları

Yaylımda yayılan, dinlenen koyunların yorgun

Gövdelerinde dolgun memelerinden süzülen

Ak sütleri içen, ot yiyemeyen, oynayan,

Sıçrayan, eğlenen körpecik kuzuları,

Yağmurdan oluşmuş tüm bu gördüklerimiz,

yokolmaz yokolmuş görünen, yokolmaz.

Yeni bir nesne doğurur yaratıcı varlık

Tükenenden, birinin ölümü ötekinin doğumudur.

--------------------

Varlığın İlkeleri, Boşluk - Öğeler

 

Göstereyim yoktan gelmediğini varlığın:

yokolmaz artık bir kez varolan, göremeyiz

Nesnelerin ilkelerini, budur seni yanıltan.

Anlatayım sana gerçek olduğunu görünmeyenin de.

Birtakım olaylar sayacağım: Önce korkunç

Çarpışlarıyla denizi döven, kocaman gemileri

Deviren, bulutları parçalayan, dağıtan yeller,

Yelçevrintileri geniş ovalarda dolaşan,

Sürükler devrilmiş büyük ağaçları, süpürür

Tepelerini yüksek dağların, alt üst eder

Ormanları sağnaklar, görünmeyen varlıklardır

Gürleyen, uğuldayan, homurdanan korkunç yeller,

Yerler toz duman, çalkanan denizler, boşanan sağnaklar,

Uzaklara savrulan bulutlar, yeller yüzünden.

Önce durgun görünür, sonra birden dağlardan

İnen yağmurlarla beslenen, orman yıkıntılarını

Silen süpüren, bütün ağaçları sürükleyen,

Azgın ırmaklar gibi taşan esen yeller,

Ne köprüler dayanır bu taşkınlara, ne yağmurdan

Kabaran ırmakların gücüne direnecek ayak kalır,

İşte bunlar gibi yıkar korkunç gümbürtülerle

Yeller kocaman yığınları, nasıl yıkarsa

Büyük sağnaklar önüne geleni. Ne çıkarsa

Karşısına yüklenir, devirir sürekli vuruşlarla,

Sarsar taşan bir ırmak gibi sürükler, sallar,

Götürür, yokeder, atar içine çevrintilerin,

Böyledir azgın sağnaklar, savuran kasırgalar.

Görünmeyen, yalnızca sezilen varlıklardır

Tüm esen yeller, yaptıkları işlerle,

Yer kaplayan nesnel özleriyle görünen

Büyük ırmaklarla yarışırlar. İşte böyledir

Görünmeyen, sessiz, değişik türde korkular da,

Görmeyiz burnumuza gelişini sezdiğimiz kokuyu,

Duyularımıza gelen sıcağı, soğuğu da,

Ne de işittiğimiz sesi görebiliriz, oysa

Bunlar, tümden, yer kaplayan nesnel varlıklar,

Bunlar olmasa çalışmazdı başka türlü duyular,

Dokunma, dokunulma gücü olmasa gövdemizin

Bilemezdik bunların bir tekini bile.

Sereriz giysileri dalgaların kırıldığı kıyılara

Islanırlar, kururlar sonra güneşte, oysa

Ne ıslaklığın yapısını görürüz, ne de

Sıcaklığın etkileyen özünü, besbelli

Çok ufacık öğelere bölünmüş, ayrılmış hepsi,

Bir yolu yoktur onları görmenin gözle.

Yıllar geçer aradan, aşınır parmakta yüzük,

Oyar bir oluktan damlayan su taşı geçen

Sürenin akışında, incelir toprağa sürünen

Kaskatı sapan demiri görünmeden evleklerde,

Böyle yıpranır kaldırımlar da yıllar boyu

Gelip geçenlerin ayakları altında...

Aşınmış, kapı tokmakları biz görmeden, gizlice,

Sık sık tapınaklara gelenlerin sağ elleriyle

Dokunmadan, yıpranmış gördüğümüz nesneler, kırılıp

Dökülmüş böyle sürtünmekle, dokunmakla, dağılmış.

Gizler bizden bu olayları doğa, göstermez,

Sonradan, ana varlık ayırır bu nesneleri bölümlere,

Birleştirir uyarınca, yaratır yeniden, düzenler,

Yetmez gözümüzün gücü bunları görmeye.

Ne yaşam gücü tükenir, eksilir bu nesnelerin

Ne yaşlanma, kocalma söz konusudur onlarda,

Ne tuz tükenir, ne kayalar biter denizlerde,

Anlaşılmaz bu oluşumlar kısa sürede, doğada

Birleşemez nesneler, boşluklar var arada, evrende,

Uygundur bunların bilinmesi, yanılmayı düşünme

Sürekli bir araştırmada, varlık bütünü yolunda,

Kuşku duymayasın açıklamamızdan, görüşümüzden.

Boşluklar vardır nesnelerin içinde, el değmemiş,

Gözler görmemiş bilesin, yoksa bir kımıldama bile

Olamazdı bu nesnel varlıklarda, bu yüzdendir

Tüm nesnelerin devinmesi, birtakım işler görmesi,

Birbirinin yanında, devinmeden kalırdı hepsi

Boşluk olmasa, engellerdi birbirini nesneler,

Bir neden kalmazdı devinmeye, yer değiştirmeye,

Görürüz denizleri, karaları, göklerin yükselişini,

Daha birçok nesnenin türlü durumlarda, biçimlerde

Devindiğini görürüz açıkça, boşluk olmasa

Devinme de olmazdı nesnelerde, kendiliğinden,

Kuşaklar bile varolmazdı, kalırdı kaskatı

Olduğu yerde nesneler, kımıldamadan.

Düşünülse bile dolu nesnelerin varlığı

Kolay olmaz bunları varlıklarda görmek, anlamak

Kayalardan, oyuklardan, yarıklardan sızan suların

Besin verir ıslaklığı dökülen bol damlalarla

Diri varlıklara kendiliğinden, gelişir böylece

Ormanlar günden güne bolluk yağar ortalığa,

Kaynaklardan çıkan besleyici özler dağılır

Bütün dallara yayılır kökler aracılığıyla.

Sesler çıkar dalgalardan, kapı sürgülerinden

Evlerin, gıcırtılar gelir, katılık verir

Kemiklere soğuk, olmasaydı boşluk olmazdı

Bunlar da, görülmezdi karşılıklı dönüşme nesnelerde,

Bir olay doğmazdı boşluğun olmayışı yüzünden.

Nedendir gördüğümüz eşit büyüklükte nesnelerin

Birbirinden ağır geldiğini? Yoksa eşit olurdu

Bir yün yumağıyla kurşunun ağırlığı eş boyutlarda,

Basınç eşit olsaydı bütün nesnelerde. Ne denli

Düşse de somut nesneler, yine boşluklar vardır

İçlerinde, bundandır yeğnikliği büyük olanın,

Daha büyüktür içerdiği boşluklar, budur neden.

Daha ağırdır içinde daha küçük boşluk olan

Nesneler, budur anlatmak istediğim kolayca,

Bundandır nesnelerde boşluklar dememiz de,

Gerçekten ayırmasın seni diye, bu konuda

Çürütmem gerekir başkalarının düşüncelerini.

Onlar, pullu balıkların su dolar arkadan boşluklarına

İtilir ileri, yer değiştirip diyorlar, buymuş devinme,

Sularla çarpışarak, yüzmenin nedeni suda,

Böyle değiştirmiş yerleri, dolu olmalarına karşın,

Aralarında, yanlış olsa gerektir bu açıklama,

Nasıl ilerlerdi yüzücüler, nasıl değiştirirlerdi

Yerlerini bir kez, boşluk olmasa suların özünde?

Geriye çekildikçe sular, boşluk nedeniyle,

İlerler öne doğru balıklar, ya kendiliğinden

Devinir nesneler, ya da içlerinde boşluk var

Benimsemek gerek bu görüşü, başka türlü değil

Devinmenin açıklanışı, başlaması bile.

Önce çarpışır, sonra ayrılır iki nesne

Birbirinden, soluk dolar gereğince aralarına,

Açılan boşluğa, çok hızlı devindiğinden dolayı

Akar gibidir yel, doldurur ortalığı baştan başa

Birden, işte bu yüzdendir hızla doldurması

Havanın boşalan bir yeri, açılan boşluğu da.

Söylemek yanlıştır bu konuda, nesnelerin

Birbirinden ayrılması, bütün öteki olaylar

Yoğunlaşması, katılaşması yüzündendir havanın,

Oysa yanlıştır bu düşünce, gerçekte böyle değil

Boşluğun oluşu, yine o soluktur boşalan yeri

Dolduran, oysa yanlıştır havanın böyle

Katılaştığını öne sürmek, bir boşluğun

Bulunmadığını söylemek. Nesnelerin birleşmesi,

Çekilmesi, açılıp kavuşması düşünülse bile

Devinmede kaçınılmazdır nesnelerin içlerinde

Bir boşluğun bulunması, devinmeyi sağlaması.

Göstermem gerek sana bu konuda birçok kanıt,

Bunlarla kazanırım güvenini senin,

Yeter anlayabilmen için gerçeği,

Şu birkaç çizgi bile sana bolca:

Dağbaşında birini kovalayan köpekler,

Bulurlar koklayarak yapraklar arasında

Burunlarıyla en kesin izleri şaşmadan, sen de

Görürsün ötekilerden ayrı bütün nesnelerin

İçinde saklı, görünmeyen işleri, burada,

Kavrarsın onların özünü, bulursun gerçeği.

Yavaşlarsa çalışman, bıkarsın konudan, o gün

Bunu sererim gözlerinin önüne yeniden Memmius:

Yudum yudum içmek için yaklaşıyorum kaynaklara,

Bu bilgilerden zenginleşecek benim dilim,

Korkuyorum yaşlılığım yüzünden bozulacak

Diye bu derli toplu düzen. Çözülmesin sürgüsü

Yaşadığımız kapının, duyacaksın tüm şiirlerimde

Gösterilen kanıtların çokluğunu bu konuda,

Dönelim bir daha eski sözümüze, burada:

İki kaynağı vardır tüm varlığın, nesnelerin,

Biri boşluk, öteki kurucu öğe, ilke denen,

Bunların içinde gelişir, devinir varlık, yeter

Sağduyu anlamak için nesnelerin oluş ilkelerini,

Hepsinin kurucu, bütünleyen özlerini.

Bilinmeyen olayların kavranmasında, bulamayız

Daha sağlam bir ilke anlığımız için.

Olmasaydı boşluk denen uzay, bir yer bulamazdı

Nesneler, olanak kalmazdı gidip gelmeye,

Sevinmeye, biraz önce açıkladığımız gibi

Sana bu konuda, Üçüncü bir ilkenin

Söylenemez bulunduğu varlık için,

Yalnız boşluk, bir de somut nesneler var,

Başka bir varlık olsaydı, gerekirdi onun da

Ya daha büyük, ya daha küçük olması, görülür

Yumuşak ya da katı bir dokunma sonunda

Yer kaplayan nesnelerin tüm düzeninde

Bir gelişmenin sürüp gittiği boyuna,

Dokunma olmadan nesnenin bir bölümünde

Ne bir değişme gerçekleşir, ne dönüşme,

Bu yüzden, bu doldurulmamış yere gerekir

Boşluk adını vermemiz düşünce dizgemizde.

Hangi nedenle olursa olsun varlığın başka

Varlıklara karşı ya etkileyen, ya da

Etkilenen bir özelliği vardır, kesin, olamaz

Somut varlık olmadan etkileme, etkilenme.

Olmadan boşluk, bağımsız devinme olmaz uzay,

Bundandır boşlukla öğeler dışında bir ilkenin

Bulunmadığı nesnel varlık düzeninde. Güvenilmez

Salt düşünmekle duyulara gelmeyen varlığa.

Tüm nesneler bu iki bağdaşık ilkeden çıkar,

Yoktur bunların dışında bir olay, bir kural,

Göremeyiz yok edici, ayırıcı başka bir ilke,

Bu yüzdendir taşın ağırlığı, suda akıcılık.

Somut nesnelerde saklıdır dokunma gücü,

Boşluk dediğimiz ilkede değil. Tutsaklık,

Bağımsızlık, yoksulluk, varsıllık, varolan,

yokolan, bir de bütün değişmeler olamaz

Nesnelerin kurucu öğeleri olmadan, böyledir

Alıştığımız, doğru dediğimiz tüm olaylar.

Zaman kendince bir varlık değildir gerçekte.

Nesnelerden gelir duyumlarımız, unutmalarımız,

Gelir, çarpar duyularımız ne varsa, sonradan

Kavranamaz duyularla zaman, nesnelerin oluşumu,

Davranış türleri anlaşılmadan, olamaz süre,

Savaşı gerekli kılmış Troyalılar için bakılırsa

Söylentilere kaçırılan Melena'nın kurtarılması,

Gerçekten bunlar olmasaydı, bilinemezdi

İnsan soyunca bu olay bize göre, getirilemez

Geçen günler bir daha geri, bir kez olmuş

Bitmiş olaylar, ne olayların geçtiği söylenen

Yerler, ne geçen günler döner bir daha geri.

İlk yer kaplayıcı öz bulunmazsa nesnelerde

Ne yer olur, ne bütün olayların geçtiği uzay,

Ne güzel Helena'nın sevgi ateşi, günün birinde

Tutuştururdu Frigyalı Aleksander'in gönlünü,

Ne dillerde söylenen, yürekler doğrayan

Savaşlar olurdu, ne kaleler yakılır, yıkılır,

Ne tahta atla Grekler girerdi gece Troya'ya,

Anlarsın bütün bunlardan, geçen olaylardan

Kendiliğinden doğmadığını öğelerin oluşumu gibi.

Boşluğun bile sözü edilmez bu konuda, birçok

Olayın ortaya çıkışında etkindir kurucu öğeler,

Onları kapsayan uzay. Nesnelerin kurucu özleri

Somuttur, bunlar birleşir kendi aralarında

Bağdaşır nesnel ilkeler denen kurucu öğeler.

Çok dayanıklıdır, sıkıdır bu kurucu öğeler,

İlközler dediğimiz, giremez içlerine başka

Bir nesne dıştan, bölünmezler, bağlı birbirine,

Güçtür inanmak buna gerçekten, hangi nesnelerde

Özüne girilmez öğelerin bulunduğuna, güçtür.

Yıldırım düşer, girer evlerin çatılarına, gökten,

Bir gürültü kopar, bir ses, akkor oluşu gibi

Demirin ocakta, kızgın buğularla dolar uzay,

Dağılır kayalar, yıldırım sıcaklığından, erir

Altın, akar madenlerin özü buzlar gibi.

İşler sıcaklık gümüşe, yüreğe değin soğuk.

Duyarız sıcağı, soğuğu sağ elle tutunca yukardan

İçine su dökülen kabı, çok görülmüş evrende

Özüne girilemeyen nesnelerin varlığı, bundandır

Nesnelerin özüyle uğraşmam, dinle birkaç dizeyle

Neler anlatacağım sana; sonsuzca kalan vardır,

Gerçek bu, somut varlıklar, dayanıklı, bunlardır

Kurucu özler, onlardır evrende tüm oluşların

Nedeni. Öğeler, içinde nesnelerin devindiği boş uzay

Varlığın iki kurucu öğesidir, gerçekten.

Bilindiği gibi büsbütün değişiktir evren,

Bozulmadan, dağılmadan tüm kurucu öğelerin

Kendiliğinden saklandığı, kaldığı bir yerdir.

Uzayın yayıldığı boşluk denen alanda

Bulunmaz bir nesne, nesnelerin olduğu

Yerde de bir boşluk olmaz, düşünülemez bu.

Bundandır kurucu öğelerde boşluğun olmadığı.

Bütün varlıklarda gerekli boşluk, sıkı kurucu

Öğeleri de kuşatır boşluk, ancak görülemez

Gizli, çevreyi kaplayan, sıkı, somut öğeler

Düşünülse de, saptanamaz bu. Ancak kurucu ilkedir

Nesnelerle boşluğu bağdaştıran, uyum sağlayan güç.

En sıkı, en katı öğelerden kuruludur

Varlığı oluşturan nesnel ilke, yalnız

Odur ölümsüz, dağılır, ayrışır öteki nesneler.

Olmasaydı uzayı oluşturan engin boşluk

Düzen kurulmazdı tüm nesnelerde, yer kaplayan

Tüm evreni dolduran değişik varlıklarda, ıssız.

Böyledir nesneyle boşluk, ayrı, türlü düzende,

Yoksa ne doluluk, ne boşluk kendiliğinden,

Birçok özgün yapılı nesneler vardır şimdi

Boş uzayı dolusundan ayıran, düzeni sağlayan,

Bunlar dağılmaz dıştan gelen vuruşlarla, yalnız

İçten gelen başka bir itkidir bu sağlam

Öğeleri dağıtan, sarsan, parçalara ayıran,

Yukarda kısaca gösterdiğim gibi, apaçık.

Ne bükülme görülür boşluğun olmadığı yerde,

Ne kırılma, ikiye ayrılma, ne bölünme.

Ne derinden derine işleyen soğuklar olur,

Ne de bulduğunu yakan, yüreğe inen ateş, sıcaklık,

Boşluktan kopan nesne ne denli işlerse öze,

Derine, o denli kolay olur güçlerin basıncı.

Böyle öğrettiğim gibidir sana tüm ilkeler,

Sımsıkı, boşluksuz, bu nitelikler onları sonsuz

Kılan, olmasaydı evrende sonsuz bir ilke,

Çoktan yokolurdu tüm nesneler, yiterdi,

Sonra yeniden doğardı gördüğümüz ne varsa.

Gösterdiğim gibi önceden, yokluktan yokluk çıkar.

yokolmaz varolan bir nesne bir daha, bundandır

Tüm kurucu ilkelerin ölümsüz, sonsuz oluşu.

Ayrılır birbirinden günü gelince öğeler,

Yenilemek, yeniden kurmak için anavarlığı.

Sıkıdır, sağlamdır kurucu öğeler, bundandır

Hepsinin sonsuzca kalışı, olmazdı başka türlü,

Yaratılmazdı, sonsuzluk içinde, yeni nesneler.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...