Jump to content

Tesadüfen Ya da Şans Demek.


Guest waterlily
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Tesadüf: Rast gelme, bir şey kendiliğinden olma, tedbirsiz meydana gelme gibi anlamlara gelmektedir. Bunlardan yaratıcıyı inkar ederek kendiliğinden olma anlamında kullanılırsa elbette şirk olur.

 

Ancak islam toplumunda müslümanların kullandığı anlamda asla şirk olmaz. İnsanlar bunu, habersiz, düşünmeden karşılaştım anlamında kullanıyor. Yani Allahın bilmesine aykırı olarak değil, kişilerin anlaşma ve düşünce alanına göre tesadüf denildiğinden şirk değildir. Bununla beraber yanlış anlamaya meydan vermemek için tevafuk kelimesini kullanmak daha iyi olur.

 

Tevafuk: Bir birine uygunluk, muvafık oluş, Nizamlanmış biçimde bir birine uygun olmak.

 

Günlük hayatta tesadüf kelimesini çok kullanmamıza rağmen, gerçekte tesadüf yoktur, tevafuk vardır. Yaratılışta ve devam eden hadiselerdeki pek çok noktadaki benzerlikler tesadüf değil, tevafuktur.

 

Cenâb-ı Hak şu muazzam kâinatı yaratırken, hem yaratıcının tek olduğunu göstermek, hem de kâinattan daha iyi istifade edilmesini sağlamak için bir çok tevafuklarla yaratmıştır.

 

Meselâ, atom ile güneş sisteminin birbirine bir tevafuku ve benzerliği vardır. Modelleri birbirine benzer. Atomun ortasında çekirdek etrafında da elektronlar döner. Güneş sistemi de aynı şekildedir. Ortada güneş, etrafında da gezegenler döner. Misaller çoğaltılabilir.

 

Âlemlerin Rabbi ibda ve ihtira sanatını yani icadını göstermek için her iki sistemde de detayda pek çok harika farklılıklar yaratmıştır. Fakat ilminde sonsuz modeller olmasına rağmen ikisinde de, aynı modeli kullanmıştır. Bunun birinci sebebi elbette tevhid mührüdür. Bu tevafuk zerreyi ve güneş sistemini yaratanın Allah olduğunun ve şirkin müdahalesinin imkânsız olduğunun ilânıdır.

 

İkinci bir husus ise bu tevafuk biz insanlara bir kolaylıktır. Güneş sistemini bilen bir ilim adamı, atomu incelerken, ister inançlı olsun ister olmasın, peşinen zihnindeki model ile atomu ve elektronları inceleyecektir. Model ve tevafuktan istifade ile yapılan bu tarz çalışmalar bilim dünyasına çok şeyler kazandırmıştır.

 

Yine el ve ayak parmaklarının ve diğer uzuvlarının birbirine tevafuku da kâinattaki tevafuklardan birisidir. Aslında Cenâb-ı Hak, Hz. Âdem'i on parmaklı yaratarak, matematiği de yaratmıştır. On sahifelik de bir talimat vermiştir. Parmak sayısı sayesinde tüm medeniyetler birbirinden haberli habersiz onlu sayı sistemini kullanmıştır.

 

Yine insan vücudunun veya çiçeklerin ve meyvelerin ve diğer mahlûkatın simetrik olması da, güzellik ve estetikteki Cenâb-ı Hakkın hakimiyetinin ve isimlerinin tecellisinin bir göstergesidir.

 

Yine heykeltıraşların ve ressamların sanatlarının icrasında asırlardır kullandığı altın oranlar, Cenâb-ı Hakkın adl ve hakem isminin birer tecellileridir. Bu tevafuklar eski çağların ilim adamları ve filozofları tarafından da biliniyordu. Bunu fark eden geometrinin kurucularından biri 'Allah daima geometri kullanır' demiştir.

 

Gerçekten kâinata bu gözle bakılırsa, yüzümüzde, gözümüzde; ağaçta, meyvede; atomda, güneşte; ve yörüngelerinde velhasıl kâinatın tamamında gizli bir pergel ve cetvelin ve diğer geometri aletlerinin sürekli çalıştığını fark ederiz. Zaten Kur'ân-ı Kerim'deki bir çok ayette de, Cenâb-ı Hak 'Biz her şeyi ölçüyle yarattık' demektedir.

Zerreleri ve güneşleri başıboş ve ölçüsüz bırakmayan âlemlerin Rabbi, elbette insanların tüm fiillerini de kontrol etmekte ve amelleri, zerrelerde gösterdiği aynı hassas ölçülerle, hesap gününde değerlendirecektir. Yani dünyadaki matematik, ahiretteki matematiğin bir göstergesidir.

 

2- 'Halk arasında 'Şansım yâver gitti', 'Şans bana güldü', 'Şansım yardım etti', 'Şanslı olarak dünyaya gelmişim' gibi tâbirler müsbet mânâda, işi yolunda olan, aksiliklerle karşılaşmayan kimseler tarafından; 'izde şans mı var', 'Şanssızın biriyim', 'Şansım olsaydı bu hale düşmezdim' gibi sözler de menfi mânâda sık sık tersliklerle karşılaşan, hayatını tesadüflere bağlayan kimselerce kullanılır. Toplum içinde de 'şans' kelimesi daha çok kumar, piyango, toto gibi çevre ve kuruluşlarca tekrar edilir. 'Şansınızı deneyin', 'iyi şanslar' bunun için tekrarlanır.

 

'Şans' müsbete kullanıldığı halde, daha çok 'menfî' için kullanılır. 'Şans'a güvenen, ümit bağlayan kişinin nasıl bir düşünce ve psikoloji içinde bulunduğu şans mefhumunun mahiyetini anlatmaya kâfidir. 'Şans'la iş görmeye başlayan insan kendisini boşlukta hisseder, tesadüflere inanır, sabah-akşam kalbini, ruhunu, hattâ hayatını bir stres, bir heyecan, bir telâş içinde bırakır. İstediği olmaz, arzu ettiği netice çıkmazsa huzursuz olur,sıkıntıya kapılır, morali bozulur, günlerce o hâlin ezikliğinden kendisini kurtaramaz.

Bu durumdaki bir insan kendisini neden bu derece 'şans'a kaptırmıştır? Sebebi gayet açıktır. Anne sütünden mahrum olan çocuk nasıl yalancı naylon memeye sarılırsa; bu kişi de 'kader, tevekkül, kısmete rıza' gibi gerçek dayanak noktalarını bilemediği, göremediği için 'şans' gibi mevhum, belirsiz, boş bir yere dayanmıştır.

 

Halbuki İslâmiyet insanları hiç boşlukta bırakmamıştır. Onların boş şeylere, mahiyeti meçhul dşüncelere kapılmasına müsaade etmemiş, meydan vermemiştir.

 

İslâmda 'şans, talih' gibi sözlerin yeri yoktur. Dinimizde 'kader vardır, tevekkül vardır, Allah'ın gelene rıza vardır.' Bunun da kaynağı îmandır. Mü'min, Allah'a îman eder, kadere boyun eğer, hâdiseler karşısında bocalamaktan kurtulur, ne ile karşılaşırsa karşılaşsın îmanın kuvveti ve nuru ile onları aşar. '^İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder' sözünden de anlaşılacağı gibi îman eden insan tek güç ve kudret sahibi olarak allah'ı 'bir' bilir. Ona teslim olur. Ona tevekkül eder, sırtını o kudrete dayar; neticede de iki dünya mutluluğuna kavuşur.

 

İmanlı insan güçlüdür, 'kâinata meydan okuyabilecek' bir cesârete sahiptir. Kendisini yoktan var eden, dünya gibi yaşayacağı bir âlem hazırlayanp hayat, sıhhat, huzur gibi madde ile ölçülemeyecek nimetler ihsan eden, sâdece dünyayı değil, güneşi, milyarlarca yıldızı, kâinatı elinde tutan bir Rabbinin olduğuna inanır. Yaratıcısının kendisini boş yere yaratmadığını bildiği gibi, boşlukta bırakıp bir â��tesadüfâ�� oyuncağı halinde bırakmadığını da bilir. Dünyaya ilk göz açtığından, hayata gözlerini kapayıncaya kadar geçen ömür, dakika ve saniyelerinin Allah tarafından bilindiği, programlandığı ve tespit edildiği inancını taşır. Bununiçin tesadüfe inanmaz, bel bağlamaz, ona dünyasında yer vermez. Başına iyi de gelse, kötü de gelse Allah'ın bilgisi altında olduğunu idrak eder. Hep gayreteni harcar, bütün vesile ve sebeplere başvurur; sonunda kendisini, kendisinden daha iyi bilen ve düşünün Yaratıcısına tevekkül eder, neticeyi ondan bekler. İlâhî programda (kaderde) ne varsa onun tecellisine razı olur.

 

Fakat, tevekkül etmeyip, 'tesâdüf' ve 'şans' içinde çırpınan insan öyle mi? O, ya elinden geleni yapmaz, hiçbir güç sarfetmez veya bunları yapsa bile bir Kudrete dayanmaz; neticede ne olur? 'Kâinatın dilenciliğinden', yâni herşeye, her gördüğüne el, avuç açmaktan, güç farz ettii şeyler karşısında acze düşmekten, 'hâhideseler karşısında titremekten', 'hodfuruşluktan', yani kendisinde birşeyler tevehhüm etmekten, 'maskaralıktan', 'şekavet-i ebediyeden', yani ebedî hayatı kaybetmekten 'tazyikat-ı dünyeviyye hapsinden' kurtulamaz.1

 

İşte tevekkül, Allah'a güvenme ve ondan gelene rıza gösterme gibi duyguları zayıf olan kimseler şansa, yıldızlara, burçlara, talih gibi lüzumsuz, mânâsız ve boş şeylere bel bağlar, 'yıldızı düşükmüş', 'yıldızı yüksekmiş' gibi bâtıl inançlara saplanır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İşte tevekkül, Allah'a güvenme ve ondan gelene rıza gösterme gibi duyguları zayıf olan kimseler şansa, yıldızlara, burçlara, talih gibi lüzumsuz, mânâsız ve boş şeylere bel bağlar, 'yıldızı düşükmüş', 'yıldızı yüksekmiş' gibi bâtıl inançlara saplanır.

 

çok dogru.:clapping:

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

bir insanın şanssızlığına üzülmesinin nedeni. bu bilgilerden habersiz olmasıdır.

şans değil kısmet, Allah ne dilerse o olur.ona tevekkül etmek en güzel tesellidir.

 

gerçekten çok yararlı bir çalışma. teşekkür ederim waterlily

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

(İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder' sözünden de anlaşılacağı gibi îman eden insan tek güç ve kudret sahibi olarak allah'ı 'bir' bilir. Ona teslim olur. Ona tevekkül eder, sırtını o kudrete dayar; neticede de iki dünya mutluluğuna kavuşur.)

 

Teşekkürler canımcım...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Dilimizde kullandığımız birçok kelime vardır ki manasını kesinlikle bildiğimizden kullanıyor değiliz.

Kimi kelimeleri aslında ifade ettiği mananın aksine bir niyetle kullanmaktayız. Sözünü edeceğimiz tesadüf kelimesi de bunlardın biridir. Tesadüfte şuursuzluk, hesapsızlık ve başıboşluk vardır.

''Şu hadise tesadüfen şöyle oldu, bu hadise tesadüfen böyle oldu'' gibi... Bunu söyleyen zata sorsanız:

-Siz kainatta başıboşluk olduğunu kabul edebiliyor musunuz? Hadiseler, vak'alar başıboşluktan mı zuhur ediyor, yoksa hepsinde ince bir hikmet, kesin bir maksat mı vardır? Muhatabımız hemen diyecektir ki:

-Asla, kainatta başıboşluk yoktur. Her hadisenin altında bilmediğimiz nice hikmet ve maslahatlar vardır.

-Öyle ise hikmetsizlik ve başıboşluk manasına gelen tesadüfü neden kullanıyorsunuz?

-Canım ne bileyim herkes kullanıyor, ben de kullanıyorum. Alışmışız da bir defa...

Bir ayeti kerime bizlere ışık tutuyor: ''Denizde, karada ne cereyan ediyorsa, Allah'ın ilmi dahilinde cereyan ediyor. Bir yaprak düşmez ki Allah'ın ilmi dahilinde olmasın!..'' Anşılan, tesadüfi sandığımız kainat hadiselerinin hiç birinde tesadüf yoktur. Bir yaprağın düşüşünde dahi. Ya ne vardır? Tevafuk...

Muvafık olmak, münasip düşerek cereyan etmek bir İlahi maksat, bir İlahi hikmet için cereyan etmiş olmak...

Bunun içindir ki kelimeleri yanlış manada kullanmak istemeyenler tesadüfü terk eder, tevafuku tercih ederler.

Tevafuken böyle oldu, tevafuken şöyle cereyan etti diyerek her hadisenin altında bir İlahi hikmet, Rabbani bir maksat ararlar. Yaratandan alakasını kesmek gibi bir dalgınlığa düşmezler.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İşte tevekkül, Allah'a güvenme ve ondan gelene rıza gösterme gibi duyguları zayıf olan kimseler şansa, yıldızlara, burçlara, talih gibi lüzumsuz, mânâsız ve boş şeylere bel bağlar, 'yıldızı düşükmüş', 'yıldızı yüksekmiş' gibi bâtıl inançlara saplanır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İmanlı insan güçlüdür, 'kâinata meydan okuyabilecek' bir cesârete sahiptir. Kendisini yoktan var eden, dünya gibi yaşayacağı bir âlem hazırlayanp hayat, sıhhat, huzur gibi madde ile ölçülemeyecek nimetler ihsan eden, sâdece dünyayı değil, güneşi, milyarlarca yıldızı, kâinatı elinde tutan bir Rabbinin olduğuna inanır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...