Jump to content

Hayatın İçinden


Guest eqinox
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Bir yerlerde zaman çabucak akıyor. Bazen hani hayat duruyor gibi olsa da, gerisinde kalmıyor insan.

Yaşam aynı seyrinde kaderimizin rotasında ilerlemeye devam ediyor. Geçmişe uzanıp baktığımda

çok uzun bir yol olduğunu görüyorum. Yakın zamana kadar o yolun başlangıcını görebiliyordum.

Şimdilerde ise araya giren ormanlar ve sapa yollar o başlangıcın izini çoktan örttüler. Ozaman da

geleceğinin belirsiz yolu boyunca düşe kalka yürümeyi göze alabilme endişesi başlıyor.

 

Hani derler ya "Nereden, nereye", bir zaman sonra insan sadece "Nereye?" diye kendine sormaya

başlıyor. Nereden geldiğinin fazla önemi kalmıyor aslında. Herzaman yaşamı bir bütün olarak

değerlendirmek en doğrusu bence. Ozaman geçmiş ve gelecek arasında köprü kurmak daha

kolay olabiliyor. Günü birlik yaşantılar, beraberinde yarına ait sıkıntıları da getirebiliyor. Uzun vadeli

planlar yapmak ise, bu lükse sahip insanların hakkı. Mutluluk kaynağının, başkalarını mutlu

edebilmek olduğunu çokdan çözmüş bir insanım. Bu okadar zamanımı almış ki, uzun yaşamımın

bir dönemecinde, yol kenarında oturup düşünme fırsatı buldum. Başkalarını mutlu edebilme

ilkesiyle yaşarken bana ne kaldı. Muhasebesini yaptığımda ise korkunç bir gerçeği de

görebilme zekasına sahip olduğumu anladım.

 

Bu süreci kabaca kafamda geriye sardığımda, şimdi bulunduğum noktadan sonrası için

sahici bir karar verebilme aşamasına da geldiğimi sanıyorum...

 

İyi bir çocuktum, etrafımdakiler benimle oyun oynamayı severlerdi.

Sonra biraz büyüdüm, öğretmenlerim karneme sürekli aynı şeyleri yazarlardı.

"Çok efendi ve ölçülü"

Belki de bu sözlerin diretmesiyle sürekli efendi ve ölçülü yaşamak zorunda kaldım.

Sonra delikanlı oldum. O yaşlarda yaşanması gereken herşeyi yaşadım.

Sevmek sevilmek, yaşamak ve yaşatmak. Ama hiçbir zaman aldatmayı

başaramadım. Mutlaka elime yüzüme bulaştırmışımdır.

 

Sonra asker oldum. Miğferine sığmayan bir asker olarak elimden geleni yaptım. Bazen

kahraman oldum, bazende başkalarının hayatları boyunca anlatabilcekleri bir anının

içinde kalakaldım.

Sonraları adam olmak için didinip durdum. Çalıştım ve çabaladım. Arkamda mutlaka

"dürüst ve çok iyi insan" imajı için mücadele ettim durdum.

 

Sonraları paranın beni asla satın alamayacağını, dünya üzerinde hiçbir taşınır veya

taşınmazın beni mutlu edemediğini belleğime kazıdım.

 

Adam olmayı başardığımda düşünmek için fazla zamanım olmamıştı. Rutin hayatımı

yaşarken, gündelik işlerin ve iyi olabilmenin huzuru içinde uyudum ve uyanabildim.

 

Ve hikayelerdeki gibi zaman su gibi akıp geçti..

 

Şimdi hayatın bir noktasında kendimi analiz edebiliyorum. Hatalarımla ve doğrularımla

kendimi karşıma alıp hesap sorabiliyorum. Karşıma aldığım insanı beğendiğimi

söyleyebilirim. Ama mutlaka eksikler de var, bunu inkar edemem..

 

Büyümenin en kötü yanı, farkında olabilmek bence. Herşeyin farkında olabiliyorsunuz.

Herşeyden haberiniz olabiliyor. Kimse sizden bir cümlesini bile saklayamıyor.

Hani insanların duygularını görebilseydik reklamında ki gibi rahatlıkla görebiliyorsunuz.

İnsanların kafaları üzerinde bir daire olduğunu farkedebiliyorsunuz. Ve sokaklarda

dolaşırken bilgi baloncuklarına bakarak insanların duygularını okuyabiliyorsunuz.

Bu çok büyük bir avantaj olmasına rağmen, beraberinde yük de getiriyor.

Ozaman küçücük beyninizin içinde kocaman bir uçan balonu da saklamak zorunda

kalabiliyorsunuz. Aklınız almamaya başladığında, bir yerden hava boşaltmak zorunda

kalabiliyorsunuz.

 

Şehrin bir ucunda sizin hakkınızda konuşulanlara bardak dayayıp dinlemek de cabası.

Ben tek başıma duyduklarımı ve gördüklerimi balonuma sığdıramaz ve hazmedezken

Allah'ın tüm canlıları görüp duyduğunu düşündüğümde, onun büyüklüğüne bir kez

daha hayran kalıyorum.

 

Kısacası hayatın yorumunu yol kenarında yaparken. Anlıyorum ki, sizin geçmişteki

film makaranız, geleceğe dair yeni senaryolarınız aslında kimsenin umurunda bile

değil. Zaten o her kimselerin kendi makaraları boyunlarına dolanmış, sizi düşünme

ve düşündürme zamanları bile kalmamış oluyor. Tıpkı evimizden misafiri ağırlayıp,

kapıyı arkasından kapattığımızda bir daha düşünmemek gibi birşey..

 

Şehrin sinek vızıltıları, çocuk ağlamaları, rüzgarın sesi, kulaklara fısıldanan nağmeler

ve binlercesi arasından, sizinle ilgili olanları kulaklıkla dinlediğinizde, işde ozaman

kırılma süreciniz başlıyor. Size göre hiç haketmediğiniz sözler ve davranışlar

başkalarının ağzında güncel yorumlar gibi basite alınabiliyor.

 

Birileri akşam haberleri sonrasında sizi yorumluyor..

 

Kendinizi başkalarının ağzından özgürce dinlediğinizde, "Gerçek Ben bu muyum?"

demekten kendinizi alamıyorsunuz.

 

Aynen öyle. Aslında insan çoğulun söylediği ve anlattığı gibi bir insandır. Hani sizin

kendi kendiniz ben buyum, şuyum, öyle süperim, öyle güzelim demenizin size

hiç bir faydası dokunmuyor. Siz aslında uzun zamandır kendinizi kandırıyorsunuz.

 

Hani geçmişten bulunduğunuz durağa kadar olan zamanda kendinizi ne çok

beğenirdiniz. Ne büyük insandınız siz. Siz size göre harikaydınız. Ama işin

aslı böyle değilmişi kabullenmeniz de bir okadar ağır oluyor.

 

Ya da;

Benim gibi oturduğunuz yerden kalkıp, üstünüzü başınızı silkelediğiniz de

bu anlamsız yolculuğa devam etmeden önce, yerde oturmakta olan

sizsiz yavan bedeninizin ellerinden tutarak, "Hadi yola devam" demekten

başka çarenizde kalmıyor.

 

Kendinizi kendinizle arkadaş edinerek ilerlerken, ona Hoca Nasrettin

fıkralarıyla biraz gülümseme katmaya, ondan gelen her güzel bakışa

"Hadi bir tane de sen anlat" demek yaşamanın ta kendisi oluyor.

 

Bu saatten sonra, şehrin kaldırımlarında yürürken, rotanızı bulmanız

çok kolaylaşıyor. Sevdiklerinizden uzaklaştıkça, çekimin hafiflediğini

ruhsal ve duygusal haberleşmenin zayıfladığını, bazen de kapsam

dışına çıktığınızı anlamanız içten bile değil.

 

Sabahın erken saatlerinde şehirlerarası yolculuklarda kendimini arabamın

sağ koltuğunda dikiz aynasından izlerken, arkamdan bir annenin

beddualarından kaçar gibi korkak ve çaresiz hissediyorum.

 

Gece yarıları sessizce ayak uçlarıma basarak gelebildiğim tüm şehirlerde

beni benden başka çeken bir şeyin varlığının çekimiyle uykuya dalıyorum..

 

Rüyalarım ikiye bölünüyor. Bir parçasında üşüyorum, diğerinde ise

üşütüyorum..

 

Sonra bir ara uyanıyorum, sokak lambasının sızan ışığında bir sesle

irkiliyorum. Ayaklarımı bağdaş kurup boş boş düşünüyorum ve düşüyorum..

 

 

Taa ki yeniden uyanana, belki de uyanmayana kadar...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

başkalarını mutlu edebilmek çok güzel bir duygu..benimde hayat felsefem diyebilirdim...

ama hayatın muhasebesini sanırım sizden önce yaptım..

o mutlu ederek mutlu olduğumuz insanlar üzerinde acaba nasıl bir etki bıraktık?

yarın onlarda bizim için bazı fedakarlıklarda bulunurlarmı bir tebessüm etmemiz için..

yoksa onlar bizden daha mı zeki hayatı anlamakta...

bencil olmak lazım .bu dünya vermekten ziyade alarak mutlu olanların dünyası...

vererek mutlu olanlar da ise yarın dönüp baktıklarında ,ya da bir gün ihtiyacı olduğunda,verecek bir şeyi kalmadığında sadece yaptıkları hayatın içindeki zamandan bir anı elinde olan.....

bilmiyorum yapabilirmiyim bu saatten sonra ama bencil olacağım artık.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

bilgenin hikayesini hepiniz biliyorsunuz. mutluluğun sırrı elinizdeki bir kaşık yağı dökmeden hayatın bütün güzelliklerinin farkına varabilmek. Ve hayatı kendiniz için yaşayabilmek.Verme endeksli olduğunuzda da bir gün bunların karşılığını toplayacağınızı düşünmemek yani vererek mutlu olmak. Ve toplum merkezli yaşamamak. toplum hep sizi konuşmuyor. sizi iki gün konuşup yarın başka biriyle uğraşmaya geçiyor. önemli olan insanın kendi kendine yetebilmesi. ve kendi doğruları. Kendi içindeki mutlu, huzurlu dingin yeri bulabilmek. yaptığınız ne olursa olsun yaptığınız işe inanıyorsanız zaman sizi mutlaka uzun vadede de olsa haklı çıkaracaktır. Zaten yaptığınız her işi inandığınız için yapın. Toplum ne deri düşünerek harcanan bir sürü hayat biliyorum ben. Biraz rahat bırakın kendinizi olmaz bi şey. O yüzden bizden çok sayıda ressam, yazar, tiyatrocu, sanat dalıyla uğraşan vss insanlar çıkmıyor. o kadar toplum kurallarıyla çevriliyiz ki kendi sesimizi duymuyoruz. Eqınox gibi belli bi yaşa gelmiş ve eğitimli, kültürlü birinin muhasebesinin sonunda bile hala toplum baskısından kurtulamadığını, hala toplum endeksli yaşandığını görmek beni üzdü.

Bırak eqınox toplum istediğini söylesin. Ve seslerin hepsini dinleme her insan kaldırabileceği kadar yük taşımalı :thumbsup:

Her insan toplumun istediği gibi değil de kendi olursa o toplum çok daha mutlu olacak..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

başkalarını mutlu edebilmek çok güzel bir duygu..benimde hayat felsefem diyebilirdim...

ama hayatın muhasebesini sanırım sizden önce yaptım..

o mutlu ederek mutlu olduğumuz insanlar üzerinde acaba nasıl bir etki bıraktık?

yarın onlarda bizim için bazı fedakarlıklarda bulunurlarmı bir tebessüm etmemiz için..

yoksa onlar bizden daha mı zeki hayatı anlamakta...

bencil olmak lazım .bu dünya vermekten ziyade alarak mutlu olanların dünyası...

vererek mutlu olanlar da ise yarın dönüp baktıklarında ,ya da bir gün ihtiyacı olduğunda,verecek bir şeyi kalmadığında sadece yaptıkları hayatın içindeki zamandan bir anı elinde olan.....

bilmiyorum yapabilirmiyim bu saatten sonra ama bencil olacağım artık.

 

 

hiç sanmıyorum bencil olabileceğini ...senin kalbinde var iyilik çünkü:thumbsup:

 

eginox emeğine sağlık çok güzeldi..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sevgili nnic, Zem; sizlere çok değer veriyorum. Şimdi; "Zem" senin yazını okudum ve gözyaşlarımı tutamadım. O kocaman yüreğinle bunları şimdiden görebilmen beni nasıl sevindir di tahmin bile edemezsin. ..

Teşekkür ederim eqınox o kadar içten akıcı , kurgusuz ve yaşadıklarını yazıyorsun ki. Okuyan seninle aynı şeyleri hissedebiliyor. Bu kadar güzel anlattığın için anlayıp yorum yapabiliyoruz zaten. O yüzden yazmadığın cümleleri de yakalayabiliyoruz.Hayatı paylaşmak için yolumuz buraya düşmedi mi zaten :thumbsup:

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

yaşamda her şeyin bir karşılığı olduğunu düşünüyorumm..

mutlulukta bunlardan birisi..

ekinox karşısındakileri mutlu ederek mutlu oluyor...burada bile bir beklenti bir amaç yatıyor..nedir o mutlu olmak..

fakat bazen öyle bir an geliyor ki insanın karşıya vereceği hiç bir şey kalmıyo.çünkü enerjisi kendine bile yetmiyor.

işte o anda kendisi gibi birini arıyor..ve malesef o kadar azızki bulmakta zorlanıyor..

ve o an muhasebe hesabı başlıyor.ben bunu yaptım,ben şunu yaptım,şu kişi şu durumdaydı bu duruma taşıdım v.s.

ve son soruyu soruyor..eeeeeeee nerde şimdi onlar?

gelecek ama o kadar çok değiliz:(

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

bana illa kitapları karıştırtacaksın nnic. eqinox çok güzel bir aşamaya gelmiş aslında hepimizin başta gelmesi gereken aşamaya. Vermekle sendeki enerji bitmez çoğalır. ama içinde karşındakinden beklentilerin varken verdiğinde karşılık alamayınca mutsuz olursun. Bu biraz karmaşık bir durum. aslında basit ama karmaşık. sen biraz yorulmuşsun sanırım ben biraz kitap karıştırayım senin için :)))Ancak senin aşamaya da iyi niyetli insanlar gelir onu da söyliyim. Keşke herkes senin şimdiki çalkantılarının içine girebilse dünya ne güzel olurdu :)))

Sana beni çok etkileyen bir hikayeyi buldum nnic umarım biraz işine yarar

MUTLULUĞU ARAYAN KIZ

Mona küçük yaşta öksüz kalmıştır. Günleri üzüntü içinde geçmektedir. Bir gün yanlız başına yürürken, dikenli bir çalılıktan kurtulmaya çalışan bir kelebek görür. Onu tutsak olduğu yerden kurtarır. Mona'nın yardımıyla özgürlüğüne kavuşan kelebek güzel bir periye dönüşür.

"İyiliğin karşılığı olarak " der güzel peri, "Bir dileğini yerine getireceğim" Mona bir an düşünür ve nazikçe " mutlu olmak istiyorum " der. Peri, Mona'ya doğru eğilir, kulağına bir şeyler fısıldar ve uçup gider.

Küçük kız büyür, güzel bir kadın olur. yıllar geçer, Mona yaşlanır. Çocukluğunun mutsuzluğunu, periye rastladığı ve yardım ettiği yerde bırakmıştır. O andan itibaren yaşamı büyük mutlulukla geçmiştir. Yaşamının sonuna yaklaşırken, dostları ve hayranları bu olağanüstü kadını teselli etmeye ve onunla vedalaşmaya gelirler.

Mona'nın arkadaşlarına son armağanı, periyle karşılaşma öyküsüdür. Perinin kulağına fısıldadığı sözcükleri onlarla paylaşır. Konuşurken, bir ömür boyu perinin mesajının değerini bilmenin sevinciyle gözleri ışıldamaktadır: "Ne kadar güven içinde görünürse görünsün, yaşlı veya genç, zengin veya yoksul, herkesin sana gereksinimi vardır"

Mona buna inandığı için, kendini amaçlı yaşamaya adamıştı. Mutluluk, amacı başarıyla izlemenin ve gerçekleştirmenin bir yan ürünüdür. Mona'nın amacının enginliği, ona yaşamak için bir nedenle birlikte uzun ve mutlu bir ömür vermişti.

Sevgi bizim özümüzde nnic. Ayrıca şunu da unutma kimse biz izin vermediğimiz takdirde bizi incitemez. bilinçli ya da bilinçsiz başımıza gelenlere biz izin veriyoruz.Ve herkesin mutlaka birbirine gereksinimi vardır. Herşey paylaştıkça çoğalır ve güzelleşir. Ama tabi hepimiz zaman zaman kendimizle çeşitli sorgulamalar içine giriyoruz:)))

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Siz ikiniz' le gurur duyuyorum. Siz gibi insanların varlığı beni mutlu ediyor. Çabalarım boşa değil miş. Bir gün hayatta o "değer li" dediğim insanlara burada rastlamak için yürüdüğüm zaman denizine değermiş meğer..

Yürekten teşekürler...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • -"Hayatın İçinden,

      "Ne yana dönersen vechullah karşındadır" şeklindeki Kur'an uyarısı, insan olmanın farkındalığını ortaya koyma açısından fevkalâde dikkât çekicidir. Mevlâna da buna paralel bir şekilde, ona verilen kıymeti bakın nasıl dile getirmiş:“Ey Allah kitabının örneği insanoğlu! Ey şahlık güzelliğinin aynası mutlu varlık! Her şey sensin. Âlemde ne varsa, senden dışarı değil. Sen ne ararsan kendinde ara, çünkü her varlık sende...”Bu kesin saptamalar, üstüne basa basa, Mutlak Yaratıcı’nın insana verdiği ö

      , Yer: İslamiyet

    • Hayatın İçinden

      • İlk öğretmenimiz kendi kalbimizdir. Gözün ile değil, yüreğin ile hüküm ver...   • Herkes kendi mutluluğunun demircisidir...!   • Batmayacağına inanarak suya bas, yürür gidersin. Mucize yürüyebilmen değil, inanabilmendir.... ... • Kumsala Herkes Kumdan Kale Yapabilir ! Ama Önemli Olan Zoru Başarmaktır. Denizin Ortasına Kaleyi Yapıp, Ayakta Dimdik Durmasını Sağlamaktır .   • Eğer hayatınızda hiç başarısızlık yoksa hiç risk almıyorsunuz demektir.   • İyi bir arkadaş kendine vereceğin e

      , Yer: Pozitif Düşünce

×
×
  • Yeni Oluştur...