Jump to content

Kuranda Çelişkiler


Guest Zem_heri

Önerilen Mesajlar

Kuran’daki Çelişkiler - İlhan Arsel

 

Seriat ortaminda ve din adami’nin elinde yetisen kisilerin ortak özelligi, birbirine ters, birbirine zit ve birbirini cerheden seyleri ayni zamanda benimseyebilmek veya benimsemis görünmektir. Bundan dolayidir ki müslüman kisi, hem bir yandan “Islam dini hosgörü dini’dir” diyebilir ve hem de ayni zamanda Kur’an’in: “Islam’dan gayri bir din’e inananlar sapiktirlar” seklindeki hükmünü benimseyebilir. Bu iki düsüncenin birbirine zit, birinin tersi oldugunu düsünmez. Hem bir yandan Kur’an’in “Din’de zorlama olmaz” seklindeki hükmüne sarilabilir ve hem de ayni Kur’an’in, “müsrikleri” (puta tapanlari) Islam’a zorlamak için, “Müsrikleri öldürünüz” seklindeki emrini rahatlikla uygulayabilir. Bu iki davranisin çeliskili ve bagdasmaz oldugunu farketmez.Farketse bile günah isleme korkusundan farketmemis görünür.

Sayisiz denecek kadar çok bu örneklerin ortaya vurdugu sonuç sudur ki seriat verileriyle yetisen kisi birbiriyle çeliski halinde bulunan din verilerini gerçegin ta kendisi olarak kabul etmekten geri kalmaz. Bu hükümlerin “kutsalligina” ve “mutlak gerçekligine” öylesine inanmistir ki bunlarda “çelisme”, “tutarsizlik” ya da “bagdasmazlik” diye bir sey olabilecegini kabul etmez. Kabul etmek söyle dursun fakat kabul edenleri dinsizlikle suçlamaga hazirdir. Cünkü zekasi, seriat’in olusturdugu ortam içerisinde körletilmistir ve bu ortami olusturan da esas itibariyle din adamidir. Din adami’nin ona belettigi sudur ki Kur’an: “Dogrulugu süphe götürmeyen kitab’tir” (K.2 Bakara 2) ve “Eger o, Allah’tan baskasi tarafindan gelmis olsaydi onda bir çok tutarsizlik (bulunurdu)” (K. 4 Nisa 82)

Ancak ne var ki akilci bir gözle Kur’an’i okumaga basladigimiz an, daha ilk satirlarindan itibaren çelismeli hükümleri karsimizda bulur ve okumaga devam ettikçe bunlarin çoklugu içerisinde kayboluruz. Sadece bir kaç örnekle yetinmek üzere En’am Suresi”nden bazi hükümlere göz atmakla ise baslayalim: 107ci ayet söyle der: “Tanri dileseydi puta tapmazlardi” (K. 6 En’am 107). Bir kaç ayet ilerde su vardir: “Allah dilemedikçe inanmazlar” (K. 6 En’am 111) . Bundan anlasilan sudur ki inanmak ya da puta tapmak Tanri’nin dilegine baglidir ve eger Tanri dilemis olsaydi kisiler puta tapmazlardi.

Ancak ne var ki bu ayni En’am Sure’sinde: “… puta tapanlardan yüz çevir” (K. 6 En’am 106) diye yazilidir. Bunu pekistirir nitelikte olmak üzere Tevbe suresi’nde de puta tapanlarin öldürülmelerini emreden su ayet vardir: “…Müsrikleri (puta tapanlari) buldugunuz yerde öldürün,..” (K. 9 Tevbe 5). Bir baska deyisle, Kuran’a gore, Tanri kisiyi hem “putperest” (müsrik) birakmistir, ve hem de “putperest’tir” diye cezalandirmaktadir.

Yukardakine benzer bir diger örnek En’am Suresi’ndeki su ayet’dir: “Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini islamiyete açar, kimi de saptirmak isterse… kalbini dar ve sikintili kilar. Allah inanmayanlari küfür batakliginda birakir” (K. 6 En’am 125). Dikkat edilecegi gibiilk iki tümce ile son tümce çeliski halindedir. Cünkü ilk iki tümceye göre kisi’yi “Müslüman” ya da “Kafir” yapan Tanri’dir; fakat Tanri, kafir yaptiklarini Cehennem’e atmaktadir.

Yine Bakara Sure’sinin 6.ayet’i söyle der: “Süphe yok ki, inkar edenleri (kafir olanlari), baslarina gelecekle (azab ile) uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar” (K. 2 Bakara 6). Bu ayet’in hemen arkasindan su ayet gelir: “Zira Allah onlarin kalblerini ve kulaklarini mühürlemistir; gözlerinde de perde vardir ve büyük azab onlar içindir” (K. 2 Bakara 7). Görülüyor ki kisileri “kafir” yapan, onlarin kalblerini ve kulaklarini mühürleyen Tanri’dir. Fakat böyle oldugu halde Tanri kendisinin “kafir” yaptiklarini, büyük bir azab’a sokacaktir.

Söylemeye gerek yoktur ki Tanri’nin insanlari, hem gözlerini ve kulaklarini mühürleyip kafir yapmasi ve hem de cezalandirmasi çelismeli ve tutarsiz bir davranistir. Fakat islamcilar bu hükümleri, sanki ortada çelisme yokmus gibi müslüman kisinin beynine sokusturuverir.

Bundan dolayidir ki islamcilar, 20.yüzyilin bitmek üzere bulundugu bu uygarlik döneminde dahi insanlarimiza, yemek yerken yemek kabina sinek düsecek olursa, sinegin disarda kalan kanadini yemegin içine batirip sonra çikarip atmalarini, ve çünkü bunun bir “Peygamber emri” oldugunu, “peygamberin söylemesine göre” sinegin iki kanadinin birisinde hastalik, öbüründe sifa bulundugunu ve “idrak sahibi” olan sinegin önce zehirli kanadini yemege soktugunu ve bu nedenle eger diger kanat iyice yemege batirilacak olursa hastalik olmayacagini belirtirlerken, bazi kimselerin: “Bir sinegin iki kanadinda nasil olur da hem da (hastalik) hem deva (hastalik giderici ilaç, çare vs…) olan iki zid hassiyet bir arada toplanmis? Sonra hakir bir sinek nasil olur da yiyecek içine önce zehirli kanadini sokmayi, deva olan kanadini geri birakmayi bilebilir?” seklinde soru sormalarini “günah” saymakta ve soranlari en azindan “inatci cahil” olarak tanimlamaktadirlar 192. Buna benzer daha nice örnekleri siralamak mümkün

Kisi özgürlügü bakiminda önemli olan sey sadece soru sormak degil fakat din emirlerini tartismak ve gerektiginde kinamaktir. Iste Islam’in, daha ilk anlardan itibaren önlemek istedigi sey, asil bu olmustur. Bundan dolayidir ki Kur’an’in Tanri sözleri olmadigini söylemek ya da Muhammed’in yasam ve davranislarini elestirmek ya da buna benzer görüsler öne sürmek, dehset verici cezalara baglanmistir ki bunlar arasinda ellerin ve ayaklarin “çaprazlama kestirilmesi” gibi olanlari vardir (Bkz. K. Maide: 5). Unutmayalim ki dünyevi nitelikteki bu çok korkulu ve dehset verici cezalari, bir de gelecek dünya Cehennem’lerinin kaynar ateslerinde yakilmak gibi olanlari tamamlar. Din adamlarimiz için bu tür cezalar sistemini ayakta tutmak kadar kazançli ve mutluluk yaratan baska bir sey yoktur. Oysa ki insanlik tarihi boyunca elestiri ve tartisma olasiligina yer vermeyen hiç bir sistem gerilikten çikamamistir.

Kuran Ve Seriat hükümlerindeki çeliskiler, ve tutarsizliklar konusunda Islamcilar’in tutarsız tutumu:

Seriat hükümleri içerisindeki çelismeler ve tutarsizliklar konusunda din adaminin bilim disi ve olumsuz bir tutumu vardir ki o da her seyden önce insan aklinin yetersizligini öne sürmek ve örnegin : “Celiskiler bize göredir, Tanri’ya ve Peygambere göre degildir” deyip isin içinden siyrilmaktir. Hani sanki “çelismeler”, insanlarin gözünde “serab” gibi bir seydir ve aslinda yoktur da insanlar “çelisme varmis” gibi görüyorlardir!

Oysa ki çelismelerin varligi, daha islamin ilk anlardan itibaren farkedilmis ve gerek din bilginlerini ve gerek yöneticileri güç durumlara sürüklemistir. Ornegin Halife Osman, ya da Abdullah Ibn-i Amr gibi ünlüler Kur’an’daki ayet’lerin birbirleriyle çelisir olmasi yüzünden bazi hususlarda fetva veremez durumda kalmislardir

Seriat verileri içerisindeki çelismelerin varligini inkar etmek üzere din adami’nin basvurdugu diger bir yol, Kur’an’in Tanri’dan gelen “son ve tek gerçek” Kitab olduguna, ve “geçmiste ve gelecekte onu batil kilacak olmadigina” (K. 41 Fussilat 41-2), ve Kitab’da bulunanlarin “kesin gerçekler olup bunun disinda baskaca gerçek olamayacagina” (K. Meariç 51), ve “yeryüzündeki her seyin apaçik Kitab’da tespit olunduguna” (K. Necm 75) dair ya da buna benzer hükümleri siralamaktir. Bunu yaparken sirtini özellikle su ayete dayar: “… Allah katindan gayri bir yerden gelseydi, (Kur’an’da) birbirini tutmaz bir çok seyler bulurlardi…” (K. 4 Nisa 82).

Ote yandan Islamcilar, çeliskilerin ve tutarsizliklarin ortaya çikmasini önlemek üzere sunu hatirlatir ki Kur’an ve Hadis hükümlerini tartismak, yalanlamak ve bunlar üzerinde süpheci olmak ya da bunlarda çeliski ve tutarsizlik oldugunu söylemek “günahtir”, “dinsizliktir”, “Tanri’ya ve peygamberine karsi gelmektir”. Bu hükümler çeliskili görünse de, akla ve müspet ilme ters düsse de, bunlari hiç bir elestiriye ve tartismaya girismeden olduklari gibi kabul etmek gerekir

Kur’an’da çeliski olmadigini savunmak maksadiyle Islamcilarin basvurdugu bir diger yol, bazi ayet’lerin bazi ayet’lerle kaldirildigini öne sürmektir. Oysa ki hangi ayet’lerin hangileriyle kaldirildigi hususundaki görüs ayriliklari bir yana ve fakat böyle bir iddia, hani sanki Tanri her seyi diledigi gibi önce’den düzenleyemezmis ya da bilmezmis ve bazi ayet’leri yanlislikla yerlestirmiste sonradan hatasinin farkina varip düzeltmis gibi bir anlam tasir ki Tanri’yi küçültmek sonucunu dogurur.

Kaldi ki Kur’an’daki çelismeler, kaldirilmadigi kesin olarak bilinen ayet’leri kapsar ki bunlardan pek bariz olanlardan biri, Ebu Talib’in ölümü vesilesiyle Muhammed tarafindan Kur’an’a konmus olan su ayet’tir: “Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini islamiyete açar, kimi de saptirmak isterse… kalbini dar ve sikintili kilar. Allah inanmayanlari küfür batakliginda birakir” ( 6 En’am 125).

Bu ayet’le anlatilmak istenen sudur ki Ebu Talib’in kalbini müslümanliga açmayan Tanri’dir ve Tanri onun müslüman olmadan ölmesini uygun bulmustur. Ancak gerçek bundan çok farklidir.

Bilindigi gibi Muhammed, kendisini bir baba gibi yetistiren Ebu Talib’i müslüman yapmak istemis fakat yapamamistir

Yapamayinca sorumlulugu sirtindan atmak üzere Tanri’nin keyfiligini öne sürmüs ve amcasinin müslüman olmayisini bu keyfilige baglamak üzere yukardaki formülü bulmustur Ancak ne var ki ayet kendi içerisinde çeliskilidir, çünkü bir yandan Tanri’nin kisileri diledigi gibi saptirdigini belirtirken diger yandan saptirdiklarini Cehennem’e attigini anlatmaktadir.

KURAN’DAKİ ÇELİŞKİLERİN NEDENLERİ

Kuran’da gorulen çeliskiler ne gökten inmedir ve ne de din adaminin dedigi gibi “Tanri’ya göre degil, bize göredir”. Bu çeliskiler, Kuran’in yaraticisi olan Muhammed ve onun yardimcilarindan kaynaklanmaktadir. (Bilindigi gibi, Muhammed, okur-yazar degildi ve Kuran’i olustururken okur-yazar yardimcilardan faydalandi). Kuran’i “Gökten indi” diyerek yarattigi dine taraftar toplamak isteyen Muhammed ve yardimcilarinin, çesitli durumlara ve farkli olaylara çözüm saglama siyasetinden dogmustur.

Konu ayri bir kitap olabilecek boyutta bulunmakla beraber pek kisa bir özet olarak söyleyelim ki Muhammed, kendisini Kureysli’lere peygamber olarak kabul ettirebilmek için ilk baslarda (özellikle daha henüz güçlenmedigi dönemde) Kur’an’a “Dileyen Rabbine giden yolu tutar” (K. 76 Insan 29) ya da “Her kese islediklerinin karsiligi ödenir” (K. 46 Ahkaf 19) seklinde ayet’ler koymustur. Böylece kisileri, eger müslüman olacak olurlarsa Cennet’e, olmayacak olurlarsa Cehennem’e gitmek gibi bir seçim karsisinda birakarak kendisine baglayabilecegini hesaplamistir. Daha baska bir deyimle müslüman olup olmamanin “kisisel irade” isi oldugunu, ve müslümanligi seçenlerin mükafatlara konacaklarini anlatarak, ve nasil olsa kisilerin kazanç yolunu (örnegin Cennet’e gitmeyi” ) tercih edeceklerini düsünerek, iyi bir taktik kullandigina inanmistir

Ancak ne var ki bu usul ile pek basari saglayamamis ve fazla sayida taraftarlar kazanamistir. Kendisini bir baba gibi büyüten ve koruyan amcasi Ebu Talib’i bile, bütün cabalarina ve yalvarip yakarmalarina ragmen, müslüman yapamamistir. Yapamayinca, basarisiz kalmis gibi görünmemek için müslüman olup olmamanin Tanri’nin istegine bagli bir is oldugunu söylemis ve Kur’an’a: “Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini islamiyete açar… kimi de saptirmak isterse…kalbini dar ve sikintili kilar… ” (K.6 En’am 125) seklinde ayetler koymustur. Fakat “kafir’lerin” Cennet’e giremeyeceklerini belirtmek üzere “Allah, inanmayanlari küfür batakliginda birakir…” (K. en”am 125) seklinde eklemede bulunmustur ki çeliskili durumu yaratan da budur.

Ayni durum, daha sonra Medine’ye geçipte oradaki Yahudileri müslüman yapmaga kalkinca da ortaya çikmistir. Onlari müslüman yapabilmek için ilk önceleri bir takim ödün’ler (tavizler) vermis olmasina ve örnegin Kible’yi Yahudilerin kutsal bildikleri Kudus yönüne cevirmesine ragmen sonuç alamamis, onlari müslüman yapamamistir

Sadece onlar bakimindan degil fakat putperest olan Arap kabileleri bakimindan da ayni basarisizliklara ugrayinca taraftarlarindan bir çogu: “Eger Muhammed gerçekten Peygamber ise, nasil olur da bu kisileri müslüman yapamaz?” seklinde konusur olmuslar ve bu tür konusmalar kuskusuz ki Muhammed’i telasa düsürmege yetmistir. Peygamberliginin süphe uyandirabilecegi endisesiyle onlarin bu tarz konusmalarina engel olmak istemistir. Bundan dolayidir ki, daha önce amucasi Ebu Talib’in ölümü sirasinda uyguladigi taktigi, bu vesile ile pekistirmek gerektigini anlamis ve putlara tapip tapmamanin, ya da müslüman olup olmamanin Tanri’ya ait bir is oldugunu söyleyerek, kisileri müslüman yapamamaktan dogma sorumlulugu sirtindan atmaya çalismistir. Bunu saglamak üzere Kur’an’a: “Tanri diledigini saptirir, diledigi dogru yola sokar” (K. 16 Nahl 93), ya da “Allah dileseydi puta tapmazlardi” (K. 6 En’am 107), ya da “Tanri kimin gönlünü islama açmissa o Rabbi katinda bir nur üzre olmaz mi?… Kimi saptirirsa ona yol gösteren bulunmaz” (K. 39 Zümer 22-23) seklinde (ve buna benzer) ayet’ler yerlestirmistir.

Görülüyor ki çeliskilerin asil nedeni günlük siyasetin olusumu ile ilgilidir: kisileri müslüman yapmak için “irade” özgürlügü ilkesine basvurulmus ve örnegin “Kim müslüman olursa o mükafata erisir” seklinde hükümler konmus ve fakat basari saglanamayinca bu sefer müslüman olmanin kisi iradesiyle ilgili bulunmayip Tanri’nin istegine bagli oldugu tezi’ne basvurulmustur. Bu ve buna benzer durumlar, seriat hükümlerinin birbirleriyle çelisir nitelikte olmak uzere ortaya çikmalari sonucunu dogurmustur

ALINTIDIR

Aslında gerçekler kitabı yorumunda bundan çok daha fazla ve geniş kapsamlısı var. Kafa karıştırmak için değil de bir de bu görüş var.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Zemheri;

 

Türk Tarihinin en gerzek Profesörünü bulup getirdin..:D

 

Bu adamcagizin Islam a olan kini kendisini bir ilk okul mezunu olan Turan Dursun ile yol arkadasi yapti..

 

Kendisini sayisiz kere gülünc durumlara düsürmesine ragmen bu insani bilim adami yerine koyarak okuyanlar hala var..

 

Kuran da celiski yoktur !.

Bu zavalli prof. Allah kötüdür ( Hasa ) cünkü Insanlari yakiyor diyebilmistir.

 

Yine Yukarda da görüldügü gibi onun felsefesine göre Kötülügü Allah yaratmistir. Ve Insanlari yakacaktir.

Bu beyfendiye göre Hasa Allah Sadisttir.

 

Peki Bu kadar iyilik güzellik vardir. Neden Iyi ve güzelligi secmiyoruz da Katil olmakta seytan olmakta diretiyoruz ?..

 

Bu durum nedense Prof'uimuza göre celiski degildir.

 

Bu konuyu Ateist forumda aylarca tartistik ve Onlara Ilhan Arsel in bir geri zekali oldugunu kabul ettirdim..

 

Bir cogu doktor olan üyeler de 17 subat 2099 a kadar üylegimi askiya aldilar..

 

Sana tavsiyem " Celiski dedigi ayetleri Baslari ve sonlari ile birlikte oku.. Celiski nin Sayin Arsel in kafasinda oldugunu göreceksin..

 

Sevgiler. :P

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Ben çelişkili demedim ki sürekli hristiyanlığın üzerine gidiyo ya üyeler . Kurana karşı da bunlar var işte.

Ben ne bileyim adamın yüzünden senin bi asır banlandığını :)))

Dur gerçekler kitabından da alıntılar yapıcam daha

 

Yap,yap..:D

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bunun yazarı kim Zemheri? Önce bunu sormak isterim..

Çelişkiden bahseden yazarımız bizzat kendisi büyük çelişkiye düşmüş. Çünkü yazının bazı yerlerinde Kuran-ı Kerimi Tanrının gönderdiğini kabul etmiş, hatta bazı yerlerde Tanrı ayetleri yanlış mı yerleştirmiş vs. vs. demiş bir sonraki paragraftada sanki o ayetleri yazanın Hz Muhammedin kendisi olduğunu ileri sürmüş. Yok panik yapmış, aman inanmamış insanlar o yüzden alelacele değiştirmiş ayeti başka koymuş yerine.

Bir kere uslüp o kadar yanlış, o kadar acımasızki. Sen milyonlarca kişinin mensup olduğu bir dinin elçisine, saygı duyduğu ve arkasından gittiği bir insana karşıt bir tez savunabilirsin, bu çok normal. İnanmamak da serbest, düşüncelerini savunmakta ama bişeyleri kanıtlamak için böyle saygısızca bir üslup kullanamazsın. İşte buda bu şahsın inananları çelişkiye düşürmek için bu yazıyı yazdığını kanıtıdır. Ha önce sen kendi çelişkilerine bak da ondan sonra Kuran'daki çelişkileri incele..

O yüzden bu yazarın düşünceleri beni Kuran'a ve Allah'a karşı acaba mı sorusuna düşürmedi ancak güldürdü, sen çok yaşa yazar kardeş..

--------------------

Yazar yazıyomuş, yeni gördüm

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

GAZABIN TANRISI

Allah'ın özellikle gazabın ve şiddetin tanrısı olduğunu söylemek çok kolaydır.

Üzerinde düşünmeye felsefe yapmaya, olayları ve ayetleri ezip, büzüp,

isteğimize göre yorumlamaya çalışmamıza hiç gerek yok. Doğrudan, önce

kendi kitaplarına bakmamız, bunu görmek için yeterli. Ama siz Tevrat ve

Kuran olumaktan sıkıntı duyuyorsanız bu konuda yazılmış bir sürü "Eser!!"

var. Din ya da Cennet komisyoncuları bu alanı hiç boş bırakmamışlar. Hemen

hemen her yerde Allah'ın yok ettiği kavimlerden bahseden, gazaplarını anlatan

kitaplar dolu. Doğrusu bu kimseler o kadar mükemmel çalışmalar yapmışlar ki,

daha iyisini yapabilmek çok zor görünüyor. Alın okuyun.

Bu kitaplardaki şaşılacak şey, adamların bütün söz konusu katliamları birer

övünç vesilesi olarak görmeleri. Yok edilmeyi hakkeden kavmi anlatmaya

başlıyorlar, derken bir peygamber gelip tehditler savuruyor, anlatılan olaydaki

gerilim tırmandırılıyor ve son kısım büyük bir orgazm patlaması ile geliyor.

Allah o kavmi yok ediyor. Din komisyoncuları da bar, bar bağırıyorlar, "En

büyük tanrı biim tanrı, başka büyük yok. Bizim tanrımız sizinkini döver!" Bir

yandan Allah'ın ne kadar iyi ve sevecen olduğunu anlatırken bir yandan da

yapılan katliamdan sevinç duyup orgazm olmaları anlaşılır şey değil. Ama

korkarım ki, burada yanlış bir şey söyledim çünkü bu tutum çok kolay anlaşılır.

"Müslüman olmayan ölsün. Allah'a pil olmayan, başka bir varlığa pil olup, onu

111

güçlendirmesin." düşüncelerini bilmek bunu anlamak için yeterlidir. Kafirin

ölmesine sevinmek Cennetlik olmaya yardımcıdır. Ana mantık bu. Kötülemek

için birşey söylememe hiç gerek yok. Allah'ın, gazap ve şiddetin tanrısı

olduğunu ispatlamak için bir araştırma yapıp gayret sarfetmeme de gerek yok.

Adamlar bunu zaten yapmışlar. Ama onlar kan kokusundan orgazm olarak

övgü için yapmışlar. Bunları tarafsız gözle bir okuyun yeter. Bakalım içinzide

Allah sevgisi mi uyanacak yoksa dehşet ve tiksinti mi?

Kitabı Mukaddes ve Kuran, Allah'ın yok ettiği kentler ve öldürüp kuruttuğu

kavimlerle doludur. Müslümanlar, Tevrat hakkında sık sık, "O değiştirilmiş,

Yahudilerin işine geldiği gibi yazılmış bir kitaptır." derler. Tevrat kaynak

gösterilerek işlerine gelmeyen bir ayet'ten bahsedildiği zaman asla

kabullenmezler. Hemen Tevrat'ın değiştirilmiş olduğu masalına sarılırlar fakat

Allah'ın gazapları söz konusu olunca Tevrat ala değiştirilmemiştir. Bakarsınız

ki sanki adamlar Tevrat'ın hangi ayetlerinin değiştirildiğini satır satır biliyorlar.

Aslında bu Allah'larının gazapları ile övünmek her dinde ortaktır. Hıristiyan

kilisesi yüzyıllarca insanları Şeytan'la korkutarak kendisine bağlamasının

yanısıra bu gazapları da korkutmak için her fırsatta kullanırlar. Yahudiler de

farklı değildir. Onlar, kendilerinden sonraki kitapları kabul etmzler de o

Kitapların gazap bölümlerine ses çıkartmazlar. Zaten hepsi Tevrat'ta var,

şeklinde düşünürler. Aslında Yahudilik tarihi, Tevrat'taki Yahudilik tarihi bir

bakıma Allah'ın gzaplarının e baskısının tarihi gibidir.

Biz veya herhangi birisi Allah için "Gazabın Tanrısı" derse çok kızarlar. Ama

kendileri de bu gazaplarla övünüp, "Benim Tanrım ne güzel öldürdü binlerce

kişiyi." diye sevinç duyarlar.

Kutsal kitaplarda detaylı bir şekilde kontrol edildikleri zaman şu görülür:

Allah'ın bir kenti, bir kavmi kalkındırdığından, iyilik yaptığından bahseden

ayet pek yoktur. En fazla "Rızkını biz veririz.", "Onları kurtardık, yaşattık."

gibi genel bahisler görürüz ama iş gazaba geldi mi, en kanlı senaryolarla

karşılaşırız. Üşenmeyip, Kuran ve haydi Kitabı mukaddes de dahil olsun, bütün

kitaplardaki Allah'ın iyiliklerinden ve gazaplarından, tehditlerinden bahseden

ayetleri ayırın. Bakalım hangisi çok.

Nasıl olsa kimse buna teşebbüs etmiyecek. Ben bir ipucu vereyim de

inanmayan kontrol etsin. Tabii ki, gazaplar, tehditler, cezalar kat kat fazla.

112

Büyük bir sanat gücü gösterilerek her gazap için ayrı bir senaryo bulunmuştur.

İyiliklere gelince, doğruluğu sadece kendisinden belli olan bir, iki kuru söz.

Gazapları, işin psikolojisini, Allah'ın bu gazaplarındaki gerçek amacını, ve

benzeri şeyleri aşağıda inceleyeceğiz. Önce belli başlı gazaplarını özetleyelim.

1 - NUH TUFANI: Kutsal kitaplarda kayda geçmiş ilk gazap. Nuh tufanının

medyumu Tabii ki, Nuh. Kavini uzun zaman uyarır ve sonunda Allah bütün

kavmi suda boğarak öldürür. Nuh tufanında Allah Yahudi ve Hıristiyanlara

göre bütün dünyayı, Müslümanlara göre sadece belli bir bölgeyi sular altında

bırakarak, ya bütün insanları veya yüzbin ile üçyüzbin kişi arasında insanı

öldürmüştür. Tabii, bu sayıları o zamanki nüfus yoğunluğuna göre tahmini

olarak söylüyorum.

2 - AD KAVMİ: Burada peygamber Hud'dur. Bu kavim yok edilişi şiddetli bir

fırtına ile, herkesin yaprak gibi sağa sola çarpılmasıyla ve kuma gömüleek

olmuştur.

3 - SEMUD KAVMİ: Semud kavminin felaketini taşıyan meduyum Salih'tir.

Semud kavmi kuranın değişik ayetlerine göre Deprem, yıldırım veya şiddetli

fırtına ile ve en akla yakını bunların üçü de kullanılarak yok edilmiştir.

4 - MEDYEN KAVMİ: Peygamber Şuayib onlara Korkunç depremler ve

kahreden bir ses getirdi.

5 - EYKE KAVMİ: Felaketin taşıyıcısı gene Medyen kavminin yok

edilişindeki medyum Şuayib. Bu kavmin yok ediliş şekli bir buluttan yağan

ateş ile ölmek.

6 - SODOM KAVMİ: Peygamber Lut. Gökten yağan kükürt ve ateşle öldüler.

7 - SABA KAVMİ: Şu çok ünlü Saba Melikesi Belkıs'ın vatanı. Bunların

üzerine şiddetli bir sel gönderilerek barajları yıkılır, arazileri verimsizleştirilir.

8 - İREM KAVMİ: Kasırga ve kumlara gömülerek öldürüldüler.

113

9 - NİNOVA KAVMİ: Peygamber olarak Yunus gönderilir fakat Yunus

dehşete kapılarak kaçar. Allah, Yunus'u geriye döndürür fakat Ninovalılar

imana geip tövbe ettikleri için affedilirler.

Eğer çok üzerinde durulur ve bilimsel bir tarama yapılırsa Kutsal kitaplarda ve

Kutsal kitaplara geçmemiş olan daha bir çok lanet ve gazap sonucu yok edilen

kent ve kavim bulmak mümkündür. Kutsal kitapların dışında da nulmak

mümkündür dedim çünkü Adnan Hoca ve Harun Yahya isimleri ile tanınan

Adnan Oktar, kendi yazılarında Pompei'inin Vezüv yanardağından fışkıran

küller altında yok olmaını da Allah'ın gazapları araında saymaktadır.

Evet, "Allah'ın sünnetinde (kurallarında) hiçbir değişiklik" yoktur.

Allah'ın kurallarına aykırı davranan, O'na başkaldıran herkes, aynı

ilahi kanunla karşılık görür.

Roma İmparatorluğu'nun dejenerasyonunun sembolü olan Pompei de,

aynı Lut Kavmi gibi, cinsel sapkınlıklara batmıştı. Sonu da Lut

Kavmi'yle benzer oldu.

Pompei'nin helakı, Vezüv Yanardağı'nın patlamasıyla gerçekleşmişti.

(Adnan Oktar)

Buna itiraz etmiyorum ama aynı dönemlerde bir de Etna Yanardağının yok

ettiği kent var. Onu da eklemek olası.

Sonuç olarak Allah bir çok kavmi ve kenti yoketmiş. Yukarda sayılan

gazapların dikkat çekici olanlarını aşağıda daha geniş ve anlamlı olarak

göreceğiz. Şimdi bütün bu yok ediln kavimlerin ortak oktalarını ve ortak,

gerçek yok ediliş sebeplerini görelim.

GAZAPLARDAKİ ORTAK NOKTALAR

Bütün bu felaketlerdeki en önemli ortak nokta, ilk bakışta çok önemli

görünmese de aşağıdaki tezimiz açısından çok önemli olan bir durumdur.

Allah kuran'daki bir çok ayetinde, hiç bir kavmi, kendilerine bir uyarıcı

veya peygamber gönderip, önceden uyarmadan yok etmediğini kuvvetle

vurgular.

114

Bunun vergulanmasının nedeni ise Kuran'a göre Allah'ın haksızlık

yapmadığını, durup dururken zulm etmediğini ve ne kadar adaletli ve sevecen

bir tanrı olduğunu belirtmek içindir.

İkinci ortak nokta, yok edilen kavimlerin uygarlıkta oldukça ileri olmaları,

yüksek binalar kurmaları, refah içinde yaşamaları, sanat, müzik, eğlence içinde

olmaları, cinsel özgürlüklerinin olması ve başka tanrılara tapmalarıdır.

Bu durum da Kuran'da oldukça sık vurgulanır. Özeelikle yüksek binalara

duyulan garez belirtilir. Bu yüksek bina garezi ve uygarlık karşıtlığı Allah'ın,

Müslümanlığın veMuhammed'in ortak tutumlarıdır.

Allah'ın ve müslümanların uygarlık düşmanlıkları her yerde belirtilen fakat

yüzeysel geçildiği için ancak şartlanmadan uzak bir gözle bakılınca anlaşılan

bir şeydir. Muhammed'in mimari eserlerden ve yüksek binalardan nefret

etmesini, "Kütübü Sitte" isimli Hadis kitabından aldığım bir Hadis'le

örnekleyeyim.

404 - Yine, Hz. enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir gün Resûlullah

(aleyhissalâtu vesselâm) yanında biz olduğumuz halde (gezintiye)

çıktı. Derken, etrafındaki binalara rağmen (daha yüksek olduğu için)

sivrilen bir kubbe görmüştü: "Bu da ne?" diye sordu. "Ensardan

falancaya ait" dendi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sükut

buyurdu, ancak binaya karşı içinden hoşnutsuz olmuştu. Bir müddet

sonra, sahibi geldi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e cemaatin

içinde selam verdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yüzünü çevirdi

ve selamını almadı. Tekrar tekrar selam verdi ise de aynı şekilde

davranarak selamını almadı. Adam anladı ki Resûlullah (aleyhissalâtu

vesselâm) kendisine kızgındır ve yüz çevirmektedir. Durumu

arkadaşlarına açarak: "Allah'a kasem olsun, Resûlullah (aleyhissalâtu

vesselâm)'ın bakışını iyi bulmuyorum. Hakkımda ne olup bitti,

bilemiyorum da dedi. Kendisine: "Gezinirken kubbeni gördü. "Bu

kimin?" dedi. Sana ait olduğunu haber verdik" dediler.

Adam hemen dönüp, kubbesini yıktı, öyle ki yerle bir etti. Resûlullah

(aleyhissalâtu vesselâm) bir başka gün yine gezintiye çıktı. Kubbeyi

göremeyince: "Kubbeye ne oldu?" diye sordu.

115

Kubbe sâhibiyle olup biten gelişmeler haber verildi. Bunun üzerine

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Bilin ki, zaruri olmayan her bina,

sahibine bir vebaldir" buyurdu. Ebu Dâvud, Edeb 169, (5237).

Aslında konumuz çok faklı olmakla beraber, şunu da söylemeden

geçemiyeceğim. İslam teröristlerinin ABD'ye yaptıkları saldırıda ana hedef

olarak İkiz Kuleler'in seçilmesinin ardında, söylenen her sebepten ayrı olarak

bir de bu, Allah'ın nefretini kazanan binalara saldırmak ve peygamberin

sünnetine uymak amacı da vardır. Aynı şekilde İstanbul'daki İslam Teröründe

de seçilen banka, aynen İkiz Kuleler gibi, politik yaklaşım kadar dinsel

sembolizm açısından da "Bina" olarak seçilmişti.

Şimdi Yukardaki gazap olaylarının belli başlılarını, teker teker ve daha detaylı

olarak ele alıp Bu gazapların neden ve nasıl gerçekleştirildiklerini

inceleyebiliriz.

GERÇEKLER KİTABI ALINTI

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

zemhericim bunları yazmasan ne iyi olurdu

insanlar zaten sıkıntı bunalım ve huzursuzluk içerisine düşmüş bu asla aksi iddia edilemezki islamdan uzaklaşma ile bütün bu olumsuzluklar olur

bazı kardeşlerimiz bunları okuduğunda asıl çelişki onların kalbinde başlıyor birbirimize ışık olmalıyız ama ışığş söndürerek diyil elbette

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

valla açıkçası elhamdülillah müslümanım...ama bazı yerlerdede sorguladığım yerlek yok değil...inşallah küfre düşenlerden olmayız ama sorgulamak bizim doğamızda var..

şu sinek mevzusu yine karşıma çıktı:)

bir ara anlatmıştım bir sohpette uçağın icadını anlatmışlardı..işte o sohpettede geçti..

kardeşim çorbada sinek varsa dök çorbayı ,niye illa sinekli çorba..

diyeceksiniz o zaman kıtlık vardı..işte cehalette burada başlıyo.o zaman kıtlık vardı ama şimdi yok..en azından bir tas çorba için yok:)

açıkçası sorgulamak için bir hafız ,bir meal olarak yeterli bilgim olmadığını biliyorum..

o yüzdende derine inemiyorum..ama bu ikilemler gerçekten çok düşünen için..

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

YOBAZLA KONUŞMA

Ben: Sayın Hocam! Allah gazabına uğratmayı uygun gördüğü yere önce bir

elçi gönderip onları uyarıyor. Onlar Allah'ın doğru yolunu kabul etmeyince de,

çeşitli uyarılardan sonra hepsini helak ediyor. Pekiyi Allah'ın bir sıfatı da Alim,

değil mi? Allah geçmiş, hal ve gelecekteki herşeyi de biliyor! Zaten İslam'ın,

inanıp, iman etmemiz gereken bir şartı da kader. Kaderi yazan Allah. Pekiyi bu

durumda Allah o kavimin kabul etmeyeceğini bilmiyor mu? Neden önceden

elçi gönderiyor da uyarıyıor? Nasıl olsa sonucu biliyor. Böyle Tiyatral işler

yapmadan doğrudan yok etse olmaz mı?

Yobaz: Allah herşeyi bilir. Kafirlerin imana gelmeyeceğini de bilir ama

onların aralarında bazı inanmış kimseler var. Onları kurtarmak için

peygamberini gönderiyor.

137

Ben: Ama hocam, o zaman Allah bu inanmış kimselerin kimler olduklarını da

bilir. Peygamber onlara söylese yeter. Neden günlerce o kentin, hiç bir zaman

imana gelmeyecek olan ileri gelenleri ile peygamberini konuşturuyor?

Yobaz: Bunu diğer insanlara hem örnek olsun, kendisi tarafından yapıldığı

bilinsin de ibret alsınlar (Yani korkudan ödleri patlayıp onlara ültimatom

gidince kabul etsinler) diye yapılıyor. Ayrıca diğer insanlar, Allah haksızlık

etti. Uyarmadan yok etti. Bir defa uyarsaydı belki o kafirler de imana gelirlerdi,

demesinler diye, uyarısını yapıyor.

Ben: Hocam, Alah'ın böyle medya önündeymiş gibi reklama neden ihtiyacı var

ki. O en büyük değil mi, dilerse herkes zaten kabul eder. Neden kendi iradesi

ile insanları doğru yoluna çekmiyor da böyle cezalar veriyor. Sonuçta onları,

kabul etmeyecek yapıda yaratan kendisi değil mi? Neden önce kendisi öyle

yaratıp, sonra kendi yarattığı şekilden dolayı onları cezalandırıyor?

Yobaz: Allah insana akıl verdi. Ayrıca insana özgür iradesini de verdi. İnsanın

düşünüp, doğru yolu bulmasını ve özgür iradesi ile kendisine gelmesini istiyor.

Aklını kullanmamak günahtır.

Ben: Ama Hocam, madem akıl verdi adamlar da o aklı kullanmışlar ve kabul

etmemişler. Bunda kızacak ne var. Sonra hangi özgür irade vermek ki, kabul

etmeyen ölüyor?

Yobaz: Bunlar hep ilerde yaşayacak insanlara ibret olsun diye olmuş. Allah en

iyisini bilir.

Ben: Ama buna gerek yok ki. Koskoca Tanrı neden bize tiyatro oynatıyor.

Baştan kendisini kabul edip, küfre sapmayacak şekilde yaratsaydı. Neden hem

akıl verip, hem de o aklın kullanılıp, seçim yapılmasına kızıyor?

Yobaz: Allah'ın hikmetinden sual olmaz. Günaha giriyorsun. Allah

sorgulanamaz.

Ben: Ama ben soruyor ve yaptıklarını mantıksız buluyorum. Bu durumda da

onun verdiği aklı kullanmış oluyorum. Bana bu konuda mantıklı açıklama

yapacak bir makam yok mu? Yani, "Herkes sadece, özgür iradesi ile

Müslümanlığı kesinlikle kabul etmekte mi, özgür?"

138

Yobaz: Bunlar çok derin konular. Anlamak için Arapçayı çok iyi bilmek

gerekir. Siz Kuran'ı mealden okuyup yanlış anlıyorsunuz.

Ben: Pekiyi hocam. Allah Türkçe bilmez mi? Bir dil kursu filan yaratıp sonra

oradan Türkçe öğrense. Biz neden dilini bilmediğimiz ve en aydınımızın bile

anlamadığı bir dili dinini kabul edelim. O zaman Araplar Müslüman olsun.

Madem Allah bana akıl verdiş. ben kendi aklımla anlamak isterim. Aracılarla

değil. Yoksa kullanmamı istemediğine göre bu aklı bana veren Allah değil de

başka tanrı mı?

Yobaz: Sus bre katli vacip. Seni dinlemek bile günah. Seni Cehennem kütüğü.

Güzel dinimize hakaret ediyorsun. Defoool.

ALLAH İNSAN PSİKOLOJİSİNİ BİLMEZ Mİ?

Gazap tanrısının gazaplarıyla ilgili ikinci önemli nokta da Allah'ın gazabına

uğrayan kavimlerin genellikle uygarlık seviyesinde kendi zamanlarının

ilerlemiş kavimleri olmalarıdır. Bu aslında benim belirlediğim birşey değil.

gazap tanrısının, gazaplarının faziletleri hakkında kitap yazmış olan önemli bir

din komisyoncusunun kitabından aldım. Reklamı olmasın diye kaynak

göstermiyorum.

Bu din komisyoncusunun belirlelemeleri doğrudur ve bu konuya ilerde tekrar

döneceğim. Burada da bazı tutarsızlıklar vardır. Bir düşünün şimdi. Eski

günleri değil. Şimdiyi düşünün. Güney doğu anadolu'nun en az gelişmiş

bölgesinden veya Kuzey Irak'taki az gelişmiş bölgelerden birisi çıksa,

Ankara'ya gelse Bir yolunu bulup, başbakanın, cumhurbaşkanının karşısına

çıksa ve dese ki, "Ben Allah'ın en yeni peygamberiyim. Sizin dininiz artık

eskimiş ve Allah tarafından kaldırılmıştır. Bundan sonra o dine inanmak

sapıklıktır. Hemen yeni dine inanın, Camiilerinizi filan da yıkın." Evet bu

olabilse ve gelen adam da delinin biri olmayıp, gerçekten de bir peygamber

olsa da Allah, onu Türkiye'yi yeni dine davet etmek için göndermiş olsa. Adam

bazı mucizeler de gösterse. Kim inanır ona. Türkiye din mi değiştirir? Yaptığı

mucizeler gerçek olarak mı kabul edilir. Asla. Hatta çok konuşur ve halk

arasında yeni dini yaymaya çalışırsa ya Müslümanlar tarafından öldürülür veya

devlet onu, "Toplumun dinsel hislerini rencide etmek" suçundan hapse atar, ya

da tımarhaneye kapatır.

139

İnsan psikolojisi hep aynıdır. Biz burada, bu çağda inanmayız da bundan bin

yıl önce yaşayan ve bizlerden daha gururlu, daha kalın kafalı kimseler nasıl

inanır. Çölden baldırıçıplak bir adam gelip, hiç bilinmeyen yeni tanrıdan meaj

getiriyor ve mucize dediği bazı şeyler gösteriyor. Ona kim inanır?

Anlaşılan Allah yarattığı? insanların psikolojilerini fazla bilmiyor ki, bu şekilde

haberciler gönderip, kabul görmeyi bekliyor. Ya da insan psikolojisini zaten

biliyor da gerçek amacı kimseyi uyarmak filan değil. Niyeti üzüm yemek değil,

bağcı dövmek. O, başka tanrılara tapan ve kendisinden başka bir varlığı

güçlendiren o kavmi yok etmeyi kafasına koymuş. "Düşman fazla

güçlenmeden onun pillerini yok et." Habercisini gönderme sebebi, kendisinin

mevcut veya sonraki kullarına göz dağı vermek istemesi. Yani ya Allah insan

psikolojisinden habersiz, ya ard niyetli ve zaten öldürmeye kararlı veya bir

üçüncü ihtimal daha var. Fikrimizce asıl doğru olan da bu ve bu aynı zamanda

Allah'ın büyük sırlarından biri. Aslında, sır sözünü kullanmak biraz fazla

olabilir. Allah bundan bahsetmez ama dikkatli bir gözle kutsal kitapları

tarayanlar bunu hemen farkedebilirler

Rahip bunlar zaten herkesin zaman zaman kendi kendine sorduğu şeyler. Kafa karışacak bi durum da yok aslında ama bu çeşit teoriler de var.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Guest Yunus Emre 77

Zemheri den Alıntıdır.

 

Aslında gerçekler kitabı yorumunda bundan çok daha fazla ve geniş kapsamlısı var. Kafa karıştırmak için değil de bir de bu görüş var.

 

 

Ama maalesef yazdıkların bazı kişilerin kafasını karıştırmaktan başka hiç bir işe yaramaz emin olabilirsin. Bir düşün. Bu siteyi islamiyet hakkında yeterli bilgi sahibi olanlar kadar dinimiz hakkında çok çok az şey bilen müslüman kardeşlerimiz ve de müslüman olmayan fakat islamiyete sempati duyan, islamiyet hakkında bilgi toplamak isteyen kişilerde takip edebilirler. Senin bu yazdıklarına bakan dini bilgisi zayıf olan müslüman kardeşlerimiz "yaa demek işin aslı böyleymiş " deyip zaten zayıf olan imanlarını tamamen kaybedebilirler. Veya islamiyete sempati duyan ve de bilgi sahibi olmak isteyen kişiler de " vaay . Beni Tanrı korumuş. Demek ben şu ana kadar yanlış kaynaklardan bilgi sahibi olmuşum . İyi ki bu yazılanları okudum da İslamiyetin ne kadar ( haşa) çelişkili bir din olduğunu anladım " deyip o ana kadar islamiyyete girmek için sebepler, deliller arayan bir insanın Hak dine girmesine mani olabilirsin. :( Sen de onların bu kötü duruma düşmelerinde pay sahibi olduğundan üstüne yüklenecek olan günahları da söylememe gerek yok sanırım.

 

Velhasıl ataist , hristiyan ya da yahudi olmadığına göre şeytanın oyuncağı olmuş kişilerin İslamiyeti karalayan yazılarını buraya taşımaktansa , İslamda ,Kur an da çelişki olmadığına dair güzel yazıları , Resulüllah ın örnek yaşamından kesitleri buraya taşırsan çok daha hayırlı bir iş yapmış olursun. ;)

 

 

Selam ile.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Benzer Konular

    • Kurandaki Çelişkiler

      Yahudi ve Hristiyanlar kutsal kitapları için "Tanrıdan gelen ilhamlar" ile yazıldıklarını, ama Müslümanlar Kuran'ın Allah Kelamı olduğunu düşünür ve Kuranda hiç bir hatanın olmayacağını, değiştirilmediğini, hatta değiştirilemez olduğunu tüm benlikleri  bunu savunurlar! Peki gerçekten öyle mi? Allah bile kuranda çelişki olabileceğini yazdırmıştır!(*) yada ne olur ne olmaz diye bu yazılmıştır! Neredeyse her surede bir çelişki bulmak mümkün, peki din alemleri bu konuda neler söylüyor? Genel

      , Yer: Diğer Din ve İnanışlar

    • Kuranda Birbiri Ardına Gelen İki Lafza-i Celal

      Kur'an-ı Kerim'de, lafza-i Celâl'in yani Allah isminin birbiri ardınca geldiği iki yer var.   Birincisi, 8. cüzün 2. sayfasında En'âm suresinin 124. ayetinde,   İkincisi de 10. cüzün 2. sayfasında Enfâl suresinin 48. ayetindedir.   Buralarda iki lafza-i Celâl yani Allah lafzı birbiri ardınca gelir.   Hatim niyeti ile okunuyor olmak şartıyla, Kur'an-ı Kerim okuyarak oraya gelindiğinde, 66 defa lafza-i Celâl okuyup dua edilirse mutlaka makbul olur.   Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.)'da

      , Yer: Havas & Hüddam

×
×
  • Yeni Oluştur...