Jump to content

Kuranda Çelişkiler


Guest Zem_heri

Önerilen Mesajlar

Arkadaşlar bu konuyu ne insanlar dinden imandan çıksın diye açtım ne başka bi şey. Niye o kadar tepki gösterdiğini anlamadım Yunus Emre . saçını başını yolmadan başını duvardan duvara vurmadan oturduğun yerden hidayet olurmu sanıyorsun ? Sadece hidayet varmış gibi görünür o kadar. Toplumun temeli artık bi acaba üstüne ibadet ediyor biliyormusun ? Oruç artık gelenekselleşti dinde var olmaktan çıktı. Artık aman kafir demesinler diye insanlar oruç tutar oldu. Bunun sebebi de aslında hiç de müslüman bi çevrede yaşamadığımız için. Hidayet varmış gibi yaptığımız için. Yoksa adam kafir de olsa mümünden çekinir mi ? mümin mümini yargılar mı Kendi görevini yapmadığı için? Dinden çıkarır kafir ilan eder mi ? yok demeyin ben çevremde çok görüyorum. Müslüman bir ülkede yaşadığımız ve zekatımızı verdiğimiz için mi bırakalım dnyayı Türkiye bu halde. İnsanların yaşam standartları arasında uçurumlar var . Aç insan sayısını saymıcam bile . %98 müslüman bi ülkeyiz ya Allah herkese hidayet vermiş ama biz göremiyoruz . Daha yazılacak çok iş var da . Bu arada yazıma devam edicem. ve evet günahı da benim. Allah benim niyetimi iyi bilir.

Bu arada Denizeros ve Muhabbetçi bakıyorum size de eğlence çıkmış :D

miras hukuku yönünde bize Kurandaki miras dağılımı şimdi ters geliyor. Sebep çünki islamı yaşamıyoruz. kadınla erkeği eşit hale getirdik. Yani kardeş kardeşe bakmıyor şimdi. O yüzden de kadın tırnaklarıyla kazımak zorunda kaldı. İslam kadını koruyun gözetin dedi. biz islam dışı yaşadığımız için kadın cengaver gibi iş dünyasının içine daldı. . O yüzden şimdi bize ters geliyor islamda miras hukuku.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Anlamıyorum, daha kendi iç dünyanız ve reel dünyanızdaki çelişkileri bile düzeltemiyor iken kalkıpta Allah kelamındaki (haşa) kendinize göre çelişki saydığınız şeyleri tespit etme ve onarma işine kalkışıyorsunuz??? Cahil cesareti bu olsa gerek.
sana sonuna katal katılıyorum.islami bir bilgiye sahip olmadıktan sonra ki her sorgulayacağın seni dininde şüpheye düşürecektir,neden mi.siz içinizde ki vesveseye,yani fısıltıya vede hislerinize ne zaman dur diyebildiniz ki,şimdi bu konu hakkında ki beyninizin fısıldayacaklarına dur diyebileceksiniz.unutmayın siz muhteşem bi imana mı sahipsiniz.şeytan ayetlerini yazan insanlarada inandılar bu memlekette ve dini,Allahı ve resulü sorguladılar.sadece edip yüksel bir 19 mucizesi adı altında yazdığı kitanın etkisinden kurtulamayıp ateizmin pençesine düşmüştür.yine turan dursun da aynıdır.eline bir kova su ve bir fırça alır rast gele suya soktuğu fırçayı duvara vurur bir şekiller oluştuğunu görünce herşey tesadüfi yaratılmıştır der vede atesit olur.bir zamanlar üniversite gençliğinde turan dursun vede onun kitaplarıyla ateizm furyası başladı bu memlekette.sizler dininizi sorgulama yerine dininizi öğrenin.
İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
sana sonuna katal katılıyorum.islami bir bilgiye sahip olmadıktan sonra ki her sorgulayacağın seni dininde şüpheye düşürecektir,neden mi.siz içinizde ki vesveseye,yani fısıltıya vede hislerinize ne zaman dur diyebildiniz ki,şimdi bu konu hakkında ki beyninizin fısıldayacaklarına dur diyebileceksiniz.unutmayın siz muhteşem bi imana mı sahipsiniz.şeytan ayetlerini yazan insanlarada inandılar bu memlekette ve dini,Allahı ve resulü sorguladılar.sadece edip yüksel bir 19 mucizesi adı altında yazdığı kitanın etkisinden kurtulamayıp ateizmin pençesine düşmüştür.yine turan dursun da aynıdır.eline bir kova su ve bir fırça alır rast gele suya soktuğu fırçayı duvara vurur bir şekiller oluştuğunu görünce herşey tesadüfi yaratılmıştır der vede atesit olur.bir zamanlar üniversite gençliğinde turan dursun vede onun kitaplarıyla ateizm furyası başladı bu memlekette.sizler dininizi sorgulama yerine dininizi öğrenin.

Allah kuran okuyun diyormu arkadaşlar evet diyor. Ama önemli olan da kuranın müzik resim çoğrafya kitabı olmadığı değil mi ? Kuranı anlayarak okuduğumuzda hiç aklınızdan bu neden böyle geçmiyorsa siz işi çözmüşsünüz :D burda ayetlerden başka bi şey alınmadı ayrıca.Yazıda bu bu yüzden çelişkidir diyor. Muhabbetçi açıklamış Allah razı olsun bi ay pek vakti olmayacak bi Allahın kulu da bu ayetin açılımı budur demek yerine sürekli üstünü kapatalım. Oinden imandan çıkmayalım işine geliyor. iyi de kuranı zaten Türkçe de okuyoruz anlıyoruz .

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

105- Ve işte biz böyle âyetleri türlü türlü çevirip açıklarız. Gerçek vecihleri ve çeşitli şekilleriyle ifade eder i'cazkâr, güzel bir nizam ile halden hale devam ettirir, şekilden şekle koyarız. Bir taraftan nurlar saçar, gözlerden geçirir, basiretler açarız; diğer yönden bunları layık olmayan gözlere göstermez, basiretleri bağlar, körlük ve karanlıklar içinde bırakırız. Bu tasrif ve tasarrufu şu sonuç ve hikmet için yaparız ki sen ders görmüşsün, çok okumuşsun (yani bu, âyetler ve Kur'ân tahsil etmeye ve incelemeye dayanan birçok ilimler ve bilgiler ile ilgilidirler. Bir ümmî okuma yazma bilmeyen bunları bilemez ve bunlar vahyile de olmaz. Demek ki sen kimsenin haberi olmadan gizlice ders almışsın) desinler. İbnü Kesir ve Ebu Amr kırâetlerine göre müdârese etmişsin, yani kitap ehli, okumuş birtakım kimselerle müzakere etmişsin, bu bilgileri o şekilde ediniyorsun ve söylediklerini vahyile değil, o müzakere ile söylüyorsun desinler. İbnü Âmir kırâetine göre okunması halinde, bunlar, yani senin okuduğun şeyler zamanı geçmiş, bugün için hükmü kalmamış eski şeyler desinler. Hasılı bunlardan birini söyleyerek, hem Kur'ân'ın önemini ve senin bir ilm-i ledünnîy (Allah bilgisi ve sırları ilmin)e ermiş olmanı gizli kapaklı itiraf, hem de vahy ve peygamberliği inkâr ile küfür ile Allah'a ortak koşmada ısrar etsinler. Buna karşılık biz de bu âyetlerin mânâsını bilecek olanlara, ilim şanından bulunanlara beyan edelim ve açıklıyalım:

106-107-Ey Muhammed! Sen Rabb'inden sana vahyedilene uy. O'ndan başka ilâh yok, O'na bak, ve müşriklerden yüz çevir, ne derlerse desinler bakma. Allah dileseydi onlar da müşrik olmazlardı, imanı isteklerine bırakmaz, ortak koşmaktan korur, zorla mümin yapardı. Mademki müşriktirler, demek ki Allah imanlarını dilememiş ve onları şirkten ve şirkin gereklerinden korumamıştır. Biz seni onların üzerine bekçi de tayin etmedik. Şu halde ne onları ortak koşmaktan, ne başlarına gelecek felaketten koruyabilirsin, ne de bundan dolayı sorumlu olursun. Ve sen onlar üzerine vekil de değilsin. Onlar tarafından vekil değilsin ki, iyilik veya kötülüklerine, işleri idare etmek için onlara bakasın. Allah'ın vekili de değilsin ki, şirklerinden dolayı üzerlerine çullanıp Allah'ın onlara yapacağı azarlama ve cezayı veya düzeltmeleri yapmak yetkisini taşıyasın. Kısaca sen ancak Allah'ın emirlerini ve hükümlerini tebliğ ve haber vermekle yükümlü bir elçisin. Bunun için Rabb'ından sana ne vahyedilirse ona uy ve Allah'a ortak koşanlara bakma.

Ey inananlar!

Meâl-i Serifi

108- Onların Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek sınırı aşıp Allah'a sövmesinler. Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. O, onlara ne yaptıklarını haber verir.

108- Ey müminler, Allah'tan başkasına yalvaranlara, tapanlara sövüp de cahillikle atılarak Allah'a sövmelerine sebep olmayın. Yani onlara taptıkları, kendilerince hürmet ettikleri şeyleri karıştırarak mesela "kahrolsun taptığınız" veya "dini şöyle böyle" gibi bir sövme ve küfretmekle hitap ederek söğerseniz, vicdanlarına, hissiyatlarına basmış olursunuz. Onlar da kızarak ve bilgisizliklerinden dolayı ayniyle karşılık verdikleri zannında bulunarak, "biz de sizinkine" diye, sizin söylediklerinizi iade eder ve bunun ona denk olmadığını bilmezler ve bu şekilde hak sınırını aşarak Allah'a sövmüş olurlar. Ve siz bu küfretmeye sebep olmuş olursunuz. Şu halde siz onların küfürlerine, şirklerine söveceğiz diye böyle küfretmeye sebep olmayın. Küfretme ve sövme, genelde ahlâka uygun bir şey olmadığı gibi, aslı itibariyle batılı, küfrü hakir görmek ve değersiz göstermek gibi meşrû ve güzel sayılmış da olsa, böyle küfretmeye ve küfrün artmasına sebep olacak olan sövme ve küfretmeye sebeb olmak sûretiyle bir küfür demektir. Bundan dolayıdır ki, Fıkıh kitaplarında, her kim olursa olsun, dinine küfretmek elfâz-ı küfür (küfür lafızların)den sayılmıştır.

Hasılı, herhangi bir milletin, ne kadar batıl olursa olsun mukaddes saydıkları şeylere sövmekten sakınmalıdır. Biz, böyle her ümmete amelini süslemişizdir. Kimisinin iyiliğine başarı, kimisinin kötülüğüne alçaltma olmak üzere her birine çeşitli duygular, karekterler, zevkler, telakkiler vererek yaptıklarını hoş göstermişizdir. İşin aslı hayır olsun, şer olsun, küfür olsun, iman olsun, taat olsun, isyan olsun, hepsi, yaptıklarını beğenerek, güzel kabul ederek yaparlar. Ve sevdiklerini müdafaa etmek için heyecanlara düşerler. Hoşlanıp hoşlanmamak gibi duygular isteğe bağlı değil zorlamakladır. Gerçek ve hayrın yolu, sırf zevk ve duygularda değil, yukarda açıklandığı üzere basiretlerdedir. Basireti bırakıp da yalnız zevk, süs ve duyguların arkasından gidenler, birçok kötü şeyleri iyi kabul ederek yapmaya mecbur olurlar. Allah, onları yanlış telakkilerinden korumaz, tersine kendilerine iyiyi kötü, kötüyü iyi gösterir. Hepsi yaptığını kendi lehine iyi yapıyorum diyerek yapar. Fakat yalnız onların değer yargılarıyla ve özellikle Allah'ın rızasını gözetmeyip yalnız süse, zevke uyan telakkileriyle ve yalnız kendi hoşlanmalarına dayanan amelleriyle iş bitmez. Sonra dönüşleri, müracaatları, hepsinin Rabb'ı, işin sahibi olan Allah Teâlâ'da biter. O süsün ilk neşesi geçer, nöbet sonuna, neticelerine gelir. O ilk oluşun bir son oluşu, öldükten sonra bir dirilmesi ve o zaman âlemlerin Rabbi'nin huzurunda bir dikilmesi vardır. O zaman âlemlerin Rabb'i onların önce yaptıkları amellerinin ne olduğunu kendilerine derhal haber verir. O günde süslü görüp beğenerek yapmayı âdet haline getirdikleri işlerin süslü mü, süssüz mü, acı mı, tatlı mı, güzel mi, çirkin mi, ne olduğunu sonunda anlarlar.

Şimdi müşriklerin bazı işlerini haber vermek ve Allah'ın, işlerin dönüş yeri olduğunu açıklamak sûretiyle buyuruluyor ki:

Meâl-i Şerifi

109- Müşrikler, kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka iman edeceklerine dair en ağır yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır". Onlara mucizeler geldiğinde de iman etmeyeceklerini siz nerden bileceksiniz?

110- Biz onların kalblerini ve gözlerini çeviririz de, onlar, ilkin iman etmedikleri gibi, gene de iman etmezler. Biz de onları taşkınlıkları içerisinde kör ve şaşkın bırakırız.

109-110- Müşrikler güçlerinin yettiği en kuvvetli yeminlerle Allah'a yemin de ettiler ki, herhalde kendilerine bir âyet, istedikleri bir mucize gelse (bu cümleden olarak Safa tepesi altın olsa) muhakkak ve muhakkak iman edeceklermiş. Rivayet edildiğine göre bazı müminler de bunların bu yeminlerine bakarak istedikleri âyetin inmesiyle iman edecekleri ümidine düştüler. Ey Muhammed De ki: Âyetler ancak Allah'ın katındadır. Yani onlara gücü yetecek olan ancak O'dur. Dilediğini açıklar, dilediğini açıklamaz, hiçbiri benim kudret ve isteğimle değildir. Siz bilmezsiniz ki, O istedikleri âyet geldiği zaman da iman etmezler. Ve biz onların gönüllerini ve gözlerini çeviririz. Gönülleri bir tarafa, gözleri başka tarafa döner, hayret ve tereddüt içinde kalırlar. İlk defa iman etmedikleri gibi, yine hakkı anlamaz, âyeti görmezler, iman etmezler. Ve kendilerini basiretsizlikleri ile tuğyanları içinde bırakırız, körü körüne yuvarlanır giderler. Yani ilk önceki imansızlıkları, iman sebebi olacak mucizeler olmadığından değil, inat ve azgınlıklarından ve hak, doğru âyetleri görmemezlik ettiklerinden dolayıdır. Ve bundan dolayı Allah onları küfür azgınlıklarına bırakmaya takdir etmiştir. Allah onları bu taşkınlıktan korumayacak, müminlere verdiği hidayeti ve iman yardımını vermeyecek, körlüklerinde bırakacak, bastıracak, "Kim körlük ederse, ben sizin üzerinize bir bekçi değilim" sırrı tamamen ortaya çıkacaktır.

Onun için bir âyet değil:

Meâl-i Şerifi

111- Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah'ın diledikleri hariç, yine de inanacak değillerdi, fakat çokları bunu bilmezler.

111- Hatta biz onlara bütün melekleri indirmiş olsak. "Bize melekler indirilmeli değil miydi?" (Furkan, 25/21), "Bize melekleri getirmeliydin" (Hicr, 15/7) diye istedikleri mucizeyi göndersek, Ve ölüler kendilerine söylese, "Babalarımızı diriltip getiriniz de şahitlik etsinler" (Duhân, 44/36) diye istedikleri mucize de yapılsa, ve üzerlerine her şeyi kefil olarak toplasaydık da, "Allah'ı ve bütün melekleri kefil olarak getir" (İsrâ, 17/92) diye istedikleri mucizeyi de göstersek, Allah dilemedikçe hiçbir zaman iman etmeleri ihtimali yoktur. Ve bundan dolayı onlara âyet indirmek boşunadır. Ve fakat pekçoğu bilmezler. Her türlü mucize gelse Allah dilemeyince hiçbir şey yapamayacaklarını bilmezler de, sadece kendilerine güvenir, azgınlık ve inatlarında kalmak için öyle yalan yere yemin ederler. Bunun için sen onlara bakma ve imanlarına ümit edip, istedikleri mucizeyi istemeye kalkma da, "Mucizeler, Allah katındadır" (En'âm, 6/109) de, Allah'a bırak!

Meâl-i Şerifi

112- Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar birbirini aldatmak için süslü sözlerle vesvese verirler.

Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları iftiraları ile başbaşa bırak.

113- Bir de ahirete iman etmeyenlerin kalbleri, o yaldızlı söze kansın, ondan hoşlansın ve işledikleri suçları işlemeye devam etsinler diye böyle yaparlar.

114- Allah, size Kitab'ı (Kur'ân'ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur'ân'ın, gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma.

115- Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir.

116- Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece "zann"a uyarlar ve saçmalarlar.

117- Şüphesiz ki Rabbin, yolundan kimlerin saptığını çok iyi bilir. O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir. ( Enam )

 

Simdi ben burada celiskiyi görmek istiyorum..

 

O kadar mükemmel bir anlayis ki : Hic zor yok..

 

Yani Allah Insanlara cehenneme gitme özgürlügünü de tanimis ve Zorla kimseyi mümin yapmam diyor.

 

Buradan " Allah Zalimdir insanlari ayiriyor yakiyor " fikrini cikaran profesörün Kulaklarini oksamak lazim..

 

Pekiyiii;

 

Allah Peygamberlere neden Seytanlari cinleri musallat etmis ?..

 

Onlari da mi yakacak ?..

 

112- Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar birbirini aldatmak için süslü sözlerle vesvese verirler.

Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları iftiraları ile başbaşa bırak.

Buyrun demek ki peygamberler bile baski altinda tutulmus.Allah Vesveselere düsmanliklara engel olmamis..

yani hic bir sey zorla degil..

" Islam Hakim olursa bizi zorla kapatacak " diyen Ilhancigim Arsel kendi celiskilerini Kuran a mi yamamaya kalkiyor ?..

--------------------

Simdi bir noktaya gözlerimizi dikip baska bir gercegi unutmayalim.

 

Prof Arsel in insanlara yapmak istedigi budur.

 

Unutulmasin ki en azili kafirlere bile ölümlerine kadar tevbe kapisi aciktir..

 

Böyle engin bir merhamete böyle bir rahmete nasil " Zalim " denilebilir ?..

 

Ama var iste böyle deliler..

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Çok güzel açıklamışsın Göktürk eline sağlık. Allah o basiret gözünü kapatana kadar Kula bir sürü olanak imkan sunuyor. Artık iş en sona geldiğinde o perdeler iniyor.

Ben bi şey sorucam şimdi. Niye dört tane kitap inmiş olabilir? Niye Tevrat, İncil, Zebur ve kuran var. niye üç kitabın değiştirilmesine Allah izin verdi ? İnsanların bu kadar kafasının karışmasına ve dört dinin birbirine düşman olmasına izin verdi ? sonuçta inandığımız tek. Aslında her dinin yaradanı tek.Allah dileseydi tek kitapta iş biterdi , yeryüzünde haktan gelen dört ayrı din olmazdı .

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sitedeki bütün inanışlara sahip üyeleri de düşünüp yorumlarınızı ona göre yapınız... Lütfen hakarete varacak cümleler ya da kelimeler kullanmaktan çekininiz... Tartışmalarınızı da böyle bir ortamda yapınız... Teşekkürler...

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kitap bir tanedir Zemheri ;

 

Bu Kuran onlarin kitaplarinda da vardi ayeti bu gercegi vurgular..

Yeryüzünde Haktan gelen bir tek din oldu. Islam.

 

Islam sadece Hz. Muhammed e indirilen din degil Bütün peygamberlere ve insanliga indirilen Dindir.

Din Bir tanedir !..

 

Ayrimi yapan insanlardir.

 

Bu yüzden biz Bütün kitaplara ve peygamberllere iman ederiz.

Hak olan budur !..

Allah birdir !..

Kitap Birdir !..

Din birdir !..

 

Hic bir sekilde ikilik yoktur.

 

Ortada dolasanlar ise Insanligin Kisir görüslerinden baska bir sey degildir.

 

Yani Kuran: Tevrattir Zeburdur incildir.

 

Ve Korunmustur.

 

Gerisi laf-i güzaf ( Bos laftir )

 

Allah insanliga cesitli Dinler indirmedi..

sadece insanlar dini yüzüne gözüne bulastirdi..

--------------------

Zemheri;

 

Hakk dan gelen dört din teorisini

Hakk dan gelen dört mezhep iddasi ile kiyasliyabilirsin..

 

Sonuc aynidir.

 

Allah Insanlara zulm etmez !..

Insanlar kendilerine zulm ediyorlar ( Kuran-i Kerim )

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Zemheri;

 

Türk Tarihinin en gerzek Profesörünü bulup getirdin..:D

 

Bu adamcagizin Islam a olan kini kendisini bir ilk okul mezunu olan Turan Dursun ile yol arkadasi yaptin

 

 

 

 

 

TURAN DURSUN'UN HAYATI

 

 

Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Gümüştepe köyünde 1934 yılında doğdu. İmam olan babası, daha o doğmadan "Basra'da ve Kufe'de bile görülmeyecek bir alim" yapma sevdasındaydı onu. İlkokula göndermedi. Çocukluk hayatı şeyhlerin ve din hocalarının yanlarında çeşitli tekke ve dergahlarda geçti. O yıllarda Turan Dursun' un en büyük amacı babasının belirlediği bu amaca hızla ulaşmaktı. Birkaç yılda öğrenilecek dersleri bir- iki ayda öğreniyordu. Sırf İslam bilgileri çok iyi olan Kürt hocalardan ders alabilmek için üç-dört ayda çok iyi denilebilecek ölçüde Kürtçe öğrendi. "sarf" ve "nahv" denilen Arapça grameri çocuk yaşta öğrendi, hem 11. ve 12. yüzyıl Arapçasını hem de 7. ve 8. yüzyıl Arapçasını bilirdi. onyedi yaşına geldiğinde İcazeti almış ve Kazviniyi okumuştu.

Diyanette müftü olabilmek için İlkokulu dışarıdan bitirdi. İlk olarak köy imamlığı yaptı. İstanbul Çarşamba'da Üçbaş ve İsmailağa medreselerinde hocalık yaptı. 1958-1965 yılları arasında Tekirdağ, Gemerek, Türkili, Altındağ ve Sivas' ta Müftülük yaptı. Atatürkçü ve şeriatın katı kurallarına ters davranışları nedeniyle İslamcı çevrelerde yadırgandı. Müftülükleri sırasında bu nedenlerle sürgünleri oldu. 60'lı yıllarda aydın müftü olarak kamuoyunda yankılar getirdi. Kendi deyişiyle İslama olan inancını yitirdikten sonra 1965 yılında müftülüğü bıraktı.

 

Turan Dursun' u, neredeyse ömrünü adadığı İslam' dan uzaklaştıran baş neden, aklının imanına üstün gelmesidir.Ömrünü İslamla içi içe geçiren bir insanın bunu başarmasının ne kadar zor olduğunu tahmin etmek güç değildir. Onu böylesine büyük kılan belkide en önemli şey budur. Turan Dursun' u İslamdan kopartan başlıca deneyimlerini şöylece sıralayabiliriz:

 

1)İnsanlık tarihinin bilinen en eski efsanesi olan Gılgamış Destanı' nı okuduktan sonra, Tevrat' a ve ondan sonra da Kuran' a geçen Nuh Tufanı efsanesinin kökeninin çoktanrılı ilkel Sümer Uygarlığı olduğuna kanaat getirmiştir.

 

2) İncil ve Tevrat' ı okuduktan sonra, Kuran' daki pek çok ayetin bu kitaplardan kopya edildiğine kanaat etmiştir.

 

3) Sinop'daki görevi sırasında marksist bir öğretmenden edindiği kitaplar sayesinde Tarihi Materyalizm ve Diyalektik Materyalizm Felsefesi ile tanışmış, ancak komünist olmasa bile bu felsefelerden etkilenmiştir.

 

4) Kemalist düşünceye yakın olması nedeniyle hiç bir zaman bağnaz İslami kesimlerin yoluna girmemiştir.

 

5) Kuran' daki gerek akıl dışı ayetleri, gerekse de birbiriyle çelişkili ayetleri, gerçekliğe olan aşkı imanından üstün geldiği için görebilmiştir.

 

Turan Dursun, Diyanet' deki görevinden ayrıldıktan sonra 1966 yılında TRT'de dini içerikli programlarda görevi aldı. On yıl bu görevine devam ettikten sonra gene TRT'de prodüktör olarak "Başlangıcından Bu Yana İnsanlık", "Vergi Programı", "Akşama Doğru" gibi programlar yaptı. TRT'den emekli olduktan sonra "Kur'an Ansiklopedisi"ni 1987 yılında bitirdi. 1989 yılında haftalık 2000'e Doğru Dergisi' nde yazı yazmaya başladı. Bu sitede yer alan pek çok yazısını da bu dergide yazdı. Bu yazıları nedeniyle İslami çevrelerden çok büyük tepki aldı. Süleyman Ateş, Yaşar Nuri Öztürk gibi pek çok İslamcıyı kalemiyle yanıtlamasını bildi. Hiç biri o hayatta iken karşısına çıkamadılar.

Böylesine kuşatılmış bir durumda onun çevresinde çok az sayıda destekçisi vardı. İlhan Arsel ve kitaplarını yayınlamayı kabul eden Doğu Perinçek bunlardandı (Turan Dursun yazdığı yazıları kitap haline getirmek için pek çok yayınevini dolaştığını, yayınevlerinin böyle bir kitap yayınlamaya cesaret edemedikleri için teklifini kabul etmediklerini söylemiştir. Sayın Doğu Perinçek bunu kabul eden yegane kişi olarak, Turan Dursun gibi bir aydınlanma savaşçısını kitapları ile Türkiye kamuoyuna kazandırdığı için burada kendisini kutlamayı borç biliriz.)

 

 

Turan Dursun yazdıklarının bedelini canıyla ödeyebileceğini bilmiyor muydu? Bu soruya yanıt olarak Hasan Yalçın' a şunları söylemişti: "Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım?" Turan Dursun bir aydınlanma savaşçısı olarak yanıtladı soruyu. Ve o anda ölümü yendi. Ölümün ötesine geçti. Ölüm, Turan Dursun' u daha da büyüttü. Yazdıklarının uğruna yaşamını feda etmiş olmasının büyüsüyle daha çekici hale geldi. Adı, ölümsüz aydınlanma kurbanları arasına yazıldı.

 

 

not: Turan Dursunun kim oldugunu bilmeyenler icin bilgi niteliginde ekledim.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

neden sorgulanmaktan,sorgulamaktan bu kadar korkuluyor..ben doğuştan müslümanım..annem babam öyle olduğu için..ama inanıyorum doğuştan başka inanca sahip olupta sonradan islamiyeti seçen kişi benden daha değerlidir..

çünkü sorgulamıştır inancını,doğru yolu seçmiştir..burada öne sürülen yada hissedilen,yada şeytanın vermiş olduğu vesveseler olabilir..

kimse burada islam inancını reddetmiyor ki edebilirde..

ama bu insanlara kur an budur..sorgulanmaz..cahil cesareti vs. diyemezsin..bunu bilgin dahilinde paylaşıma sunarsın..alan alacağını alır alınmayan sana kalır:)

--------------------

“Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini islamiyete açar, kimi de saptirmak isterse… kalbini dar ve sikintili kilar."

buradan benim anladığım.allah kimi doğruyolu bulmasını isterse,o kişi küfürde ,günahkar bir yaşam sürse dahi onu bir vesile ile doğruyola sokar..kimide saptırmak isterse onun kalbiniöyle bir daraltıp sıkıntıya sokar ki o insan doğru yoldan çıkar...

bunu bana samimi bir şekilde anlatacak,bilgisini paylaşacak olan var mı?

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Benzer Konular

    • Kurandaki Çelişkiler

      Yahudi ve Hristiyanlar kutsal kitapları için "Tanrıdan gelen ilhamlar" ile yazıldıklarını, ama Müslümanlar Kuran'ın Allah Kelamı olduğunu düşünür ve Kuranda hiç bir hatanın olmayacağını, değiştirilmediğini, hatta değiştirilemez olduğunu tüm benlikleri  bunu savunurlar! Peki gerçekten öyle mi? Allah bile kuranda çelişki olabileceğini yazdırmıştır!(*) yada ne olur ne olmaz diye bu yazılmıştır! Neredeyse her surede bir çelişki bulmak mümkün, peki din alemleri bu konuda neler söylüyor? Genel

      , Yer: Diğer Din ve İnanışlar

    • Kuranda Birbiri Ardına Gelen İki Lafza-i Celal

      Kur'an-ı Kerim'de, lafza-i Celâl'in yani Allah isminin birbiri ardınca geldiği iki yer var.   Birincisi, 8. cüzün 2. sayfasında En'âm suresinin 124. ayetinde,   İkincisi de 10. cüzün 2. sayfasında Enfâl suresinin 48. ayetindedir.   Buralarda iki lafza-i Celâl yani Allah lafzı birbiri ardınca gelir.   Hatim niyeti ile okunuyor olmak şartıyla, Kur'an-ı Kerim okuyarak oraya gelindiğinde, 66 defa lafza-i Celâl okuyup dua edilirse mutlaka makbul olur.   Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.)'da

      , Yer: Havas & Hüddam

×
×
  • Yeni Oluştur...