Jump to content

Dua Ederken Dikkat Edilmesi Gereken Hareketler !


nova
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

DUA ederken bazi hareketler oldukça önemlidir.

 

Dua ederken, kollar, koltuk alti görülecek bir sekilde yana açilip, eller, yüze paralel bir sekilde öne uzatilmalidir. Takriben yüzden 30 santim mesafede parmak araliklari hafif açik olan ellerin, parmaklardan çikan isinlarin, alindan çikan isinlarla ilerde bir birlesim yapacak sekilde yönlendirilmesi son derece faydalidir.

 

Bakin bu konuda Hazreti Rasûl aleyhi's-selâm ne buyuruyor:

 

"Herhangi bir kul, koltugunun alti görülecek sekilde ellerini kaldirir ve Allâh'dan bir dilekte bulunursa; acele etmedigi takdirde kesinlikle duasina icabet edilir.

 

- Acele nasil olur yâ Resûlallah?..

 

- Dua ettim ettim, kabul olmadi, der"(de vazgeçer)... iste bu yanlistir; dua yerine gelene kadar israr etmek gerekir."

 

Ellerden parmak uçlarindan yayilan dalgalar ile, beyinden "yönlendirilen dalgalar" bir noktada birleserek laser isini gibi etki ederek belli hususlarin olusmasinda son derece önemli rol oynarlar.

 

Burada farkedilecegi gibi, DUA'nin olusmasini saglayan ana güç, insana disaridan gelmeyip; tamamiyle, insanin varliginda mevcût olan Allâh isimlerinin manevî gücünden ortaya çikmaktadir.

 

Kisacasi DUA, kisinin kendindeki ilahî güçler esliginde isteklerini gerçeklestirme faâliyetidir. Ve elbette ki bunun bir teknigi ve bilimsel açiklamasi vardir.

 

DUA esas itibariyle, beynin "yönlendirilmis dalgalaridir'".

Evrenin ilk olusumu, Allâh tasavvurunun, ilim boyutunun enerjiye ve kuantsal yapiya dönüsümü ile meydana geldigi gibi; insanin bütün istek ve arzulari dahi, bilincin ilim boyutundan kaynaklanan istek ve arzularinin beyinin yönlendirilmis dalgalariyla yogunlastirilmasi suretiyle meydana gelir.

 

Bu sebepledir ki, konsantrasyon ne derece güçlü olursa, DUA'ya icâbet de o derece süratli olur. Bunun için denmistir, "mazlumun duasi yerde kalmaz; ah alan felâh bulmaz!."

 

Zirâ, o "âh" eden kisi, öyle bir sikinti ile, öyle bir konsantrasyon ile, menfî beyin dalgalarini o kisiye yöneltir ki, o yayin okundan kurtulmak aslâ mümkün olmaz.

 

Dedesinde çikmasa, torununda çikar o "âh"in neticesi!.. Nasil mi, çok basit!..

 

Dedenin aldigi "âh" dalgalari, onun öyle bir genetik düzenini etkiler ki; neticesi kendisinde ortaya çikmasa bile, çocugunda veya torununda genetik intikâl dolayisiyla ortaya çikar; ve dedesinin cezasina mâruz kalir. Iste bu yüzden denmistir, "Dedesi erik çalmis, torunun disi kamasmis" diye.

 

Evet, eller ileri kollar açik dua demistik... Efendimiz böyle yapmis.

 

Çölde yarali bir halde kendilerini bulan yaralarini temizleyen, onlari iyilestiren kimseleri öldürüp kaçanlar hakkinda Hz. Peygamber, ayakta, elleri yukarida tarif ettigimiz biçimde açik olarak ashab ile beraber dua etmis ve kaçan kisiler çok kisa süre içinde bulunarak yaptiklarinin karsiligini almislardir.

 

Ayakta, eller tarif ettigimiz biçimde avuç içleri yüze, kollar ileriye dönük olarak parmak uçlari araciligiyla "yönlendirilmis" dalgalar seklinde yapilan DUA gibi, ayrica, SECDE halinde yapilan DUA da son derece tesirlidir.

 

Özellikle, gece yarisindan sonra, yani günesin bulundugunuz yerin tam arkasinda oldugu ve günes radyasyonunun en asgariye indigi saatlerde SECDE halinde yapilan DUA son derece tesirlidir.

 

Sayet kilinan hacet namazinin; veya herhangi bir namazin son secdesinde bu DUA yapilirsa, tesir gücü bir hayli daha fazla olur.

 

Namazin, yani gece kilinan bir namazin son secdesinde, çesitli kusurlarini itiraf ve onlardan bagislanma dilendikten sonra DUA edilirse; ve istenen seyin mâhiyetine göre, birkaç gün üst üste veya gün asiri bir sekilde bu çalismaya devam edilirse; takdiri ilâhî, o seyin olusmasina mutlaka cevap verir. Çünki; o DUA'nin israrla devamina müsaade olunmasi, o duaya icabet edileceginin de göstergesidir. Zirâ, Allâh, kabul etmeyecegi DUA'ya israrla devam sansi tanimaz.

 

Kisi, bir konudaki DUAsinda israrli degilse, o DUA'nin yerine gelme sansi da son derece düsüktür.

 

SECDE halinde yapilan DUA, hele kusurlarin itirafindan sonra olursa, son derece güçlüdür demistik. Niçin...?

 

 

 

 

SECDE halinde, bedendeki kan yogun bir biçimde basa, beyne akmakta, oksijen ve diger enerji kaynaklari tarafindan beyin son derece mükemmel sekilde beslenmektedir. Bu sebepten dolayi da çok güçlü dalgalar yayabilmektedir.

 

Ayrica gene secde halinde yapilan kusurlari itirâf fiîliyle çok güçlü bir konsantrasyon ve yönelim meydana gelmekte, bu da arzulanan sey dogrultusunda güçlü dalgalar yayilmasina vesile olmaktadir.

 

DUA'yi güçlendiren ve gerçeklestiren en önemli faktör ise DUA aninda, kisinin suûrunun VEHIM tasarrufundan uzak kalmasidir. Ve bu hâl de, secde yani, benlik kavraminin kalktigi bir hâldir. Nitekim bu konuda bizi uyaran Hazreti Rasûl aleyhi's-selâm, "seksiz - süphesiz, kabûl olacagindan emin olunarak" DUA edilmesini tavsiye etmistir.

 

DUA'nin tesirini kesen en önemli güç, gene kisinin kendisinde bulunan VEHIM - VESVESE kuvvesidir.

 

Kiside, VEHIM - VESVESE ne derece gerilemis ise, DUA'si o derece keskin ve süratli bir sekilde gerçeklesir.

 

Allâh'a yakîn elde etmis kisilerin DUA'sinin kabulündeki en önemli etkenlerden biri de, o kisilerdeki VEHIM - VESVESENIN oldukça düsük olmasidir. Ayrica, bu kisilerin, yaptiklari çalisma ve lûtfu ilâhî sonucu olarak, çesitli ilâhî güçlerin yapilarinda ortaya çikmasi da, elbette ki DUA'larinin süratle gerçeklesmesinde önemli bir faktördür.

 

&

 

Ayrica, DUA konusunda, SEYTAN vasfiyla bilinen CINLER'in insana çok yanlis fikirler telkini de sözkonusudur; ki, bu da insani bu çok etkili silâhi kullanmaktan mahrum birakir.

 

Tam içinizden DUA etmek gelmisken, SEYTAN ismiyle, seytaniyet vasiflari dolayisiyla lâkablanmis olan CINLER, hemen bir vesvese verirler.

 

"Aman canim niye dua edeyim, nasil olsa kaderde varsa olur!

 

"DUA etsem de etmesem de is olacagina varir, ne diye DUA edeyim."

 

Ve, böylece siz, DUA etmekten vazgeçip; en güçlü SILAH olan DUAdan mahrum kalirsiniz. DUA'dan mahrum kalmak, DUA etmemek suretiyle de nelerden mahrum kaldiginizi asla hayâl bile edemezsiniz.

 

Iste bu yüzdendir ki, Hazret-i Rasûlullah aleyhi's-selâm bakin bize ne tavsiye ediyor:

 

"Nalininizin tasmasina, koyununuzun otuna kadar her seyi Allâh'tan isteyiniz.."

 

"Allâh'in fazli kereminden isteyiniz, çünki istenilmesinden hoslanir.'

 

"Süphesiz ki Allâh, israrla DUA eden kullarini çok sever'

 

"Hassas oldugunuz saatlerde DUA etmeyi ganimet biliniz. Çünkü bu hâl rahmet saatinin hâlidir".

 

Bu son yazmis oldugum hadîs-i serîf'te isaret edilen manâ sudur: Hassas, oldugunuz demek, tamamiyle bir konuya konsantre olmaktan ileri gelen bir biçimde, son derece duygusal olma anlami tasir. Iste bu an da, kisinin, tamamiyle ALLAH'a, net bir biçimde yönelmesi, anlamini tasir. Bu yönelis ise, beynin tümüyle tek bir gayeye yönelik biçimde, kendisindeki ilâhî güçlerin ortaya konulmasi sonucunu dogurur.

 

&

 

DUA'nin gerçeklesmesinde en önemli faktör, kisinin kendisini aradan çikartarak; dilinde DUA'yi okuyan, beyninde o talebi olusturan olarak HAK'kin kalmasidir. Bu takdirde;

 

"O BIR SEYIN OLMASINI DILERSE, OL DER, VE O SEY OLUR".

 

DUA'da en önemli yardimci faktörlerden biri de istenilen sey hususunda israrli olmaktir. Herhangi bir konuda bir iki defa dua edip arkasini birakmak son derece yanlistir.

 

DUA edilecek konuda mutlaka israrli olunmali ve istenilen seyin olabildigince ölümötesi hayatimiza dönük ve yararli olmasina özellikle dikkat edilmelidir. Zira, yanlis bir istek ile kendi kendimizi büyük ölçüde yaralamis olabiliriz. Elektrigi, çok yararli sekilde kullanabildigimiz gibi, kendimizi yaralamak ve hatta öldürmek içinde yanlis bir sekilde kullanmak mümkündür.

 

DUA, varligindaki, benligindeki, NEFS'indeki ALLAH'a AIT GÜÇ ile tahakkuk yoludur, demistik. Öyle ise, bu silâhi ne derece bilinçli olarak ve yerinde kullanma imkânina sahip olursak, o derece düsmanlarimizdan korunabilir; isteklerimizi gerçeklestirebilir; ve dahi ALLAH'a yakîn elde edebiliriz.

 

Bakin inançsiz Ruslar dahi beyni nasil degerlendiriyor bugün:

 

11 Haziran 1991 tarihli Sabah Gazetesinin 8. sayfasinda yayinlanan su haberi dikkatle okuyalim:

 

"GELECEGIN SAVASLARI TELEPATIK OLACAK

 

Sovyetler Birliginin ünlü bilim adami Vlail Kaznatcheev, insan beyninin telepati yoluyla savaslari etkileyebilecegini belirtti. Prof. Kaznatcheev, dâhilerin çalistigi, Novossibirsk Akademisi bünyesinde kurulan özel bir laboratuvarda çalismalarini sürdürüyor.

 

MOSKOVA - Sovyet Bilimler Akademi si'nin en saygin üyelerinden biri olan Profesör Vlail Kaznatcheev insan beyninin, bedeninin bulundugu noktanin çok uzagin da yer alan, insanlar, düsünceler ve elek tronik donanimlar üzerinde etkili olabilecegini belirtti.

 

Birçok kisi tarafindan deli saçmasi olarak nitelendirilen bu görüsü ispat etmek için yogun bir çalismaya giren Kaznatcheev, ülkesi Sovyetler Birligi'nde büyük ilgi görüyor.Kendisine Sovyet dahilerinin yetistirildigi Novossibirsk Akademisi bünyesinde her türlü donanima sahip bir laboratuvar ve arastir malarinda yardimci olacak asistanlar tahsis eden hükümet, Kaznatcheev'in arastirmalarindan çok sey bekliyor.

 

KGB korumasi

 

Kaznatcheev'in arastirmalarinin en büyük özelligi insan beyninin telepatik gücünü bir silâh olarak kullanmaya çalismasi. Ona göre sirf düsünce gücüyle bilgisayar sistemlerini, havaalanlarinin radarlarini hatta modern teknolojinin gelistirebilecegi her türlü silâhi etkisiz kilmak mümkün.

 

Bu arastirmalari son derece yakindan izleyen ve denetleyen hükümet, Kaznatcheev'in CIA tarafindan kaçirilmasini engellemek için KGB'nin en yetenekli ajanlarini seferber etmis durumda. Ünlü bilimadami görüslerini çok basit örneklerle açikliyor:

 

`Eger çalistiginiz bilgisayar aniden arizalanirsa suçu üretici firmada aramayin. Sizin stres içinde olmaniz, ya da çalisirken biraz da olsa sinirlenmeniz aletin teknik donanimini etkileyebilir. Çünkü siradan bir insan beyni, en üstün bilgisayardan daha güçlüdür ve insan bazen farkinda olmadan doganin kendine verdigi güçleri kullanabilir.'

 

Kaznatcheev'e göre eger insan çok uzun zamandan beri görmedigi birini yogun olarak düsünürse ve o siralarda ondan bir telefon, ya da mektup alirsa bu sans olarak nitelendirilmemelidir. Bu dogrudan, insanin yogunlastirdigi düsünceleri ile düsündügü kisiyi etkilemesidir.

 

Kaznatcheev, son olarak Sovyet televizyonunda katildigi bir programda laboratuvarinda bulunan bir bitkiyi uzun uzun gösterdi ve programi izliyenlerden 1 saat süreyle sadece bu bitkinin gelisimini düsünmelerini istedi. Sonuç gerçekten sasirticiydi, bitki çok kisa zaman zarfinda akil almaz bir gelisme sergiledi.

 

Iste Kaznatcheev'in arastirmalarinin temelinde de, düsünce gücünün sonsuzlugunu yakalamak yatiyor.

 

Insanin bilinçaltina ulasmayi amaçlayan parapsikolojiyi bilimle birlestirerek arastirmalarini sürdüren Kaznatcheev, bulgularinin düsmanin teknik donanimini felç etmek açisindan ileride çok önemli sonuçlar verecegini, ancak bunun bir silâh olarak degil, savaslari engelleyecek caydirici bir etken olarak kullanilmasindan yana oldugunu belirtiyor."

 

Iste bu yüzdendir ki, DUA insana bahsedilmis en mükemmel güç olarak tanimlanabilir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

DUA ederken bazı hareketler oldukça önemlidir.

Dua ederken, kollar, koltuk altı görülecek bir şekilde yana açılıp, eller, yüze paralel bir şekilde öne uzatılmalıdır. Takriben yüzden 30 santim mesafede parmak aralıkları hafif açık olan ellerin, parmaklardan çıkan ışınların, alından çıkan ışınlarla ilerde bir birleşim yapacak şekilde yönlendirilmesi son derece faydalıdır.

Bakın bu konuda Hazreti Rasûl aleyhi's-selâm ne buyuruyor:

"Herhangi bir kul, koltuğunun altı görülecek şekilde ellerini kaldırır ve Allâh'dan bir dilekte bulunursa; acele etmediği takdirde kesinlikle duasına icabet edilir.

- Acele nasıl olur yâ Resûlallah?..

- Dua ettim ettim, kabul olmadı, der"(de vazgeçer)... işte bu yanlıştır; dua yerine gelene kadar ısrar etmek gerekir."

Ellerden parmak uçlarından yayılan dalgalar ile, beyinden "yönlendirilen dalgalar" (Yönlendirilmiş dalgalar konusunu "İNSAN VE SIRLARI" ile "TEK'İN SEYRİ" kitabımızda bulabilirsiniz.) bir noktada birleşerek laser ışını gibi etki ederek belli hususların oluşmasında son derece önemli rol oynarlar.

Burada farkedileceği gibi, DUA'nın oluşmasını sağlayan ana güç, insana dışarıdan gelmeyip; tamamiyle, insanın varlığında mevcût olan Allâh isimlerinin manevî gücünden ortaya çıkmaktadır.

Kısacası DUA, kişinin kendindeki ilahî güçler eşliğinde isteklerini gerçekleştirme faâliyetidir. Ve elbette ki bunun bir tekniği ve bilimsel açıklaması vardır.

DUA esas itibariyle, beynin "yönlendirilmiş dalgalarıdır'".

Evrenin ilk oluşumu, Allâh tasavvurunun, ilim boyutunun enerjiye ve kuantsal yapıya dönüşümü ile meydana geldiği gibi; insanın bütün istek ve arzuları dahi, bilincin ilim boyutundan kaynaklanan istek ve arzularının beyinin yönlendirilmiş dalgalarıyla yoğunlaştırılması suretiyle meydana gelir.

Bu sebepledir ki, konsantrasyon ne derece güçlü olursa, DUA'ya icâbet de o derece süratli olur. Bunun için denmiştir, "mazlumun duası yerde kalmaz; ah alan felâh bulmaz!."

Zirâ, o "âh" eden kişi, öyle bir sıkıntı ile, öyle bir konsantrasyon ile, menfî beyin dalgalarını o kişiye yöneltir ki, o yayın okundan kurtulmak aslâ mümkün olmaz.

Dedesinde çıkmasa, torununda çıkar o "âh"ın neticesi!.. Nasıl mı, çok basit!..

Dedenin aldığı "âh" dalgaları, onun öyle bir genetik düzenini etkiler ki; neticesi kendisinde ortaya çıkmasa bile, çocuğunda veya torununda genetik intikâl dolayısıyla ortaya çıkar; ve dedesinin cezasına mâruz kalır. İşte bu yüzden denmiştir, "Dedesi erik çalmış, torunun dişi kamaşmış" diye.

Evet, eller ileri kollar açık dua demiştik... Efendimiz böyle yapmış.

Çölde yaralı bir halde kendilerini bulan yaralarını temizleyen, onları iyileştiren kimseleri öldürüp kaçanlar hakkında Hz. Peygamber, ayakta, elleri yukarıda tarif ettiğimiz biçimde açık olarak ashab ile beraber dua etmiş ve kaçan kişiler çok kısa süre içinde bulunarak yaptıklarının karşılığını almışlardır.

Ayakta, eller tarif ettiğimiz biçimde avuç içleri yüze, kollar ileriye dönük olarak parmak uçları aracılığıyla "yönlendirilmiş" dalgalar şeklinde yapılan DUA gibi, ayrıca, SECDE halinde yapılan DUA da son derece tesirlidir.

Özellikle, gece yarısından sonra, yani güneşin bulunduğunuz yerin tam arkasında olduğu ve güneş radyasyonunun en asgariye indiği saatlerde SECDE halinde yapılan DUA son derece tesirlidir.

Şayet kılınan hacet namazının; veya herhangi bir namazın son secdesinde bu DUA yapılırsa, tesir gücü bir hayli daha fazla olur.

Namazın, yani gece kılınan bir namazın son secdesinde, çeşitli kusurlarını itiraf ve onlardan bağışlanma dilendikten sonra DUA edilirse; ve istenen şeyin mâhiyetine göre, birkaç gün üst üste veya gün aşırı bir şekilde bu çalışmaya devam edilirse; takdiri ilâhî, o şeyin oluşmasına mutlaka cevap verir. Çünki; o DUA'nın ısrarla devamına müsaade olunması, o duaya icabet edileceğinin de göstergesidir. Zirâ, Allâh, kabul etmeyeceği DUA'ya ısrarla devam şansı tanımaz.

Kişi, bir konudaki DUAsında ısrarlı değilse, o DUA'nın yerine gelme şansı da son derece düşüktür.

SECDE halinde yapılan DUA, hele kusurların itirafından sonra olursa, son derece güçlüdür demiştik. Niçin...?

SECDE halinde, bedendeki kan yoğun bir biçimde başa, beyne akmakta, oksijen ve diğer enerji kaynakları tarafından beyin son derece mükemmel şekilde beslenmektedir. Bu sebepten dolayı da çok güçlü dalgalar yayabilmektedir.

Ayrıca gene secde halinde yapılan kusurları itirâf fiîliyle çok güçlü bir konsantrasyon ve yönelim meydana gelmekte, bu da arzulanan şey doğrultusunda güçlü dalgalar yayılmasına vesile olmaktadır.

DUA'yı güçlendiren ve gerçekleştiren en önemli faktör ise DUA anında, kişinin şuûrunun VEHİM tasarrufundan uzak kalmasıdır. Ve bu hâl de, secde yani, benlik kavramının kalktığı bir hâldir. Nitekim bu konuda bizi uyaran Hazreti Rasûl aleyhi's-selâm, "şeksiz - şüphesiz, kabûl olacağından emin olunarak" DUA edilmesini tavsiye etmiştir.

DUA'nın tesirini kesen en önemli güç, gene kişinin kendisinde bulunan VEHİM - VESVESE kuvvesidir.

Kişide, VEHİM - VESVESE ne derece gerilemiş ise, DUA'sı o derece keskin ve süratli bir şekilde gerçekleşir.

Allâh'a yakîn elde etmiş kişilerin DUA'sının kabulündeki en önemli etkenlerden biri de, o kişilerdeki VEHİM - VESVESENİN oldukça düşük olmasıdır. Ayrıca, bu kişilerin, yaptıkları çalışma ve lûtfu ilâhî sonucu olarak, çeşitli ilâhî güçlerin yapılarında ortaya çıkması da, elbette ki DUA'larının süratle gerçekleşmesinde önemli bir faktördür.

&

Ayrıca, DUA konusunda, ŞEYTAN vasfıyla bilinen CİNLER'in insana çok yanlış fikirler telkini de sözkonusudur; ki, bu da insanı bu çok etkili silâhı kullanmaktan mahrum bırakır.

Tam içinizden DUA etmek gelmişken, ŞEYTAN ismiyle, şeytaniyet vasıfları dolayısıyla lâkablanmış olan CİNLER, hemen bir vesvese verirler.

"Aman canım niye dua edeyim, nasıl olsa kaderde varsa olur!

"DUA etsem de etmesem de iş olacağına varır, ne diye DUA edeyim."

Ve, böylece siz, DUA etmekten vazgeçip; en güçlü SİLAH olan DUAdan mahrum kalırsınız. DUA'dan mahrum kalmak, DUA etmemek suretiyle de nelerden mahrum kaldığınızı asla hayâl bile edemezsiniz.

İşte bu yüzdendir ki, Hazret-i Rasûlullah aleyhi's-selâm bakın bize ne tavsiye ediyor:

"Nalınınızın tasmasına, koyununuzun otuna kadar her şeyi Allâh'tan isteyiniz.."

"Allâh'ın fazlı kereminden isteyiniz, çünki istenilmesinden hoşlanır.'

"Şüphesiz ki Allâh, ısrarla DUA eden kullarını çok sever'

"Hassas olduğunuz saatlerde DUA etmeyi ganimet biliniz. Çünkü bu hâl rahmet saatinin hâlidir".

Bu son yazmış olduğum hadîs-i şerîf'te işaret edilen manâ şudur: Hassas, olduğunuz demek, tamamiyle bir konuya konsantre olmaktan ileri gelen bir biçimde, son derece duygusal olma anlamı taşır. İşte bu an da, kişinin, tamamiyle ALLAH'a, net bir biçimde yönelmesi, anlamını taşır. Bu yöneliş ise, beynin tümüyle tek bir gayeye yönelik biçimde, kendisindeki ilâhî güçlerin ortaya konulması sonucunu doğurur.

&

DUA'nın gerçekleşmesinde en önemli faktör, kişinin kendisini aradan çıkartarak; dilinde DUA'yı okuyan, beyninde o talebi oluşturan olarak HAK'kın kalmasıdır. Bu takdirde;

"O BİR ŞEYİN OLMASINI DİLERSE, OL DER, VE O ŞEY OLUR".

DUA'da en önemli yardımcı faktörlerden biri de istenilen şey hususunda ısrarlı olmaktır. Herhangi bir konuda bir iki defa dua edip arkasını bırakmak son derece yanlıştır.

DUA edilecek konuda mutlaka ısrarlı olunmalı ve istenilen şeyin olabildiğince ölümötesi hayatımıza dönük ve yararlı olmasına özellikle dikkat edilmelidir. Zira, yanlış bir istek ile kendi kendimizi büyük ölçüde yaralamış olabiliriz. Elektriği, çok yararlı şekilde kullanabildiğimiz gibi, kendimizi yaralamak ve hatta öldürmek içinde yanlış bir şekilde kullanmak mümkündür.

DUA, varlığındaki, benliğindeki, NEFS'indeki ALLAH'a AİT GÜÇ ile tahakkuk yoludur, demiştik. Öyle ise, bu silâhı ne derece bilinçli olarak ve yerinde kullanma imkânına sahip olursak, o derece düşmanlarımızdan korunabilir; isteklerimizi gerçekleştirebilir; ve dahi ALLAH'a yakîn elde edebiliriz.

DUA'nın beyin gücüne dayandığından, zirâ, beynin ilâhî güçle techiz edilmiş, donatılmış bir yapı olduğundan bahsetmiştik "İNSAN ve SIRLARI" isimli kitabımızda; ve bunun sisteminden söz ederek; gerekirse, insanın beyin dalgalarıyla silâhları dahi geçersiz kılabileceğini yazmıştık 1984 yılında.

Bakın inançsız Ruslar dahi beyni nasıl değerlendiriyor bugün:

11 Haziran 1991 tarihli Sabah Gazetesinin 8. sayfasında yayınlanan şu haberi dikkatle okuyalım:

"GELECEĞİN SAVAŞLARI TELEPATİK OLACAK

Sovyetler Birliğinin ünlü bilim adamı Vlail Kaznatcheev, insan beyninin telepati yoluyla savaşları etkileyebileceğini belirtti. Prof. Kaznatcheev, dâhilerin çalıştığı, Novossibirsk Akademisi bünyesinde kurulan özel bir laboratuvarda çalışmalarını sürdürüyor.

MOSKOVA - Sovyet Bilimler Akademi si'nin en saygın üyelerinden biri olan Profesör Vlail Kaznatcheev insan beyninin, bedeninin bulunduğu noktanın çok uzağın da yer alan, insanlar, düşünceler ve elek tronik donanımlar üzerinde etkili olabileceğini belirtti.

Birçok kişi tarafından deli saçması olarak nitelendirilen bu görüşü ispat etmek için yoğun bir çalışmaya giren Kaznatcheev, ülkesi Sovyetler Birliği'nde büyük ilgi görüyor. Kendisine Sovyet dahilerinin yetiştirildiği Novossibirsk Akademisi bünyesinde her türlü donanıma sahip bir laboratuvar ve araştır malarında yardımcı olacak asistanlar tahsis eden hükümet, Kaznatcheev'in araştırmalarından çok şey bekliyor.

KGB Koruması

Kaznatcheev'in araştırmalarının en büyük özelliği insan beyninin telepatik gücünü bir silâh olarak kullanmaya çalışması. Ona göre sırf düşünce gücüyle bilgisayar sistemlerini, havaalanlarının radarlarını hatta modern teknolojinin geliştirebileceği her türlü silâhı etkisiz kılmak mümkün.

Bu araştırmaları son derece yakından izleyen ve denetleyen hükümet, Kaznatcheev'in CIA tarafından kaçırılmasını engellemek için KGB'nin en yetenekli ajanlarını seferber etmiş durumda. Ünlü bilimadamı görüşlerini çok basit örneklerle açıklıyor:

`Eğer çalıştığınız bilgisayar aniden arızalanırsa suçu üretici firmada aramayın. Sizin stres içinde olmanız, ya da çalışırken biraz da olsa sinirlenmeniz aletin teknik donanımını etkileyebilir. Çünkü sıradan bir insan beyni, en üstün bilgisayardan daha güçlüdür ve insan bazen farkında olmadan doğanın kendine verdiği güçleri kullanabilir.'

Kaznatcheev'e göre eğer insan çok uzun zamandan beri görmediği birini yoğun olarak düşünürse ve o sıralarda ondan bir telefon, ya da mektup alırsa bu şans olarak nitelendirilmemelidir. Bu doğrudan, insanın yoğunlaştırdığı düşünceleri ile düşündüğü kişiyi etkilemesidir.

Kaznatcheev, son olarak Sovyet televizyonunda katıldığı bir programda laboratuvarında bulunan bir bitkiyi uzun uzun gösterdi ve programı izliyenlerden 1 saat süreyle sadece bu bitkinin gelişimini düşünmelerini istedi. Sonuç gerçekten şaşırtıcıydı, bitki çok kısa zaman zarfında akıl almaz bir gelişme sergiledi.

İşte Kaznatcheev'in araştırmalarının temelinde de, düşünce gücünün sonsuzluğunu yakalamak yatıyor.

İnsanın bilinçaltına ulaşmayı amaçlayan parapsikolojiyi bilimle birleştirerek araştırmalarını sürdüren Kaznatcheev, bulgularının düşmanın teknik donanımını felç etmek açısından ileride çok önemli sonuçlar vereceğini, ancak bunun bir silâh olarak değil, savaşları engelleyecek caydırıcı bir etken olarak kullanılmasından yana olduğunu belirtiyor."

İşte bu yüzdendir ki, DUA insana bahşedilmiş en mükemmel güç olarak tanımlanabilir.

* * *

Ötendeki bir tanrıdan talep mi?..

Özünde ve varlığının her boyut ve zerresinde kendisiyle kâim olduğun Allâh'ın kudretinin ortaya çıkmasını taleb mi?..

DUA, insanın varlığındaki ilahî gücün ortaya çıkartılması tekniğinden başka bir şey değildir!..

Bu sebeptendir ki; insan, tam bir konsantrasyon ile DUA edebildiği anda, imkânsızmış gibi görünen pek çok şeyin gerçekleştiğini farkedebilir.

İşte bu yüzdendir ki, insanın en güçlü silâhı DUA'dır

DUA mekânizmasından en büyük verimi almak istiyorsak, özellikle ve öncelikle şekli, yeri ve zamanı konusunda bazı hususlara önem vermek zorundayız.

 

 

ALINTIDIR.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

DUA ederken bazı hareketler oldukça önemlidir.

 

 

Dua ederken, kollar, koltuk altı görülecek bir şekilde yana açılıp, eller, yüze paralel bir şekilde öne uzatılmalıdır. Takriben yüzden 30 santim mesafede parmak aralıkları hafif açık olan ellerin, parmaklardan çıkan ışınların, alından çıkan ışınlarla ilerde bir birleşim yapacak şekilde yönlendirilmesi son derece faydalıdır.

Bakın bu konuda Hazreti Rasûl aleyhi's-selâm ne buyuruyor:

"Herhangi bir kul, koltuğunun altı görülecek şekilde ellerini kaldırır ve Allâh'dan bir dilekte bulunursa; acele etmediği takdirde kesinlikle duasına icabet edilir.

- Acele nasıl olur yâ Resûlallah?..

- Dua ettim ettim, kabul olmadı, der"(de vazgeçer)... işte bu yanlıştır; dua yerine gelene kadar ısrar etmek gerekir."

Ellerden parmak uçlarından yayılan dalgalar ile, beyinden "yönlendirilen dalgalar" (Yönlendirilmiş dalgalar konusunu "İNSAN VE SIRLARI" ile "TEK'İN SEYRİ" kitabımızda bulabilirsiniz.) bir noktada birleşerek laser ışını gibi etki ederek belli hususların oluşmasında son derece önemli rol oynarlar.

Burada farkedileceği gibi, DUA'nın oluşmasını sağlayan ana güç, insana dışarıdan gelmeyip; tamamiyle, insanın varlığında mevcût olan Allâh isimlerinin manevî gücünden ortaya çıkmaktadır.

Kısacası DUA, kişinin kendindeki ilahî güçler eşliğinde isteklerini gerçekleştirme faâliyetidir. Ve elbette ki bunun bir tekniği ve bilimsel açıklaması vardır.

DUA esas itibariyle, beynin "yönlendirilmiş dalgalarıdır'".

Evrenin ilk oluşumu, Allâh tasavvurunun, ilim boyutunun enerjiye ve kuantsal yapıya dönüşümü ile meydana geldiği gibi; insanın bütün istek ve arzuları dahi, bilincin ilim boyutundan kaynaklanan istek ve arzularının beyinin yönlendirilmiş dalgalarıyla yoğunlaştırılması suretiyle meydana gelir.

Bu sebepledir ki, konsantrasyon ne derece güçlü olursa, DUA'ya icâbet de o derece süratli olur. Bunun için denmiştir, "mazlumun duası yerde kalmaz; ah alan felâh bulmaz!."

Zirâ, o "âh" eden kişi, öyle bir sıkıntı ile, öyle bir konsantrasyon ile, menfî beyin dalgalarını o kişiye yöneltir ki, o yayın okundan kurtulmak aslâ mümkün olmaz.

Dedesinde çıkmasa, torununda çıkar o "âh"ın neticesi!.. Nasıl mı, çok basit!..

Dedenin aldığı "âh" dalgaları, onun öyle bir genetik düzenini etkiler ki; neticesi kendisinde ortaya çıkmasa bile, çocuğunda veya torununda genetik intikâl dolayısıyla ortaya çıkar; ve dedesinin cezasına mâruz kalır. İşte bu yüzden denmiştir, "Dedesi erik çalmış, torunun dişi kamaşmış" diye.

Evet, eller ileri kollar açık dua demiştik... Efendimiz böyle yapmış.

Çölde yaralı bir halde kendilerini bulan yaralarını temizleyen, onları iyileştiren kimseleri öldürüp kaçanlar hakkında Hz. Peygamber, ayakta, elleri yukarıda tarif ettiğimiz biçimde açık olarak ashab ile beraber dua etmiş ve kaçan kişiler çok kısa süre içinde bulunarak yaptıklarının karşılığını almışlardır.

Ayakta, eller tarif ettiğimiz biçimde avuç içleri yüze, kollar ileriye dönük olarak parmak uçları aracılığıyla "yönlendirilmiş" dalgalar şeklinde yapılan DUA gibi, ayrıca, SECDE halinde yapılan DUA da son derece tesirlidir.

Özellikle, gece yarısından sonra, yani güneşin bulunduğunuz yerin tam arkasında olduğu ve güneş radyasyonunun en asgariye indiği saatlerde SECDE halinde yapılan DUA son derece tesirlidir.

Şayet kılınan hacet namazının; veya herhangi bir namazın son secdesinde bu DUA yapılırsa, tesir gücü bir hayli daha fazla olur.

Namazın, yani gece kılınan bir namazın son secdesinde, çeşitli kusurlarını itiraf ve onlardan bağışlanma dilendikten sonra DUA edilirse; ve istenen şeyin mâhiyetine göre, birkaç gün üst üste veya gün aşırı bir şekilde bu çalışmaya devam edilirse; takdiri ilâhî, o şeyin oluşmasına mutlaka cevap verir. Çünki; o DUA'nın ısrarla devamına müsaade olunması, o duaya icabet edileceğinin de göstergesidir. Zirâ, Allâh, kabul etmeyeceği DUA'ya ısrarla devam şansı tanımaz.

Kişi, bir konudaki DUAsında ısrarlı değilse, o DUA'nın yerine gelme şansı da son derece düşüktür.

SECDE halinde yapılan DUA, hele kusurların itirafından sonra olursa, son derece güçlüdür demiştik. Niçin...?

SECDE halinde, bedendeki kan yoğun bir biçimde başa, beyne akmakta, oksijen ve diğer enerji kaynakları tarafından beyin son derece mükemmel şekilde beslenmektedir. Bu sebepten dolayı da çok güçlü dalgalar yayabilmektedir.

Ayrıca gene secde halinde yapılan kusurları itirâf fiîliyle çok güçlü bir konsantrasyon ve yönelim meydana gelmekte, bu da arzulanan şey doğrultusunda güçlü dalgalar yayılmasına vesile olmaktadır.

DUA'yı güçlendiren ve gerçekleştiren en önemli faktör ise DUA anında, kişinin şuûrunun VEHİM tasarrufundan uzak kalmasıdır. Ve bu hâl de, secde yani, benlik kavramının kalktığı bir hâldir. Nitekim bu konuda bizi uyaran Hazreti Rasûl aleyhi's-selâm, "şeksiz - şüphesiz, kabûl olacağından emin olunarak" DUA edilmesini tavsiye etmiştir.

DUA'nın tesirini kesen en önemli güç, gene kişinin kendisinde bulunan VEHİM - VESVESE kuvvesidir.

Kişide, VEHİM - VESVESE ne derece gerilemiş ise, DUA'sı o derece keskin ve süratli bir şekilde gerçekleşir.

Allâh'a yakîn elde etmiş kişilerin DUA'sının kabulündeki en önemli etkenlerden biri de, o kişilerdeki VEHİM - VESVESENİN oldukça düşük olmasıdır. Ayrıca, bu kişilerin, yaptıkları çalışma ve lûtfu ilâhî sonucu olarak, çeşitli ilâhî güçlerin yapılarında ortaya çıkması da, elbette ki DUA'larının süratle gerçekleşmesinde önemli bir faktördür.

 

&

 

Ayrıca, DUA konusunda, ŞEYTAN vasfıyla bilinen CİNLER'in insana çok yanlış fikirler telkini de sözkonusudur; ki, bu da insanı bu çok etkili silâhı kullanmaktan mahrum bırakır.

Tam içinizden DUA etmek gelmişken, ŞEYTAN ismiyle, şeytaniyet vasıfları dolayısıyla lâkablanmış olan CİNLER, hemen bir vesvese verirler.

"Aman canım niye dua edeyim, nasıl olsa kaderde varsa olur!

"DUA etsem de etmesem de iş olacağına varır, ne diye DUA edeyim."

Ve, böylece siz, DUA etmekten vazgeçip; en güçlü SİLAH olan DUAdan mahrum kalırsınız. DUA'dan mahrum kalmak, DUA etmemek suretiyle de nelerden mahrum kaldığınızı asla hayâl bile edemezsiniz.

İşte bu yüzdendir ki, Hazret-i Rasûlullah aleyhi's-selâm bakın bize ne tavsiye ediyor:

"Nalınınızın tasmasına, koyununuzun otuna kadar her şeyi Allâh'tan isteyiniz.."

"Allâh'ın fazlı kereminden isteyiniz, çünki istenilmesinden hoşlanır.'

"Şüphesiz ki Allâh, ısrarla DUA eden kullarını çok sever'

"Hassas olduğunuz saatlerde DUA etmeyi ganimet biliniz. Çünkü bu hâl rahmet saatinin hâlidir".

Bu son yazmış olduğum hadîs-i şerîf'te işaret edilen manâ şudur: Hassas, olduğunuz demek, tamamiyle bir konuya konsantre olmaktan ileri gelen bir biçimde, son derece duygusal olma anlamı taşır. İşte bu an da, kişinin, tamamiyle ALLAH'a, net bir biçimde yönelmesi, anlamını taşır. Bu yöneliş ise, beynin tümüyle tek bir gayeye yönelik biçimde, kendisindeki ilâhî güçlerin ortaya konulması sonucunu doğurur.

 

&

 

DUA'nın gerçekleşmesinde en önemli faktör, kişinin kendisini aradan çıkartarak; dilinde DUA'yı okuyan, beyninde o talebi oluşturan olarak HAK'kın kalmasıdır. Bu takdirde;

"O BİR ŞEYİN OLMASINI DİLERSE, OL DER, VE O ŞEY OLUR".

DUA'da en önemli yardımcı faktörlerden biri de istenilen şey hususunda ısrarlı olmaktır. Herhangi bir konuda bir iki defa dua edip arkasını bırakmak son derece yanlıştır.

DUA edilecek konuda mutlaka ısrarlı olunmalı ve istenilen şeyin olabildiğince ölümötesi hayatımıza dönük ve yararlı olmasına özellikle dikkat edilmelidir. Zira, yanlış bir istek ile kendi kendimizi büyük ölçüde yaralamış olabiliriz. Elektriği, çok yararlı şekilde kullanabildiğimiz gibi, kendimizi yaralamak ve hatta öldürmek içinde yanlış bir şekilde kullanmak mümkündür.

DUA, varlığındaki, benliğindeki, NEFS'indeki ALLAH'a AİT GÜÇ ile tahakkuk yoludur, demiştik. Öyle ise, bu silâhı ne derece bilinçli olarak ve yerinde kullanma imkânına sahip olursak, o derece düşmanlarımızdan korunabilir; isteklerimizi gerçekleştirebilir; ve dahi ALLAH'a yakîn elde edebiliriz.

DUA'nın beyin gücüne dayandığından, zirâ, beynin ilâhî güçle techiz edilmiş, donatılmış bir yapı olduğundan bahsetmiştik "İNSAN ve SIRLARI" isimli kitabımızda; ve bunun sisteminden söz ederek; gerekirse, insanın beyin dalgalarıyla silâhları dahi geçersiz kılabileceğini yazmıştık 1984 yılında.

Bakın inançsız Ruslar dahi beyni nasıl değerlendiriyor bugün:

11 Haziran 1991 tarihli Sabah Gazetesinin 8. sayfasında yayınlanan şu haberi dikkatle okuyalım:

"GELECEĞİN SAVAŞLARI TELEPATİK OLACAK

Sovyetler Birliğinin ünlü bilim adamı Vlail Kaznatcheev, insan beyninin telepati yoluyla savaşları etkileyebileceğini belirtti. Prof. Kaznatcheev, dâhilerin çalıştığı, Novossibirsk Akademisi bünyesinde kurulan özel bir laboratuvarda çalışmalarını sürdürüyor.

MOSKOVA - Sovyet Bilimler Akademi si'nin en saygın üyelerinden biri olan Profesör Vlail Kaznatcheev insan beyninin, bedeninin bulunduğu noktanın çok uzağın da yer alan, insanlar, düşünceler ve elek tronik donanımlar üzerinde etkili olabileceğini belirtti.

Birçok kişi tarafından deli saçması olarak nitelendirilen bu görüşü ispat etmek için yoğun bir çalışmaya giren Kaznatcheev, ülkesi Sovyetler Birliği'nde büyük ilgi görüyor. Kendisine Sovyet dahilerinin yetiştirildiği Novossibirsk Akademisi bünyesinde her türlü donanıma sahip bir laboratuvar ve araştır malarında yardımcı olacak asistanlar tahsis eden hükümet, Kaznatcheev'in araştırmalarından çok şey bekliyor.

KGB Koruması

Kaznatcheev'in araştırmalarının en büyük özelliği insan beyninin telepatik gücünü bir silâh olarak kullanmaya çalışması. Ona göre sırf düşünce gücüyle bilgisayar sistemlerini, havaalanlarının radarlarını hatta modern teknolojinin geliştirebileceği her türlü silâhı etkisiz kılmak mümkün.

Bu araştırmaları son derece yakından izleyen ve denetleyen hükümet, Kaznatcheev'in CIA tarafından kaçırılmasını engellemek için KGB'nin en yetenekli ajanlarını seferber etmiş durumda. Ünlü bilimadamı görüşlerini çok basit örneklerle açıklıyor:

`Eğer çalıştığınız bilgisayar aniden arızalanırsa suçu üretici firmada aramayın. Sizin stres içinde olmanız, ya da çalışırken biraz da olsa sinirlenmeniz aletin teknik donanımını etkileyebilir. Çünkü sıradan bir insan beyni, en üstün bilgisayardan daha güçlüdür ve insan bazen farkında olmadan doğanın kendine verdiği güçleri kullanabilir.'

Kaznatcheev'e göre eğer insan çok uzun zamandan beri görmediği birini yoğun olarak düşünürse ve o sıralarda ondan bir telefon, ya da mektup alırsa bu şans olarak nitelendirilmemelidir. Bu doğrudan, insanın yoğunlaştırdığı düşünceleri ile düşündüğü kişiyi etkilemesidir.

Kaznatcheev, son olarak Sovyet televizyonunda katıldığı bir programda laboratuvarında bulunan bir bitkiyi uzun uzun gösterdi ve programı izliyenlerden 1 saat süreyle sadece bu bitkinin gelişimini düşünmelerini istedi. Sonuç gerçekten şaşırtıcıydı, bitki çok kısa zaman zarfında akıl almaz bir gelişme sergiledi.

İşte Kaznatcheev'in araştırmalarının temelinde de, düşünce gücünün sonsuzluğunu yakalamak yatıyor.

İnsanın bilinçaltına ulaşmayı amaçlayan parapsikolojiyi bilimle birleştirerek araştırmalarını sürdüren Kaznatcheev, bulgularının düşmanın teknik donanımını felç etmek açısından ileride çok önemli sonuçlar vereceğini, ancak bunun bir silâh olarak değil, savaşları engelleyecek caydırıcı bir etken olarak kullanılmasından yana olduğunu belirtiyor."

İşte bu yüzdendir ki, DUA insana bahşedilmiş en mükemmel güç olarak tanımlanabilir.

 

* * *

 

Ötendeki bir tanrıdan talep mi?..

Özünde ve varlığının her boyut ve zerresinde kendisiyle kâim olduğun Allâh'ın kudretinin ortaya çıkmasını taleb mi?..

DUA, insanın varlığındaki ilahî gücün ortaya çıkartılması tekniğinden başka bir şey değildir!..

Bu sebeptendir ki; insan, tam bir konsantrasyon ile DUA edebildiği anda, imkânsızmış gibi görünen pek çok şeyin gerçekleştiğini farkedebilir.

İşte bu yüzdendir ki, insanın en güçlü silâhı DUA'dır

DUA mekânizmasından en büyük verimi almak istiyorsak, özellikle ve öncelikle şekli, yeri ve zamanı konusunda bazı hususlara önem vermek zorundayız.

 

 

ALINTIDIR.

pınarsız 007 arkadaşım allah senden razı olsun. ben bu dua şekli için çoook sorular sordum süper bijiy paylaşmışsın videolu olarak da keşke paylaşsaydın ama emeğine sağlık mükemmel ;)yalnız bu yok ışınlar falan diö yea o bana mantıksız geliö allah bilir kabul edileceğini ne alaka ışınlar??

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Dua ederken hem maneviyati yakalamak acisindan, hemde elleri o sekilde acarak kime ne icin el actigini anlayabilecegin en uygun pozisyon sanirim senin anlamadigin yerin cevabi.. Bununla ilgili bi kitap okumustum duayla cekim yasasini bir butun olarak ele aliyordu.. Bu sekilde tam yogunlasmayi ve en yuksek maneviyati amaclayarak cekim yasasinin islemesini sagliyordu..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...