Jump to content

Noktanın Sonsuzluğu - Tasavvuf üzerine Özel bir kitap


güneşin kızı

Önerilen Mesajlar

nkt1-1.jpg

 

İnsan, varlığının farkına vardığı andan itibaren bir yandan kâinatı tanımaya çalışırken, diğer taraftan kendi derinliklerinde varlığını hissettiği "Gerçek Ben"i aramaya yönelmiş, farklı din ve inanca sahip pekçok insan kendi din ve inançları merkez olmak üzere Yaradan'a ulaşmaya çalışmışlardır.

 

İnsanın kendini tanıması ve kendinde var olanı görmesi fikir gözünün açılması ile mümkündür. Ancak o zaman insan fânide bâkiyi zevk edebilecektir.

 

Fikir gözü ya da gönül gözü ile seyredebilmek için cehil adı verilen karanlıktan kurtulup ilmin aydınlığına yönelmekten başka çare yoktur.

 

Asıl olan kişinin kendini gönül gözü ile görmesi ve kendinde var olan esasın farkına varmasıdır. Dört ciltten oluşan ve ilk cildini elinizde tuttuğunuz bu eser, işte bu arayışın meyvesidir.

 

Kitap içinde tasavvufi terminoloji mümkün olduğu kadar korunarak bunların bugünkü karşılıkları parantez içindeki bilgilerle verilmeye çalışılmıştır.

 

Kitapta yeralan sure ve ayetlerin yanlarındaki numaralarla Kur'an'daki yerleri işaret edilmiştir ( <2-156> gibi ).

 

Kitap hazırlanırken ortaya çıkan binlerce sayfanın düzenlenmesinde tekrarlar mümkün olduğunca giderilmeye çalışılmış, ancak bazı yerlerde tekrar eden konular başka bir konuya bağlandıkları için bunlar oldukları şekilde korunmuşlardır.

 

Onbeş yıllık çalışmanın sonunda özellikle 1983-1989 yılları arasında yapılmış olan sohbetlerden elde edilen notların düzenlenmesi ile ortaya çıkan "NOKTANIN SONSUZLUĞU" adındaki bu kitabın oluşmasında kaydettiği notlarla bize ilk ateşi veren Saim ÖZTAN'ı rahmetle, sohbetlerin kitap haline gelmesindeki gayretleri nedeniyle Dr. Seyhun BESİN'i şükranla anarız.

 

Osman Dede ve Kenzî Aziz Şenol'dan bir ömür boyunca aldığı öğretiyi, kendi düşünce ve ilhamı ile harmanlayıp ifadeye çalıştığı bu bilgilerin aktarıldığı sohbetlerden elde edilen notların bir araya getirilip düzenlenmesi ile son halini alan bu sözlerin "dildeki tercümanı" Lütfi FİLİZ, fâni dünyada "Fâni" ismiyle kendini hep gizlemiş, yaşadığımız şu zamanın karmaşası içinde bile sade bir dil ve anlaşılır örneklerle bilinmezi anlatmaya çalışmıştır.

 

Lütfi Filiz 14.12.2007 tarihinde sevdiğine kavuşmuştur

 

Sunu

 

"Alem ancak ilimle anlaşılabilir. İlim arttıkça da âlemler değişir ve çoğalır. 2İşte biz bu ayrı ayrı âlemleri süratle bir noktada toplayabildiğimizde insan oluruz."

 

"Âhiret âlemi diye bahsedilen insanın düsünceleridir ve kisi bu âlemde hangi düşüncelerle yaşıyorsa gittiği âlemde de o düşüncelerle yaşayacaktır."

 

"Kâinat bir noktadan ibaret iken kalem bu noktayı uzatıp harfleri, o harflerden kelimeleri yazmıştır. Her kelimeye birer isim, her isme de ayrı bir huy verildiği için dagdagalar çoğalmıştır.

 

Eğer insan cümleyi bir noktada toplayabilirse geriye ne kâinat, ne de onun dalgaları kalır."

 

‘Noktanın Sonsuzluğu’, tasavvufun temel kavramlarını, derinlemesine açıklayan bir kaynak kitaptır. Lütfi Filiz’in yıllar süren sohbetleri, konusmadaki akıcı üslup korunarak ve dilin anlaşılır olmasına özen gösterilerek derlenmistir. Dört ciltten olusan kitabın 1. cildi Allah, Sıfat, Esma-yı İlâhi ve İnsan konularını içermektedir.

 

Okuyacaklarınız; söz konusu eserden sizin için seçilenlerdir.

 

Noktanın Sonsuzlugu -1-

 

Lütfi Filiz

 

 

 

 

 

“ Alem ancak ilimle anlaşılabilir. İlim arttıkça da âlemler değişir ve çoğalır. İşte biz bu ayrı ayrı âlemleri süratle bir noktada toplayabildiğimizde insan oluruz.”

 

. . .

 

“ Âhiret âlemi diye bahsedilen insanın düşünceleridir ve kişi bu âlemde hangi düşüncelerle yaşıyorsa gittiği âlemde de o düşüncelerle yaşayacaktır.”

 

. . .

 

“ Kâinat bir noktadan ibaret iken kalem bu noktayı uzatıp harfleri, o harflerden kelimeleri yazmıştır. Her kelimeye birer isim, her isme de ayrı bir huy verildiği için dağdağalar çoğalmıştır. Eğer insan cümleyi bir noktada toplayabilirse geriye ne kâinat, ne de onun dağdağaları kalır.”

 

Her şeyin bir başlangıcı, bir de sonu vardır. Eğer bu başlangıç ve son aynı noktada birleşiyorsa o birleşme noktası esas, gerisi teferruattır. Kâinat da bu kuralın dışında değildir. Onun da bir başlangıcı vardır. İşte “Nokta-yı Kübra” diye kabul edilen o başlangıç noktasına “Allah” denir.

 

Allah, zatı itibariyle; kendinden başka bir şey olmayan, kendisinde dolduracak boşluk bulunmayan, her ne düşünürse kendinde mevcut ve müstehlik olan, kendinden kendine: “O gün mülkün sahibi kimdir” <40-16> diye sorulduğunda, kendinden başkası bulunmadığından yine kendi: “ Her şey Allah’ın hükmü altında kahrolmuştur ” <40-16> nidasıyla varlığını kendinde toplayan mertebedir. Bu mertebede Allah’ı Allah’tan başka bilen yoktur.

 

Allah’ın kâinatı ve insanı yaratmasının nedeni, bilinmek istemesidir. Kâinat, bir sıfattan, yani bir elbiseden ibaret olduğu için, Allah’ı bilemez. Onda dağınık olarak bulunan akıl, zâtî olarak lâtif olan insanda toplanmış ve insan bu akılla hem kâinatı, hem kendini, hem de Allah’ı bilmiştir. Kur´an’daki “ Biz âyetlerimizi enfüste ve âfakta gösteririz ki, onların Hakk olduğunu açıkça görüp anlayabilesiniz ” <41-53> âyeti buna işarettir.

 

Kur´an’da geçen Hazret-i İbrahim kıssasında onun, “ İnanıyorum, ama kalbim mutmain olsun istiyorum ” <2-260> deyişi ve bunun arkasından cereyan eden olaylar, yani dört kuşun dörder parçaya bölünüp, tekrar birleştirilmesi olayı; keza Firavun ile Hazret-i Musa arasındaki Nil’i ters akıtma konusundaki iddiada, Firavun’un sabaha kadar ağlayarak: “ Ey Musa’nın Allah’ı bana yardım et, beni teb’amın yanında mahcup etme” şeklindeki duasını duyup, kabul ederek ona Hazret-i Musa karşısında geçici bir üstünlük vermiş olması, O’nun varlığının ve kullarını işittiğinin delilleridir.

 

Son olayda pek çok incelik vardır. Bunların başında da Allah’ın, kendisine inansın, inanmasın tüm yaratıklarda mevcut olduğu ve kulları arasında ayırım yapmadığı, onlara bir zarar vermeyecekse, dileklerini kabul ettiği hususu gelir. Onun için belirli bir dini benimsemiş olanlar, kendi dinlerinden olmayanları kâfir olmakla suçlasalar bile, Allah, hepsinin Allah’ı olduğunu göstermektedir.

 

Allah’ın bir işi yaparken kulunu alet olarak kullanması, o kul için büyük bir ihsandır. Bu olaya “keramet” adı verilir. Eğer bu kul Peygamber ise, o zaman olayın adı da değişir ve “mucize” olur. Keramet ve mucize göstermek kulun yapabileceği iş değildir. Bunu böyle bilmek gerekir.

 

O öyle bir Allah’tır ki, isterse kendisi niyet olur ve kuluna istediğini yaptırır. Görülen rengin, içteki şaraba mı, yoksa kadehe mi ait olduğu anlaşılamaz olur. Hatta öyle olur ki, kadehteki şarap bizzat kendisi olabilir. Bunu böyle bilip zevk etmek ve nasibe razı olmak gerekir.

 

Allah, kendine olan sevgi ve aşkından bir maşuk yaratmak istemiş, bu isteğini gerçekleştirmek için önce Hazret-i Peygamber’i ruhen yaratmış, daha sonra kâinatı ve ondan da Hazret-i Muhammed’i maddeten yaratıp, ona, “Habibim” demiştir. Habibim dediği de aslında, Muhammed aynasında gördüğü Kendi’nden başkası değildir.

 

Allah, kâinatı muhabbetinden ve kendini bildirmek için yaratmıştır. O’nun kendi kendini tesbih ettiği: “Semalar ve arz Allah’ı tesbih etmektedir”(57-1), kendi kendini andığı “Zikredeni zikrederim” (2-152) ve kendi kendini sevdiği “Seveni severim” (5-54) âyetlerinden anlaşılmaktadır. Kendinden başka varlık olmadığına göre, bu sözleri aynadaki görüntüsüne söylemektedir.

 

Allah, bu kadar severek ve överek yarattığı kuluna karşı aşırı derecede kıskanç davranır ve kulunun, nazarını başka tarafa çevirmesini istemez. Hazret-i Âdem’i, (Tevhitten ayrılıp, dikkatini sıfat mertebesinde olan Havva’ya çevirdiği için) cennetten çıkarması, bunun ispatıdır. O’nun bu kadar hassas olduğunu bilen bizim de çok dikkatli olmamız ve çocuğumuzu severken bile, onu kendi çocuğumuz olarak değil, Allah’tan bir nimet olarak sevmemiz icab eder…

 

(…)Bu ikazlara rağmen, Allah kimseyi korkutmaz. Korkuyu yaratan insanlardır, yani biziz. Nasıl ceza kanununun ağırlaştırılmasından suçlular korkarsa, biz de kendimizi suçlu hissettiğimiz için korkarız. Korkudan kurtulmanın yolu; O’ndan uzaklaşmamak ve “yakarsan yakıver” yahut “canımı alırsan alıver” demekten geçer.

 

En Büyük ‘Hayrülmâkiriyn’ dir..

 

Bu söz bize değil, kendine aittir. Kur’an’da: “ Mekrettiler ve Allah ta mekretti, Allah mekredenlerin hayırlısıdır ” (3-54) diyen kendisidir. Ancak O’nun yaptığı mekir (hile) bizimki gibi zararlı değil, kulları için faydalı hilelerdir.

 

Allah’ın yaptığı en büyük hile, Hazret-i Musa’nın dediği gibi, dünyayı bize var göstermesidir. Eğer öyle olmasaydı insanlar şu üç günlük ömürlerinde dünyaya ve dünya malına tapmaya kalkarlar mıydı ?

 

Bize dünyayı nasıl var göstermiştir ? Her şey kendinden ve bir manadan, bir düşünceden ibaret olduğu halde, o mananın muhafazası olan kabı bize var gibi göstermekle…

 

Aynı şekilde birbirine zıt esmalarla bir taraftan Firavun‘u yaratıp, ona firavunluk yaptırmak, diğer taraftan da Hazret-i Musa‘yı yaratıp onu, doğru yolu göstersin diye peygamberlikle görevlendirmek, “Tavşana kaç, tazıya tut demek” değil midir ?

 

Biz, zamanda yaşadığımız için, ânda olanları bilemeyiz. Burada çok incelikler vardır. Biz: “Allah yazdıysa bozsun” deriz. Allah yazdığını bozmaz, ama hedef değiştirebilir. Bunu şöyle anlatabiliriz. Bir ok, yaydan çıktıktan sonra bir daha dönüp yaya girmez, mutlaka atıldığı istikamete doğru ilerleyecektir. Ama o okun hedefi vurması istenmiyorsa, hedefi biraz kenara çekmek mümkündür. O zaman, ok atıldığı istikamette gittiği halde hedefe isabet etmemiş olur ki, buna tasavvuf dilinde: “Şahadet âleminden gayb âlemine çekilme” denir.

 

http://www.noktaninsonsuzlugu.com

bu kitabı br arkadaşım tavsiye etti.ve müthiş bir kitap şuan okuyorum.tavsiye ediyorum arkadaşlar

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Allah, bu kadar severek ve överek yarattığı kuluna karşı aşırı derecede kıskanç davranır ve kulunun, nazarını başka tarafa çevirmesini istemez. Hazret-i Âdem’i, (Tevhitten ayrılıp, dikkatini sıfat mertebesinde olan Havva’ya çevirdiği için) cennetten çıkarması, bunun ispatıdır. O’nun bu kadar hassas olduğunu bilen bizim de çok dikkatli olmamız ve çocuğumuzu severken bile, onu kendi çocuğumuz olarak değil, Allah’tan bir nimet olarak sevmemiz icab eder…

 

emegine saglık kardeşim kitabı okuyacagım..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...