Jump to content

Yaşadığım Bunca Yıl....


devrikcumle
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Yaşadığım bunca yıl peşimi hiç bırakmayan mahcubiyetimle didişip durdum ben. Ne lüzumundan daha fazlaydı ettiğim bu mücadele, ne de çetrefilli bir yolun yolcusuna takındığı o alaycı gülümsemesinden daha az. Parmak hesabına sığmayan, en olmadık yerlerde kaybettiğim irili ufaklı birçok hevesim, son sözünü söylemesine bir ömür kalmışken toprakla tanışan sayısız umutlarım, bir darbe esnasında hırpalanan yoksul köy delikanlılarının sloganları gibi şaşkına dönmüş hayallerimle ne zaman baş başa kalsak boşaltılmış bir kır evinin sessizliğine gömüldüm. Bir güvercin sürüsünün gölgesinde, yaslandığım telgraf direğinde gelmeyecek olan sevgiliyi bekler gibi…

 

Kendimi bir değerle mukayese edemezdim ben. Hayır, sakın ola ki bunu çarşı esnafının müşterisi ve parası en bol, görgüsü ve nezaketi en az sonradan görme tacirlerinin halleriyle bir kantarın omuzlarında tartmayın. Kendimi bildim bileli benim iştahım hiç gerinmedi, tohumum yağmurdan bir damla rahmet isterken utandı, dişlediğim bütün meyvelere özrümü hemen sundum. Yere düşmüş bir yaprağın, yeni yetme bir kızın defterleri arasında saklanan çiçeklerden alacaklı olduğunu bana mahcubiyetim öğretti.

 

Gençliğe ilk adımımı attığım yıllarda aynı bahçeden erik çaldığımız, aynı top sahasında uğradığımız sayısız hezimeti ancak başka bir hezimetle unuttuğumuz, kuyruğuna ip bağlayıp eğlendiğimiz sokak kedilerine evden aşırıp yemek verirken ertesi gün yapacağımız haylazlıkların planlarını yaptığımız arkadaşlarımla aramızda geçen şeyler gün geçtikçe çekilmez bir hal alıyordu. Şimdilerde hatırlıyorum da, bir öksürük nöbeti gibi olur olmaz yerlerde yakama yapışırdı yaşıtlarımla ötekiliğim. Gitmek, uzaklaşmak isterdim. Bulunduğum yerlerden bulunmadığım yerlere göç etmek, mevsimini arayan rüzgâr gibi telaşla yetişmek isterdim bir an evvel. Yağmurlar ve rüzgârla tanışıklığım zaten o zamanlar başladı. İncelerek savrulup durmaya başladım sonrasında. İncelerek savrulup durmaya.

 

Aşkla ilk tanışmam o yıllara denk düşer. Şeytan, ateşi insandan nasıl çalmışsa tam aksine onu her gördüğümde, her hatırladığımda kalbime odun süren, her gece uzandığım yatağı muharebe alanına çeviren kız komşumuz değildi. Uzaktı onun evi, epey uzak! Özlediğimde hiç varılamayacak kadar uzak ve meşakkatli, onu görüp de utandığımda kendimi evlerinin içinde hissedecek kadar yakın. Zambakların arasına saklanmış evlerinin önünden geçerken her seferinde kırmızıyı ihlal eden bir sürücü gibi olurdum. Biraz suçlu, biraz suçsuz, biraz acemi... Savrulmanın ne demek olduğunu, ateşe düşmüş bir kalbin insanı nasıl da bir bataklığa sürüklediğini ilk, sevdiğimde anladım. Sandım ki, beni sükûnete erdirecek olan şey, onun elleriydi. Onun elleri, kötü habercilerin getirdiği uğursuz mesajlar gibi deli gömleğini üstüme itinayla giydirdi. Kalbim o gömleği bana giydirirlerken bile yine de çarpıyordu. Onun elleri değmişti…

 

Terk edilmenin ne demek olduğunu anlamam için sevmem gerekiyormuş. Sevdim de… Beni sevdiğini Türkçe defterinden yırttığı çizgili kâğıtlara yazan, nazı bir kenti anında yıkıma uğratacak kadar büyük, adını hala yazmaya cesaret edemediğim ilk sevdiğim kız “ben onu istemedim diye” terk etti beni. Ben, onu istemedim diye! Evet, istemedim çünkü çocuk sesleri olmasa bir harabe diye yanına gidilmeye korkulacak okulumuzun bahçesinde erkek – kız karışık top oynuyor, üstelik arada bir gülümsüyorlardı hep birlikte. Nasıl hain ilan etmiştim içimde onu nasıl. Benim hainim! “Bana ihanet ettin” diye başlayıp şımarık bir şekilde bitirdiğim mektubuma kızgınlık dolu cevap vermişti de ben ne bana kızmasına, ne de “Bir daha görüşmeyelim!” diyerek bana işkence uygulamasına anlam verememiştim. Sonraları anladım o satırların ne anlama geldiğini: “Bize nikâh düşmez artık!” diyordu. Bize nikâh düşmez…

 

Ben onun kardeşi olmuştum, o benim yarım bıraktığım bir masalım. Kendimi okunmadan, hoyratça çevrilen bir kitabın yaprakları gibi hissediyordum. Artık gücüm de, nefesim de kalmamıştı yarım kalan masala karşı. Bundan sonrası onu her hatırladığımda bölünecek sessizlikler, genç yaşında sevdiği kız kendisinden ayrılınca dul kalmış bir oğlan; her anını tiftikleyeceğim ondan kalma hatıralar ve kocaman bir boşluktu. Sevdiklerinden kendilerine miras olarak boşluk kalanlara hayat hep haciz getirmiştir. Kapımın merhametten bihaber memurlar tarafından çalınmadığı tek gün olmadı ondan sonra.

 

İnsan yola düşünce yolla, yolculukla, yolcularla yüzleşmeye başlıyor. Hayata düşmüştüm ve onunla yüzleşme sıram gelmişti artık. Hayat bazen demirci çarşısında kazandığı haftalıkla ürkek nabızlı gençlerin aceleyle yolunu tuttukları umumhaneler oluyordu, yeleğinin cebinde taşıdığı Bafra sigarasıyla tırnağı kirli adamların yaşadığı orta yaş bunalımı, bazen pencere kenarlarında büyüyen mahalle kızları, arada sere serpe yolda yatan adamların polisten gazete dilenmesi, bazen de çayırkuşlarının şarkılarını unutmuş şehirliler. Kiralık bir katile benziyordu hayat.

 

Yaşadığım bunca yıl insanlardan hep kaçsam da yakınlaşıp kadim dostluklar edinmek istediğim insanlar da oldu elbet. Bunların başında her zaman seyyahlar geldi. Tutkuların madde ile telafi edildiği, çaresizlikle kendimizi salıverdiğimiz, kibirlilerin boynumuza attığı ilmiklerden başımızı kaldıramadığımız bu kervanda seyyahların o albenili hayat tarzlarına imrendim durdum. Her durakta yeniden kurdukları hayatlarını diğer bir durakta yenisiyle değiştirebilen, bizler evlerimizde kıyametimizi beklerken buldukları ağaç dallarının altında gölgelenen, sabah yükselen güneşi yeni başlayacak bir günün tantanası sanmayan bu insanlar meydan okudukları hayatın hep kahramanları olmuşlardır gözümde. Bazen Evliya Çelebi olarak çıktılar karşıma, bazen Kazancakis’in Zorba’sı, bazen Cervantes’in Don Kişot’u…

 

İçimden bir ses “Seyyahlığın çıraklığı olmaz!” diyor.

 

 

b nokta p

 

Bülent PARLAK

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Şimdilerde hatırlıyorum da, bir öksürük nöbeti gibi olur olmaz yerlerde yakama yapışırdı yaşıtlarımla ötekiliğim. Gitmek, uzaklaşmak isterdim. Bulunduğum yerlerden bulunmadığım yerlere göç etmek, mevsimini arayan rüzgâr gibi telaşla yetişmek isterdim bir an evvel. Yağmurlar ve rüzgârla tanışıklığım zaten o zamanlar başladı. İncelerek savrulup durmaya başladım sonrasında. İncelerek savrulup durmaya.

hayat öyle yada böyle yüzleşmek zorunda olduğumuz gerçek ağzımızın tadını kaçırsada

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...