Jump to content

Doç.Dr Şahin Filizle Söyleşi


Guest mole
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

cumhuriyet gazetesi yazarı leyla tavşanoğlu'nun selçuk üniversitesi ilahiyat fakültesi öğretim üyesi doç. dr. şahin filiz'le yaptığı röportajın ana fikridir ve başlığıdır. röportaj bununla kalmaz, türbana ve türbanın islam dininin emri olup omadığını da değinir. aydınlatıcıdır. okunasıdır.

"bu hükümet toplumsal barışı iyice bozmaya ve ipleri kopma noktasında germeye kararlı. ülkede halledilecek hiçbir konu kalmamış gibi başbakan türbana odaklanmış. en kısa zamanda sıkmabaş ya da türbanı ülkenin bütün toplum katmanlarına dayatmayı kafasına koymuş. islam felsefecisi doç. dr. şahin filiz' le konuşuyoruz. kuran'da kadınların başlarını örtmeleriyle ilgili kesinlikle hiçbir ayetin olmadığını anlatıyor. 14. yüzyıldan sonra birtakım uydurma hadislerle saf müslümanların kafalarının karıştırıldığını vurguluyor. bugün türkiye'nin tarikatlar ve cemaatler tarafından yönetildiğinin de altını çiziyor."

- siyasal ideoloji olarak islamın siyasi yelpazede yeri neresidir?

filiz - islam dini gerçekten siyasallaştıysa yeri dinsel oligarşidir. bu oligarşi de tarikattan tarikata, cemaatten cemaate devredilen bir otorite olarak karşımıza çıkar. bir yerde cemaatler ve tarikatların oligarşisi haline gelir.

- türkiye'de olduğu gibi mi?

- tabii. zamanla bu oligarşiler o kadar çoğalır ki bunlar kendi içlerinde bir iktidar ve nüfuz savaşına girerler. kendilerinin dışında addettikleri, ötekileştirdikleri kişiler, gruplar ve içinde bulundukları topluma karşı mücadeleye girişirler.

bu mücadele hem birbirleriyle hem de bulundukları devlete, cumhuriyete karşıdır. her iki durumda da siyasal islam tahakkümcü, baskıcı, belirleyici, biçimleyici ve geriye dönüşü temsil eden bir siyasal erk haline gelir. siyasal islamın taşıyıcıları cemaatler ve tarikatlardır. cemaatler ve tarikatlar bunu birdenbire yapmazlar.

- yavaş yavaş gündeme getirdikleri türban konusu gibi mi?

- evet. türban 1970'te farz kılınmıştır. çünkü türkiye'de ithal dinsel telakkiler, anlayışlar, 1970'ten itibaren ortadoğu'daki islamcı ve arapçı milliyetçi hareketlerin kitaplarının arapçadan tercüme edilmesiyle türkiye'ye girmiştir.

bazı semboller dinle özdeşleşerek türkiye'ye geldi. dolayısıyla biz dini de araplardan öğrendik. eğitim ve öğretimini de onlardan aldık.

lübnan'dan ithal siyasi islam

- bu mesele neden 1970'ten başlayarak türkiye'ye girdi? 1970 tarihinin belirleyiciliği nedir?

- bunun birkaç nedeni var. birincisi, 1970'li yıllarda güney lübnan'daki şiilerle oraya yerleşen filistinliler arasında huzursuzluklar çıktı. filistinliler şiilerin kadınlarını rahatsız ediyorlar gerekçesiyle şii lider musa sadr bir başörtüsü modeli yarattı.

bu bir üniforma biçimiydi. daha sonra bu türkiye'ye türban olarak geldi.

1970'lerde zaten arap dünyasında çıkan kitapların türkçeye tercümeleri, türban, arap dilinin dini öğrenme ve yaşamanın bir yolu olduğuna ilişkin propagandanın yoğunlaşmasıyla türkiye'de araplara göre bir din, dünya ve devlet anlayışı hâkim olmaya başladı. o tarihten bu yana da yoğunlaşarak devam eden mikro arap milliyetçi düşüncesine odaklanan bir din anlayışı doğdu. zaten çarpışma da bundan kaynaklanıyor.

1970'li yıllardan itibaren arap dünyasındaki seyit kutup' ların, hasan el benna' ların, iran'da ali şeriati' lerin başını çekmiş olduğu müslüman kardeşler hareketi, marksist diyalektikle birlikte islam devrimciliğini öne çıkardı.

- iyi de marksist diyalektikle islam nasıl birbiriyle bağdaşır? amaç kafaları mı karıştırmaktı?

- tabii. bir tarafta marksist diyalektik, öbür tarafta ta islamcı dogma... bu akım türkiye cumhuriyeti devletine, ulusal birlik ve beraberliğine karşı bir ideolojiye dönüştü.

ne kadar çok karşıt bir ideoloji olarak tanımlandıysa o kadar çok atatürk , türkiye cumhuriyeti ve bağımsızlıkla mücadele formuna dönüşmüştür. imanın, müslüman olmanın tek koşulu haline gelen bu karşıt konumlanma bugün kendini değişik simgelerle göstermeye başladı. bu simgelere karşı çıkanlar ve bu simgelerin gerisindeki gerekçeleri görebilen insanlar çok haklıdırlar. çünkü bu simgelerin gerisinde çok netameli gerekçeler vardır.

- türbana geri dönersek... kuran'da nur suresi'nin 30. ve 31. ayetlerinde kadınların başlarını örtmelerinin kesinlikle farz olmadığı ortaya çıktı. ayetlerde sadece kadınların cinsel organlarını ve göğüslerini örtmeleri gerektiği tavsiye ediliyor. o zaman, "kuran'da farz" diye kadınlara bu dayatma nasıl yapılabiliyor?

- baş örtmeye nur suresi'nin 30. ve 31. ayetleriyle ahzab suresi'nin 59. ayeti sürekli kanıt olarak gösteriliyor. ancak bunlar kesinlikle başörtüsüyle ilgili değildir. çünkü bu ayetlerde baş ve saç sözcükleri geçmez.

bu kadar önemli, bu kadar vurgulanan bir emir olsaydı saç ve baş sözcüklerinin geçmesi gerekirdi. oysa böyle bir şey yok. sizin de söylediğiniz gibi kuran'a göre asıl örtülmesi gereken göğüs kısmı ve cinsel organlardır. o dönem giyim kuşam kültürü yeni yeni yerleşen araplara bu da normal bir tavsiyedir. öbür yanda araf suresi 20, 22. ayetlerde âdem ve havva'dan söz eder. yasak ağaca yaklaştıklarında utandılar ve hemen ayıp yerlerini örtmeye başladılar, diyor. bu tevrat ve incil'de de vardır. ama o surelerde, "bu arada havva başını da örttü" diye bir ifade yok. demek ki kadının başını örtmesi konusu kesinlikle kullanılan ve siyasallaştırılan bir simgedir. bir dinin türkiye'de nasıl siyasete alet edildiğini görüyoruz. arkasından, dini alet eden siyasetin bugünkü aşamada nasıl din haline geldiğini görüyoruz. bugün ortada islam dini yoktur, siyaset dini vardır. o siyaset ne söylerse halk onu islam dininin bir emri gibi görmeye başladı. asıl tehlike buradadır. bu siyaset iktidarları yaratıyor; iktidardan düşürüyor; ülkenin kaderiyle oynayabiliyor; atatürk cumhuriyeti'ni tartışılır hale getiriyor.

- peki, bu halk bu gerçeği nasıl göremiyor?

- halkımızın şunu görmesi gerekiyor:

islam dini kendi yüceliği ve güzelliğiyle kalplerde yerini alır. bu yücelik ve güzellik ortadan kaldırılıyor, dine saygısızlık yapılıyorsa bunu da siyasiler yapıyor. başbakan da dahil olmak üzere hiç kimse dine elini uzatarak siyaset fetvası çıkarmak suretiyle genelgeler yayımlayamaz. böyle bir yetkisi yok.

siyasilerin mutlak surette dinden ellerini çekmeleri gerekiyor. en azından tamamıyla laikleşmeleri gerekiyor.

- bir de kadınların dövülmesini caiz kılan ayetler olduğu söylenir. böyle ayetler gerçekten var mıdır?

- bakın, kuran'da darp kelimesi geçer. ancak darp kelimesinin çok çeşitli anlamları vardır. dövmek anlamı bunlardan sadece birisidir. kadınlarla ilgili ayette kullanılan darp kelimesi dövün anlamında değildir. kadınla oturun konuşun, anlamındadır.

örneğin ahzab suresi 34. ayet, kadın ve erkek ayrımını kesinlikle ortadan kaldırıyor. diyor ki: "allah'a inanan kadınlar ve erkekler, doğru, düzgün hayat yaşayan kadınlar ve erkekler, namaz kılan kadınlar, namaz kılan erkekler, sadaka veren kadınlar ve erkekler, sabreden kadınlar ve erkekler..."

gördüğünüz gibi kadını ve erkeği eşit kılıyor; bütün ayrımları kaldırıyor.

- kuran'ın ayetlerinde böyle bir eşitleme varken siyasal islam kadını neden ikinci plana itmek istiyor? neden kadını toplumdan dışlamayı amaçlıyor? ayrıca kadın kendini neden bu şekilde kullandırtıyor?

- bunun birtakım nedenleri var. bu sadece başörtüsü ya da türbanla ilgili değil.

aslında bu, kadın, insan sorunuyla ilgili. 14. yüzyıla kadar islam uygarlığı içinde "peygambere gerek var mıdır, yok mudur, kuran'ın ne kadarı rasyoneldir, ne kadarı değildir" den tutun, her şey tartışılmıştır. böylece koskoca bir islam uygarlığı ortaya çıkmıştır. ama o zamana kadar kadın konusunda hiçbir tartışma yoktur. o islam rönesansı döneminde kadın dövülür mü, tesettüre girmeli mi, gibi en ufak bir tartışma yoktur.

uyduruk hadisler

- iyi de o zaman bütün bu kadın üzerine tartışmalar nereden kaynaklanıyor?

- islam rönesansı döneminde din homosentriktir. yani insan merkezlidir. insana göre bir tanrı ve din telakkisi geliştirilmiştir. benim o dönemlerdeki islam felsefesiyle ilgili çalışmalarım da var. ama 14. yüzyıldan sonra islam dünyasında teosentrik bir din ve dünya görüşü hâkim olmaya başladı. tanrı nesnel bir varlıktır. ama tanrı tasavvuru her kişiye göre değişir. herhangi bir tanrı tasavvurunu alıp dinin odak noktasına, insanın yerine koyarsanız her şeyi o tanrı'ya göre belirlemiş olursunuz. ilk belirlediğiniz kişi de insan olur. demek ki 14. yüzyıldan sonra, özellikle imam gazali' yle birlikte, teosentrik, yani tanrı tasavvuruna dayalı bir din ve dünya görüşü geliştirilmiştir. öyle bir insan tipi ortaya çıkmıştır ki, tanrı emreder insan yapar, inancına sahip olmuştur.

böyle insan anlayışına en uygun gelebilecek zayıf varlık, erkek tarafından kolayca istismar edilebileceği düşünülen cins olarak seçilen de kadın olmuştur.

- 14. yüzyıldan söz ediyoruz. aradan 700 yıl geçti. bunlar hâlâ 700 yıl öncesinin kafasıyla mı yaşıyorlar?

- evet. kadın da hâlâ kendini bu şekilde kullandırtabiliyor.

kadın, sığınma bekleyen, aciz, allah katında eksik bir varlık olarak konumlandırılmıştır. kadının eksikliklerini sayıp dökmek için bazı hadisler de uydurulmuştur. ayetler çarpıtılarak tefsir edilmiştir. size uydurulan hadise bir örnek vereyim: "peygamber kadınları topladı. 'ey kadınlar. sizin dininiz eksiktir' dedi. 'neden?' diye sordular. 'ayda bir kere aybaşı olmuyor musunuz? o dönemde namaz kılabiliyor, oruç tutabiliyor musunuz' diye kadınlara sordu. 'hayır' cevabını alınca da 'sizin dininiz eksiktir. aklınız eksiktir' dedi. kadınlar, 'niye aklımız eksiktir' diye sordular. 'mirastan daha az pay alıyorsunuz. şahitlikte erkeklere göre ikiye birsiniz' dedi. kadınlar da kabul ettiler."

böyle hadisler var, uydurulmuş olan...

- ama kuran'ın orijinalinde bu tür hadisler yok, öyle mi?

- yok. bunlar uydurma. ama bunlar mahalle anneleriyle tarikatlardaki abla tabir edilen kadınlar tarafından sürekli olarak her toplantıda kadınlara telkin ediliyor. kadınlarımıza, "sizin insan olmak gibi bir lütfa ermeye daha çok vaktiniz var. siz erkeğe göre daha az insan, cariyeye göre daha fazla kadınsınız" diye sürekli anlatılıyor. bu iğrenç ve netameli gerekçeleri dine dayandırmak siyasal islamın biricik can simidi haline gelmiştir.

- mahalle anneleri ve tarikat ablalarının kadınlarımıza bu telkinleri yaptığını söylediniz. ama onların kendileri de kadın. nasıl oluyor da böylesine yetkili ağızla bu telkinleri yapabiliyorlar? onları dinleyen kadınlar, "siz de kim oluyorsunuz" diye soramıyorlar mı?

- soramıyorlar, çünkü dinin emri olduğunu düşünüyorlar. sorduğu takdirde, aklını kullandığı takdirde o anneler ve ablalar da o bilgileri şeyhlerinden aldıklarını söyleyerek işin içinden sıyrılıyorlar. onlar taşıyıcı.

- şeriat hukukunun geçerli olduğu ülkelerde insan yaşamını hiçe sayan cezalar var. örneğin kol, bacak, el kesmek, kadınları recmetmek gibi... bunlar kuran'da var mı?

- yok. uydurulan hadislere konulmuşlardır. sonradan eklenmişlerdir.

öylesine büyük bir uydurma literatürü var ki. şehir ismi vermeyeyim. ama pek çok şehirde bu hadisler çok ciddi oldukları söylenen insanlar tarafından ev sohbetlerinde dinin temel emirleri gibi sunuluyor.

bütün bunlar aslında yeraltı faaliyetleridir. yeraltı faaliyetinde hükme bağlanmış, birer yargı halini almış, biçimlenmiş, artık sorgulanması bile küfrü gerektirecek diye inanılan hükümlerin siyasete aktarıldıktan sonra nasıl insan hakları ve kadın özgürlükleri olarak paketlenmeye çalışıldığını görüyoruz. bu aslında illegaldir.

dincilerin yeraltı faaliyetleri

- bunların üreme yerleri nereleri?

- bodrumlarda, havasız, karanlık, sağlıksız ortamlarda meyve üretiyorsunuz. sonra

bunları pazara çıkarıyorsunuz. "meyve üretiyorum. niye benim pazarımı engelliyorsunuz?" diyorsunuz. oysa sizin ürettiğiniz hastalıklı bir meyve.

dinin barış, dostluk, kardeşlik gibi temel ilkelerini çiğneyerek yeraltında üretilen bu hükümler daha sonra bizim karşımıza kadın hakları, özgürlükler, insan hakları olarak çıkıyor. zaten illegalite burada.

- türkiye dünyada en yüksek faiz oranını ödeyen ülke. oysa kuran'da faiz haram. o zaman bizimkilerin müslümanlığı nerede kaldı?

- kuran'da paradan para kazanmak, herhangi bir emek harcamadan mal edinmek ya da yarar sağlamak kesinlikle haramdır. bu temel ilkeler çiğnenirken öbür taraftan simgeler üzerinden dindarlık yapmanın daha verimli, daha kolay olduğu, dünyasal hedeflere daha kısa yoldan ulaşılabileceği kanısı iyice yerleşmiştir.

"türban yasağının kalkmasıyla özgürleşeceğiz" deniliyor. hâlâ akademisyen, solcu, entelektüel geçinen birtakım insanlar, ikinci cumhuriyetçilerle el ele veren ve "ab küfürdür, hıristiyan kulübüdür" diyen dünün rp'li bakanı, bugünkü cumhurbaşkanı, bugün nedense yön değiştirdi. islam mı değişti, yoksa onlar mı?

bir kere islam dininde konjonktürün yaratmış olduğu ayrımla ilgili değerlendirmeler vardır. örneğin "hür - cariye". kuran da bu ayrımı ortadan kaldırmak istiyor ve her insanın özgür olduğunu söylüyor. yeni şafak gazetesi yazarı hayrettin karaman, "islamda kılık kıyafet" adlı sempozyumun basılı kitabında diyor ki: "hür - cariye diye bir ayrım vardı. eskiden cariyeler her ihtiyacımızı görürlerdi. şimdi o müessese kalktı. ben buradaki bilim adamlarına soruyorum. eskiden cariyelerimize gördürdüğümüz işleri bugün hür kadınlarımıza gördürüyoruz. bu boşluğu dolduracak bir müessese olsa. bir kadınla yetinmeyip ikinci kez evlenmek isteyen gençler var. bu müessesenin boşluğunu dolduracak başka bir müessese olamaz mı?"

kadının namusu türbana odaklandı

- peki, bu sözler kadınların topuna hakaret değil mi?

- burada şunu söylemek istiyorum. bu insanlar kadının başını örterek özgürleştiğini söylerken hayrettin karaman ve benzerleri şunu dile getiriyorlar: "cariyelerin başlarını örtmesi doğru değildir. çünkü örtünmek hür kadının hakkıdır."

ben başımı örterek özgürleşmek istiyorum, diyen bir kızımız, kadınımız böyle bir psikolojiye odaklandı. başını örtmediği için cariye sınıfından hür sınıfına atlayamayacağı korkusu ve psikozu içine giriyor. bir kız, "başımı örterek özgürleşmek istiyorum" diyorsa onun aklında cariye sınıfından hür sınıfa atlamak vardır.

- yani o sapık psikolojiye göre başı açık kadın fahişedir. öyle mi?

- zaten, başı açıklarla oturulmaz, deniyor. hatta, başını örtmekle örtmemek imanla küfür arasındaki çizgi kadardır, deniliyor. bir kadının başını örtmesi, müslüman kimliğine, namusuna, iffetine, imanına sahip olması anlamına geliyor, deniyor. örtmemeyi ise siz artık düşünün.

başbakan, "inancı gereği başını örten insanlar" dedi. herhangi bir giyim tarzı ya da davranış biçimi inancın gereği olarak ortaya atılıyorsa onu yapan inançlıdır, yapmayan inançsızdır, demektir. ayrım burada başlıyor.

portre

 

dır

doç. dr. şahin filiz

bolvadin, afyonkarahisar 1965 doğumlu. yükseköğrenimini konya selçuk üniversitesi ilahiyat fakültesi'nde yaptı. 1995'te ilahiyat doktorasını aldı. daha sonra abd'de harvard üniversitesi fen edebiyat fakültesi yabancı diller ve doğu bilimleri anabilim dalı'nda post-doktora çalışmasını yaptı. 2000'de doçent oldu. 2005'te profesörlük için bütün bilimsel çalışmalarını tamamlamasına karşın hâlâ kadro alamıyor. selçuk üniversitesi islam felsefesi anabilim dalı'nda dersler veriyor."

dır

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Selam

 

Ilk önce yaziyi yariya kadar okudugumu ifade etmek isterim . Bu yaziyi Dr . Sahini Filizide esefle kiniyorum sadece bu sahsi degil . Yasar Nuri Öztürkü ve ayni zamanda Zekeriya Beyazi da . Bunlar ilimli islam dedikleri sentezi olusturup bir takim kendi gibi düsünen islami kitleleri kendi taraflarina cekip yeni bir bakis acisi veya islam tabakasi yaratmak istiyorlar artik siz adini ne koyarsaniz koyun . Bu gibi sahsiyetler Universiteyi okuyorlar ilahiyat profesörü oluyorlar dekan oluyorlar ögretim üyesi oluyorlar . Yüksek lisans tezi yaziyorlar vede Nur suresinin 31.ci ayetini hic okumadan es geciyorlar ? Akillara zarar diyorum tek kelimeyle . Ayni zamanda kimisi kitap yaziyor kimisi makale yaziyor yetmiyormus gibi birde cikip TV de Boy gösterisi yapiyorlar milletin beynini yikamaya calisiyorlar ayip vallahi pes dogrusu . Bu sahsiyetlerin Üniversite mezunu oldugundan bile süpheliyim . Anlayana Kuran ve Hadisi serif , anlamayana Üniversite bile ....

Kuranin Nur suresinin 31. ci ayetini anlayamayan ilahiyatcilarin bir gün anlayabilmesi temennisi ile ...

 

 

Saygilarimla

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...