Jump to content

Allah'ım Senden Başka Hiçbir Şeyi Olmayan Ben, Senden Başka Her Şeyi Olana Acırım


jalinos
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Uzmanların ifadesine göre, gündelik olaylara sürekli sinirlenmek zamanla bir alışkanlık haline gelir ve bir süre sonra da alışkanlıklarımız karakter özelliğimiz haline dönüşür.

 

John Dryden'in deyimiyle "Önce biz alışkanlıklarımızı oluştururuz, sonra da alışkanlıklarımız bizi oluşturur." Robin Sharma'nın "Sen Ölünce Kim Ağlar" adlı eserinden çok hoş bir tespit de şöyledir:

 

"Birisine karşı bir düşmanlık beslediğimizde, sanki o kişiyi sırtımızda taşır gibi yaşarız ve o kişi, enerjimizi, hevesimizi ve zihnimizin huzurunu emer. Onu bağışladığımızda sırtımızdan indiririz."

 

Hem unutmayın ki, insanın öfkelenmesi başkalarının hatalarının intikamını kendisinden alması demektir. Lütfen kendinizden intikam almaktan vazgeçmeyi deneyin.

 

Zaten sabır denen şey, musibetler içindeyken bile en güzel şekilde edebe riayet edebilmektir.

 

Hırçın ve hırs dolu bir yaşam, tüm güzel duygularımızı paslandırır. B. Franklin "Hırs ile mutluluk birbirini hiç görmezler" derken bu duruma dikkat çekmiş olmalıdır.

 

Paslanmak yıpranmaktan çok daha kötüdür. Kaldı ki siz kendinizi sevmiyorsanız, başkaları sizi niye sevsin? Zaten mutluluk, birtakım şeyler elde edilince ulaşılacak bir şey olmayıp, kendi içimizde yaratacağımız içsel bir durumdur.

 

Yaşamımızı, define avcılığı yaparak tüketip de en sonunda yanı başımızdaki en büyük hazineleri fark edemediğimizi anlamak, dönüşü olmayan bir pişmanlığın girdabına gark olmaktan başka ne anlama gelebilir?

 

Ayrıca bütün ibadetlerin nihaî planda insana ve dünyaya dönük bir yüzü ve önemi olduğu bilinmektedir.

 

Meselâ günlük beş vakit namaz ibadeti, kendi saatimizi doğanın saatine ayarlamanın en etkili ve tek yöntemidir.

 

Bu saati ayarlamadığımız zaman, doğayla varlık özümüz arasındaki işleyiş irtibatını kesmiş oluruz.

 

Bundan da ötesi, genel anlamda "iman" dediğimiz olgu, insanla varlık kodları arasındaki ilişkiyi sağlayan hayati bir bağdır.

 

Böylesine koruyucu bir şemsiyeye sahip olmayanlar, hayatın sıradan sorunları karşısında stres ve bunalım yağmurlarının tanecikleri atında, ömür boyu Çin işkencesi çekmekten asla kurtulamazlar.

 

Bu türden bir işkence mahkûmiyetinin yıkıcı tesiri ise, insanın sadece psikolojisi ve ruhsal yapısı üzerinde değil, bedeni üzerinde de her türlü olumsuz görüntüleriyle tezahür edecektir.

 

M. İkbal'in deyimiyle "İman, ateş içinde oturma gücü verir insana, İbrahim'e verdiği gibi."

 

Said-i Nursi ise şöyle tarif eder imanın işlevini: "İman hem nurdur hem kuvvet. Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hâdisatın tazyikinden kurtulabilir."

 

İşte bu güç ve kuvvetten yoksun olmak demek; gündelik sorunlar, başa gelen musibetler veya insanlardan gelen ihanetler karşısında ruhen ve bedenen çöküntüye maruz kalmak demektir. Bu çöküntünün ayak izleri ise, yüzünüzde beliren kırışıklıklarla saçınıza düşen aklardır, tabi ak düşecek saçınız kaldıysa.

 

A. İzzetbegoviç'e göre de "Yaratan'ın iradesine teslimiyet, insanların iradelerine karşı bağımsızlık demektir." Ne acıdır ki insanların iradelerine değil de Allah'ın iradesine karşı bağımsız kalmak isteyen modern insan, sayısız sahte tanrıların kölesi olmak gibi bir çelişkinin girdabında çırpınmaktadır.

 

"Allah'tan korkmayanı, Allah her şeyden korkutur" derler. Korkuları yenmenin ve boğucu girdaptan sahile çıkabilmenin en emin yolu, sahte tanrılara "köle" olmaktan kurtulup Evrenin Sahibi'ne "kul" olabilmektir. Muhtemeldir ki Çile Şairi de aynı gerçeği kendi üslûbunca dile getirmiş olmalıdır:

 

 

 

"Gel beri, kurtuluş ordusunun tuğu ol!

Hürriyet mi dileğin, Allah'ın tutuğu ol!"

 

 

 

İman olgusu bizimle varlık özümüz arasında öyle bir muhabbet bağı kurar ki, iman sayesinde zindanda dahi özgürlüğü yaşamak imkân dâhilinde iken, iman olmadan saraylarda zindan hayatı sürmek mümkündür.

 

Zira bir amacın bizi harekete geçirebilmesi için ödülün bedelden daha değerli olması gerekir ki, ancak imanın bize vaat ettiği dünya hayatı sonrasının sonsuz mutluluk düşüncesi sayesinde, bu hayatın sorunlarıyla baş etmek mümkün hale gelebilir. İnanmayan mesut insanı bir bardak sudaki köksüz çiçeğe benzetenler hiç de haksız sayılmazlar. Ünlü düşünür Konfüçyüs'ün şu güzel duasını da bu bağlamda değerlendirmek gerekir:

 

"Allah'ım senden başka hiçbir şeyi olmayan ben, senden başka her şeyi olana acırım."

 

Unutmayın ki musibet zamanları inançlarımızın sınandığı zamandır.

 

alıntı.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...