Jump to content

Misak-ı Millî (Millî And)


İη¢ιѕєℓ
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Misak-ı Milli günümüzde sokaktaki vatandaşımız için hiçbir şey ifade etmiyor ama kurtuluş savaşı diyince, bir karış toprağımız diyince herkesin milliyetçilik duyguları kabarıyor. Hoş yılda erozyon sayesinde Kıbrıs büyüklüğünde toprağız yok olup gidiyormuş ya neyse... Ben milliyetçi değilim diyen bir kişinin bile dünya düzeydi baya bir milliyetçi olan toplum içinde belki de es geçilen bir konu Misak-ı Milli. Adı bize bir şey ifade etmese de içeriği her Türk vatandaşı için kutsal olan bir and aslında Misak-ı Milli. Atatürk’ün ilkelerinden biri olan milliyetçiliğin her daim arkasında olmalıyız biz Türk gençliği olarak ancak bunu hiçbir zaman aşırılığa kaçmadan diğer ülkeleri bize düşman olarak görerek değil tabi ki. Bu Önsözümde sonra konuma geçmek istiyorum.

 

Millî birliğin temelinin milliyetçilik olduğunu ve milliyetçiliğin uygulanması ile

millî birliğin oluşur. Ancak, bu millî birliği besleyen, güçlendiren öğeler vardır. Bu öğeler, ayrıca Atatürk milliyetçiliğini doğuran temeller ve değerlerdir. Bu değerler, milli kültür, dil, tarih, kültür ve gaye (ideal) birliği, Misak-ı Millî, manevi değerler ve bunları eğitim yoluyla gelecek nesillere aktaracak millî eğitimdir. Benim konum olan Misak-ı Millînin milliyetçilik ilkesi ile olan ilişkisini sizlere anlatmak istiyorum:

 

Kurtuluş Savaşımızın başlangıcında milletçe alınan “Millî sınırlar içindeki vatan bir bütündür, ayrılık kabul etmez.” Kararı, vatanın ve milletin bölünmezliği ilkesini kabul eden tarihi bir belgedir. Türk milliyetçiliği ile Türk vatanı arasındaki bağlantıyı kuran bu belge bildiğimiz gibi Misak-ı Millî’dir. Millet temsilcilerinin, millet adına “Milli And” olarak aldıkları ve binlerce yıllık Türk tarihini savunmayı ve Türk vatanının bağımsızlığını sağlamayı amaçlayan karar, millî varlığın en önemli kanıtıdır. Bu belge ile Türk milliyetçiliği belli bir vatan kavramına kavuşmuş, Türk milleti, Kurtuluş Savaşında gösterdiği milli birlikle Misak-ı Milliyi gerçekleştirmiştir. Bugün Misak-ı Millî ruhu ve anlamı ile her türlü bölücülüğe ve bölgeciliğe karşı olmak ve milli birlik içinde yurttaki bütün sorunları belirlemek ve çözmek demektir. Bu vatan bizim ortak hatıralarımızı, öğünçlerimizi, gururlarımızı, acılarımızı ve isteklerimizi bağrında taşır, geçmişimizin kültür varlığı ve zenginliğini içinde saklar. İşte Misak-ı Millînin sınırlarının çizildiği bu Türkiye, Türk milliyetçiliğinden güç alınarak milli birlik içinde sonsuza kadar korunacaktır, yaşayacaktır.

 

Millî birliğin oluşmasında ve güçlenmesinde vatan (yurt) birliği yanında dil, kültür ve gaye (ideal) birliğinin de önemli yerleri ve etkileri vardır.

 

Şimdi de Misak-ı Millî’nin tarihi oluşumunu sizlere anlatmak ve açıklamak istiyorum:

 

Amasya’da ortaya çıkan, Erzurum ve Sivas Kongreleri ile gücünü gösteren millî iradenin üstünlüğü karşısında Mebussan Meclisi’nin toplanması kabul edilmişti.

Bu amaçla 7 Kasım 1919 tarihinde ülke çapında genel seçimler yapıldı. Bu seçimleri Mustafa Kemal’in de üyesi olduğu Müdafaa-i Hukuk Fırkası çoğunluğu alarak kazanmıştır. O, bu seçimlerde Erzurum Milletvekili seçilmiştir. Fakat kendisi İstanbul’a gitmeyecektir. Çünkü Ankara’dan ayrılması, yakında başlatacağı Millî Mücadele hareketi için uygun görünmüyordu.

 

Mustafa Kemal’in Ankara’da üzerinde durduğu en önemli konulardan biri, İstanbul’daki Meclise katılacak milletvekilleriyle bir toplantı yapmaktı. Toplantı bütün illere genelge ile bildirildi. Ancak gelen milletvekilli sayısı beklendiği kadar çok olmadı. Bunda, İstanbul Hükümeti’nin aldığı engelleyici tedbirlerin etkisi büyüktü. Ocak 1920’nin ilk günlerinde milletvekilleri Ankara’ya tek veya küçük gruplar halinde geldiler. Mustafa Kemal, onlarla ayrı ayrı görüşerek düşüncelerini anlattı. Onlara durumun sanıldığı gibi korkunç olmadığını anlatarak, bir amaç etrafında toplanmalarını, Mecliste Kuvâ-yi Milliye Ruhunu sürdürmek için bir Müdafaa-i Hukuk Grubu kurmalarını ve kendisinin de bu Meclise başkan seçmelerini istiyordu. Bu görüşmeler de Misak-ı Millînin esasları da belli oldu. Kendisi Meclise katılmayacak olmasına rağmen, başkan seçilmeyi ve çoğunluğu Müdafaa-i Hukuk’a dayanan Meclis’in kendi istediği kararları alacağını düşünüyordu. Meclis’te kendi iradesinin etkisiz kalacağı endişesine düşen Padişah, İstanbul’daki seçimleri İttihatçıların kazandığını ileri sürerek Meclis’in toplanmasını geciktiriyordu.

 

Bütün bu engellemelere rağmen Meclis, 12 Ocak 1920 günü açıldı.

 

Hemen çalışmalara başlayan Meclis, daha önce Mustafa Kemal Paşa tarafından plânlanan işlerin büyük bir bölümünü yapmadı. Müdafaa-i Hukuk Grubu kurulamadı. Meclis Başkanlığı’na Mustafa Kemal seçilmedi. O, bu kişileri şöyle nitelendiriyordu:

 

“Sözlerinde durmayan bu Efendiler, inançsız idiler, cahil idiler, korkak idiler, çünkü millî teşkilâtın sağlamlığına inanmıyorlardı. Korkak idiler, çünkü biricik dayanağın ve kurtuluşum milletten olduğunu ve olacağını kavrayamıyorlardı. Nazik davranarak büyük gayelere ulaşabileceklerini sanıyorlardı.”

 

Mustafa Kemal haklıydı, milletvekilleri amaçlarından uzakmışlar, sözüm ona Padişaha bağlı olduklarını göstermek istemişlerdir.

 

Ancak vatanın bütünlüğünü korumak macına yönelik kararlar almaya gelince, işler değişti. Mustafa Kemal’i seven ve ülkenin bağımsızlığından yana olan milliyetçiler, aslında Mecliste çoğunlukta idiler. Fakat ürkek ve çekingen davranıyorlardı. Bunların çalışmaları sonucunda Felah-ı Vatan Grubu adında bir grup (cemiyet) oluşturuldu. Bunlar, kongre kararları ( Erzurum- Sivas Kongreleri) doğrultusunda kararların çıkmasına çaba sarf ediyorlardı. Mustafa Kemal’in daha önce Ankara’da milletvekilleri ile görüşerek hazırladığı ve Misak-ı Millî adını taşıyan esasların, Meclis tarafından kabul edilmesi büyük bir zaferdi. ( 28 Ocak 1920)

 

Mebussan Meclisi bu kararı bir and biçiminde kabul etti. Ancak bu kararların Meclis tarafından açıklanması 17 Şubat 1920 tarihinde olmuştur. Erzurum ve Sivas Kongreleri esaslarının Meclis kararı olmak üzere “Misak-ı Millî” şeklinde ilânı son Osmanlı Mebussan Meclisi’nin tek olumlu çalışması olmuştur.

 

Misak-ı Milli başlıca şu hükümleri içeriyordu:

 

Mondros Ateşkes Antlaşması yapıldığı sırada işgal altında bulunan ve Arapların çoğunlukta olduğu Osmanlı topraklarının geleceği, bu bölge halkının oyuyla belirlenecekti. Görüşme sırasında işgal altında olmayan ve Osman İslam çoğunluğunun bulunduğu topraklar ise bölünmez bir bütündü.

Türklerin oturduğu yerler, hiçbir sebeple ayrılık kabul etmez bir bütündür.

Kars, Ardahan, Batum ve Batı Trakya da halk oyuna başvurulmalıdır.

İstanbul ve Marmara Denizi her türlü tehlikeden uzak tutulursa, Boğazların dünya ticaretine ve ulaşımına açılması mümkündür.

Azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki Müslümanlara verilen haklar kadar güvenlik altına alınacaktır.

Hiçbir şekilde kapitülâsyonlar kabul edilmeyecektir.

 

 

Misak-ı Millî’nın kabulüne gelen tepkiler:

 

İşgal devletleri Misak-ı Millîyi tanımadılar. Tanımaları da beklenemezdi. Çünkü millet temsilcisi olan parlamento işgali ve ülkenin paylaşılmasını kabul etmiyordu. Mebuslar Meclisinin kararlarından döndüremeyince, padişah da baskı yaparak Ali Rıza Paşa hükümetini istifa ettirdiler. Yerine geçen Salih Paşa da baskılara boyun eğip, Mebuslar Meclisini etkilemek istemedi.

İstanbul’u resmen işgal ettiler.(16 Mart 1920)

 

İstanbul’un işgali

 

İşgalci Devletlerin donanmaları zaten 13 Kasım 1919’den beri İstanbul’daydı.

16 Mart 1920’de İstanbul İtilaf devletleri birlikleri tarafından resmen işgal edildi.

Resmi dairelere, telgraf merkezlerine el konuldu. Karakollar basıldı.

Mebuslar Meclisi basıldı. Milletvekillerinin bir kısmı tutuklandı bir kısmı da Malta adasına sürüldü.

Harbiye Nazırı (Genelkurmay Başkanı) Fevzi Çakmak odasından dışarı atıldı. (Bu olaydan sonra Fevzi çakmak Mustafa Kemal’e katılmıştır.)

 

 

Felah-ı Vatan Grubu (Vatanın Kurtuluşu)

Felah-ı Vatan Grubu son Osmanlı Meclis-i Mubusanı’nda , Mondros Ateşkes Antlaşması (1918) koşullarına karşı direnme yanlılarının oluşturduğu bir grup (cemiyettir).

 

168 üyeli son Osmanlı Meclis-i Mubusanında sayıları 70’e varan direnme yanlısı milletvekilleri toplantılarda ağırlıklarını duyurmuştu. Bu durumu değerlendiren Mustafa Kemal, İstanbul’a giderken Ankara’ya uğrayan milletvekilleri ile teker teker görüşmüş ve onlardan bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Grubu oluşturmalarını istemişti. Heyet-i Temsiliye üyeleri Rauf (Olbay) ve Kara Vasıf beyler uzun çabalar sonucu adı Felah-ı Vatan adında bir cemiyet kurdu.(Vatanın Kurtuluşu)

 

Bu grubun en önemli etkinliği de zaten Misak-ı Millinin kabul ettirilmesi oldu.

 

* Sivas Kongresi’nde ( 4-11 Eylül 1919 ) Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirildi.

 

* İstanbul’un işgalinden sonra milletvekilleri yasama görevinin yapılamadığını ve çalışmalara ara verilmesini açıkladı (18 Mart 1920) padişah da 11 Nisan günü Meclis-i iradesiyle kapadığını açıkladı.

Milliyetçiliğin Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar

Atatürk milliyetçiliğinin sağladığı faydalar, ilkenin kendi niteliklerinden kaynaklanmaktadır. Atatürkçü milliyetçilik anlayışı ile hem çağdaşlaşma ve uygarlık yolu açılmış, hem de kendi milli benliğimize ve kişiliğimize sahip olmamız mümkün olmuştur. Atatürkçü milliyetçilik, kendi milletinin tarihini, kültürünü bilmeyi, ondan güç alarak yeniye, ileriye doğru koşmayı, çağımızın bilim ve teknolojisine erişmeyi, böylece çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine yükselmeyi ister. Türk inkılabı, devlet ve toplum hayatında yapılan köklü değişiklikler, milliyetçilikle, milli birlik ve beraberlikle gerçekleşmiştir.

Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı ile Türk milleti sağlam ve sarsılmaz bir bütün haline gelmiştir. Atatürk milliyetçiliği bölücü değil, birleştirici, ayırıcı değil toplayıcıdır. Atatürk milliyetçilik anlayışı, ırkçı değildir, laik esasından ayrılmaz, sınıf kavgasını değil, sosyal dayanışmayı hedef tutar. Bu bakımdan Türk Milleti’nin ırk, mezhep, sınıf kavgaları ile bölmeye çalışanlara karşı en sağlam bir savunma aracı olmuştur. Bu milliyetçilik anlayışı, kendisini rahatlıkla ve içtenlikle Türk sayan bütün yurttaşları kaynaştırır ve bütünleştir.

Kalkınmada ve zaman zaman ortaya çıkan bunalımları çözmede en etkili çare milli birlik ve bütünlüğümüz olmuştur ve daima da olacaktır. İçeride sağlanan milli birlik ve beraberlik, dışa karşı devletimizin gücünü göstermektedir.

Atatürk milliyetçiliği, Türk milletini birlik ve beraberlik içinde yaşatacak, ileriye götürecek en önemli güç kaynağıdır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Misakı Milli Nedir

      Yazıya bu soru ile başlamamın nedeni şudur: Türkiye’de İlköğretim seviyesinde eğitim görmüş hemen herkes Milli Mücadele döneminin ünlü belgesi “Misakı Milli”’ yi duymuştur ama ne olduğunu pek bilemez, hatırlayamazlar. Ama hepsi de Misakı Milli Hudutlarını bilir ve Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü ile ilgili bir şeyler söylemek, hamasi bir konuşma yapmak istediği zaman da genellikle Misakı Milli Hudutları ifadesini kullanmaktan büyük keyif alırlar. Oysa bu belge: en az ABD Halkının ünlü “Bağımsızlı

      , Yer: Türkiye Cumhuriyeti Tarihi

×
×
  • Yeni Oluştur...