Jump to content

Hocanızdan Sizlere Öğütler


Guest AYVALIKB66
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Bismillâhir, Allah’ın ismi ile, ki

 

- rahmânir, O Rahmandır ve

 

- rahîm, Rahîmdir

 

- el hamdu, Hamd

 

- lillâhi, İlâhiye

 

- rabbil, ki O Rabbidir

 

- âlemîn, âlemlerin

 

- Er rahmânir, O ki Rahman

 

- Rahîm, Rahimdir

 

- Mâliki, sahibidir

 

- yevmid dîn, din gününün

 

- İyyâke, sadece

 

- na’budu, Senin kulun (*)

 

- ve iyyâke, ve sadece Senden

 

- nestaîn, istianeyi isteriz (**)

 

- İhdinas, bizi

 

- sırâtel, yola ulaştır

 

- mustakîm, istikâmetlenmiş

 

- Sırâtallezîne, onların yolu ki

 

- en’amte, nimet (devrin imamının ruhu)

 

- aleyhim, verilmişlerin

 

- gayril magdûbi, üzerlerine gadap

 

- aleyhim, verilmişlerin; ve lâd dâllîn, ve dalalette kalmışların değil.

 

Bismillâhirrahmânirrahîm. Hamd; âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. Rahmân’dır, Rahîm’dir. Dîn gününün MALİK’idir. (Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz. (Bu istiane’n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır). O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının) üzerlerine (Devrin İmamı’nın ruhunu) ni’met olarak verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.

 

(*) Sevgili okuyucularımız, sevgili kardeşlerimiz; kul olmak ve kulluk etmek aynı şey değildir! İslâm’ın 5 şartıyla yaşayan herkes Allah’a kulluk eder; eyer sadece İslâm’ın bu 5 şartıyla yaşıyorsa, hiçbir zaman Allah’ın kulu olamaz; sadece Allah’a kulluk eder. Allah’a kul olmanın ardında 7 safhayı yaşamak ve 4 teslimi gerçekleştirmek yatar; işte asıl hedefler bunlardır. Ama bu hedeflere ulaşabilmek için evvela Allah’a ulaşmayı dilemek gerekir, daha sonra zikir gerekir daha sonra İslâm’ın 5 şartını yerine getirmek gerekir. Allah’a kul olmak bir hedeftir; Allah’a kulluk etmek ise vasıtaları kullanmaktır. Amaçlar hedeflerdir ama araçlar ibâdetlerdir. İşte yine önümüze kul olmak ve kulluk etmek şeytanın bu korkunç tuzağı çıkmaktadır: kul olmak ve kulluk etmek amaçları yok edip, onların yerine kul olmak ve kulluk etmek araçları getirmiş! Biz de bu yüzden diyoruz ki: sadece İslâm’ın 5 şartı ile yaşamak bir insanı hiçbir zaman kurtuluşa ulaştıramaz! Hiç kimse Allah’a mülâki olmayı, yani Allah’a ulaşmayı dilemeden, şeytanın kulu olmaktan kurtulamaz! ZUMER-17’de Allah’u Tealâ anlatıyor:

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi). Onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele! VE YUNUS-7-8’de DİYOR Kİ:

 

10/YUNUS-7-8: (7)İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). (8)Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn (yeksibûne). (7)Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. (İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

 

(**) "İSTİANE" Kelimesin BAKARA suresinin 45. ve 46. âyetlerinde geçtiğini görüyoruz:

 

2/BAKARA-45-46: (45)Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne). (46)Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn (râciûne). (45)(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. (46)O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar. Buradaki huşu sahipleri nefslerini %2 Rahmet nuru ile doldurmuş olan kişiler (Bu konuyu daha evvel görmüştük ve aşağıda tekrar ele alacağız).

 

Sevgili okuyucularımız, sevgili kardeşlerimiz; Allah’a ulaşmayı dilediğiniz zaman, Allah’u Tealâ’nın sizlere bir emri daha var: MAİDE suresinin 35. âyet-i Kerîmesinde buyuruyor ki:

 

5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne). Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz. Burada Allah’u Tealâ 2. takvanın sahibi olun diyor; huşu sahibi olduktan sonra sizin ruhunuzu Allah’a ulaştıracak olan vesileyi isteyin! (mürşidinizi sabırla ve hacet namazı ile Allah’tan isteyin). FATİHA suresindeki “sıratı müstakim” ruhun Allah’a doğru yolculuğunda takip ettiği yolun adıdır, bunun için Kur’an-ı Kerîm’de "sıratı ileyye mütakîym" olarak geçiyor; yani Allah’a istikâmetlenmiş yol.

 

Biliyorsunuz ki, Allah’u Tealâ’ın Kur’an-ı Kerîminde “hamd” kelimesi yer aldığı gibi, “şükür” kelimesi de yer alıyor. Hamd’in muhtevâsına baktığımız zaman Allah’ın manevî nimetlerini daha çok ihâta ettiğini görüyoruz. Yani, Allah’u Tealâ bir insana velâyet nasip ederse, kişiyi ermiş evliyâ kılarsa, o Allah’ın bir nimetidir; buna hamd edilir. Allah’u Tealâ bir kişiye dünyada bir mükâfat verdiğinde; iş sahibi, tarla sahibi, fabrikatör,… bunların her biri devreye ayrı bir faktör olarak giriyor. Yani sevgili okuyucularımız, sevgili kardeşlerimiz, Allah’u Tealâ’ın maddi nimetler vermesi hâlinde, Allah’u Tealâ’ya şükretmemiz daha uygun bir ifâde olarak görünüyor. Ama manevî nimetler; kişi velî değilken, kişiyi evliyâ yapan bir dilek; "Allah’a ulaşmayı dilemek", bunun arkasından mürşide tâbiiyet, sonra ruhun Allah’a ulaşması ve kişinin Allah’u Tealâ’ın tarafından ermiş evliyâlığa yükseltilmesi. Herkes için açık olan bir kapı, bütün insanlar oradan girip, Allah’a ulaşmayı diledikleri takdirde, Allah’u Tealâ onları Kendisine mutlaka ulaştıracağına dair kesin vaatte bulunuyor.

 

Sevgili okuyucularımız, sevgili kardeşlerimiz, Allah’u Tealâ âlemlerin Rabbidir! Sadece bu dünyanın Rabbi değildir. Sadece bu dünyayı fizik standartlarda bünyesinde bulunduran Zahiri âlemin de Rabbi değildir. Zahiri âlem, Gayb âlemi ve Emr âlemi ayrı, ayrı dizaynlar ifâde eder. Fizik vücudumuz Zahiri âlemin bir parçasıdır. Berzah âlemi nefsimizle âlakalı âlemdir. Emr âlemi de ruhumuzla ilişkilidir. Gayb âlemi, cinlerin enerjiden oluşan fizik bedenlerinin âlemidir. Onun karşıtı olan Berzah âlemi, cinlerin nefslerinin âlemidir. Emr âlemi, meleklerin âlemi ve Zulmâni âlem de şeytanların, cinlerin, negatif standartlara sahip olan varlıkların âlemidir. Cennetlere baktığımız zaman, Kur’an-ı Kerîmde 7 kademe cennet görüyoruz. Cehennemlere baktığımız zaman 7 kademe de cehennem görüyoruz. Allah’u Tealâ’ın 7 rakamı her sistemde geçerlidir. 7 Rakamı, Kur’an-ı Kerîmin kilit rakamıdır. Allah’u Tealâ’ın kurduğu sistemlerde 7 rakamı her zaman göze çarpar. İşte “El hamdu lillâhi rabbil âlemîn" de Allah’u Tealâ’ın “hamd” ifâdesini kullanması, FATİHA suresinin bir sûre oluşu, Kur’an’ın içinde bulunuşu ve manevî açıdan insanlar için indirilmesidir. Onun için âlemlerin Rabbine "hamd" ile başlanıyor. FATİHA suresi manevî tekâmülün simgesini taşır.

 

Şimdi muhtevâya baktığımız zaman: “El hamdu lillâhi rabbil âlemîn", "Âlemlerin Rabbine hamd olsun!". Allah’u Tealâ FATİHA suresini bize indirerek, manevî açıdan bir ufuk vücuda getirmiştir. Allah’ın Rahman Esması kâinattaki her şey için geçerlidir. Allah’u Tealâ yerleri yaratmış, Rahman Esması hükümran; gökleri yaratmış, Rahman Esması hükümran. Bu yaratış bütün varlıklar için onların yaşayacağı bir saha oluşturuyor. Zahiri âlem fizik vücutlarımızın dünyasını; Berzah âlemi, nefsimizin dünyasını ifâde eder. Aynı şekilde Gayb âlemi, cinlerin fizik vücutlarının dünyasını ve onların Berzah âlemi de onların nefslerinin âlemini ifâde eder (4 âlem; 2 fizik, 2 fizik ötesi). Sonra Emr âlemi, insan ruhunun katlettiği 7 kat göklerdeki âlemler (burada cennetlerden bahis etmiyoruz; gök katlarından!). Bir insanın ruhu bu 7 gök katlarını aşabilmesi için, nefsinin kâlbinde biriken nurlarla doğrudan orantılıdır; kişi zikir yaptığı cihetle. Bu 7 gök katlarına bir göz atalım:

 

- 1. kat: kırda secde etmek (nefsi emmare: 1.defa %7 fazl birikimi)

- 2. kat: suvarılma havuzları (nefsi levvâme: 2.defa %7 fazl birikimi)

 

- 3. kat: iki katlı bir mescidin 2 katında secde (nefsi mülhime: 3.defa %7 fazl birikimi)

 

- 4. kat: Beytül Maktes’in aslı’nda secde (nefsi mutmaînne: 4.defa %7 fazl birikimi)

- 5. kat: Beytül Haram’ın aslı’nda secde (nefsi radiye: 5.defa %7 fazl birikimi)

 

- 6. kat: sıkkatullah makâmı, (nefsi mardiye: 6.defa %7 fazl birikimi)

Allah’ın boyasıyla boyanma

 

- 7. kat: 7 tane âlem söz konusu; (nefsi tezkiye: 7.defa %7 fazl birikimi):

 

Kader Hücreleri; Ümmül-Kitâb; Kudret Denizi, Makâmı-Mahmud, Divânı-Salîhin; Zikir Hücreleri ve Sitretin-Müntea (son ağaç).

 

Bir insan manevî yolculuğa başladığı zaman, Allah’u Tealâ evvela Rahman Esmasıyla o kişiye tecelli eder, o kişinin nefsinin kâlbinde %2 Rahmet nuru oluşturur. Daha sonra Rahîm Esması tecelliye başlar; kişinin nefsinin kâlbi %98’e kadar varan, manevî tekâmülün esas binası olan fazl nurlarıyla dolar. Allah’u Tealâ burada 2 sistemi birden devreye koyuyor: başlangıçta %2 rahmet nuru; daha sonra %98 fazl nurları. İşte bir inanın ruhu 7 tane gök katını aştıkça, 7 defa %7 fazl nuru alır ve başlangıçta da %2 rahmet nuru ile toplam olarak: 7x%7+2%=%51 nurlarla kişinin nefsinin kâlbi dolmuştur. Bu durumda kişinin ruhu Allah’a ulaşmıştır. Bunun devamı %81 fazl birikimidir; kişi fizik vücudunun teslimini gerçekleştirir ve %98 fazl birikiminde kişi nefsinin teslimini gerçekleştirir, "ulûl elbâb" olur. BAKARA suresinin 257. âyetinde görmüştük: kişinin ulûl elbâb makâmından sonra bir daha fısk’a düşmesi söz konusu olamaz.

 

Sevgili okuyucularımız, sevgili kardeşlerimiz, Allah’u Tealâ’nın BAKARA suresinin 46. âyeti Kerîmesine çok dikkatle bakın: "mulâkû rabbihim" ve "ileyhi râciûn" kelimelerini kullanılmış. "mulâkû rabbihim" İnsan ruhunun o kişi hayatta iken Allah’a ulaşması demektir; buna rağmen "ileyhi râciûn" öldükten sonra da bir insanın ruhu tekrar Allah’a ulaşmasıdır, ama bu defa ölüm melekleri tarafından! Görüyoruz ki, öyle yada böyle, insanın ruhu mutlaka eninde sonunda Allah’a geri gidiyor; kişi ister Allah’a ulaşmayı dilesin, ister dilemesin. Yani, insan ruhunun bir emânet olduğu söz konusudur. Ama gördük ki, Allah’u Tealâ bu emâneti bizden hayatta iken geri istiyor. İşte Kur’an-ı Kerîm’in can alıcı noktalarından birisi budur.

 

Sadece ruhumuzu mu geri istiyor? Hayır, fizik vücudumuzu da O’na kul etmemizi istiyor. Yetmez, nefsimizi bütün âfetlerinden tamamen arındırmamızı istiyor. Yine yetmez, bize verdiği irademizi de O’nun iradesine bağlamamızı istiyor. Yani 7 safhada 4 teslimi gerçekleştirmemizi istiyor.

 

Bütün bunların mükâfatı ne olabilir dersiniz? Sonsuz bir dünya mutluluğu ve 7. kat cennet! Kim nerelere kadar çıkabilmiş ise, o kişi o kadarına lâiktir; ruhunu Allah’a geri göndermiş birisi %51 dünya saadetinin sahibi kılınıyor (kişi tam mutlu değil ama mutsuz da değil) ve 3. kat cennetin sahibi oluyor. Fizik vücutlarını teslim edebilenlere %81 dünya mutluluğu ve 4. kat cennet vaat ediliyor; nefsini teslim edenler için %100 dünya mutluluğu ve 5. kat cennet; İrşada ulaşanlar 6. kat ve iradelerini teslim edenlere 7. kat cennet. İnanılmaz gibi görünüyor değil mi sevgili okuyucularımız, sevgili kardeşlerimiz; ama unutmayın ki bütün bunlar Allah’ın âyetleriyle sabit!…SEVGİLERİMLE ALLAH A EMANET OLUN

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bismillâhir, Allah’ın ismi ile, ki

 

- rahmânir, O Rahmandır ve

 

- rahîm, Rahîmdir

 

- el hamdu, Hamd

 

- lillâhi, İlâhiye

 

- rabbil, ki O Rabbidir

 

- âlemîn, âlemlerin

 

- Er rahmânir, O ki Rahman

 

- Rahîm, Rahimdir

 

- Mâliki, sahibidir

 

- yevmid dîn, din gününün

 

- İyyâke, sadece

 

- na’budu, Senin kulun (*)

 

- ve iyyâke, ve sadece Senden

 

- nestaîn, istianeyi isteriz (**)

 

- İhdinas, bizi

 

- sırâtel, yola ulaştır

 

- mustakîm, istikâmetlenmiş

 

- Sırâtallezîne, onların yolu ki

 

- en’amte, nimet (devrin imamının ruhu)

 

- aleyhim, verilmişlerin

 

- gayril magdûbi, üzerlerine gadap

 

- aleyhim, verilmişlerin; ve lâd dâllîn, ve dalalette kalmışların değil.

 

Bismillâhirrahmânirrahîm. Hamd; âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. Rahmân’dır, Rahîm’dir. Dîn gününün MALİK’idir. (Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz. (Bu istiane’n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır). O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının) üzerlerine (Devrin İmamı’nın ruhunu) ni’met olarak verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.

 

(*) Sevgili okuyucularımız, sevgili kardeşlerimiz; kul olmak ve kulluk etmek aynı şey değildir! İslâm’ın 5 şartıyla yaşayan herkes Allah’a kulluk eder; eyer sadece İslâm’ın bu 5 şartıyla yaşıyorsa, hiçbir zaman Allah’ın kulu olamaz; sadece Allah’a kulluk eder. Allah’a kul olmanın ardında 7 safhayı yaşamak ve 4 teslimi gerçekleştirmek yatar; işte asıl hedefler bunlardır. Ama bu hedeflere ulaşabilmek için evvela Allah’a ulaşmayı dilemek gerekir, daha sonra zikir gerekir daha sonra İslâm’ın 5 şartını yerine getirmek gerekir. Allah’a kul olmak bir hedeftir; Allah’a kulluk etmek ise vasıtaları kullanmaktır. Amaçlar hedeflerdir ama araçlar ibâdetlerdir. İşte yine önümüze kul olmak ve kulluk etmek şeytanın bu korkunç tuzağı çıkmaktadır: kul olmak ve kulluk etmek amaçları yok edip, onların yerine kul olmak ve kulluk etmek araçları getirmiş! Biz de bu yüzden diyoruz ki: sadece İslâm’ın 5 şartı ile yaşamak bir insanı hiçbir zaman kurtuluşa ulaştıramaz! Hiç kimse Allah’a mülâki olmayı, yani Allah’a ulaşmayı dilemeden, şeytanın kulu olmaktan kurtulamaz! ZUMER-17’de Allah’u Tealâ anlatıyor:

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi). Onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele! VE YUNUS-7-8’de DİYOR Kİ:

 

10/YUNUS-7-8: (7)İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). (8)Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn (yeksibûne). (7)Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. (www.estanbul.comİşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

 

(**) "İSTİANE" Kelimesin BAKARA suresinin 45. ve 46. âyetlerinde geçtiğini görüyoruz:

 

2/BAKARA-45-46: (45)Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne). (46)Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn (râciûne). (45)(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. (46)O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar. Buradaki huşu sahipleri nefslerini %2 Rahmet nuru ile doldurmuş olan kişiler (Bu konuyu daha evvel görmüştük ve aşağıda tekrar ele alacağız).

 

Sevgili okuyucularımız, sevgili kardeşlerimiz; Allah’a ulaşmayı dilediğiniz zaman, Allah’u Tealâ’nın sizlere bir emri daha var: MAİDE suresinin 35. âyet-i Kerîmesinde buyuruyor ki:

 

5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne). Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz. Burada Allah’u Tealâ 2. takvanın sahibi olun diyor; huşu sahibi olduktan sonra sizin ruhunuzu Allah’a ulaştıracak olan vesileyi isteyin! (mürşidinizi sabırla ve hacet namazı ile Allah’tan isteyin). FATİHA suresindeki “sıratı müstakim” ruhun Allah’a doğru yolculuğunda takip ettiği yolun adıdır, bunun için Kur’an-ı Kerîm’de "sıratı ileyye mütakîym" olarak geçiyor; yani Allah’a istikâmetlenmiş yol.

Biliyorsunuz ki, Allah’u Tealâ’ın Kur’an-ı Kerîminde “hamd” kelimesi yer aldığı gibi, “şükür” kelimesi de yer alıyor. Hamd’in muhtevâsına baktığımız zaman Allah’ın manevî nimetlerini daha çok ihâta ettiğini görüyoruz. Yani, Allah’u Tealâ bir insana velâyet nasip ederse, kişiyi ermiş evliyâ kılarsa, o Allah’ın bir nimetidir; buna hamd edilir. Allah’u Tealâ bir kişiye dünyada bir mükâfat verdiğinde; iş sahibi, tarla sahibi, fabrikatör,… bunların her biri devreye ayrı bir faktör olarak giriyor. Yani sevgili okuyucularımız, sevgili kardeşlerimiz, Allah’u Tealâ’ın maddi nimetler vermesi hâlinde, Allah’u Tealâ’ya şükretmemiz daha uygun bir ifâde olarak görünüyor. Ama manevî nimetler; kişi velî değilken, kişiyi evliyâ yapan bir dilek; "Allah’a ulaşmayı dilemek", bunun arkasından mürşide tâbiiyet, sonra ruhun Allah’a ulaşması ve kişinin Allah’u Tealâ’ın tarafından ermiş evliyâlığa yükseltilmesi. Herkes için açık olan bir kapı, bütün insanlar oradan girip, Allah’a ulaşmayı diledikleri takdirde, Allah’u Tealâ onları Kendisine mutlaka ulaştıracağına dair kesin vaatte bulunuyor.

Sevgili okuyucularımız, sevgili kardeşlerimiz, Allah’u Tealâ âlemlerin Rabbidir! Sadece bu dünyanın Rabbi değildir. Sadece bu dünyayı fizik standartlarda bünyesinde bulunduran Zahiri âlemin de Rabbi değildir. Zahiri âlem, Gayb âlemi ve Emr âlemi ayrı, ayrı dizaynlar ifâde eder. Fizik vücudumuz Zahiri âlemin bir parçasıdır. Berzah âlemi nefsimizle âlakalı âlemdir. Emr âlemi de ruhumuzla ilişkilidir. Gayb âlemi, cinlerin enerjiden oluşan fizik bedenlerinin âlemidir. Onun karşıtı olan Berzah âlemi, cinlerin nefslerinin âlemidir. Emr âlemi, meleklerin âlemi ve Zulmâni âlem de şeytanların, cinlerin, negatif standartlara sahip olan varlıkların âlemidir. Cennetlere baktığımız zaman, Kur’an-ı Kerîmde 7 kademe cennet görüyoruz. Cehennemlere baktığımız zaman 7 kademe de cehennem görüyoruz. Allah’u Tealâ’ın 7 rakamı her sistemde geçerlidir. 7 Rakamı, Kur’an-ı Kerîmin kilit rakamıdır. Allah’u Tealâ’ın kurduğu sistemlerde 7 rakamı her zaman göze çarpar. İşte “El hamdu lillâhi rabbil âlemîn" de Allah’u Tealâ’ın “hamd” ifâdesini kullanması, FATİHA suresinin bir sûre oluşu, Kur’an’ın içinde bulunuşu ve manevî açıdan insanlar için indirilmesidir. Onun için âlemlerin Rabbine "hamd" ile başlanıyor. FATİHA suresi manevî tekâmülün simgesini taşır.

Şimdi muhtevâya baktığımız zaman: “El hamdu lillâhi rabbil âlemîn", "Âlemlerin Rabbine hamd olsun!". Allah’u Tealâ FATİHA suresini bize indirerek, manevî açıdan bir ufuk vücuda getirmiştir. Allah’ın Rahman Esması kâinattaki her şey için geçerlidir. Allah’u Tealâ yerleri yaratmış, Rahman Esması hükümran; gökleri yaratmış, Rahman Esması hükümran. Bu yaratış bütün varlıklar için onların yaşayacağı bir saha oluşturuyor. Zahiri âlem fizik vücutlarımızın dünyasını; Berzah âlemi, nefsimizin dünyasını ifâde eder. Aynı şekilde Gayb âlemi, cinlerin fizik vücutlarının dünyasını ve onların Berzah âlemi de onların nefslerinin âlemini ifâde eder (4 âlem; 2 fizik, 2 fizik ötesi). Sonra Emr âlemi, insan ruhunun katlettiği 7 kat göklerdeki âlemler (burada cennetlerden bahis etmiyoruz; gök katlarından!). Bir insanın ruhu bu 7 gök katlarını aşabilmesi için, nefsinin kâlbinde biriken nurlarla doğrudan orantılıdır; kişi zikir yaptığı cihetle. Bu 7 gök katlarına bir göz atalım:

- 1. kat: kırda secde etmek (nefsi emmare: 1.defa %7 fazl birikimi)

- 2. kat: suvarılma havuzları (nefsi levvâme: 2.defa %7 fazl birikimi)

 

- 3. kat: iki katlı bir mescidin 2 katında secde (nefsi mülhime: 3.defa %7 fazl birikimi)

 

- 4. kat: Beytül Maktes’in aslı’nda secde (nefsi mutmaînne: 4.defa %7 fazl birikimi)

- 5. kat: Beytül Haram’ın aslı’nda secde (nefsi radiye: 5.defa %7 fazl birikimi)

 

- 6. kat: sıkkatullah makâmı, (nefsi mardiye: 6.defa %7 fazl birikimi)

Allah’ın boyasıyla boyanma

 

- 7. kat: 7 tane âlem söz konusu; (nefsi tezkiye: 7.defa %7 fazl birikimi):

 

Kader Hücreleri; Ümmül-Kitâb; Kudret Denizi, Makâmı-Mahmud, Divânı-Salîhin; Zikir Hücreleri ve Sitretin-Müntea (son ağaç).

Bir insan manevî yolculuğa başladığı zaman, Allah’u Tealâ evvela Rahman Esmasıyla o kişiye tecelli eder, o kişinin nefsinin kâlbinde %2 Rahmet nuru oluşturur. Daha sonra Rahîm Esması tecelliye başlar; kişinin nefsinin kâlbi %98’e kadar varan, manevî tekâmülün esas binası olan fazl nurlarıyla dolar. Allah’u Tealâ burada 2 sistemi birden devreye koyuyor: başlangıçta %2 rahmet nuru; daha sonra %98 fazl nurları. İşte bir inanın ruhu 7 tane gök katını aştıkça, 7 defa %7 fazl nuru alır ve başlangıçta da %2 rahmet nuru ile toplam olarak: 7x%7+2%=%51 nurlarla kişinin nefsinin kâlbi dolmuştur. Bu durumda kişinin ruhu Allah’a ulaşmıştır. Bunun devamı %81 fazl birikimidir; kişi fizik vücudunun teslimini gerçekleştirir ve %98 fazl birikiminde kişi nefsinin teslimini gerçekleştirir, "ulûl elbâb" olur. BAKARA suresinin 257. âyetinde görmüştük: kişinin ulûl elbâb makâmından sonra bir daha fısk’a düşmesi söz konusu olamaz.

Sevgili okuyucularımız, sevgili kardeşlerimiz, Allah’u Tealâ’nın BAKARA suresinin 46. âyeti Kerîmesine çok dikkatle bakın: "mulâkû rabbihim" ve "ileyhi râciûn" kelimelerini kullanılmış. "mulâkû rabbihim" İnsan ruhunun o kişi hayatta iken Allah’a ulaşması demektir; buna rağmen "ileyhi râciûn" öldükten sonra da bir insanın ruhu tekrar Allah’a ulaşmasıdır, ama bu defa ölüm melekleri tarafından! Görüyoruz ki, öyle yada böyle, insanın ruhu mutlaka eninde sonunda Allah’a geri gidiyor; kişi ister Allah’a ulaşmayı dilesin, ister dilemesin. Yani, insan ruhunun bir emânet olduğu söz konusudur. Ama gördük ki, Allah’u Tealâ bu emâneti bizden hayatta iken geri istiyor. İşte Kur’an-ı Kerîm’in can alıcı noktalarından birisi budur.

 

Sadece ruhumuzu mu geri istiyor? Hayır, fizik vücudumuzu da O’na kul etmemizi istiyor. Yetmez, nefsimizi bütün âfetlerinden tamamen arındırmamızı istiyor. Yine yetmez, bize verdiği irademizi de O’nun iradesine bağlamamızı istiyor. Yani 7 safhada 4 teslimi gerçekleştirmemizi istiyor.

Bütün bunların mükâfatı ne olabilir dersiniz? Sonsuz bir dünya mutluluğu ve 7. kat cennet! Kim nerelere kadar çıkabilmiş ise, o kişi o kadarına lâiktir; ruhunu Allah’a geri göndermiş birisi %51 dünya saadetinin sahibi kılınıyor (kişi tam mutlu değil ama mutsuz da değil) ve 3. kat cennetin sahibi oluyor. Fizik vücutlarını teslim edebilenlere %81 dünya mutluluğu ve 4. kat cennet vaat ediliyor; nefsini teslim edenler için %100 dünya mutluluğu ve 5. kat cennet; İrşada ulaşanlar 6. kat ve iradelerini teslim edenlere 7. kat cennet. İnanılmaz gibi görünüyor değil mi sevgili okuyucularımız, sevgili kardeşlerimiz; ama unutmayın ki bütün bunlar Allah’ın âyetleriyle sabit!…SEVGİLERİMLE ALLAH A EMANET OLUN

 

arkadaşım neden incelemeden konu açıyorsunuz anlamıyorum bu yazıda kuran ayetlerinin zorlama tevillerini görmemek mümkün değil. nedemek devrin imamı orda öyle bir ifademi var bu tamamen tevildir yorumdurki aliimran suresi ayet 7 allah bu tür teviller yapanların kalplerinin fesad içinde olduğundan bahseder. kuran ayetleri ilk önce ayetlerle tefsir edilir. nimet verdiklerinin yoluna ayetinin cevabını bu nimet erbabının kimler olduğu nu yine kuran cevaplamış. nisa 69 ayetiyle nebilerin sıddıkların vede salihlerin yolu yani hak din üzre bir yol ihdinassıra tal müstegım ayetindeki elif lam takısı buna işarettir. yani burada doğru yol hak din ona ve o dini getirene peygambere mutlak itaat ile onlara güzellikle uymayı ise nimet olduğu ifade edilmiştir. bunun başkada bir izahı yoktur bütün ehli sünnet müfessirleri bu ayeti böyle anlamış. tefsir usul kaidelerinin en önemli maddesi ayetin ayetle olan tefsiridir. hiç kimse hangi ayeti hangi ayet tefsir eder eğer başka bir ayet tefsir etmiyorsa rasulullah o ayet hakkında nedemiş.bu sırayı atlayarak tevile kalkarsa asıl batıl ve sapık odur.

arap gramerine belağatına arapçaya tefsir usulune vakıf olmayan insanların hazırladığı yazıları buralara taşımayın kardeşim. insanların imanıyla oynamayın. yarım hoca dinden yarım doktor candan eder demiş atalarımız.ikincisi yazıda bir ifade islamın beş şartını yapanlar asla kulluk yapmış olmazlar ve kurtuluşa ulaşamaz cennete gidemezler nedemek. bu açıkça islamın beş şartlarından bahseden yapılınca cennete gireceğini söylediği allahın diğer ayetlerine karşı açıkça bir küfürdür. mesela namaz kılanlar zekat veren ahirete inananlar.......70 mearic 19-35 ayetler açıkça islamın beş şartından olan namaz zekat ibadetlerini yapanların cennette ağırlanacağından bahseder bun abenzer ayetler çoktur.bunları görememek ya kuran ayetlerine vakıf olmama yada dini ilimlarde nasip olmamadır. bunun başka izahı yoktur. kardeşim bir daha ne olduğu belli olmayan konuları iyice anlamadan incelemeden lütfen buraya taşımayın insanlarıda farklı yönlendirdiğinizden dolayı günaha girersiniz. bizde sizin günaha girmenizi istemiyoruz kardeşim. saygılarımla vesselam veddua

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...