Jump to content

Bir Başka Dünya (Cinlerin Dünyası)


nova

Önerilen Mesajlar

Gelin, zaman tünelinde 40-50 yıl öncesine doğru bir yolculuk yapalım. Televizyon ya yoktu, ya da yeni yeni yayılmaya başlamıştı. Telefonda da durum aynıydı. Var olan telefonlar ihtiyaca cevap vermiyor, kısacık bir görüşme için ahizenin başında saatlerce bekleniyordu. Bilgisayar gibi teknolojinin gelişmiş araçları sadece hayallerde yer alıyordu...

 

BAŞLARKEN

Biz onları dini kaynaklar ve hurafelerden tanırız. İsimlerini duyduğumuzda hepimiz farklı tepkiler veririz. Kimimizin korkudan tüyleri ürperir. Kimimiz, hiç konuşmak istemez, lafı hemen değiştiririz. Kimimizin içi de merak duygularıyla doludur. İsteriz ki, o alemi fethedelim, gizemlerini ortaya çıkaralım. Tabii, konuya hiç ilgi duymayanlar, inanmayanlar ve söylenenlere "deli saçması" olarak bakanlar da var. Ancak, onların bir kısmı da çelişkiler ve kuşkular içinde. Dışarıya verdikleri tepki ile iç dünyalarında yaşadıkları farklı olabiliyor. "Acaba"lar içinde kıvranıyorlar: - Ya bütün anlatılanlar ve söylenenler doğruysa?.. Ya gerçekten yaşıyorlarsa?.. Biz bu alemi onlarla paylaşıyorsak?.. Cinlerden söz ediyoruz… Bugüne kadar haklarında çok yazılar yazıldı, çok iddialarda bulunuldu. Onları bir dudağı yerde, bir dudağı gökte yaratıklar olarak tarif edenler de çıktı; hayvan ve insan karışımı olarak tasvir edenler de… Bazıları ise, güçlerinden bahsetti. Neler yapabildiklerini nelere kadir olduklarını ortaya koymaya çalıştı. Genellikle yazılıp çizilenler, daha çok dini motiflerle bezendi. Dini kaynaklara dayandırıldı. Kutsal kitaplara atıflar yapıldı. Cin denince, akla "büyü" geldi. Cinler alemi, hep "büyü" faaliyetleriyle anılır oldu. Oysa, böyle bir alem varsa, cin denilince akla hemen "büyü" gelmemeliydi. Onların da bizler gibi bir hayatları, kuralları ve düzenleri olmalıydı. O alemi gerçekten keşfedebilmek için konuya çok farklı açılardan bakılması gerekiyordu. İşte bu anlayıştan yola çıkarak, Ankaralı Medyum Muzaffer Karakaş'la, biraraya geldik ve çalışmaya başladık. Onunla birlikte, gizli alemin bizim için bilinmeyen sırlarını çözmeye uğraştık. Nasıl yaşıyorlar, nelere ilgi duyuyorlar? Nasıl bir sosyal hayat sürdürüyorlar? Onlar da bizim gibi aşık oluyorlar mı? Acaba o alemin de Leyla ve Mecnun'ları var mı? Ağlıyorlar ve gülüyorlar mı? Cinsel hayatları nasıl? Aile düzenleri insanlara benziyor mu? Demokrasiyle mi, yoksa diktatörlükle mi yönetiliyorlar? Aralarında iktidar mücadelesi var mı? Suç işleyene hangi cezaları veriyorlar? Kendi aralarında haberleşmeyi nasıl sağlıyorlar? Gazeteleri ve televizyonları var mı? Telefon denilen alete ihtiyaç duyuyorlar mı? "Ufo"lar ve "Uzaylı"lar, onlar için ne ifade ediyor? Aralarında "zenginler" ve "fakirler" bulunuyor mu? Kendilerini bizden üstün mü, yoksa aşağıda mı görüyorlar? Bizim çözemediğimiz hangi sırları keşfetmişler? Büyük suikastlar hakkında ne tür bilgilere sahipler? Faillerini biliyorlar mı? Dünyanın önemli istihbarat örgütlerine bazı bilgiler aktarıyorlar mı? İnsanlarla ortak projeler üzerinde çalışıyorlar mı? Pek çok soruya cevap aradık… Sonunda, okudukça tüylerinizi diken diken edecek, bazı bölümlerinde gülümseyeceğiniz, bazı satırlarda ise hayretler içinde kalacağınız bir çalışma ortaya çıktı. E.P.

 

Oyıllarda bilgiye ulaşmak son derece zordu. Haberleşmenin sunduğu imkanlar alabildiğine kısıtlı olduğundan, gazeteler bile haberleri "bayatladıktan" sonra okuyucuya ulaştırıyorlardı. En hızlı haberleşme aracı telgraftı. İnsan hayatında kısa sürede baş döndürücü gelişmeler yaşandı. Artık, elimizin altında internet var. Birkaç tuşa basarak dilediğimiz bilgiye ulaşıyoruz. İnsanoğluna dört bir yandan bilgi akıyor.

 

Cinler aleminde bunların hiç biri yok…

Televizyon seyretmiyorlar. Gazete okumuyorlar. Telefon ve faks gibi cihazları kullanma ihtiyacı duymuyorlar. Binlerce yıl önce de durum aynıydı, bugün de. Onların kitle iletişim araçları ile araları hiç iyi değil. Okumuyorlar, seyretmiyorlar, yazıpçizmiyorlar. Üstüne üstlük, bunun eksikliğini de hiç yaşamıyorlar. Bize oranla o kadar rahatlar ki, imrenmemek elde değil. Onlar, kitle iletişim araçları olmasa da bilgiye anında ulaşabiliyorlar. Neyi isterlerse önlerine geliyor! Milyonlarca yıl önce de durum aynıydı, bugün de. Cinler, teknoloji konusunda bir arpa boyu bile yol kat etmemişler. Aynı yerdeler, ancak haberleşme konusunda bizden ileriler. Bu, onların yaratılıştan gelen özelikleri. Onlar, insan aklının kolay kolay kabul edemeyeceği kadar değişik yaratıklar. Gazete okumasalar da olan bitenden haberdarlar. Televizyon seyretmeseler, internet kullanmasalar da haberleşme konusunda bizden ileriler. İlk bakışta taş devrinde yaşıyormuş gibi görünseler bile, onlar bizim yaşadığımız pek çok problemi dünyaya geldikleri anda çözüyorlar. Özel bir çaba sarf etmeden, okula gidip dirsek çürütmeden, cinler aleminde var olan bütün bilgileri kopyalayıp, hafızalarına kazıyabiliyorlar. Kendileri birer bilgisayara benzedikleri için bilgisayara ihtiyaç duymuyorlar. Üstüne üstlük, bellekleri de bilgisayarların çok üzerinde. On binlerce sayfalık bir kitabı noktası ve virgülüne kadar hafızalarına kaydedebiliyorlar. Cinlerin yaratıldıkları günden bu yana edindikleri bütün tecrübeler, doğuştan hemen sonra tamamının belleğine kaydoluyor. Onların bilgisayarları da internetleri de televizyon ve gazeteleri de kendileri! Alet ve edevat kullanmıyorlar. Kendileri bilmeseler bile, beyin güçlerini ve enerjilerini kullanarak, aradıkları bilgilere hemen erişebiliyorlar. Yaşantılarında taş devrinden bu yana hiçbir değişim olmamış. Oldukları yerde sayıp duruyorlar. Buna rağmen, pek çok konuda insanoğluna parmak ısırtacak derecede ilerideler. Bu, onların yaratılıştan gelen özellikleri.

 

Beynin içindeki bütün bilgileri okuyorlar…

Mesela, herhangi birimiz yerden bir avuç taş alsak, yapılan eylemi gördükleri için elimizde taş olduğunu biliyorlar. Buna rağmen elimizde kaç adet taş olduğunu söyleyemiyorlar. Bu taşları gizli saklı saysak dahi, görmeseler de beynimizin içini okuyabildiklerinden, sayıyı onlar da biliyorlar. Yabancı dil konusunda hiçbir sıkıntı çektikleri söylenemez. Cinler, dünya üzerinde insanların konuştuğu bütün dilleri biliyorlar. Herhangi bir cinle Türkçe irtibat kurulabildiği gibi İngilizce, Almanca, Fransızca ya da Arapça anlaşmak da mümkün. Ayrıca, kendi aralarında işaret dilini kullanıyorlar. Çoğunlukla da düşünce yoluyla anlaşıyorlar.

 

Onlar birer enerji kümesi…

Bedenleri hem var, hem yok. İnsanoğlunun büyük bölümü onları göremiyor. Görenler de elleriyle tutamıyor. Tıpkı sigara dumanı gibi! İster "Akılları var, fikirleri yok" deyin… İsterseniz başka bir izah tarzı getirin… Onca bilgiye sahip olmalarına rağmen, kendilerine bile bile zarar verebiliyorlar. Biz, ölümden korkuyor, istisnalar hariç öleceğimizi bilerek kendimizi tehlikeye atmıyor, bedenimizi koruyoruz. Onlar da öleceklerini biliyorlar, buna rağmen ölümün üzerine rahatlıkla gidebiliyorlar. Tıpkı basiretleri bağlanan insanlar gibi. Ancak, onlar bunu basiretleri bağlandığı için yapmıyorlar. Yaradılışları gereği böyle hareket ediyorlar. Emir söz konusu olduğunda robottan farksızlar. Aldıkları emri yerine getirmek için bile bile ölümün üzerine gidiyorlar. İfrit cinler, bu konuda diğerlerine oranla çok daha katılar. Rahmani cinlere kıyasla daha fazla gözü kara oluyorlar. Cinler, adeta emir almak için özel olarak dizayn edilmiş yaratıklar. Cinler aleminde, alınan emir candan da aziz sayılıyor. Genellikle ecelleriyle ölüyorlar. Eceli gelen cin buharlaşıyor ve yok oluyor. Büyük bölümü ise, üstlerinin verdiği emirleri yerine getirirken hayatını kaybediyor. Tabii, insanoğluna musallat olan cinlerden bu mücadele sırasında ölenler de olabiliyor. O alemde kanser, kalp krizi, beyin kanaması, bulaşıcı hastalıklar gibi dertler bulunmuyor. Cinlerin çeşitli güç ve otorite merkezleri birbirleriyle sürekli bir mücadele halindeler. Başka gruplara karşı acımasız olmak, kendi grupları içinde de son derece dikkatli hareket etmek zorundalar. Çünkü, onlarda da suçlulara verilen çeşitli cezalar var…

 

İşte o cezalardan bazıları: İhanet:

Asla affedilmeyen en büyük suç. Cezası ölüm. Bu suçu işleyenlere indirim uygulanmıyor ve ihanet suçu affa uğramıyor. Verilen emirleri yerine getirmemek ve o alemin sırlarını insanoğluna aktarmak en büyük ihanet. Emre Karşı gelmek: Bu suçu işleyenler de derhal ölümle cezalandırılıyorlar. Cinayet: Eğer öldürülen başka gruptan ise, cinayet son derece doğal bir hadise. Ancak, bunu bile grup liderinin bilgisi dahilinde yapmaları gerekiyor. Aynı gruptan haksız yere bir cinin öldürülmesi ölüm cezasının verilmesini gerektiriyor. Sır verme: Bu da çok ciddi suçlardan biri. Cinlerin en büyük özellikleri, yer altındaki definelere sahip çıkıp, onları kendi mülkleri gibi görmeleri. Bundan garip bir haz alıyor ve mutlu oluyorlar. Bu tür gömülerin gün ışığına çıkarılması, kelimenin tam anlamı ile onları kahrediyor. Cinler, define yerlerinin ve kendi aralarındaki konuşma ve planların insanoğluna bildirilmesini büyük bir suç olarak görüyorlar. Suçluları da sorgusuz ve sualsiz ölümle cezalandırıyorlar.

 

Öylesine ketumlar ki…

Birlikte çalıştıkları ve yardım ettikleri medyumlara bile verdikleri bilgiler sınırlı. Medyumlar, cinlere hükmetseler dahi her türlü bilgiye ulaşamıyorlar. Bazı bilgiler, ancak grup liderinin süzgecinden geçtikten sonra alınabiliyor. Bunlar, bütün cinlerin ortak özellikleri. Diğer özellikler ise, cinlerin sahip oldukları gruplara ve inançlarına göre değişiyor. Rahmani olanlar, daha halim- selim bir yapıya sahipler. Şeytani olanlar ise, insanlardan çok daha kötü ve acımasızlar. Cinler, kendi aralarında çeşitli gruplara ayrılıyorlar… Süfli: Alçak ve kötü cin anlamına geliyor. Cinli: Fesat ve insana zarar vermeye çalışanlar bu guruba giriyor. Ecinli: İnsanlara ve küçük çocuklara musallat olan cinlere bu isim veriliyor. Rahmani: Bunlar, insanoğlu gibi ibadetlerini yapan ve Allah'a inanan cinler. İnsanlara yardımcı olmaya çalışıyorlar. Yapılan büyülerin bozulması ve "aldırma" adı verilen işlemlerde insanoğlu rahmani cinlerden faydalanıyor. Yine de rahmani de olsalar cinlere güvenmek son derece büyük bir tehlike. İfrit ve Şeytani: Bunlar bütün kötülükleri bünyesinde barındıran cinler. İnsana en fazla zarar veren kötülükler, onların aracılığı ile yapılıyor.

 

Kaynak: Takvim

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Beynin içindeki bütün bilgileri okuyorlar

Mesela, herhangi birimiz yerden bir avuç taş alsak, yapılan eylemi gördükleri için elimizde taş olduğunu biliyorlar. Buna rağmen elimizde kaç adet taş olduğunu söyleyemiyorlar. Bu taşları gizli saklı saysak dahi, görmeseler de beynimizin içini okuyabildiklerinden, sayıyı onlar da biliyorlar. Yabancı dil konusunda hiçbir sıkıntı çektikleri söylenemez. Cinler, dünya üzerinde insanların konuştuğu bütün dilleri biliyorlar. Herhangi bir cinle Türkçe irtibat kurulabildiği gibi İngilizce, Almanca, Fransızca ya da Arapça anlaşmak da mümkün. Ayrıca, kendi aralarında işaret dilini kullanıyorlar. Çoğunlukla da düşünce yoluyla anlaşıyorlar.

 

Onlar birer enerji kümesi…

Bedenleri hem var, hem yok. İnsanoğlunun büyük bölümü onları göremiyor. Görenler de elleriyle tutamıyor. Tıpkı sigara dumanı gibi! İster "Akılları var, fikirleri yok" deyin… İsterseniz başka bir izah tarzı getirin… Onca bilgiye sahip olmalarına rağmen, kendilerine bile bile zarar verebiliyorlar. Biz, ölümden korkuyor, istisnalar hariç öleceğimizi bilerek kendimizi tehlikeye atmıyor, bedenimizi koruyoruz. Onlar da öleceklerini biliyorlar, buna rağmen ölümün üzerine rahatlıkla gidebiliyorlar. Tıpkı basiretleri bağlanan insanlar gibi. Ancak, onlar bunu basiretleri bağlandığı için yapmıyorlar. Yaradılışları gereği böyle hareket ediyorlar. Emir söz konusu olduğunda robottan farksızlar. Aldıkları emri yerine getirmek için bile bile ölümün üzerine gidiyorlar. İfrit cinler, bu konuda diğerlerine oranla çok daha katılar. Rahmani cinlere kıyasla daha fazla gözü kara oluyorlar. Cinler, adeta emir almak için özel olarak dizayn edilmiş yaratıklar. Cinler aleminde, alınan emir candan da aziz sayılıyor. Genellikle ecelleriyle ölüyorlar. Eceli gelen cin buharlaşıyor ve yok oluyor. Büyük bölümü ise, üstlerinin verdiği emirleri yerine getirirken hayatını kaybediyor. Tabii, insanoğluna musallat olan cinlerden bu mücadele sırasında ölenler de olabiliyor. O alemde kanser, kalp krizi, beyin kanaması, bulaşıcı hastalıklar gibi dertler bulunmuyor. Cinlerin çeşitli güç ve otorite merkezleri birbirleriyle sürekli bir mücadele halindeler. Başka gruplara karşı acımasız olmak, kendi grupları içinde de son derece dikkatli hareket etmek zorundalar. Çünkü, onlarda da suçlulara verilen çeşitli cezalar var…

 

İşte o cezalardan bazıları: İhanet:

Asla affedilmeyen en büyük suç. Cezası ölüm. Bu suçu işleyenlere indirim uygulanmıyor ve ihanet suçu affa uğramıyor. Verilen emirleri yerine getirmemek ve o alemin sırlarını insanoğluna aktarmak en büyük ihanet. Emre Karşı gelmek: Bu suçu işleyenler de derhal ölümle cezalandırılıyorlar. Cinayet: Eğer öldürülen başka gruptan ise, cinayet son derece doğal bir hadise. Ancak, bunu bile grup liderinin bilgisi dahilinde yapmaları gerekiyor. Aynı gruptan haksız yere bir cinin öldürülmesi ölüm cezasının verilmesini gerektiriyor. Sır verme: Bu da çok ciddi suçlardan biri. Cinlerin en büyük özellikleri, yer altındaki definelere sahip çıkıp, onları kendi mülkleri gibi görmeleri. Bundan garip bir haz alıyor ve mutlu oluyorlar. Bu tür gömülerin gün ışığına çıkarılması, kelimenin tam anlamı ile onları kahrediyor. Cinler, define yerlerinin ve kendi aralarındaki konuşma ve planların insanoğluna bildirilmesini büyük bir suç olarak görüyorlar. Suçluları da sorgusuz ve sualsiz ölümle cezalandırıyorlar.

 

Öylesine ketumlar ki…

Birlikte çalıştıkları ve yardım ettikleri medyumlara bile verdikleri bilgiler sınırlı. Medyumlar, cinlere hükmetseler dahi her türlü bilgiye ulaşamıyorlar. Bazı bilgiler, ancak grup liderinin süzgecinden geçtikten sonra alınabiliyor. Bunlar, bütün cinlerin ortak özellikleri. Diğer özellikler ise, cinlerin sahip oldukları gruplara ve inançlarına göre değişiyor. Rahmani olanlar, daha halim- selim bir yapıya sahipler. Şeytani olanlar ise, insanlardan çok daha kötü ve acımasızlar. Cinler, kendi aralarında çeşitli gruplara ayrılıyorlar… Süfli: Alçak ve kötü cin anlamına geliyor. Cinli: Fesat ve insana zarar vermeye çalışanlar bu guruba giriyor. Ecinli: İnsanlara ve küçük çocuklara musallat olan cinlere bu isim veriliyor. Rahmani: Bunlar, insanoğlu gibi ibadetlerini yapan ve Allah'a inanan cinler. İnsanlara yardımcı olmaya çalışıyorlar. Yapılan büyülerin bozulması ve "aldırma" adı verilen işlemlerde insanoğlu rahmani cinlerden faydalanıyor. Yine de rahmani de olsalar cinlere güvenmek son derece büyük bir tehlike. İfrit ve Şeytani: Bunlar bütün kötülükleri bünyesinde barındıran cinler. İnsana en fazla zarar veren kötülükler, onların aracılığı ile yapılıyor.

 

Kaynak: Takvim

 

Burada yazılanlar, kablolu bir tv şirketinde yayınlanmış olan " Charmed" adlı dizinin senaryosuyla birebir aynıdır. Ve bu dizi Hristiyan kültürünün yapımıdır. Yani senaristi, yapımcısı v.b. hristiyandır. Bu da gösteriyor ki her dinde aynı şekilde betimlenmişler.

 

Sadece hepsi değil de üst seviyede olanları beyin okuyabiliyordu. Bir de dizinin baş kahramanı olan 3 cadı "iyi" idiler. Oysa bizim dinimizde cadılık "kötü"dür.

 

Oysa;

Diziyi seyrederken izlediklerimin "gerçek" olabileceği hiç aklıma gelmemişti. Benim için fantastik bir yapımdı,ufoları, uzaylıları anlatan filmler gibi. Modern Masallar yani...

 

Ya da;

Yukarıda adı geçen medyum oturup bu dizinin tamamını (toplamda 8 sezon çekilmiş) seyredip, seyrettikleri gazeteciye kendi yaşadığı gerçeklerimiş gibi tıpkısının aynısı olarak nakletmiş.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Peki bu kadar artı özelliklerine rağmen insan neden en üstün varlık kabul edilmiş?

 

şöyle bir örnek vereyim allah bizi yaratırken rumdan üfleyerek yaratmışdır onarıda dumamsız ateş yani semum ateşinden yaratmıştır onlarda irade vs yoktur bizlerde vardır

 

yanlış bir şey yazdıysam şimden özür dilerim

 

Saygılarımla

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...