Jump to content

Kul Nesimi


güneşin kızı
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Hayatı ve Şiirleri17'nci yüzyılda Anadolu'da yaşamış tekke şairi. Alevi-Beştaşi inançlarını dile getirdiği şiirleriyle tanınır. Yaşadığı yer ile doğum, ölüm yılları ve tarihleri konusunda bilgi yok. Şiirleri Hurufilik, Caferilik ve Haydariliğe olan ilgisini yansıtır. Şiirlerinde hem hece hem aruz ölçüsünü başarıyla kullandı. Nefesleri Bektaşi ve Alevi'ler arasında çok tutulur. Bazıları günümüze kadar ulaşmıştır. Azeri asıllı Hurufi şair Nesimi ile uzunca sür süre karıştırıldı. Ama ikisinin ayrı şairler olduğunu ilk kez Cahit Öztelli ortaya çıkardı (Pir Sultan'ın Dostları-1984).

 

YÂR BENİMDİR KİME NE

Ben yitirdim, ben ararim yâr benimdir kime ne

Gah giderim öz bağıma gül dererim kime ne

Gah giderim medreseye ders okurum Hak için

Gah giderim medreseye dem çekerim kime ne

Kelb rakip haram diyormuş şarabın bir katresine

Saki doldur ben içerim günah benim kime ne

Ben mekamet gömleğini deldim, taktım eğnime

Ar-u namus şişesini taşa çaldım kime ne

Ah Yezid seccadeni al yürü mescid yoluna

Pir eşiği benim kabem kıblegahım kime ne

Gah çıkarım gökyüzüne hükmeder kaftan kafa

Gah inerim yeryüzüne yâr severim kime ne

Kelb rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah

Ben severim sevdiğimi, günah benim kime ne

Nesimi'ye sordular, yârin ile hoş musun

Hoş olayım hoş olmayım o yâr benim kime ne

 

CANIM ERENLERE KURBAN

Canım erenlere kurban

Serim meydanda meydanda

İkrarım ezelden kadim

Canım meydanda meydanda

Yanarım yoktur dumanım

Gönlümde yoktur gümanım

Al malım bağışla canım

Varım meydanda meydanda

Kellem koltuğuma aldım

Kan ettim kapuna geldim

Ettiğime pişman oldum

Darım meydanda meydanda

Münkir rakipten kaçın

Müminim hülle don biçin

Ben bülbülüm bir gül için

Zarım meydanda meydanda

Gerçek olan olur gani

Gani olan olur veli

Nesimi'yem yüzün beni

Derim meydanda meydanda

 

SORMA MEZHEBİMİZİ

Sorma be birader mezhebimizi

Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır

Çağırma meclis-i riyaya bizi

Biz şerbet bilmeyiz dolumuz vardır

Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz

Kıl ü kal bilmeyiz ifta bilmeyiz

Hakikat bağında hata bilmeyiz

Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır

Bizlerden bekleme zühd ü ibadet

Tutmuşuz evvelden rah-ı selamet

Tevalla olmaktır bize alamet

Sanma ki sağımız solumuz vardır

Ey zahit surete tapma hakkı bul

Şah-ı velayete olmuşuz hep kul

Hakikat şehrinden geçer bize yol

Başka şey bilmeyiz Ali'miz vardır

Nesimi esrarı faş etme sakın

Ne bilsin ham ervah likasın hakkın

Hakk'ı bilmeyene Hak olmaz yakın

Bizim Hak katında elimiz vardır

 

YANDI YÜREK YÂR ELİNDEN

Yandı yürek yâr elinden

Bilmem yara ne edeyim

Takatım yok dosta varam

Çare bilmem ne edeyim

Bir yara dışardan olsa

Halk ona bir merhem çalar

Benim yaram içerdendir

Çare bilmem ne edeyim

İki hekim geldi üstüme

Biri dilli birisi lal

Dilliye cevap veremedim

Bilmem ki lala ne deyim

Nesimi'ye dediler ki

Derdine bir derman ara

Bize derman Hakk'tan ola

Çare bilmem ne edeyim

 

UYKUDAN UYANMIŞ ŞAHİN BAKIŞLIM

Uykudan uyanmış şahin bakışlım

Dedim sarhoş musun söyledi yok yok

Ak ellerin elvan elvan kınalım

Dedim bayram mıdır söyledi yok yok

Dedim ne gülersin dedi nazımdır

Dedim kaşın mıdır dedi gözümdür

Dedim ay mı doğdu dedi yüzümdür

Dedim ver öpeyim söyledi yok yok

Dedim aydınlık var dedi aynımda

Dedim günahım çok dedi boynumda

Dedim meh-tab nedir dedi koynumda

Dedim ki göreyim söyledi yok yok

Dedim vatanın mı dedi ilimdir

Dedim bülbül müdür dedi dilimdir

Dedim Nesimi Şah dedi kulumdur

Dedim satar mısın söyledi yok yok

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Edebiyat tarihimiz, tasavvuf sairi olarak yalnız bir Nesimi tanır. O da Bağdatlı Nesimi'dir. Oysa, cönklerden topladığımız yüze yakın şiiri bulunan başka bir Nesimi daha var. İste, bu kitapta konu olan ikinci Nesimi'dir. İkisini birbirinden ayırmak için konumuz olana Kul Nesimi diyeceğiz.

 

Bugune degin Kul Nesimi'nin siirlerinden pek azi ele gecmis, onlar da Bagdatli Nesimi'nin sanilmisti. Hece ile yazilanlari bile onun yeni siirleri olacagi dusuncesine yol acmisti. Ilk olarak Sadettin Nuzhet, Bektasi Siirleri adli eserinde yeni bir sair karsisinda oldugumuza isaret etmis, sairin hayati hakkinda bilgi vermeden alti siirini yayinlamisti. Ad benzerligi dolayisiyla ve her iki sairin Hurufi olmasi karisikliga yol acmissa da dilleri cok ayridir. Bundan baska Kul Nesimi'nin ayri kisi oldugunu gosteren belgeler vardir. Bunlari siralamadan once Bagdatli sairin kisaca hayatinin bilinmesinde fayda vardir.

 

Bagdatli Nesimi'nin olumu, kendi halifesi Refii'nin Besaretname adli eserinde bildirildigine gore 1404'tur. Hallac-i Mansur gibi o da "enel hak" (ben Tanri'yim) dedigi icin derisi yuzulmustu. Bu yuzden Alevi-Bektasiler'le varlik birliginin ileri taraftarlari ve mumessilleri olan Bayrami Melamiler'i, Mevleviler'in Sems kolu denen ve Melamilik'ler Bektasilik'e pek yaklasan, hatta onlarla kaynasan Mevleviler ve diger tarikatlar icinde Alevilik'i ve Melamet'i benimsemis kimseler tarafindan, olumunu muteakkip buyuk bir sehit taninmis ve Mansur oglu Huseyn-el-Hallac'in ikincisi olmustur. Agizdan agiza, buyukten kucuge devreden menkabeler, asagi yukari bir Nesimi destani meydana getirmistir.

 

Bu menkibeler ve sairin sanatindaki basarisi yuzyillar boyunca Turk ve oteki Islam edebiyatinda derin izler birakmistir.

 

Konumuz olan Nesimi'ye gelince, onun onyedinci yuzyilda yasadigini gosteren kuvvetli belgelre yeteri kadar vardir. Bir siirinde Kul Nesimi soyle diyor:

 

Ikiyuz altmisdort yildan sonra

Bu nazmile bunu ettim ben izhar.

 

Bu siirin tamaminda Hurufilik'in kurallariyla birlikte kendinden de soz acan Kul Nesimi yukaridaki beyitte Bagdatli Nesimi'nin olum yilini ve tuttugu yolu soylemek ister. Buna gore, Bagdatli Nesimi'nin olum yilina 264 katinca 1668 bulunur. Bu siiri olgunluk caginda soyledigi kabul edilirse, onun 17. yuzyil baslarinda dogdugunu dusunmek yersiz olmaz.

 

Kul Nesimi'nin siirlerine en eski olarak yine bu yuzyil icinde yazildigi kesin olarak bilinen conklerde rastlanilmaktadir. Bundan baska sairin dilinin ozelligini bu yuzyildan oteye goturmeye de imkan yoktur. Dili tam anlamiyla 17. yuzyil divan ve halk edebiyati sairlerinin dilidir.

 

Bunlardan baska kendi caginda yasamis sairlerin Kul Nesimi'ye benzekleri

(nazire) de var.

 

Kisaca yukarda gosterdigimiz sebeplerlerden oturu Kul Nesimi 17. yuzyilda yasamis bir sairdir. Bu yuzyilin tarih olaylariyla Nesimi'nin siirlerindeki bazi sozlerin karsilastirilmasindan hayatini az cok ogrenmek mumkun olmaktadir. Bilindigi gibi 17. yuzyilin birinci yarisi hep Iran'la yapilan savaslarla gecer. Iran Bagdat'i alir. Osmanli ordusu birkac basarisiz sefere katilir. Sonunda 4. Murat 1636'da geri alir. 16. yuzyildan beri Yavuz ile Sah Ismail arasinda baslayan ugras bir yuzyildan cok surer. Bu arada Osmanli topraklarindaki Kizilbas-Aleviler Iran'a yardimci bazi durumlar yaratirlar. Bu yuzden ezilirler, yuzbinlerce kisinin baslari ucar. Fakat, yine de alttan alta, gizli veya acik, her ayaklanmaya katilirlar. Bu katilmalar Celali ayaklanmalarinda da kendini gosterir. 17. yuzyil boyunca surer. Bu islerde tarikat sairlerinin her bakimdan onemli etkileri oldugunu kendi eserlerinden oldugu gibi baska yerlerden ve mesela tezkerelerden ogreniyoruz. Bunlardan Pir Sultan Abdal ve Kul Nesimi'nin cagdasi ve ayni maceralara karisan Alioglu, Dedemoglu gibi sairleri de taniyoruz.

 

Kul Nesimi boyle bir ayaklanmaya katilmistir. Bunu bir manzumesinde soyle

anlatir:

 

Mehdi-i zaman ede zuhur kalmaya perde

Yezit olan kirsa gerek tig u teberde

Nesimi, Sah'in mehdin okur sam u seherde.

 

Buna gore Iran Sahi'nin "Mehdi-i zaman" olarak ortaya cikmasini, "yezit"leri, yani Osmanlilar'i kirmasini dilemektedir. Ayrica Sah'la ilgisini ortaya koyan bir manzumesinde:

 

Erenler Sah'tan gelurler

Ali derler pirimize

Imamlarin kullariyuz

Munkir irmez sirrimiza

 

ve baska siirlerinde gorulen izlerden Iran Sahlari yanini tuttugu acikca belli oluyor. Bundan baska Osmanli Devleti'nin Iran ile olan savaslari sirasindaki ayaklanmalardan izler tasiyan manzumeleri de gorulmektedir. Osmanli tarihcileri genel olarak bu gibi ayaklanmalari yazmadiklari icin yalniz manzumelerden sonuclara varmak gerekmektedir. Kisa ve eksik olmakla birlikte bunlar oldukca aydinlaticidir. Bir manzumesinde, basindan siyasi bir yargilama gectigini anlamak zor degildir:

 

Mahkemede sual sordu kadilar

Kitaplari orta yere kodular

Sen bu ilmi kimden aldin dediler

Ustamdan almisam, pirden gelurem.

 

Bundan anliyoruz ki Kul Nesimi de siyasal olaylara ve ayaklanmalara karismis, hic olmazsa perde arkasindan birseyler yapmistir. Bu yuzden yakalanarak yargilanmistir. Alioglu ve Dedemoglu'nun da birer siirlerinde ayni dortlugu buluruz. Hatta onlar isi biraz daha acarlar:

 

Pirim Aligolu, Bozdogan'dan gel oldu

Gordum mursidim, muskulum halloldu

Kilavuzum Sah Merdan Ali oldu

Ozume gonderdim kendi kusumu.

 

Ihlas kusagini kusandik bele

Her nereye varsam mursidim bile

Kisinin basina yazilan gele

Su dostun yoluna koydum basimi

 

Dedemoglu, yardim eyle duskune

Sen mursitsin secilmeyen muskule

Sah Merdan sahip-zamanin askina

Aman murvet Sah'im Ali gel yetis.

 

Yine 17. yuzyilinda yasayan Dervis Ali adindaki sairin de boyle olaylara katildigini gosteren siirlerinden birkac parca:

 

Bizi Sah'a kurban etti Azrail

 

Etimi pare pare ettiler

 

Dervis Ali'yim, kanim na-hak dokme

El ne derse desun sen ana bakma

Sah'im yurumedikce posttan cikma

Oniki imamlar kurbaniyiz biz.

 

Bu Dervis Ali'nin Alioglu oldugunu sanirim. S. Nuzhet de sairin 17. yuzyilda yasadigini soyluyor.

 

Dervis Ali, Alioglu olmasa bile bu yuzyilda Iran ile Osmanli Devleti arasindaki siyasi gerginlik dolayisiyla Anadolu'da bazi ayaklanmalar oldugu ve cesitli tarikat erlerinin Sah icin calistiklarini biliyoruz. Sairin boyle bir ayaklanma sonunda ele gecirilip sorguya cekildigi, etinin parca parca edildigi, yani cok eziyet edildigi, Azrail dedigi Osmanli Padisahi tarafindan Sah'a kurban edildigi, yani agir cezalara carptirildigi, bundan sonra Sah, Osmanli ulkesine yurumedikce ortaya atilmamalarini yavsiye ettigi, tarikat ve Oniki Imam yolunda cok sikintilara dusuldugu anlasiliyor.

 

Ulkucu bir sair olan Nesimi de boyle olaylara karismis, kendini bu yola feda etmis gorunuyor:

 

Canim erenlere kurban

Serim meydanda meydanda

Ikrarim ezelden kadim

Canim meydanda meydanda

 

Gercek olan olur gani

Gani olan olur veli

Nesimi'yem yuzun beni

Derim meydanda meydanda

 

derken taraftarlarinin bir yenilgiye ugradigini soyle anlatir:

 

Muhib mursidine uydu

Arif olan hisse duydu

Munafiklar nice kiydi

Tig cektiler pirimize.

 

Kul Nesimi, sanatla ulkuculugu birlikte yuruten bir kisi olarak

gorunuyor.

 

Sairin ilk adinin Ali oldugu bir manzumesindeki su dortlukten anlasiliyor:

 

Mahlasim Nesimi, ismim Ali'dir

Bu carh donmektedir, sanmam halidir

sukur kalbim iman ile doludur

Curm'i isyanimiz bleden beri.

 

Kitaba almakta fayda gormedigimiz elliye yakin yazdigi mani icinde ikisi soyu ve buyuk dedesi hakkinda bilgi vermektedir:

 

Sukur Hakk'a iyd olur

Katarimiz mezid olur

Ceddim Said Emre'dir

Neslinde said olur

 

Nesimi'ye al oldu

Sanma acep hal oldu

Ceddi bir abdal idi

Kendi de abdal oldu.

 

Burada sairin buyuk dedesi oldugunu ogrendigimiz Said Emre, 14. yuzyilda yasamis olup, Yunus Emre'nin en eski izleyicileridendir. Sait Emre'nin Haci Bektas ve Haci Bektas'in halifelerinden Hacim Sultan'a da yetismis oldugunu bildiren siirleri vardir. Haci Bektas Veli Velayetname'sinde kendisinden uzun boylu soz edilen Molla Sadettin, bu Said Emre'dir. kendisi Aksaraylidir. Haci Bektas Veli'nin Arapca "Makalat"ini Turkce'ye cevirmis, bilgin ve sair bir kisidir. Said Emre'nin simdiye degin ele gecen ondokuz parca yayinlanmistir. (bkz. Abdulbaki Golpinarli, Yunus - Hayati)

 

Soyunu kendisinden ogrendigimiz Kul Nesimi, goruluyor ki eski ve kulturlu bir aileye baglidir. Bu yuzden olacak, iyi bir ogrenim gormus, soyunun bagli oldugu Bektasilik yoluna girmis, ayrica Hurufilik'te de cagdaslarindan cok ileri gitmistir.

 

Sair mahlasini Bagdatli Nesimi'ye olan ic yakinligi dolyisiyla almistir. Nitekim, Kul Nesimi de oteki gibi Hurufilik yolunu tutmustur. Bu yonu pek cok manzumesinde kendini acikca gosterir. Bu yuzden Seyyit Nesimi'yi ornek alarak o da derisinin yuzulmesini ister, Ondan bahsederken ikisinin adlari birlesir. Ornek olarak bazi parcalarini asagiya aliyorum:

 

Ehl-i iman islerin sol demde inkar ettiler

Cun Nesimi'yi Halep sehrinde berdar ettiler

Oyle kim cevr eyleyup zulm ile hakki bastirdilar

Ahsen-i takvimi gor kim nice inkar ettiler

Kufr edup imana gelmez, gelmege ar ettiler

Hak bana emreyledi soyle deyuben soyledim

Sozlerim destan edup alemde destan ettiler

Bileyuben bicaklarin cunku canima kiydilar

Sag iken ben asiki gor nice bimar ettiler

Soydular cikardilar tenimden cun derimi

Yas edup gokte melekler cumlesi zar ettiler

Ey Nesimi vasil oldun Halik-i Rahman'a sen

Cennet-ul me'vayi buldun, yerin gulzar ettiler

 

Kureysiler boyle tevil duzduler

Basmaga Ayatelkursi yazdilar

 

Kendi fetvam ile derim yuzduler

Halep sehri derler sardan gelurem.

 

Cun Nesimi gordu isminin Nesimi ismini

Sidkile Kur'an der kim kevn-i mahfuzundadir

 

Nesimi ayni zamanda Bektasi'dir. Hallac ve Seyyit Nesimi'nin oldurulmelerinden sonra Hurufiler Irak'ta siddetli bir kovusturmaya ugramislar, bundan kurtulmak icin Anadolu'ya kacmislardir. Boylece Hurufi dervisleri Bektasilik'e kendi inanislarini soktular. Nesimi'de, baska Bektasi sairlerinden cok Hurufilik gorulur. Siirleri icinde bunu gosteren pek cogu var, onun icin burada bir dortlugu ornek veriyoruz:

 

Biz tarik-i Bektasi'yiz, zikrederiz Hakk'i biz

Bizdedir Sah-i Velayet sirlari hep bizdedir

Pirimiz Hunkar Haci Bektas Veli, kuluyam Nesimi

Etmeyiz cahile minnet, Al-i Sultan bizdedir.

 

Nesimi ayni zamanda hem Haydari, hem de Caferi oldugunu bildirir. Iki ornek:

 

Ben ol sadik kulam ki Caferi'yem

Hakikat soylerem ben Haydari'yem

 

Ve ger munkir sorarsa soyle ey dil

Ki mezhep icre bizler Caferi'yuz.

 

Nesimi'de ali sevgisi son kertededir. Bunu pek cok manzumelerinde acikca

gormekteyiz. Birkac ornek:

 

Ali evvel, Ali ahir

Ali batin, Ali zahir

Ali'dir her ise kadir

Ali'dir yar ile mihman

Ali vahid, Ali ahed

Ali dindir, Ali iman

 

Haydar'in evladini kim can u dilden medheder

Kalbi doldu nur ile kim mevc-i deryalar gibi

Ey Nesimi bir gonulde hubb-i Haydar olmasa

Anda canlar calinur guya kilisalar gibi

 

Hak katinda alemin mahbub-i Rahman'dir Ali

Evliyalar serveri hem Sah-i Merdan'dir Ali

Ey Nesimi "Men aref" sirrin bilendir ademi

Ademin hem suretinde harf-i Kuran'dir Ali.

 

Nesimi hakkinda tezkerelerde ve baska eserlerde hicbir bilgiye rastlanmiyor. Onun icin hayati ve inanislari hakkindaki bilgiyi ancak siirlerinden anlamak mumkun oldu. Tabii bu da cok eksiktir. Ne yazik ki tezkereciler Nesimi gibi hukumetin istemedigi olaylara ve yollara girmis kisileri soz konusu etmemislerdir. Yeni belgeler ve siirler bulununcaya kadar bu degerli sair hakkinda soylediklerimizden baskasini elde etmek mumkun degildir.

 

Cahit Oztelli'nin KUL NESIMI adli kitabindan.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Ehl-i iman islerin sol demde inkar ettiler

Cun Nesimi'yi Halep sehrinde berdar ettiler

Oyle kim cevr eyleyup zulm ile hakki bastirdilar

Ahsen-i takvimi gor kim nice inkar ettiler

Kufr edup imana gelmez, gelmege ar ettiler

Hak bana emreyledi soyle deyuben soyledim

Sozlerim destan edup alemde destan ettiler

Bileyuben bicaklarin cunku canima kiydilar

Sag iken ben asiki gor nice bimar ettiler

Soydular cikardilar tenimden cun derimi

Yas edup gokte melekler cumlesi zar ettiler

Ey Nesimi vasil oldun Halik-i Rahman'a sen

Cennet-ul me'vayi buldun, yerin gulzar ettiler

 

teşekkürler nesimiyi severim..

 

--- Sonraki mesaj ---

 

Ben yitirdim ben ararım yar benimdir kime ne

Kah girerim öz bağıma gül dererim kime ne

Kah giderim medreseye ders okurum Hak için

Kah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne

 

Sofular haram demişler bu aşkın şarabına

Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne

Ben melâmet hırkasını kendim giydim eğnime

Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne

 

Sofular secde ederler mescidin mihrabına

Yâr eşiği secdegâhım yüz sürerim kime ne

Kah çıkarım gökyüzüne hükmederim Kaf-be-Kaf

Kah inerim yeryüzüne yar severim kime ne

 

Kelp rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah

Ben severim sevdiğimi günah benim kime ne

Nesimi'ye sordular ki yarin ile hoş musun

Hoş olayım olmıyayım o yar benim kime ne kul nesimi

canım beğendiğim şiiri ni paylaşmak istedim...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Minnet Eylemem

 

Har içinde biten gonca güle minnet eylemem

Arabi farisi bilmem dile minnet eylemem

Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi

İblisin talim ettiği yola minnet eylemem

 

Bir acayip derde düştüm herkes gider kârına

Bugün buldum bugün yerim hak kerimdir yarına

Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına

Rızkımı veren hüdadır kula minnet eylemem

 

Oy nesimi can nesimi ol gani mihman iken

Yarın şefaatlarım ahmed-i muhtar iken

Cümlenin rızkını veren ol gani settar iken

Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem

 

Nesiminin bir şiiride benden olsun..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İmadeddin Seyyid Nesimî

( 1369 - 1417 )

 

Büyük Azerî şairi İmadeddin Nesimî, 1369 yılında doğmuştur. Nesimî, mükemmel bir tahsil görmüş, "Seyyid", "Hüseyin" ve "Nesimî" mahlaslarıyla şiirler yazmıştır. Nesimî'nin eserlerinde Bursa, Tebriz vs. şehirlerinin adları sıkça anılır.Nesimî'nin yaşadığı çağda Emir Timur ile Tohtamış Azerbaycan'ı almış ve Miranşah burada hakimiyet sürmüştür. Bu çağlarda Azerbaycan'da Hurufîlik hareketi geniş ölçüde yaygınlaşmıştır. Bu tarikatın kurucusu Fazlullah Naimi (1340-1394), Miranşah tarafından yakalanarak Elince Kalesi yanında feci bir şekilde öldürülmüştür.

Nesimî, üstadı olan Fazlullah Naimi'den Hurufîliği öğrendikten ve kabul ettikten sonra bu tarikat uğrunda mücadele etmiş, hatta mahlasını bile üstadının mahlasından almıştır. Bütün Hurufîler gibi Nesimî de takip edilmiş ve 1417 yılında Halep'te derisi yüzülerek öldürülmüştür. Nesimî, Azerbaycan edebiyat tarihinde felsefî şiirin temelini atmış; güzel ve mükemmel eserlerin sanatkârı olarak büyük şöhret bulmuştur. Onun şiirlerinde tasavvufî ve Hurufîliğe ait fikirler, zamanın hakim ideolojisine karşı yöneltilmiştir.

Allah-İnsan fikrini ileri süren şairin bütün eserleri, insan hakkında yazılmış şiirlerden ibarettir. Nesimî, insanı Tanrılaştırarak veya Tanrı'yı insanlaştırarak Ortaçağ hayatının beşerî ilişkilerine karşı gelmekteydi. "Kâmil insan"a derin sevgi besleyerek onu ilâhileştiriyordu. Cisim ve can sahibi olan insanın dünya ve kainata sığmamasını, onun aklî ve manevî büyüklüğünde görüyordu.Nesimî'nin dünyevî ve gerçek konuları işleyen eserleri de vardır. Bu tarzda yazdığı şiirlerinde terennüm ettiği duygular ve düşünceler, samimî ve hayatîdir.Büyük şairin ölümsüz sanatı, Azerbaycan halkının sanat ve kültür tarihinde yeni bir düşünce tarzının ifadesidir. O'nun felsefî fikir ve yüksek sanat örneği olan şiirleri, Yakın ve Ortadoğu ülkelerinin şiirinde de bir uyanışa vesile olmuştur. Şiirlerini tümüyle Azerice dilinde söylemiştir. Anadolu’daki Kızılbaş-Alevi toplumunda Ulu Ozanların birincisi sayılan Seyyid Nesimiyle, 17.yüzyılda yaşayan ve kendini Seyyid Nesiminin ateşli bir taraftarı yolunun takipçisi gören ve Kul Nesimi olarak bilinen ve şiirlerini sade bir Türkçe ile söyleyen ozan ile şiirleri birbirine karıştırılmıştır. Zaten dil olarak incelendiğinde azerice ağırlıklı deyişler ile Türkçe deyişler hemen biribirinden ayırt edilir. Buraya Seyyid Nesimi‘ye ait şiirleri, hem orijinal biçimiyle hemde Türkçe’ye çevirileriyle yazdım. Kul Nesimi ve şiirleri için buraya tıklayın

 

 

 

 

Qazeller Derd ü qem ile yandı könül, yâr bulunmaz,

Çox dâr ü diyar istedi, deyyâr bulunmaz.

Yârem deyici çoxdurur, amma beheqîqet,

Fürset gelicek, yâr ü vefâdâr bulunmaz.

 

Adet budurur kim, dili dildâre vererler,

Dil getdi elimizden, dildâr bulunmaz.

Nece kişiler de'viyi İslam edir, amma

Tek arada bir xaç ile zünnâr bulunmaz.

 

Her bîhüner insafı yox uş mensebi tutdu,

Sâhib-hünere menseb ü idrar bulunmaz.

Her kişide bir cübbe vü destâr olur, amma.

Min başta biri lâyiq-i destâr bulunmaz.

 

Çün çerx-i felek câhül ü nadan sever oldu,

Bes lâcerem uş fezle xirîdâr bulunmaz.

Terrar ger aparsa qamu rexti revadır,

Çün qefilede bir kişi bîdâr bulunmaz.

 

Xelqin emeli azdı, könül yıxıcı öküş,

Bir xeste könül yapıcı me'mâr bulunmaz.

Var derde tehemmül qıl u sebr eyle cefeye,

Çün dil dileyi endek ü büsyâr bulunmaz.

 

Zerq ile riya üste kesâd eyledi fezli,

Elm ehline bir rövneq-i bâzâr bulunmaz.

Yar razını faş etme, Nesîmî, bu evâme,

Alemde bu gün mehrem-i esrar bulunmaz.

 

Çevirisi:

Gönül, dert ve gamla yandı; derdimi giderip gamımı paylaşacak bir sevgili bulunmaz. Çok yer ve ülke araştırdı, dert yanıp üzüntüsünü azaltacak bir kişi bulunmaz.

"Ben yârinim" diyen çok olsa da gerçekte yeri gelince vefalı yâr bulunmaz.

Adet budur ki gönlü, gönül sahibi sevgiliye verirler. Ne var ki gönül elimizden gitti, gönlün sahibi bulunmaz. Nice kişiler İslâm davası güderler, ama tek farkları arada bir haç ile zünnarlannm (keşiş kuşağı) olmasıdır.

Beceriksiz kişiler, insafsızlar soy sülale yoluyla üstün makamları işgal ettiler. Hüner sahipleri ise makam ve geçim yeri bulamaz.

Her kişide bir cübbe ile sarık bulunsa bile bin baştan teki bile bu sarığa lâyık değildir.

Ne zaman ki, kahpe felek, cahili ve haddini bil mezi sever oldu; artık şüphesiz, faziletin müş terisi bulunmaz.

Fırsatçı hırsız, bütün gerekli şeyleri götürse ye-ridir. Çünkü yola koyulan kafilede bir kişi bile uyanık değildir.

Halkın işi çığırından çıktı. Gönül yıkıcılar çoğaldı. Yaralı bir gönülü tamir edecek bir mimar bile bulunmaz.

Var git derde katlan ve eziyetlere karşı sabırlı ol. Çünkü gönlün dileğinin azı da, çoğu da bu-lunmaz.

İki yüzlülük ve hilekarlık işte aldı yürüdü. Fazileti müşterisiz bıraktı. İlim sahiplerine parlak bir pazar kalmadı.

Ey Nesîmî, sen sırrını bu ayak takımına açma. Çünkü bugün dünyada sırdaş bir insan bile bu-lunmaz.

 

 

Ey üzün "nesrün min-Allah", vey saçın "fethün qerib"

Ey beşer süretli Rehman, vey meleksîmâ hebib.

Vâlehem hüsnüne ey miskin saçından münfeil,

Cennetin bağında reyhan, sünbülün çininde tib!

Zülf ü rüxsârımdır "er-Rahman ele'l-erşi'stevâ"

Ke'benin mehrâbı qaşm, fitneli eynen xetib.

 

Çevirisi:

Ey yüzü "Nasrün min-Allah"ı*, ey saçı "Fethun karib" i** hatırlatan güzel, ey insan kılığmdaki esirgeyici ve ey melek görünüşlü sevgili.

Ey cennet bahçesinde fesleğenin ve sünbülün kıvrımındaki hoş kokunun misk kokulu saçının etkisinde kaldığı dilber, senin güzelliğinden şaşkına dönmüşüm.

"Er-Rahmânuala'l-Arşi'steva" ayeti senin yüzünden sarkan zülfün ile yanağında yazılıdır. Kaşın Kabe'nin mihrabı, fitneli gözün ise hatiptir

 

 

Enberefşan sünbülün esrarı oldu aşikar,

Geldi Rûhullâh u mensûx oldu zünâr ü selib.

Suretin lövhinde endirdi kelâmı Cebreil,

Ey camâlın Heq kitabı "İnnehû şey'ün ecib"

Âşiqin esrarını, Heqqi bilen arif bilir,

Âşinâ hâlm ne bilsin, kendini bilmez qerib.

 

Çevirisi:

„Anber saçan, sümbüle benzer saçının sırları ortaya çıktı. Allah'ın neft ettiği ruh (Hz.İsa) geldi ve haç ile zünnarm (keşiş kuşağı) hükmü ortadan kalktı.

Cebrail, Allah'ın kelamını senin yüzünün Levh'inde indirdi. Ey yüz güzelliği Allah'ın ki-tabı olan sevgili, o "İnnehu şey'ün acib" dir yani "muhakkak ki şaşılacak bir şeydir".

Âşıkların sırlarını ancak Hakk'ı tanıyan irfan sahipleri bilir. Kendini bilmeyen garip kişi , ta-nıdık kişinin halini nereden bilsin?

 

 

Cânâne menim sevdiyim can bilir ancaq,

Könlüm dileyin dünyâda canan bilir ancaq.

Bildim, tanıdım elimde me'bûdu, yeqin ki,

Şöyle bilirem kim, ânı Qur'an bilir ancaq.

Abdal oluban beylik eden ârîfi gör kim,

Bu seltenetin qedrini sultan bilir ancaq.

Sûfî midir ol câm-i müseffâsma meşgul,

Pünhâni içer eyle ki, şeytan bilir ancaq.

Ey sâqi, getir dövr ayağın, dövr ele, sun kim,

Bu dövr ayağın dövrünü dövran bilir ancaq.

Könlüm gemisin qerq ede gör eşq denizine,

Kim bu denizin behrini umman bilir ancaq.

Heç kimse Nesîmî sözünü keşf ede bilmez,

Bu quş dilidir, bunu Süleyman bilir ancaq.

 

Çevirisi:

Ey sevgili! Benim sevdiğimi ancak can bilir. Gönlümün dünyadaki dileğini ise ancak sevgili bilir.İlim sayesinde muhakkak ki, tapılacak olan Tanrı'yı tanıdım ve bildim.

Ancak yine de onu Kur'an-ı Kerim'in bildiğini sanırım.Derviş olduğu hâlde beylik eden arif kişiye bak. Bu saltanatın kıymetini ancak sultan bilir.

Sofuyu sorarsan o süzülmüş içkisiyle meş-guldür. Öyle gizli içer ki, ancak şeytan bilebilir.

Ey içki dağıtan güzel! Elden ele dolaştırılarak içilen kadehi getir ve dolaştırarak sun. Çünkü bu dolaştırılan içkinin dolaştırılmasını ancak devrederek içenler bilir.

Gönül gemisini aşk denizinde batır. Çünkü bu denizin derinliğini ancak okyanus bilir.

Hiç kimse Nesîmî'nin sözünün ne anlama geldiğini bulamaz. Bu dil, kuş dilidir ve ancak Hz.Süleyman bilir.

 

 

Mende sığar iki cahan, men bu cahâna sığmazam,

Gevher-i lâmekan menem, kövn ü mekâna sığmazam.

Erşle ferş ü kâf u nun mende bulundu cümle çün,

Kes sözünü vü ebsem ol, şerh ü beyâne sığmazam.

 

Kevn ü mekandır âyetim zâti durur bidayetim,

Sen bu nişanla bil meni, bil ki, nîşâne sığmazam.

Kimse güman ü zenn ile olmadı Heqq ile biliş,

Heqqi bilen bilir ki, men zenn ü gümâne sığmazam.

 

Çevirisi:

İki cihan (dünya ve ahiret) benim içime sığar, ancak ben bu dünyaya sığmam. Mekandışı olma cevheri benim, ancak yine de varlığa ve mekana sığmam.

Yeryüzü ile gökyüzü ve "kâf" ile "nun"*gibi bütün herşey bende bulunduğu için, ey bana akıl vermeye kalkışan kişi sesini kes. Çünkü ben, sözlere ve açıklamalara sığmam.

* "Kaf" ve "nun" harfleri Allah'ın "Kün" yani "Var. ol" emrini ve bütün varlığı işaret etmektedir.

Bütün varlıklar ve mekan benim delilimdir. Başlangıcım varlık sahibi olan Zat'la başlar. Sen beni bu işaretle tanı, ama ben bu işarete de sığmam.

Hiç kimse zanla, kuşkuyla Hakk'ı bilenlerden olmadı. Hakk'ı bilen, benim zanna, kuşkuya sığ-mayacağımı da bilir.

 

 

Surete bax u me'nini suret içinde tanı kim,

Cism ile can menem, velî cism ile câne sığmazam.

Hem sedefem, hem inciyem, Heşr ü Sîrat esenciyem.

Bunca qumaş u rext ile men bu dükkâne sığmazam.

 

Genc-i nihan menem men uş, eyn-i eyan menem, men uş,

Gevher-i kan menem, men uş, behre ve kâne sığmazam.

Gerçi mühît-i e'zemem, adım âdemdir, âdemem,

Dar ile künfekan menem, men bu mekâne

 

Cân ile hem cahan menem, dehr ile hem zamanmenem

Gör bu letîfeyi ki, men dehr ü zamane sığmazam.

Encüm ile felek menem, vehy ile hem melek menem,

Çek dilinü ve ebsem ol, men bu lisâne sığmazam.

 

Zerre menem, güneş menem, çar ile penc ü şeşmenem.

Sureti gör beyân ile, çünki beyâne sığmazam.

Zat ileyem sifat ile, qedr ileyem berat ile,

Gülşekerem nebat ile beste dehâne sığmazam.

 

Nâr menem, şecer menem, erse çıxan hecer menem,

Gör bu odun zebânesin, men bu zebâne sığmazam.

Şems menem, qemer menem, şehd menem, şekermenem,

Rûh-i revân bağışlaram, rûh-i revana sığmazam.

Gerçi bu gün Nesîmiyem, Hâşimîyem, Qureyşiyem,

Bundan uludur âyetim, âyet ü şâne sığmazam.

 

Çevirisi:

Dış görünüşe bakıp bu dış görünüş içinde gerçek manayı, iç görünüşü tanı. Çünkü beden de , ruh da benim. Ancak ben ruha da, bedene de sığmam.

Hem inci, yani iç; hem de inci kabuğu , yani dışım. Haşir, yani öldükten sonra ruhların di-rileceği meydanın ve Sırat'ın, yani Cennet veya Cehenneme gidecek yolun başına buyruk kişisi benim. Bunca kumaş ve binek takımıyla ben bu dükkâna sığmam.

İşte gizli hazine benim. Görünenin aynısı işte benim. Bu hazine kaynağının incisi de işte benim. Ancak ben ne inci çıkan denize, ne de sustası çıkan kaynağa sığarım.

Gerçi her tarafı kaplayan ulu varlık benim, ancak bana insan adı verdikleri için görünüşte insanım. Yapı da, "ol" denilince olan da benim. Ancak ben bu mekana da sığmam.

Ruhla aynı cihanı paylaşan, âlemle aynı zamanı yaşayan benim. Ancak şu komik duruma bak ki, ben ne bu âleme, ne de bu zamana sığarım.

Yıldızlarla felek benim. Vahiy de , onu getiren melek de benim. Ey benim hakkımda konuşan kişi! Dilini tut ve konuşma, çünkü ben senin diline de sığmam.

En küçük varlık da, güneş de benim. Dört (dört unsur: toprak, su, rüzgâr,ateş), beş (beş duyu) ile altı (altı yön: sağ, sol, ön, arka, üst, alt) da benim. Sözle anlatılan görünüşe bak, ancak ben anlatmaya da sığmam.

Sıfat ve Zât ile birlikteyim. Kadir ve Berat gecesi ile beraberim.Şeker kamışıyla birlikte gül tatlısıyım. Bu yüzden kapalı ağızlara da sığmam.

Ateş (Tur Dağı'nda Hz.Musa'nm gördüğü ateş) ile ağaç (Hz.Meryem'in hamileyken tutunduğu ağaç) benim. Göğün son katma çıkan taş da benim. Bu ateşin zebanisini, yani cehennem me-leğini gör. Çünkü ben bu dile de sığmam.

Güneş benim, ay benim, bal benim, şeker benim. Herkese akıcı bir ruh bağışlarım, ancak kendim bu akıcı ruha sığmam.

Her ne kadar bugün Nesîmî diye anılmaktaysam da Haşimî sülalesinin Kureyşî boyundanım. Bunun için delilim uludur, fakat bu yüzden şana ve delile sığmam.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Mevlânâ’nın Nesîmî’yi anlatırcasına bir sözü vardır; ‘Her devirde peygamber yerine bir velî vardır. Bu sınanma kıyamete kadardır.’

İşte Nesîmî böyle bir velîdir. Nûr içinde yatsın.

……………………….

Nesîmî’nin en bilinen şiiri ‘Bende sığar iki cihân’ isimli, şiiridir;

 

Bende sığar iki cihân

Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazamCevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam

(İki cihan (dünya ve ahiret) benim içime sığar, ancak ben bu dünyaya sığmam.

Mekandışı olma cevheri benim, ancak yine de varlığa ve mekana sığmam.)

Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim

Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam

(Bütün varlıklar ve mekan benim delilimdir. Başlangıcım varlık sahibi olan Zat’la başlar.

Sen beni bu işaretle tanı, ama ben bu işarete de sığmam.)

Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş

Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam

(Hiç kimse zanla, kuşkuyla Hakk’ı bilenlerden olmadı.

Hakk’ı bilen, benim zanna, kuşkuya sığmayacağımı da bilir.)

Sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim

Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam

(Dış görünüşe bakıp bu dış görünüş içinde gerçek manayı, iç görünüşü tanı.

Çünkü beden de, ruh da benim. Ancak ben ruha da, bedene de sığmam.)

Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât

Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam

(Hem inci, yani iç; hem de inci kabuğu, yani dışım. Haşir, yani öldükten sonra ruhların dirileceği meydanın ve Sırat’ın başında buyruk kişisi benim.

Bunca kumaş ve binek takımıyla ben bu dükkâna sığmam.)

Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş

Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam

(İşte gizli hazine benim. Görünenin aynısı işte benim. Bu hazine kaynağının incisi de işte benim.

Ancak ben ne inci çıkan denize, ne de sustası çıkan kaynağa sığarım. )

Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün

Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam

(Yeryüzü ile gökyüzü ve “kâf” ile “nun”*gibi bütün her şey bende bulunduğu için, ey bana akıl vermeye kalkışan kişi sesini kes. Çünkü ben, sözlere ve açıklamalara sığmam.

* “Kaf” ve “nun” harfleri Allah’ın “Kün” yani “Var ol” emrini ve bütün varlığı işaret etmektedir.)

Gerçi muhît-i a'zâmım adım âdem durur âdemim

Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam

(Gerçi her tarafı kaplayan ulu varlık benim, ancak bana insan adı verdikleri için görünüşte insanım. Yapı da, “ol” denilince olan da benim. Ancak ben bu mekâna da sığmam.)

Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim

Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam

(Ruhla aynı cihanı paylaşan, âlemle aynı zamanı yaşayan benim.

Ancak şu tuhaf duruma bak ki, ben ne bu âleme, ne de bu zamana sığarım.)

Encüm ile felek benim vahy ile melek benim

Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam

(Yıldızlarla felek benim. Vahiy de, onu getiren melek de benim.

Ey benim hakkımda konuşan kişi! Dilini tut ve konuşma, çünkü ben senin diline de sığmam.)

Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim

Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam

(En küçük varlık da, güneş de benim. Dört (dört unsur: toprak, su, rüzgâr, ateş), beş (beş duyu) ile altı (altı yön: sağ, sol, ön, arka, üst, alt) da benim.

Sözle anlatılan görünüşe bak, ancak ben anlatmaya da sığmam.)

Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile

Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam

(Sıfat ve Zât ile birlikteyim. Kadir ve Berat gecesi ile beraberim.

Şeker kamışıyla birlikte gül tatlısıyım. Bu yüzden kapalı ağızlara da sığmam.)

Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim

Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam

(Güneş benim, ay benim, bal benim, şeker benim.

Herkese akıcı bir ruh bağışlarım, ancak kendim bu akıcı ruha sığmam.)

Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim

Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam

(Ateş (Tur Dağı’nda Hz.Musa’nm gördüğü ateş) ile ağaç (Hz.Meryem’in hamileyken tutunduğu ağaç) benim. Göğün son katma çıkan taş da benim.

Bu ateşin zebanisini, yani cehennem meleğini gör. Çünkü ben bu dile de sığmam.)

Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim

Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam

(Her ne kadar bugün Nesîmî diye anılmaktaysam da Kureyşî sülalesinin Haşimî boyundanım. Bunun için delilim uludur, fakat bu yüzden şana ve delile sığmam.)

Azeri asıllı, besteci, müzisyen ve felsefeci Cavit Murtazaoğlu Nesîmî’nin ‘Bende sığar iki cihân’ şiirini bestelemiştir. Buraya o bağlantıyı da koyuyorum:

Nesîmî’nin bir diğer şiiri:

Sorma be birader mezhebimizi

Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır

Çağırma meclis-i riyâya (ikiyüzlü) bizi

Biz şerbet içmeyiz dolumuz vardır

Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz

Kıyl-ü kal (çiğ laf /boşboğazlık) bilmeyiz ifta (fetva verme) bilmeyiz

Hakikat bahsinde hata bilmeyiz

Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır

Nesîmî esrârı fâs etme (gizini açıklama) sakın

Ne bilsin ham ervah (ham ruhlar) likasın Hakk’ın

Hakk’ı bilmeyene Hak olmaz yakın

Bizim hak katında elimiz ( yerimiz, yurdumuz) vardır

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Cûş qıldı eql-i küll, geldi vücûde kâinat,

Kâf ü nun emrinden oldu bu cahan yekbâr mest.

Mest olub söyler Ene'l Heq eşq ile âlemde bil

Ye'ni ki, Mensur âşiq oluban ber-dâr mest.

Cinn mest ü ins mest ü cümle bu vehş ü tu'yur,

Xâk mest ü bâd mest ü âb mest ü nâr mest.

Çevirisi:

Herşeyi kapsayan akıl (Tanrı) coştu ve evren yaratıldı. "Kaf" ile "nun" emrinden bu cihan bü-tünüyle sarhoş oldu. ("Kaf" ile "nun" harfleri "var ol" anlamında olup "Kûn" kelimesini ifade etmektedir ve Allah'ın kainatı yaratırken verdiği emri karşılamaktadır.)

Bil ki, aşkla âlemde sarhoş olan "Ene'1-Hak" sözünü söyler. Yani Hallac-ı Mansur'un âşık olun- ca darağacında asılmış hâli sarhoş gibidir.

Cinler, insanlar, kuşlar, vahşi hayvanlar, toprak, rüzgâr, su ve ateş de bu emirden sarhoş ol-muşlardır.

Cümle bir şeyden olubdur bu cahan yekbâregi,

Erş ü kürsi, her dü âlem, bu qamû girdâr mest.

Eşq-i sübhânî meyinden vâleh oldu şeyle bil,

Erş mest ü ferş mest ü kövkeb-i seyyar mest.

Qam Haqqı bilen bir gerçek er kim, Ola doğru onun dilinde güftâr?

Qanı devranda bir qelbi değalsiz, Qanı âlemde bir ârîce dinar?

Qanı dünyâde iqrar eyleyen kim Ki, yoxdurur onun qelbinde inkâr

Qanı qeflet serabından bir ayıq? Qanı esrüklerin cem'inde hûşyâr?

Qanı ehdinde şol sâbit qedem kim, Qoyum onun adın doğru, vefâdâr.

Çevirisi:

Bu cihan, bir defada ve hepsi bir şeyden meydana gelmiştir.

Göğün son katı ile onun altındaki levh-i mahfuzun bulunduğu yer; her iki âlem, yani dünya ve ahiret ile bütün işler sarhoştur.

Öyle bil ki, ilâhî aşk içkisinden yeryüzü, gökyüzü ve gökte dolaşan yıldızlar da sarhoş ve şaşkındır.

Hakk'ı bilip tanıyan gerçek bir yiğit var mıdır ki, onun dilindeki söz doğru olsun?

Devrimizde kalbinde hile olmayan var mıdır? Hani dünyada saf altından bir para var mıdır?

Hani dünyada herşeyi açıkça söyleyen mıdır? Varsa onun kalbinde inkâr yoktur.

var

Hani gaflet şarabından içip de ayık kalan kişi var mıdır? Hani sarhoşların topluluğunda aklı başında olan kimse var mıdır?

Sözünde duran kişi var mıdır? Varsa onun adını "doğru, vefakâr" koyayım.

Zahir ü batin menem, peyda vü hem pünhan menem,

Mezherem, hem müzhirem, hem müzhirin müzhiriyem.

Sâqiyem, hem sâğerem, hem selsebül ü hem sebil,

Mendedir hem hûr ü qılman, hem anın meqsûriyem.

Hem münâdî vü nedâim, hem atüfem, hem reuf,

Hem qulam, hem qulların rezzâqi vü qeyyûriyem

Çevirisi:

İç ve dış da, açık ve gizli olan da benim. Görülen de, gören de benim. Hatta görenin de gö-reniyim.

İçki dağıtan güzel de, kadeh de benim. Cennetteki ırmak da, o ırmağın suyu da benim. Cen-netteki kadın ve erkek hizmetçiler bendedir. Hem de onların kısaltılmışı, küçültülmüşüyüm.

Hem tellalım, hem de onun sesiyim. Hem bağışlayıcı, hem de esirgeyiciyim.

Hem kulum, hem de kulların rızkını veren ve onlar için gayretle çalışanım.

Câne sen candan ne kim gelse, ciğerler ağrımaz,

Heq bilir, bir zerre neşterden damarlar ağrımaz.

Şaha, mehrinden midir, yâ âşinâlıqdan mıdır,

Cismimi ser tâ qedem min gez yararlar, ağrımaz.

Fitvasinden zahidin nâheq meni ger soyalar,

Qem değil senden- şehâ, görcek damarlar ağrımaz.

Zahidin efsânesinden soydular nâhaq meni,

Heq bilir senden, şehâ, sâhib nezerler ağrımaz.

Şişemi çün daşe çaldım, Heqqi izhâr eyledim,

Çeşm-i ahvel ağrıdan arif beşerler ağrımaz.

Zahidin bir barmağm kessen dönüb Heqden qaçar,

Gör bu gerçek âşiqi serpâ soyarlar, ağrımaz.

Cehl-i nâmerdin qaçan meydan gününde yeri var,

Er bilir meydân qedrin kim, qedirler ağrımaz.

Soyun, ey murdar sallaxlar, Nesîmînin tenin,

Bunca nâmerdi görün, bir er qıyarlar; ağrımaz.

Çevirisi:

Canıma, sen canımdan ne gelse, gönlüm incimez. Hak bilir, bir zerre neşterden damarlar acımaz.

Ey sultanım, senin sevginden midir, yoksa sana olan aşinalıktan mıdır bilmem; vücudumu baştan ayağa bin kere yararlar, hiç ağrımaz.

Zahidin fetvasıyla haksız yere derimi yüzseler bile senden şikayetçi olmam. Ey sultanım seni görünce damarlar ağrımaz.

Zahidin safsatasıyla haksız yere benim derimi yüzdüler. Doğrusu, ey sultanım senin nazarına uğrayanlar acı çekmez.

Şişeyi taşa çaldığım için, arı namusu bir kenara bı-raktığım için, Hakk'ı ortaya çıkardım. Eğri bakan gözlerin nazarından, gönül gözüyle bakanlar et-kilenmez.

Zahidin bir parmağını kessen, Hak yolundan dönüp kaçar. Gerçek âşığı ise baştan ayağa yüz seler, şikayet etmez.

Namert cahilin vakti gelince meydanda yeri olur mu? Meydanın kıymetini yiğitler bilir. Kadir kıymet bilenler sızlanmaz.

Ey murdar yüzücüler, Nesîmî'nin derisini soyun, bakalım. Bunca namert bir er kişiyi kıyarlar. Ama acı veremezler.

Dün ü gün müntezirem, men ki, bu pergâr nedir?

Künbed-i çerx-i felek, gerdîş-i devvâr nedir?

Bu doqquz çetr-i müelleq neden oldu tertib,

Felek altında qamû kövkeb-i seyyar nedir?

Feleyin esli nedendir, meleyin nesli neden,

Âdemin suretine bunca telebkâr nedir?

Güneşin gürsü neden yer üzüne şö'le verir?

Yene bir me'şelde nur nedir, nâr nedir?

Öd ü su, torpağ ü yel adı nedendir âdem,

Âna secde ne için, İblise inkâr nedir?

Çevirisi:

Ben gece ve gündüz, ölçünün, âlemin dönüşünün ve feleğin çarkının kubbesinin ne olduğunu anlamak için gözlemekteyim.

Bu boşlukta duran dokuz çadır (dokuz felek) neden tertip edildi? Feleğin altındaki bunca gezici yıldızlar nedir?

Feleğin aslı, meleğin nesli nedendir? İnsanın suretine bunca talip niye?

Güneş yuvarlağı yeryüzüne niçin ışık verir? Bir meşalede ışığın ve ateşin bir arada bulunması nedir?

Ateş, su, toprak ve yelin adı niçin Âdem'dir, insandır? İblis'e karşı gelinmesi, Âdem'e secde edilmesi nedendir?

Mûse vü Tûr nedir, Şibli vü Mensur nedir,

Ejdehâ olan ağaç rişte ilen dar nedir?

Ke'ba vü deyr nedir, qeyr nedir, seyr nedir,

Mescid ü bütkede vü xirqe vü zünnâr nedir?

Elm-i Qur'an ü hedîs ü xeber ü vez ile ders,

Qamu bir meni imiş, bunca bu tekrar nedir?

Kim ki pervane sifet eşqe yaxılmaz, yanılır,

Ne bilir ol seme kim, pertöv-i envâr nedir?

Kim ki, bilmez özünü, bilmeye hergiz sözünü,

Kendözün anlamayan bilmedi bu kâr nedir?

Xızra hemrâh ola gör, tâ bileşen elm-i ledün,

Sana me'lûm ola bu qisseden exbâr nedir?

Ger hava berzexine düşmez isen anlayasan,

Yolun içinde sene keşf ola, esrar nedir?

Bir çibin te'bine bax, bâl neden, zehr neden,

Yene bir yerde eceb gene nedir, mâr nedir?

Elm-i tövhid oxuyan medrese elmin oxumaz,

Gör ki, bir rivzenede kâr nedir, bâr nedir?

Gülgil, ey dust, qamû müddeiler körlüğüne,

Sene asan qılaym bunca bu düşvâr nedir?

Terk evinde sen eğer hemçu Nesîmî olasan,

Bir gün ola deyeler cübbe vü destâr nedir?

Musa ve Tur, Şibli ve Mansur nedir?

Çevirisi:

Ejderhaya dönen ağaç nedir? İp ile darağacı nedir?Kabe nedir, kilise nedir? Gayr nedir, seyir nedir? Mescit nedir, puthane nedir? Hırka nedir, papaz kuşağı nedir?

Kur'an ilmi, hadis, haber, vaaz ve ders hepsi bir mânâ içinmiş. O halde bunca tekrar niye?

Pervane gibi aşka yanmayan, yanılır. O seme, şaşkın nur ışığının ne olduğunu ne bilsin?

Kendini bilmeyen, sözünü de asla bilmez. Kendim anlamayan, bu işin ne olduğunu bilemedi.

Ledün ilmini (Allah'ın ilham yoluyla verdiği ilmi) bilmek istersen Hızır'a yoldaş ol. Bu kıssadan hissenin ne olduğunu sana malûm ola.

Eğer arzu cehennemine düşmezsen, daha yolda iken sana sırlar açıklanır, sırların ne olduğunu anlarsın.

Şu arının yaratılışına bir bak, onu incele. Bal ile, zehir neden ayrı ayrı, hiç birbirine karışmıyor. Acaba hazine ile yılan niçin bir arada bulunur?

Tevhit ilmi okuyan medrese ilmini okumaz. Bu pencereden işin gücün ne olduğunu gör.

Ey dost, bütün iddia edenlerin körlüğüne gül. Ben sana bunca zoru kolay edeyim.

Terk evinde Nesîmî gibi olayım dersen, bir gün sana "Bu cübbe ve destar ne?" diye sorarlar.

Ey özünden bîxeber, gel Haqqı tanı, sendedir,

Gel vücûdun şehrine seyr et, gör ânı sendedir.

Qandadır deyü ne sergerdan gezirsen zenn ilen,

Gezmegil her menzili çün cân mekânı sendedir.

Men ne vech ilen deyem Haqqı ki, senden ayrıdır,

Çün gözümle görmüşem, Haqqm nizâmı sendedir.

Bülbül-i qüdsî isen, ayrı gülüstan gözleme,

Seyre çıx, rûh'ul-emînin gülsitâm sendedir.

Çevirisi:

Ey kendinden habersiz, gel Hakk'ı tanı, zira o sendedir.

Vücudun şehrine girip seyret. Onun sende olduğunu görürsün.

Zanna kapılıp nerdedir diye şaşkın şaşkın gezersin. Boşuna her yeri gezip durma. Çünkü canın mekanı sendedir.

Ben Hakk'm senden ayrı olduğunu nasıl söy-leyebilirim? Çünkü Hakk'm nizamının sende ol-duğunu gözümle görmüşüm.

İlahî bir bülbül isen başka bir gül bahçesi arama. Ruhulemîn'in (Cebrail'in) gül bahçesi sendedir, seyre çık.

Yeddi müshefdir yüzün, işte qirâetlen tamam,

Âlim ol ol sebadan, çün sebagâni sendedir.

Suret ü nitqin kelâm-i lâyezeli tâ ebed, X

alqa tefsir eyle çün, şerh ü beyânı sendedir.

Ey Nesîmî, menti qut-teyrin beyânın eyle kim,

Bileler sîmurg-i qâfm âşiyânı sendedir.

Çevirisi:

Yüzün yedi mushaftır. Senin yüzün nazil olan sahife ve kitapların tamamıdır. Onu iyice oku. Onları okuyarak âlim ol. Çünkü onun okuyucusu sendedir.

Görünüşün ve sözün ebedîyyen zevali olmayana ait kelamdır. Onun şerhi, açıklaması sende olduğu için halka sen izah et.

Ey Nesîmî, Kaf dağının simurgunun yuvasmm sende olduğunu bilmeleri için kuşların diliyle söyle.

Lebine ehl-i nezer cân dediler, gerçek imiş,

Ağzına nüqte-yi pünhan dediler, gerçek imiş.

Le'line xettin ile sormuşam ervâhe, ânı,

Xızırla çeşme-yi heyvan dediler, gerçek imiş.

Âdemin suretine secde qılanlar ki, seni,

Gördüler, sûret-i Rehman dediler, gerçek imiş.

Dediler qâmetine sidre kemâl ehli, veli

Xalq ânı sandı ki, yalan dediler gerçek imiş.

Suretin münkirine elmle îmân ehli,

Âna kim, div ile şeytan dediler, gerçek imiş.

Cennet ehli ki, üzün bağine, ey cennet ü hur,

Rövze-yi xüld ile rivzan dediler, gerçek imiş.

Qelemin sirrini Heqden bilen ol tâyife kim,

Enberin xettine reyhan dediler, gerçek imiş.

Möhkem ehli ki, yazısı ilen suretini,

Lövh-i mehfûz ile Qur'an dediler, gerçek imiş.

Ey Nesîmî ki, nezer ehli vücûdun evine,

Lâmekan gencine vîran dediler, gerçek imiş

Çevirisi:

Nazar ehli, feraset sahipleri dudağına can dediler, gerçekmiş. Ağzına gizli bir nokta dediler, gerçekmiş.

Yüzündeki ayva tüyleri ile dudağını ruhlara sordum; Hızır ile hayat çeşmesi dediler, gerçekmiş.

Âdem'in suretine secde edenler, seni görünce Rahman'ın görünüşüdür dediler, gerçekmiş.

Erenler senin boyuna Sidre dediler. Halk bunlar yalan söylüyorlar sandı, ama gerçekmiş.

İlim ve iman ehli, senin suretini yalanlayana devdir, şeytandır dediler, gerçekmiş.

Ey cennet ve huri kadar güzel olan sevgili, senin yüzünün bağına, cennet ehli Huld ile Rızvan cen netidir, dediler, gerçekmiş.

Hakk'm lûtfuyla kalemin sırrını bilen kişiler amber kokulu hattına reyhan dediler gerçekmiş. ("Reyhan" kelimesi ile sevgilinin yüzündeki ayva tüylerinin reyhan yazısına benzemesi de kastedilmiştir).

Kur'an ilminde üstad olanlar, onun yazısı ile görünüşünü Levh-i mahfuz ile Kur'an'dır dediler, gerçekmiş.

Ey Nesîmî, nazar ehli, feraset sahipleri vücut evine mekansızlık hazinesinin viranesi dediler, gerçekmiş.

Hayli müddetdür ki, derdün mendedür

Dil sana bir boynı bağlu bendedür

Tâ ki, saldı hecrün ayağdan meni

Sen bilürsin şimdi mürvet sendedür

Dost Leylî vü gönül Mecnûndur

Fitnelü kaşına can meftundur

Yâr vaslın itmeyen can nakdine

Aşk bâzârındaki maqbûndur

Vermemek dil dilberün qîsûsma

Sıqmaya âşıkların namusuna

Ser fidâdur fitne-i câdûsuna

Can dahi kurban keman-ebrûsına

Yedi kez otuz iki durur yüzün

Otuz iki gösterür iki gözün

Qâmetün seksen sekiz ider ayan

Yetmiş iki nitk eder iki sözün

Bir acâib şaha düşdü gönlümüz

Bedr yüzlü mâha düşdü gönlümüz

Tâ ki, Fazlullâha düşdü gönlümüz

Uş hakîkî râha düşdü gönlümüz

Çevirisi:

Senin derdin epey zamandır bendedir. Gönlüm, sana boynundan bağlanmış bir köledir. Ayrılığın beni kuvvetten düşürdükten sonra şimdi insanlık sendedir, sen bilirsin.

Gönül Mecnun, sevgili Leylâ'dır. Canım fitne çıkaran kaşından büyülenmiş gibi şaşkındır. Sevgiliye kavuşmayı canı karşılığında kabul etmeyen aşk pazarındaki aldatılmışlardandır.

Gönül alan sevgilinin saçlarına gönül vermemek, âşıkların namus anlayışına sığmaz. Büyülü fit nesine canım fedadır. Onun yay gibi kaşlarına da canım kurbandır.

Yüzün yedi defa otuz iki harftir. İki gözün otuz iki harfi gösterir. Boyunun seksen sekiz ettiği açıktır. İki sözün ise yetmiş iki konuşmaya bedeldir. (Hurufîlikte insan yüzünün kabul ettikleri alfabedeki harf sayısını yani 32'yi gösterdiğine inanılır. Hurufîlik, bir takım harf ve rakamların çeşitli yorumlarından oluşmaktadır. Bu tuyuğda da bunu görüyoruz.)

Gönlümüz bir acayip padişaha düştü, dolunay yüzlü sevgiliye düştü. Gönlümüz ne zaman ki Fazlullah Hurufî'ye düştü, işte o zaman gönlümüz gerçek yola düştü. (Fazlullah Hurufî, Hurufîliğin kurucusudur.)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

[TABLE]

[TR]

[TD=width: 100%, align: left]Hak kendi nurundan övmüş yaratmış,

Hak kendi nurundan övmüş yaratmış,

Padişah eylemiş ilin üstüne..

Gördüm cemalini selavat verdim,

Sokulmuş civalar serin üstüne

 

Vallahi Kur'an'dır senin yüzlerin

Yasin-i Şeriftir iki gözlerin

(İnna Fetahna) dır senin sözlerin,

(Veddullah) inmiştir dilin üstüne

 

Kirpiklerin üstüne benler dizilir

İkrarından dönen Hakk'tan üzülür

Ak göğsün üstüne (Tebbet) yazılır

(Vesşems) ,inmiştir kolun üstüne

 

Seyyid Nesimi'dir şem'in çırsı,

(Errahman) dır iki kaşın arası,

Güzel Besmeleyle Elham Süresi

Elif Lam inmiştir Kaddin üstüne..

 

[/TD]

[/TR]

[TR]

[TD=width: 100%, align: left]

[/TD]

[/TR]

[TR]

[TD=width: 100%][/TD]

[/TR]

[TR]

[TD=width: 100%][/TD]

[/TR]

[TR]

[TD=width: 100%, align: left]

Kul Nesimi

[/TD]

[/TR]

[/TABLE]

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Seyid (İmadeddin ) Nesimî

      Nesimi Azerbaycan dilinde şiirin ilk güzel örneklerini veren, düşüncelerini yüksek edebi bir dille ifade etmeyi başaran güçlü bir sanatkar olmuştur. Onun ana dilinden başka Arapça ve Farsça yazmış olduğu divanlar da vardır.     Şairin gerçek adı Ali’dir. 1369 yılında Azerbaycan’ın Şamahı şehrinde doğmuştur. Babası Seyid Muhammed çağının tanınmış adamlarından olmuştur. Seyid Ali (Nesimi) ilk eğitimini Şamahı’da almış, daha sonra özellikle felsefe ve dini cereyanları öğrenmeyeheves göstermiştir

      , Yer: Şair ve Yazar Biyografileri

    • İmadeddin Nesimî

      İmadeddin Nesimî (1369- Halep, 1417)       Büyük Azerî şairi İmadeddin Nesimî, 1369 yılında doğmuştur. Nesimî, mükemmel bir tahsil görmüş, "Seyyid", "Hüseyin" ve "Nesimî" mahlaslarıyla şiirler yazmıştır. Nesimî'nin eserlerinde Bursa, Tebriz vs. şehirlerinin adları sıkça anılır.     Nesimî'nin yaşadığı çağda Emir Timur ile Tohtamış Azerbaycan'ı almış ve Miranşah burada hakimiyet sürmüştür. Bu çağlarda Azerbaycan'da Hurufîlik hareketi geniş ölçüde yaygınlaşmıştır. Bu tarikatın kurucusu Faz

      , Yer: Şair ve Yazar Biyografileri

    • Bektaşi Nefesleri- Kul Nesimi’den…

      “Edebiyat tarihimiz, tasavvuf şairi olarak yalnız bir Nesimi tanır. O da Bağdatlı Nesimi’dir. Oysa, cönklerden toladığmız yüze yakın şiiri bulunan başka bir Nesimi daha var.   “Bugüne değin Kul Nesimi’nin şiirlerinden pek azı ele geçmiş, onlar da bağdatlı Nesimi’nin sanılmıştı. Hece ile yazılanları bile onun yeni şiirleri olacağı düşüncesine yol açmıştı. İlk olarak Sadettin Nüzhet (Bektaşi Şairleri) adlı eserinde yeni bir şair karşısında olduğumuza işaret etmiş, şşairin hayatı hakkında bilgi v

      , Yer: Tasavvuf Edebiyatı

    • Kimene-Nesimi

      Ben melanet hırkasını kendim giydim kime ne Arı namus şişesini taşa çaldım kime ne Aah Haydar Haydar taşa çaldım kime ne. Kâh çıkarım gökyüzüne, seyrederim âlemi Kâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni   Sofular haram demişler, bu aşkın şarabına Ben doldurur, ben içerim, günah benim kime ne   Kâh giderim medreseye, ders okurum hak için Kâh giderim meyhaneye, dem çekerim aşk için   Sofular secde eder, mescidin mihrabına Benim ol dost eşiğidir, secde gâhım kime ne   Nesimiye sorduk

      , Yer: Tasavvuf Edebiyatı

    • Ey Nesimî

      Ey nesîm-i subh-dem bi’llâh ki yârin hoş mıdur Şol habîbim dilberim ‘âlemde varım hoş mıdur   Şol mutarrâ misk-i zülfünden sabâ vergil haber Şol yüzü gül kâmeti serv-i çenârım hoş mıdur   Şol lebi la’l ü gözü âhû-yı şehlâ dil-firîb Şol saçı zulmet kimi müşk-i tatârım hoş mıdur   Gonc’içinde gonca olup dürc olur dürr-i Aden Şol çemen sahnında açılmış bahârım hoş mıdur   Yel elimde su gözümde od içimde hâk olur Dâ’im anda haşr olıcak sebze-zârım hoş mıdur   Çün Nesîmî saldı özün ‘aş

      , Yer: Divan Edebiyatı

×
×
  • Yeni Oluştur...