Jump to content

Kelime Oyunları Fısıltı


güneşin kızı
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Kendiyle barışık nar ağaçlarıyla çevrili, geleceğinden habersiz bir çayırın ortalık yerindeyim. Buraya nerden, nasıl, niye gelmiştim ben? Doğru ya, sessizliğin sesini arıyordum. Yola çıkarken anneme haber verdim mi, hatırlamıyorum. Geçmişle hesaplaşmalarını etamine işlerken yokluğumu fark etmez; dolayısıyla da beni merak etmez belki annem. Burası o kadar da sessiz bir yer değilmiş aslında. Fırtına öncesi sessizlik bile işimi görürdü. Sükûnet arayanların katılacağı maskesizler balosunda takmak için, ilk gençlik hayallerimle sessizliğin sesini sırayla misinaya dizip kolye yapacağım. Ucuna da nazar boncuğu.

 

Uğultular beynimi yoruyor. İki uğursuz köstebeğin dedikoduları, kabus gören kertenkelenin çığlıkları ve kanadı kırık allı turnanın hıçkırık sesleri… Usulca süzülen gözyaşlarının sesini duydunuz mu hiç? En dayanılmazı da bu herhalde.

 

Çekiç, ayak, saat, silah sesleri…

 

Bir de susturulmaz yankılar var.

 

Gün batmak üzere ya da bana öyle geliyor. Güneş bile hışırdıyor sanki dağların zirvelerine sürtünerek geçerken.

 

Bu pembe balonu da kim tutuşturdu elime? Kendini sevimli göstermeye çalıştığını düşündüğüm için sevmem pembeyi; yapmacık gelir bana. Bordo kadife elbiseme de hiç uymadı. Bırakıyorum işte balonu. Yükseldikçe havadaki sözcüklerin dikenli tellerine takılıyor. Nasıl oluyor da patlamıyor, anlam veremiyorum. Otlar da benim gibi ağzı bir karış açık bakakalıyor sevimsiz, kendini beğenmiş balonun ardından. Devedikeni hiç istifini bozmadan, “O balon sağır ya da her şeye burnunu sokanları takmamayı öğrenmiş.” diyor.

 

Dut ağacındaki tırtılın yaprakları kemirirken çıkardığı kırt kırt sesi, rüzgarın kahkahaları, kurbağaların uyumsuz korosu, kış uykusundaki kirpinin horlamaları, sulugöz bulutların iç çekişleri, iniltiler, hırıltılar, tıkırtılar, şıpırtılar, patırtılar; hepsi kulaklarımda patlıyor sanki.

 

Bir arı kovanına yaklaşıp onca vızıltının arasında kraliçe arının dikkatini çekmeyi başarıyorum. Sessizliğin nerede oturduğunu sorduğumda aldığım cevap, “Sessizlik cılız bir kız çocuğudur, insanoğlunun içindeki derin boşluklarda aryalar söyleyen.” oluyor.

 

Aramadığım sormadığım yer kalmıyor. Uzaklaştığım yerle vardığım yer arasında bir fark yok… Ey sessizlik, nereye saklandın? Sesime ses versen ne olur sanki? Daha buzhaneye uğrayıp ilk gençlik hayallerimi, elemterefiş kem gözlere şiş dükkânından da nazar boncuğu alacağım.

 

Gitgide çözümsüz bir hal alıyor arayışlarım. dinlemekten, duymaktan, kulaklarımı tıkamaktan. Hiç kimse, hiçbir şey susmuyor. Kendi sesimi bile zor işitiyorum.

 

Çokbilmiş kaplumbağa geçerken yanımdan bağırıyor tüm gücüyle sesini bana duyurabilmek için:

- Sessizlik, insanoğlunun iç konuşmalarının suskunluk anıdır; birbirinize fısıltıyla bile söyleyemeyip ölüm gibi içinizde gizlediğiniz…

 

Anlamadım. Koşar adım yakalamaya çalıştım kaplumbağayı. Yetişemedim…

 

Sessizlik yerine bir kelebeğin kanat seslerini mi taksam acaba kolyeme?

 

 

Gönderen Karlar Kraliçesi

alıntı

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...