Jump to content

Tevhid...


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Tevhid; vahdet kökünden, birleştirme, bir kılma, bir sayma, Allah'ı birleme, "Lâ ilâhe illâllah" hakikatine inanma ve bu yüce hakikati sürekli tekrarlayıp durma mânâlarına gelir.

 

Sofiye ıstılahında, tevhide bu mânâların yanında; yalnız Bir'i görme, Bir'i bilme, Bir'i söyleme, Bir'i isteme, Bir'i çağırma, Bir'i talep etme ve O'ndan başkasıyla olan münasebetlerini de hep O'na bağlama, her şeye O'ndan ötürü alâka duyma anlamları da yüklenmiştir.

 

Tevhid; mebde'de, Allah'ın zâtını, كُلُّ مَا خَطَرَ بِباَلِكَ فَاللّٰهُ تَعَالٰى غَيْرُ ذٰلِكَ fehvâsınca, aklen tasavvur edilebilecek her şeyden tecrid; müntehâda da, zevk u hâlin vüs'at ve derinliği ölçüsünde mâsivâyı (Allah'tan başka her şey) kalben bütün bütün unutup O'na tahsis i nazar etmektir.

 

Bu mânâda tevhid, İslâm'ın hem esası hem de meyvesidir. Bu çerçevede mebde ve müntehâ mülâhazasıyla bir tevhid telakkisinin sofiyece sık sık üzerinde durulagelmiştir. Sofiyenin dışındakiler ise, ona biraz daha farklı anlamlar yüklemişlerdir.

 

Bunlara göre kısaca tevhid; Cenâb-ı Hakk'ı rubûbiyetiyle tastamam bilip, ulûhiyetine karşı da ubûdiyetle mukabelede bulunma ve mesuliyet şuuruyla hareket etmedir ki, bir taraftan O'nun biricik tasarruf sahibi olduğunu, kavlî, fiilî ve hâlî ikrarla beraber; O'nu, benzer, zıt, nidd ve nazîrden tenzih etmek; diğer taraftan da, böyle bir Mâbud-u Mutlak ve Maksud-u bi'l-istihkak'a karşı tâzim, tebcil, takdis mânâlarını hâvi ubûdiyet-i kâmilede bulunma demektir.

 

Bu mülâhazaların bütününü şu şekilde hulâsa etmek de mümkündür: Tevhid; hem bir tevhid-i ilmî ve imanî, hem bir tevhid-i keşfî ve zevkî hem de Hakk'ın kendi has kullarına hususî mevhibesi olan tehvid i zâtîdir.

 

1. Tevhid-i imanî ve tevhid-i ilmî, şuhûd ve istidlâl ile elde edilen tevhiddir ki, bu mazhariyeti paylaşanların, şirkten ve şaibe-i şirkten uzaklaşarak ömürlerini hep vahdaniyet-i ilâhiyeyi düşünme, O'nu yâd etme ve gönlünün derinliklerinde O'nu duyması şeklinde tecellî eder.

 

2. Keşfî ve zevkî tevhid, şuhûd ve istidlâl yoluyla elde edilen mârifeti, daha sonra da vicdanî bir keşif ve zevkle duyup hissetme; yaşayıp kalble seslendirme demektir.

 

3. Tevhid-i zâtî, Hazreti Vâhid u Ehad'in, kendinin kendine olan şehadetini tazammun eden öyle derin bir tevhiddir ki, O, kime duyurmuşsa o duyar; kime hissettirmişse o hisseder; duyup hissedenlerin de ya dilleri tutulur ya da O'nun müsaadesi ölçüsünde çevrelerine ifade ve ifaza edebilirler. Bu mertebedeki tevhidi duyan bir sâlikin nazarında bütün delil ve işaretler renk atar; eşya min vechin serâb olur; bütün varlık itibarîliğe bürünür ve edep insana artık "Sus!" der; "Sus!" der, zîrâ bu makam sükût makamıdır ve bu tevhid de tevhid-i sükûtîdir.

 

Bu mülâhaza çerçevesinde Mevlâna tevhid hislerini şöyle seslendirir:

 

اَي بِرَادَر دَست وَادَار اَز سُـخَن

خُود خُدَا پَيدَا كُنَـد عِلمِ لَـدُن

..................

چُون رَسيد اِينجا سُخَن لَب دَر ببست

چُون رَسيد اينجا قلم دَر هَم شِكَست‏

لب ببندار چه فَصاحت دَست داد

دَم مَزَن وَاللّٰهُ أَعْلم بِالرَّشاد

 

"Ey birader, kîl u kâl erbabından elini çek ki, Cenâb-ı Hak sende ilm-i ledün izhar eylesin.

 

... Söz gelip buraya dayanınca, dudak "pes" edip kapandı.. kalem bu noktaya ulaşınca o da kırıldı. Burası, fesahat yapıp dil dökecek makam değildir; (gel) dem vurmadan vazgeç; doğruyu en iyi Allah bilir."

 

İlm-i ledünnün, mârifet-i ledünne inkılâp etmesi, vicdanın hususî bir iltifatla donanması, cezbin de incizâbın rengine boyanması demek olan bu hâl veya bu makam, damlanın deryalaştığı, zerrenin kâinatlaştığı, hiçlerin vücud pâyesiyle şereflendirildiği mir'âtiyet makamıdır. Ziya Paşa, Harâbât mukaddimesinde derin bir şiir zevkiyle bu hâli şöyle resmeder:

 

"Ey varlığı, varı var eden Var!

Yok yok, Sana yok demek ne düşvâr.!"

 

Damlaya derya olma yolunu açan, zerreyi güneş hâline getiren, yoka var olma pâyesini kazandıran, ibtidâ ile intihâyı câmi ve herkese açık objektif bu tevhidin üstadları peygamberlerdir. Onlar, söz ve mesajlarına tevhidle başlar, duracakları yerde de sükûtî tevhid mülâhazasıyla sükût ederler. Aynı zamanda, hak yolcularının Allah'a açılma sürecinde ilk rıhtım, ilk liman ve ilk rampaları da yine bu ibtidâ ile intihânın birleşik noktası sayılan objektif tevhid mülâhazasıdır.

 

İlk mürselden Son Nebi ve Mürsel'e kadar, vazife ve sorumluluğu "yakaza" şehrahında götüren bütün hak elçilerinin birinci mesajları, اُعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلٰهٍ غَيْرُهُ "Allah'a ubûdiyette bulunun ki, sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur." sözleriyle ifade edilen imanın işte bu rükn-ü âzamı olmuş; daha sonra da bunun vuzuh ve inkişafıyla alâkalı diğer emirler...

 

Böyle bir tevhid telakkisi; İslâm'a girişin kapısı, onu ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn, hakka'l-yakîn mertebesinde duyup zevk etmenin kaynağı, Hakk'ın kendini, kendi bildiği gibi ?istidatlara göre? bildirmesinin de ilk çağrısıdır. Böyle bir tevhid anlayışıyla İslâm'a girilir; fıtratları yol almaya müsait olanlar onunla yol alır; onunla nazar ve istidlâlî araştırmalarına gerçek derinliğini kazandırır; onunla izafî hakikatlerin perde arkasına muttali olur ve onunla kadîm ve hâdis farkının içyüzünü görür;

 

Yaratan ve yaratılan arasındaki en büyük münasebet olan Hâlık-mahlûk münasebetini kavrar, abd ve Mâbud alâkasını anlar.. hatta yine onunla, Rabb'in yaratıklarına karşı mukaddes, münezzeh mübâyenetini, O'nun sıfatlarının kemal, külliyet ve asliyetini; kendi sıfatlarının da eksiklik, cüz'iyet, zılliyet ve izafîliğini idrak eder; eder ve bütün mülâhazalarını enbiyâ-i izâmın telakki çerçevesine oturtur. Bu üstadların tarif ettiği çerçevede, tevhid adına tenzih ederken ta'tîlden, Hakk'a yakınlığı seslendirirken hulûl ve ittihaddan, kendini O'nun tecellîlerini temâşâya salarken temsilden, sıfatlarını yorumlarken de teşbih ve tecsim hatasına düşmekten kurtulur ve günde ?lâakal? kırk defa tekrar ettiği sırat-ı müstakîm erbabından olma liyakatini ortaya koymuş olur.. ve yine bu mânâdaki tevhidle hak yolcusu, kaza ve kaderin biricik gerçek kaynağını kavrar;

 

Mutezile ve Cebriye'nin felsefe kaynaklı inhiraflarında ömrünü tüketmez;

 

O'na yönelir..

O'na kullukta bulunur..

O'nu sever..

O'na karşı her hükmüne derin bir saygı duyar..

Her şeyi O'ndan bilir ?iradesindeki tercih hakkı mahfuz? her şeyi O'ndan bekler.. her zaman O'na itimat eder.. dünya ve ahiret mutluluğunu da O'ndan diler ve dilenir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Perşembeyi Cumaya Bağlayan Gece Tevhid Okumak

      Perşembeyi Cumaya bağlayan gece,gece yarısından sonra 2 rekat Allah rızası için namaz kılıp,ardından da “33.333″ kere Kelime-i Tevhid okuyanın muradı hasıl olur. Bu mübarek lâfzı ilk söyleyen Nuh Aleyhisselam’dır..Tûfan’ı ve başlarına gelen belânın şiddetini görünce söylemiştir. “Lâ İlahe İllallah Muhammeden Rasulullah.” Kaynak: Duaların Esrarı(Ayhan Yalçın)

      , Yer: Dilek Duaları

    • Dünyanın Her Türlü Derdine Beş Tevhid Zikri

      Ebû Hüreyre (Radıyallahu Anh) dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlüllâh (S.A.V.) parmaklarıyla beş (tevhid kelimesini ) sayarak şöyle buyurmuştur : “ Her kim : ‘Bir olan Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur, Allâh her şeyden büyüktür. Bir olan Allâh’tan başka ilâh yoktur. Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur, O’nun hiçbir ortağı yoktur. Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur, mülk O’na aittir, hamd O’na mahsurdur. Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur, Allâh’ın yardımı olmadan hiçbir günahtan

      , Yer: İslamiyet

    • İlk Defa Açıkça Kelime-i Tevhid Söyleyen Müslüman

      Asıl ismi Cündüb bin Cünâne olan Ebû Zer Medine civarında yaşayan Gıfar kabilesine mensuptu. Bir gün duyduğu bir haber üzerine gözüne uyku girmez olmuştu. Mekke’de bir Peygamber çıkmıştı, insanları Allah’ın dinine dâvet ediyor, tek başına bütün Müşriklere meydan okuyordu.     Ebu Zer haberin aslını öğrenmesi ve bilgi toplaması için kardeşi Üneys’i Mekke’ye gönderdi. Üneys Mekke’ye gitti, Peygamber Efendimizi Kureyş’e sordu. Aldığı cevapları gelip ağabeyine aktardı. Ebu Zer kardeşinin ge

      , Yer: İslam Tarihi

    • Kurana Göre Tevhid

      Eser Demir den alıntıdır 04.07.2014 Kıyam.. ( Ayaklanma )   La ilahe illallah..   Müşrik Allah' ın varlığına ve "" birliğine "" inanır.. Dünyada ki hiç bir dinde Allah iki değildir..Her din Allah' ın varlığına ve birliğine iman eder.. Yezidilikte ( şeytanperestlik ) bile Allah vardır ve birdir..Ama Allah çok iyidir..Allah' tan kötülük gelmez..Kötülük; şeytandan gelir, Bu nedenle ibadet edilip, korunulması gereken şeytandır felsefesiy...le; yezidiler şeytana ibadet ederler.. Yezidilik bil

      , Yer: Kuran-ı Kerim

    • Edebiyatımızda Tevhid...

      Edebiyatımızda tevhid; Allah’ın varlığını, birliğini ve yüceliğini bazen nesir, çoğu zaman ise manzum olarak ele alıp işleyen parçalara verilen isimdir. Genellikle münacat ile birlikte görülen veya bir arada düzenlenen tevhidler, eski edebiyatımız içerisinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Özellikle islami geleneğin bir parçası olması sebebiyle da ayrı bir yere sahiptir.   Yapı itibariyle üç kısma ayırabileceğimiz tevhidin birinci kısmında, Allah’ın zati ve subuti sıfatlarından bahsedilir.

      , Yer: Edebiyat

×
×
  • Yeni Oluştur...