Jump to content

Kuran'ın Orijinalleri Yakıldığı İçin Şimdi Yok


Guest INRI

Önerilen Mesajlar

inanmak yada inanmamak size kalmış okuduğunuzdan bile şüpheliyim ya neyse :)

amacım din değiştirin falan da değildir.

 

Turan Dursunun sitesinde bu yazi yillardir yayinlaniyor.Turan Dursun un dinsiz oldugunu inancsiz oldugunu yazdim.Sen bu yaziya inaniyorsan sende onun gibisin.Neye kime,hangi amaca hizmet etmeye calisiyorsun sen?

 

Islam itikadinda Imanda süphe 9olmaz.Imanda zorlama olmaz.Imanda dayatma olmaz.

 

Iman:Allahin Cebrail(a.s)vasitasiyla Peygamber efendimize bildirdigi emir ve yasaklarin tümünü kalp ile tasdik dil ile ikrardir.

 

Kuran eksiktir demek ne oluyor.Sen utanmadan bu yaziyi kabul ediyorsan Peygambere,sahabeye iftira atiyorsun ve cikmis inanmassaniz inanmayin diyorsun.

 

Mert ol,müslüman mert olan insanin adidir.O her zamanda,zeminde iki yüzlü olmaz ok gibi dogru olur.Gerekirse Kuranin bir harfi icin basini fedadan cekinmez.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Turan Dursunun sitesinde bu yazi yillardir yayinlaniyor.Turan Dursun un dinsiz oldugunu inancsiz oldugunu yazdim.Sen bu yaziya inaniyorsan sende onun gibisin.Neye kime,hangi amaca hizmet etmeye calisiyorsun sen?

 

Islam itikadinda Imanda süphe 9olmaz.Imanda zorlama olmaz.Imanda dayatma olmaz.

 

Iman:Allahin Cebrail(a.s)vasitasiyla Peygamber efendimize bildirdigi emir ve yasaklarin tümünü kalp ile tasdik dil ile ikrardir.

 

Kuran eksiktir demek ne oluyor.Sen utanmadan bu yaziyi kabul ediyorsan Peygambere,sahabeye iftira atiyorsun ve cikmis inanmassaniz inanmayin diyorsun.

 

Mert ol,müslüman mert olan insanin adidir.O her zamanda,zeminde iki yüzlü olmaz ok gibi dogru olur.Gerekirse Kuranin bir harfi icin basini fedadan cekinmez.

çok güzel cevap verdiniz islam dini hiçbir dini kötülemiyor aşağılamıyor sadece islama davet ediyor islam dinini kabul edip etmemek insanlara kalmış çünkü islam dini evrensedir..

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

önce tanım yapalım: halife mervan tarafından kuran’ın ilk nüshalarının yakılmış olması hadisesi neticesinde kuran’ın orijinal nüshalarının olmaması ve gerek halife ebubekir, gerekse halife osman tarafından derlenen kuran nüshalarında ortaya çıkan farklılıklardır.

şu an elimizde bulunan kuran dördüncü nesil kuran’dır. ilk 3 kuran’ın neden şu an elimizde olmadığı ve yakılanların ne kadar ilginç bir gerekçeyle yakıldığını aşağıda izah etmeye çalışacağım. ama önce bize din kültürü dersinde öğretilenleri bir gözden geçirip hafıza tazeleyelim.

 

efendim kuran bir tek harfi bile değişmemiş kitaptır. öyle ki muhammed peygamber zamanında vahiy geldiği an vahiy katipleri tarafından yazılmıştır. vefatından sonra halife ebubekir bu parçaları toplamıştır. halife osman ise kitap haline getirmiştir. elimizdeki kuran budur ve sonsuza kadar kalacaktır.

 

ama gerçek böyle değildir.

kuran’ın ilk orijinali: küçük taşlar, deri, ağaç parçası, kemik gibi çeşitli nesnelere yazılıydı (yakılmıştır).

kuran’ın ikinci orijinali: halife ebubekir döneminde yapılan derleme (yakılmıştır).

kuran’ın üçüncü orijinali: halife osman döneminde oluşturulan "azmalar". bunlar da şu an dünyanın hiç bir tarafında yok.

 

peki neden yakıldı bu kuran’lar?

bu sorunun cevabını bulmak için öncelikle kuran’ın derlenmesi konusundaki yanlış bilgilerimizi düzeltmemiz gerekiyor.

 

efendim malum kuran gökten şu an elimizde bulunan şekilde bir kitap olarak düşmedi. ayet ayet geldi ve çeşitli hadislerde belirtildiği şekilde vahiy katiplerince "lihaf" (küçük taşlar), "rıka" (deri ağaç yaprağı, bir çeşit kâğıt), "ektaf" (deve ve koyun kemikleri), "usub" (agaç parçası" gibi nesnelere yazıldı. bu yazılan nesneler bir arada değildi. her bir vahiy katibinde bir kısmı vardı. dolayısıyla dağınıktı.

neyse efendim buhari’nin yer verdiği bir hadise göre o dönemde "dinden dönüş" (ridde) olayları ve bu olaylar nedeniyle savaş hali vardı. kuran’ı ezber etmiş kişilerin bir kısmı ölmüştü. ölenlerin sayısı artabilirdi, bunların tümü ölüp gitmeden kuran’ın orada burada yazılı ayetleri derlenmeli, tümü bir kitap haline getirilmeliydi. hattaboğlu ömer durumu ve konunun önemini halife ebubekir’e anlattı. ayetlerin derlenmesini önerdi. halife başlangıçta pek doğru bulmamıştı bu görüşü. "peygamberin yapmadığı şeyi yapmak nasıl doğru olabilirdi?" diye düşünüyordu. ömer direndi ve önerisini kabul ettirdi. işin gerçekleşmesi için de zeyd ıbn sabit’e görev verildi.

zeyd bunu şöyle anlatır: "ebubekir bana ’sen akıllı bir gençsin. peygambere vahiy yazdığın için senin başaracağına güveniyorum. araştır ve topla kuran ayetlerini’ dedi, allah’a ant içerek söylerim ki, dağlardan bir dağı yükleyip taşımayı önerseydi, buyurup verdiği görev kadar bana ağır gelmeyecekti. yani kuran’ı derlemek kadar." diyor ama sonunda görevi kabul ettiğini söylüyor ve işi nasıl yaptığını şöyle dile getiriyor:

"kuran (ayetlerini) derlemeye koyuldum. hurma dallarından, küçük taşlardan ve kişilerin ezberlerinden izleyip derledim. işin sonunda, tevbe (beraat) suresinin sonunu, ebu huzeymetu’l-ensari’de buldum. ki, başkasında bulamamıştım bu parçayı". zeyd, bu parçanın tevbe suresinin sonundaki ayetleri (128 ve 129. ayetleri) oluşturduğunu açıklıyordu. böylece zeyd, kuran ayetlerini derleme işini yaparken iki kaynağa başvurmaktaydı: ayetlerin yazılı olduğu nesneler (ağaçlar, taşlar..) ve ezber bilenlerin bellekleri.

 

peki kaç kişiydi bu ezberciler?

ebubekir döneminde yazılan kuran için başvurulan ezbercilerin başka deyişle hafızların sayısı müslümanlar arasında tartışmalıdır. o döneme ilişkin kaynaklardan buhari’nin "e’s-sahihi"nde yer alan üç hadisten anlaşıldığı kadarıyla kuran’ın tümünü ezberleyenlerin en iyimser rakamla 7 kişi olduğu kabul edilebilir. aynı zamanda, peygamber dönemindeki "hafız"ların, yani kuran’ı tümüyle ezberlemiş olanların sayısı pek azdı. buhari’nin "e’s-sahih"inde geçen hadis şöyle:

 

birinci hadis: amr ıbnu’l-ass anlatıyor: peygamberin "kuran’ı dört kişiden alın, abdullah ıbn mes’ud’dan, salim’den, muaz’dan ve übeyy ıbn ka’b’den" dedigini işittim. (buhari, fadailu’l-kuran 8.)

ikinci hadis: enes anlatıyor: "peygamber öldüğünde, dört kişiden başka kuran’ı tümüyle ezberlemiş olan yoktu. ebu’d-derda, muaz ıbn cebel, zeyd ıbn sabit ve ebu zeyd." (buhari.)

üçüncü hadis: katade’den aktarılıyor: "malik oğlu enes’e; ’peygamber döneminde, kuran’ı tümüyle ezberleyenler kimlerdir?’ diye sordum. şu karşılığı verdi: ’dört kişi. tümü de medine’li. übeyy ıbn ka’b, muaz ıbn cebel, zeyd ıbn sabit ve ebu zeyd (buhari, aynı yer, müslim 24ö5. hadis.)

bu hadislerde adları yazılı olanları topladığımız zaman muhammed peygamber döneminde kuran’ı tümüyle ezberlemiş olanların sayısı yedi idi demek gerekiyor.

konuya dönüp devam edelim:

zeyd ıbn sabit, herhangi bir parçayı kuran’a geçirmek için "iki tanık" koşulu koymuştu. ancak bir tanıkla kuran’ı alma gereği duyduğu ve geçirdiği parçalar da vardı. örneğin, ube huzeyme’de bulduğu ve tevbe suresi’nin son iki ayetini oluşturan parça böyleydi.

neyse efendim bu kuran’ı derleme ve yazma işi bir yıl sürdü. bu işe girişildiğinde ömer ile zeyd, mescidin kapısına oturmuşlar, "herkesin peygamberden ayet olarak elde ettiği ne varsa getirmesini" istemişlerdi. başarılan iş şöyle tanımlanır: kuran ayetlerinin, surelerinin bulunduğu iki kapaklı bir kitap. derlenip yazılan sayfalar, ölene dek ebubekir’in yanında kaldı, sonra ömer’in (halife) yanında bulundu. o da ölünce, kızı hafsa’ya verildi.

 

bu derlemeden sonra halife osman dönemini de incelemek gerekiyor biraz:

buhari’de yer alan bir hadis şöyle: ermeniyye ve azerbaycan’ı ele geçirmek için savaşılıyordu. huzeyfe, ıbnu’l-yeman, halife osman’a geldi. müslümanların okudukları kuran’lardaki birbirini tutmazlıktan yakındı, "emire’l-mü’minin! bu ümmet, kendisinden önceki yahudiler ve hıristiyanların içine düştükleri birbirini tutmazlılıklar gibi bir duruma düştü!" dedi. bunun üzerine halife osman, hafsa’ya adam gönderdi, başka kuran nüshaları yazıp almak için kendisinde bulunan sayfaları (yani ebubekir döneminde yazılan kitabı) göndermesini istedi. derleme gelince halife osman, hemen zeyd ıbn sabit’e, abdullah ıbn züyebr’e, sa’d ıbnu’l-as’a ve hişam oglu haris oğlu abdurrahman’a buyruğunu verdi. onlar da hafsa’dan getirilenden alıp kuran nüshalarını oluşturdular.

osman, kuruldaki üç kişiye şunları söyledi:

"(medine’li) olan zeyd ile, kuran’dan herhangi bir kesimde ters düştüğünüz zaman, tartışma konusu olan parçayı kureyş dili ile yazın. çünkü kuran sadece kureyş dili ile inmiştir."

onlar da bu buyruğu yerine getirdiler. sonunda (esas) sayfalardan kuran nüshaları oluşturup işi bitince, osman, söz konusu sayfaları (hafsa’dan getirilenler) geri gönderdi. alınan nüshaların da her bir kesime gönderilmesini buyurdu. ve bunların dışında kalan her bir kuran sayfasını ya da mushafı buyurup yaktırdı.(bkz. buhari, e’s- sahih, kitabu fedaili’l-kuran/3.)

şimdi burada çok önemli bir nokta var. her ne kadar bize kuran’ın bir harfi bile değişmemiştir denilse de buhari’nin kendisine anlatılan çabalardan ve "kureyşli olanlarla olmayanlar arasında" belirecek anlaşmazlığın çözüm biçiminden anlaşıldığına göre, kuran nüshalarını ortaya çıkarırken, hafsa’daki mushaf’tan aynen kopya etmek söz konusu değildi. ayrıca, dr. suphi e’s-salih, mebahis fi ulumi’l-kuran (beyrut 1979) adlı eserinin 80, 84, 85 sayfalarında anlaşmazlık olan konunun kureyş diliyle yazılması gerekçesinin deinandırıcı olmadığını belirtiyor. dr. suphi’ye göre, o zaman aynı metni, aynı sözcükleri değişik okunacak nitelikte yazıp yansıtabilmek için gerekli işaret ve noktalama yoktu. o zamanki yazı harflerinin dışında işaretsiz harfler de noktasızdı. kısacası, halife ebubekir döneminde oluşturulan "mushaf", istenseydi bile, çeşitli kabile ağızlarını (şiveleri) içerir nitelikte yazılır olamazdı.

durum böyle olunca, şu sorular karşılıksız kalıyor: halife ebubekir döneminde hazırlanan ve hafsa’dan alıp getirilen "mushaf" ile osman döneminde meydana getirilen "nüshalar, mushaflar" arasındaki fark neydi? yeni çalışma ile gerçekleştirilen nedir? (yukarıda anlamı sunulan hadiste bu açıklanmamakta) ancak, hadisin devamı niteliğindeki bir açıklamada, yapılan işin sadece "bir temel nüshadan alınıp, başka mushaflara aktarma" olmadığını anlatır niteliktedir.

yani bu durumda kuran’ın bir harften fazlasının değiştiği sonucuna ulaşmak mümkün.

hadislerle devam edelim.

dörtlü kurulda yer alan zeyd ıbn sabit, şöyle diyor: "mushaf oluşturma işini yaparken, ahzab suresinin sonundan bir ayet yitirdim (’fakattu’). ki, peygamberin onu kuran’dan bir parça olarak okuduğunu işitip tanık olmuştum. aradık bu ayeti. ve sabit oğlu huzeyme el ensari’de bulduk (ahzab suresine 23.ayet) ekledik o mushafta." (ıtkan, mısır, 1978, c1, s.79.)

o halde iki mushaf arasında fark yoktur denilemez. devam edeyim:

halife osman döneminde bir heyet tarafından yeniden derlenip yazılan kuran’ların kaç adet olduğu ve şu anda nerede bulundukları tartışmalıdır. kimilerine göre dört, kimisine göre beş ya da yedi adet yazılmıştır. dörttür diyenlere göre, osman bir nüshasını kendisine alıkoymuş, diğerlerini kufe’ye, basra’ya ve şam’a göndermiştir. mekke’ye, yemen’e ve bahreyn’e gönderilenlerden de söz ediliyor. kimi kitaplardaki bilgilere göre, bu nüshalardan kopya edilip çoğaltılmasına izin verilmiş, kimi kişiler kendileri için "mushaflar" meydana getirmişlerdir. ancak, o zaman bu mushaflarda bulunduğu söylenen ve örnekler aktarılan bazı kuran parçalarının şu anki resmi kuran’da bulunmamasına ne demeli? bazı kaynaklarda halife osman döneminde çoğaltılan nüshaların bir kısmının bugün elde olduğu iddia edilir. örneğin, bir kopyanın taşkent’te olduğundan söz eden çok sayıda kitap vardır. yine bazı kaynaklarda topkapı müzesi’ndeki kuran’ın da halife osman zamanından kaldığı söylenir. konunun araştırmacılarından prof. dr. suphi e’s-salih kitabında, "peki, osman döneminde hazırlanmış resmi nüsha şimdi nerededir?" sorusunu ortaya atar ve doyurucu cevap bulamadığını açıklar. kahire kütüphanesi’nde olduğu söylenen nüshanın, osman döneminden kalmış olamayacağını belirtir. çünkü bu kitapta bir takım işaret ve noktalar vardır. (böyle işaret ve noktaların islamiyet’in ilk yıllarında bulunmadığını yukarıda da anlatmaya çalışmıştım).

 

şu anki kuran’ın resmi nüshasının her yerde aynı olduğu doğrudur. ancak, bugün islam dünyasında bilinen ve elde bulunan kuran, peygamberin "vahiy katiplerine yazdırdığı" söylenen kuran’ın aynı değil.

gelelim orijinal kuran nüshalarını yakma hadisesine: ilk nüshaların yakılmasındaki amaç nedir?bunları ölümüne değin sandığında saklayan ve alınıp yakılmasını önleyen hafsa idi. bu koruyucu ölünce, mervan ıbn hakem, "sandıktan" aldırtıp getirmiş ve yaktırmıştı. mervan bunları yaktırmasındaki gerekçesini kendisi şöyle açıklıyor:

"bunu yaptım, çünkü, onda yazılı olanlar, resmi (imam) mushaf’a yazılıp geçirilmiş ve korunmuştur. korktum ki aradan uzun zaman geçtiğinde kuşkucu kimseler bu (resmi) mushaf hakkında kuşkuya düşerler." (bkz. dr. subhi e’s_salih, mebahis fi ulumi’l-kuran, s.83. dayandığı kaynak: ıbn ebi davud, kitabu’l-mesahif, s.24.)

oysa, asıl kuşkulara yol açan, esas alınmış olduğu belirtilen ilk derlemenin yakılması olmuştur. çünkü, ilk derleme ile, sonraki (osman döneminde oluşturulan ve imam adı verilen) "mushaf" arasında fark olmasa idi, ilkini yakma yoluna gidilir miydi? ilk derlemede bulunmayan eklemeler ya da kuran’dan çıkarmalar yapılmamış olsaydı, neden korkulmuştu?

 

o halde yukarıda aksini izah etmeye çalıştığım kuran’ın bir harfi bile değişmemiştir meselesini biraz daha inceleyelim.

muhammed peygamber döneminin kuran’ı ile bugünkü kuran aynı mıdır?cevap: değildir.

burada çok önemli bir tanıklığa başvuralım: ıbn ömer diyor ki:

"hiçbiriniz, kuran’ın tümünü aldım (elimde bulunduruyorum)demesin. bilemez ki, kuran’ın çogu yok olup gitmiştir. ’ne kadar ortada varsa o kadarını elimde tutuyorum’ desin yalnızca." (bkz.suyuti, el ıtkan, 2/32.)

 

çok önemli bir nokta da ibn ömer’in bu sözleri söylediği zamandır.

ıbn ömer bu sözü halife osman dönemindeki derlemeden sonra söylemiştir. şu an osman döneminde oluşturulan "mushaf"ın da orijinali yok. o el yazması dünyanın hiç bir yerinde bulunmuyor.

yani ilk iki nüsha zaten yakıldı. halife osman’ın yazdırdığı kuran’ı doğru kabul etsek bile (ki ilk iki kuran’la aynı olmadığını yukarda izah etmeye çalışmıştım) şu anda onların da nerede olduğu belli değil.

 

tüm bunların dışında bazı kaynaklarda sözü edilen, ama bugün bulunmayan "değişik mushaflar" da var.

mesela suyuti’nin el ıtkan’ında, buhari’nin eserlerinde bazı önemli mushaflardan ve bu mushafların içindeki surelerin listelerinden söz edilir. örneğin, muhammed peygamberin en yakınlarından biri olarak bilinen ve kendisinin kuran için ezberine başvurulacak dört kişiden biri olarak belirttiği ıbn mesud’un mushafı, yine muhammed peygamberin danışılması gereken dört kişiden biri olarak söz ettiği übeyy ıbn ka’b’ın mushafı, abdullah ıbn abbas’ın mushafı, muhammed peygamberin eşlerinden aişe’nin mushafı, ali’nin mushafı bunların başlıcaları.. ayrıca bugün alevi’lerin, ali’nin mushafı olarak söz ettikleri bir mushaf ve hindistan’da saklanan ayrı bir mushaf daha var.

suyuti’nin ve buhari’nin kitaplarında belirtilen bu mushaflardan hiçbiri günümüze gelememiş. ancak bunların içerik listeleri yazılmıştır. eldeki resmi nüshadan içerik yönünden farklı oldukları bu listelere bakınca hemen anlaşılıyor. örneğin, ıbn mesud’un "mushaf"ında fatiha suresi gibi çok temel bir sure yok. felak ve nas sureleri de..

ali’nin surelerinin sırası bugünküne uymuyor.

suyuti, kitabında, bakara suresinin, ahzab suresi ile aynı uzunlukta olduğunu aktarıyor. (bkz. suyuti, el ıtkan, 2/32.) oysa bugün, eldeki resmi kuran’da, bakara 286 ayet iken, ahzab yalnızca 73 ayettir.

o halde hala kuran’ın bir harfi bile değişmemiştir diyebilir miyiz?

--------------------

önce tanım yapalım: halife mervan tarafından kuran’ın ilk nüshalarının yakılmış olması hadisesi neticesinde kuran’ın orijinal nüshalarının olmaması ve gerek halife ebubekir, gerekse halife osman tarafından derlenen kuran nüshalarında ortaya çıkan farklılıklardır.

şu an elimizde bulunan kuran dördüncü nesil kuran’dır. ilk 3 kuran’ın neden şu an elimizde olmadığı ve yakılanların ne kadar ilginç bir gerekçeyle yakıldığını aşağıda izah etmeye çalışacağım. ama önce bize din kültürü dersinde öğretilenleri bir gözden geçirip hafıza tazeleyelim.

 

efendim kuran bir tek harfi bile değişmemiş kitaptır. öyle ki muhammed peygamber zamanında vahiy geldiği an vahiy katipleri tarafından yazılmıştır. vefatından sonra halife ebubekir bu parçaları toplamıştır. halife osman ise kitap haline getirmiştir. elimizdeki kuran budur ve sonsuza kadar kalacaktır.

 

ama gerçek böyle değildir.

kuran’ın ilk orijinali: küçük taşlar, deri, ağaç parçası, kemik gibi çeşitli nesnelere yazılıydı (yakılmıştır).

kuran’ın ikinci orijinali: halife ebubekir döneminde yapılan derleme (yakılmıştır).

kuran’ın üçüncü orijinali: halife osman döneminde oluşturulan "azmalar". bunlar da şu an dünyanın hiç bir tarafında yok.

 

peki neden yakıldı bu kuran’lar?

bu sorunun cevabını bulmak için öncelikle kuran’ın derlenmesi konusundaki yanlış bilgilerimizi düzeltmemiz gerekiyor.

 

efendim malum kuran gökten şu an elimizde bulunan şekilde bir kitap olarak düşmedi. ayet ayet geldi ve çeşitli hadislerde belirtildiği şekilde vahiy katiplerince "lihaf" (küçük taşlar), "rıka" (deri ağaç yaprağı, bir çeşit kâğıt), "ektaf" (deve ve koyun kemikleri), "usub" (agaç parçası" gibi nesnelere yazıldı. bu yazılan nesneler bir arada değildi. her bir vahiy katibinde bir kısmı vardı. dolayısıyla dağınıktı.

neyse efendim buhari’nin yer verdiği bir hadise göre o dönemde "dinden dönüş" (ridde) olayları ve bu olaylar nedeniyle savaş hali vardı. kuran’ı ezber etmiş kişilerin bir kısmı ölmüştü. ölenlerin sayısı artabilirdi, bunların tümü ölüp gitmeden kuran’ın orada burada yazılı ayetleri derlenmeli, tümü bir kitap haline getirilmeliydi. hattaboğlu ömer durumu ve konunun önemini halife ebubekir’e anlattı. ayetlerin derlenmesini önerdi. halife başlangıçta pek doğru bulmamıştı bu görüşü. "peygamberin yapmadığı şeyi yapmak nasıl doğru olabilirdi?" diye düşünüyordu. ömer direndi ve önerisini kabul ettirdi. işin gerçekleşmesi için de zeyd ıbn sabit’e görev verildi.

zeyd bunu şöyle anlatır: "ebubekir bana ’sen akıllı bir gençsin. peygambere vahiy yazdığın için senin başaracağına güveniyorum. araştır ve topla kuran ayetlerini’ dedi, allah’a ant içerek söylerim ki, dağlardan bir dağı yükleyip taşımayı önerseydi, buyurup verdiği görev kadar bana ağır gelmeyecekti. yani kuran’ı derlemek kadar." diyor ama sonunda görevi kabul ettiğini söylüyor ve işi nasıl yaptığını şöyle dile getiriyor:

"kuran (ayetlerini) derlemeye koyuldum. hurma dallarından, küçük taşlardan ve kişilerin ezberlerinden izleyip derledim. işin sonunda, tevbe (beraat) suresinin sonunu, ebu huzeymetu’l-ensari’de buldum. ki, başkasında bulamamıştım bu parçayı". zeyd, bu parçanın tevbe suresinin sonundaki ayetleri (128 ve 129. ayetleri) oluşturduğunu açıklıyordu. böylece zeyd, kuran ayetlerini derleme işini yaparken iki kaynağa başvurmaktaydı: ayetlerin yazılı olduğu nesneler (ağaçlar, taşlar..) ve ezber bilenlerin bellekleri.

 

peki kaç kişiydi bu ezberciler?

ebubekir döneminde yazılan kuran için başvurulan ezbercilerin başka deyişle hafızların sayısı müslümanlar arasında tartışmalıdır. o döneme ilişkin kaynaklardan buhari’nin "e’s-sahihi"nde yer alan üç hadisten anlaşıldığı kadarıyla kuran’ın tümünü ezberleyenlerin en iyimser rakamla 7 kişi olduğu kabul edilebilir. aynı zamanda, peygamber dönemindeki "hafız"ların, yani kuran’ı tümüyle ezberlemiş olanların sayısı pek azdı. buhari’nin "e’s-sahih"inde geçen hadis şöyle:

 

birinci hadis: amr ıbnu’l-ass anlatıyor: peygamberin "kuran’ı dört kişiden alın, abdullah ıbn mes’ud’dan, salim’den, muaz’dan ve übeyy ıbn ka’b’den" dedigini işittim. (buhari, fadailu’l-kuran 8.)

ikinci hadis: enes anlatıyor: "peygamber öldüğünde, dört kişiden başka kuran’ı tümüyle ezberlemiş olan yoktu. ebu’d-derda, muaz ıbn cebel, zeyd ıbn sabit ve ebu zeyd." (buhari.)

üçüncü hadis: katade’den aktarılıyor: "malik oğlu enes’e; ’peygamber döneminde, kuran’ı tümüyle ezberleyenler kimlerdir?’ diye sordum. şu karşılığı verdi: ’dört kişi. tümü de medine’li. übeyy ıbn ka’b, muaz ıbn cebel, zeyd ıbn sabit ve ebu zeyd (buhari, aynı yer, müslim 24ö5. hadis.)

bu hadislerde adları yazılı olanları topladığımız zaman muhammed peygamber döneminde kuran’ı tümüyle ezberlemiş olanların sayısı yedi idi demek gerekiyor.

konuya dönüp devam edelim:

zeyd ıbn sabit, herhangi bir parçayı kuran’a geçirmek için "iki tanık" koşulu koymuştu. ancak bir tanıkla kuran’ı alma gereği duyduğu ve geçirdiği parçalar da vardı. örneğin, ube huzeyme’de bulduğu ve tevbe suresi’nin son iki ayetini oluşturan parça böyleydi.

neyse efendim bu kuran’ı derleme ve yazma işi bir yıl sürdü. bu işe girişildiğinde ömer ile zeyd, mescidin kapısına oturmuşlar, "herkesin peygamberden ayet olarak elde ettiği ne varsa getirmesini" istemişlerdi. başarılan iş şöyle tanımlanır: kuran ayetlerinin, surelerinin bulunduğu iki kapaklı bir kitap. derlenip yazılan sayfalar, ölene dek ebubekir’in yanında kaldı, sonra ömer’in (halife) yanında bulundu. o da ölünce, kızı hafsa’ya verildi.

 

bu derlemeden sonra halife osman dönemini de incelemek gerekiyor biraz:

buhari’de yer alan bir hadis şöyle: ermeniyye ve azerbaycan’ı ele geçirmek için savaşılıyordu. huzeyfe, ıbnu’l-yeman, halife osman’a geldi. müslümanların okudukları kuran’lardaki birbirini tutmazlıktan yakındı, "emire’l-mü’minin! bu ümmet, kendisinden önceki yahudiler ve hıristiyanların içine düştükleri birbirini tutmazlılıklar gibi bir duruma düştü!" dedi. bunun üzerine halife osman, hafsa’ya adam gönderdi, başka kuran nüshaları yazıp almak için kendisinde bulunan sayfaları (yani ebubekir döneminde yazılan kitabı) göndermesini istedi. derleme gelince halife osman, hemen zeyd ıbn sabit’e, abdullah ıbn züyebr’e, sa’d ıbnu’l-as’a ve hişam oglu haris oğlu abdurrahman’a buyruğunu verdi. onlar da hafsa’dan getirilenden alıp kuran nüshalarını oluşturdular.

osman, kuruldaki üç kişiye şunları söyledi:

"(medine’li) olan zeyd ile, kuran’dan herhangi bir kesimde ters düştüğünüz zaman, tartışma konusu olan parçayı kureyş dili ile yazın. çünkü kuran sadece kureyş dili ile inmiştir."

onlar da bu buyruğu yerine getirdiler. sonunda (esas) sayfalardan kuran nüshaları oluşturup işi bitince, osman, söz konusu sayfaları (hafsa’dan getirilenler) geri gönderdi. alınan nüshaların da her bir kesime gönderilmesini buyurdu. ve bunların dışında kalan her bir kuran sayfasını ya da mushafı buyurup yaktırdı.(bkz. buhari, e’s- sahih, kitabu fedaili’l-kuran/3.)

şimdi burada çok önemli bir nokta var. her ne kadar bize kuran’ın bir harfi bile değişmemiştir denilse de buhari’nin kendisine anlatılan çabalardan ve "kureyşli olanlarla olmayanlar arasında" belirecek anlaşmazlığın çözüm biçiminden anlaşıldığına göre, kuran nüshalarını ortaya çıkarırken, hafsa’daki mushaf’tan aynen kopya etmek söz konusu değildi. ayrıca, dr. suphi e’s-salih, mebahis fi ulumi’l-kuran (beyrut 1979) adlı eserinin 80, 84, 85 sayfalarında anlaşmazlık olan konunun kureyş diliyle yazılması gerekçesinin deinandırıcı olmadığını belirtiyor. dr. suphi’ye göre, o zaman aynı metni, aynı sözcükleri değişik okunacak nitelikte yazıp yansıtabilmek için gerekli işaret ve noktalama yoktu. o zamanki yazı harflerinin dışında işaretsiz harfler de noktasızdı. kısacası, halife ebubekir döneminde oluşturulan "mushaf", istenseydi bile, çeşitli kabile ağızlarını (şiveleri) içerir nitelikte yazılır olamazdı.

durum böyle olunca, şu sorular karşılıksız kalıyor: halife ebubekir döneminde hazırlanan ve hafsa’dan alıp getirilen "mushaf" ile osman döneminde meydana getirilen "nüshalar, mushaflar" arasındaki fark neydi? yeni çalışma ile gerçekleştirilen nedir? (yukarıda anlamı sunulan hadiste bu açıklanmamakta) ancak, hadisin devamı niteliğindeki bir açıklamada, yapılan işin sadece "bir temel nüshadan alınıp, başka mushaflara aktarma" olmadığını anlatır niteliktedir.

yani bu durumda kuran’ın bir harften fazlasının değiştiği sonucuna ulaşmak mümkün.

hadislerle devam edelim.

dörtlü kurulda yer alan zeyd ıbn sabit, şöyle diyor: "mushaf oluşturma işini yaparken, ahzab suresinin sonundan bir ayet yitirdim (’fakattu’). ki, peygamberin onu kuran’dan bir parça olarak okuduğunu işitip tanık olmuştum. aradık bu ayeti. ve sabit oğlu huzeyme el ensari’de bulduk (ahzab suresine 23.ayet) ekledik o mushafta." (ıtkan, mısır, 1978, c1, s.79.)

o halde iki mushaf arasında fark yoktur denilemez. devam edeyim:

halife osman döneminde bir heyet tarafından yeniden derlenip yazılan kuran’ların kaç adet olduğu ve şu anda nerede bulundukları tartışmalıdır. kimilerine göre dört, kimisine göre beş ya da yedi adet yazılmıştır. dörttür diyenlere göre, osman bir nüshasını kendisine alıkoymuş, diğerlerini kufe’ye, basra’ya ve şam’a göndermiştir. mekke’ye, yemen’e ve bahreyn’e gönderilenlerden de söz ediliyor. kimi kitaplardaki bilgilere göre, bu nüshalardan kopya edilip çoğaltılmasına izin verilmiş, kimi kişiler kendileri için "mushaflar" meydana getirmişlerdir. ancak, o zaman bu mushaflarda bulunduğu söylenen ve örnekler aktarılan bazı kuran parçalarının şu anki resmi kuran’da bulunmamasına ne demeli? bazı kaynaklarda halife osman döneminde çoğaltılan nüshaların bir kısmının bugün elde olduğu iddia edilir. örneğin, bir kopyanın taşkent’te olduğundan söz eden çok sayıda kitap vardır. yine bazı kaynaklarda topkapı müzesi’ndeki kuran’ın da halife osman zamanından kaldığı söylenir. konunun araştırmacılarından prof. dr. suphi e’s-salih kitabında, "peki, osman döneminde hazırlanmış resmi nüsha şimdi nerededir?" sorusunu ortaya atar ve doyurucu cevap bulamadığını açıklar. kahire kütüphanesi’nde olduğu söylenen nüshanın, osman döneminden kalmış olamayacağını belirtir. çünkü bu kitapta bir takım işaret ve noktalar vardır. (böyle işaret ve noktaların islamiyet’in ilk yıllarında bulunmadığını yukarıda da anlatmaya çalışmıştım).

 

şu anki kuran’ın resmi nüshasının her yerde aynı olduğu doğrudur. ancak, bugün islam dünyasında bilinen ve elde bulunan kuran, peygamberin "vahiy katiplerine yazdırdığı" söylenen kuran’ın aynı değil.

gelelim orijinal kuran nüshalarını yakma hadisesine: ilk nüshaların yakılmasındaki amaç nedir?bunları ölümüne değin sandığında saklayan ve alınıp yakılmasını önleyen hafsa idi. bu koruyucu ölünce, mervan ıbn hakem, "sandıktan" aldırtıp getirmiş ve yaktırmıştı. mervan bunları yaktırmasındaki gerekçesini kendisi şöyle açıklıyor:

"bunu yaptım, çünkü, onda yazılı olanlar, resmi (imam) mushaf’a yazılıp geçirilmiş ve korunmuştur. korktum ki aradan uzun zaman geçtiğinde kuşkucu kimseler bu (resmi) mushaf hakkında kuşkuya düşerler." (bkz. dr. subhi e’s_salih, mebahis fi ulumi’l-kuran, s.83. dayandığı kaynak: ıbn ebi davud, kitabu’l-mesahif, s.24.)

oysa, asıl kuşkulara yol açan, esas alınmış olduğu belirtilen ilk derlemenin yakılması olmuştur. çünkü, ilk derleme ile, sonraki (osman döneminde oluşturulan ve imam adı verilen) "mushaf" arasında fark olmasa idi, ilkini yakma yoluna gidilir miydi? ilk derlemede bulunmayan eklemeler ya da kuran’dan çıkarmalar yapılmamış olsaydı, neden korkulmuştu?

 

o halde yukarıda aksini izah etmeye çalıştığım kuran’ın bir harfi bile değişmemiştir meselesini biraz daha inceleyelim.

muhammed peygamber döneminin kuran’ı ile bugünkü kuran aynı mıdır?cevap: değildir.

burada çok önemli bir tanıklığa başvuralım: ıbn ömer diyor ki:

"hiçbiriniz, kuran’ın tümünü aldım (elimde bulunduruyorum)demesin. bilemez ki, kuran’ın çogu yok olup gitmiştir. ’ne kadar ortada varsa o kadarını elimde tutuyorum’ desin yalnızca." (bkz.suyuti, el ıtkan, 2/32.)

 

çok önemli bir nokta da ibn ömer’in bu sözleri söylediği zamandır.

ıbn ömer bu sözü halife osman dönemindeki derlemeden sonra söylemiştir. şu an osman döneminde oluşturulan "mushaf"ın da orijinali yok. o el yazması dünyanın hiç bir yerinde bulunmuyor.

yani ilk iki nüsha zaten yakıldı. halife osman’ın yazdırdığı kuran’ı doğru kabul etsek bile (ki ilk iki kuran’la aynı olmadığını yukarda izah etmeye çalışmıştım) şu anda onların da nerede olduğu belli değil.

 

tüm bunların dışında bazı kaynaklarda sözü edilen, ama bugün bulunmayan "değişik mushaflar" da var.

mesela suyuti’nin el ıtkan’ında, buhari’nin eserlerinde bazı önemli mushaflardan ve bu mushafların içindeki surelerin listelerinden söz edilir. örneğin, muhammed peygamberin en yakınlarından biri olarak bilinen ve kendisinin kuran için ezberine başvurulacak dört kişiden biri olarak belirttiği ıbn mesud’un mushafı, yine muhammed peygamberin danışılması gereken dört kişiden biri olarak söz ettiği übeyy ıbn ka’b’ın mushafı, abdullah ıbn abbas’ın mushafı, muhammed peygamberin eşlerinden aişe’nin mushafı, ali’nin mushafı bunların başlıcaları.. ayrıca bugün alevi’lerin, ali’nin mushafı olarak söz ettikleri bir mushaf ve hindistan’da saklanan ayrı bir mushaf daha var.

suyuti’nin ve buhari’nin kitaplarında belirtilen bu mushaflardan hiçbiri günümüze gelememiş. ancak bunların içerik listeleri yazılmıştır. eldeki resmi nüshadan içerik yönünden farklı oldukları bu listelere bakınca hemen anlaşılıyor. örneğin, ıbn mesud’un "mushaf"ında fatiha suresi gibi çok temel bir sure yok. felak ve nas sureleri de..

ali’nin surelerinin sırası bugünküne uymuyor.

suyuti, kitabında, bakara suresinin, ahzab suresi ile aynı uzunlukta olduğunu aktarıyor. (bkz. suyuti, el ıtkan, 2/32.) oysa bugün, eldeki resmi kuran’da, bakara 286 ayet iken, ahzab yalnızca 73 ayettir.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

İnna nahnu nezzelnez zikra ve inna lehu le hafizûn.

Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

(hicr:9)

Hz. Ebû Bekir'in hilâfeti zamanında görülen lüzum üzerine Zeyd bin Sâbit'in başkanlığında vahiy kâtiplerinden ve kuvvetli hafızlardan müteşekkil bir komisyon kuruldu. Kur'an'ın bir cilt hâlinde bir araya toplanma işi, bu komisyona havale edildi. Ashabdan herkes, elinde yazılı bulunan Kur'an sayfalarını getirip bu komisyona teslim ettiler. Hafızların ve vahiy kâtiplerinin elbirliği ile çalışmaları sonunda sayfalar, sûre ve âyetler Peygamberimizin tarif ettiği şekilde yerli yerine kondu. Böylece Kur'an, Mushaf adıyla tek kitab hâline getirilmiş oldu.

Artık Kur'an için unutulma, kaybolma, tahrif ve tebdile uğrama diye bir şey söz konusu olamazdı. Zira aslı, Hz. Peygambere gelen şekliyle eksiksiz ve noksansız şekilde tesbit edilmişti.

Hz. Osman zamanında görülen lüzum üzerine, bu Mushaftan yeni nüshalar çoğaltılıp çeşitli memleketlere gönderildi.

Bugün elde mevcut olan Kur'anlar, işte bu Kur'an'dan çoğaltılmıştır.

Kur'an tesbit edilişindeki sağlamlık itibariyle, diğer ilâhi Kitablardan farklı olarak, hiçbir tahrifat ve değişikliğe uğramadan vahiy mahsulü olan şekliyle tesbit edilip ortaya konmuş; 1400 senedir de muhafaza edilerek gelmiştir. Bunda, Kur'an'ın edebî icaz ve i'câzının, yani, ezberleme kolaylığının hiçbir insan sözüne benzememesinin ve söz olarak hiçbir taklidinin yapılamamasının, edebiyatve belagatına erişılememesinin ve zaptında a'zamî titizlik gösterilmesinin büyük rolü olduğu kesindir. Fakat asıl sebeb, Kur'an'ı Cenâb-ı Hakk'ın hıfz ve himayesine alması, onu kıyamete kadar lâfızve mânâ bakımından bir mu'cize olarak devam ettirmeyi taahhüd etmesidir. Nitekim Kur'an'da şöyle buyurulur: «Muhakkak ki bu Kur'an'ı biz indirdik ve onu koruyacak, muhafaza edecek, devam ettirecek de biziz.:.» (Hicr, 9).

Bugün yeryüzündeki bütün Kur' anlar aynıdır. Hiçbir farklılık ve değişiklik yoktur. Ayrıca milyonlarca hafızın ezberinde bulunmakta, her an milyonlarca dil ile kırâet edilip okunmaktadır. Bu özellik, Kur'an'dan başka herhangi bir beşeri kitaba nasib olmadığı gibi, semavi kitablardan hiçbirine dahi nasib olmamıştır. Allah'ın son kelâmı, hükmü kıyamete kadar baki ezelî fermanı olan Kur'an'ın, böyle eşsiz bir makam ve ulvi bir şerefe nail olması da, elbette zaruri ve lüzumludur.

şimdi hâlâ bu safsatalaralamı uğraşacagız.

sizin bu gibi açmış olduğunuz konular gerçekten çok müthiş.siz perdenin öbür yüzünü göremiyorsunuz.aslında içimden size böyle konu açdığınızdan dolayı teşekkür etmek geçiyor.yüce rahman ne buyuruyor.(sizin şer gördüğünüzde hayır vardır, hayır gördüğünüzde şer vardır. siz burda milletin hayrını görsen bu konuları açmazsın.

not: ALLAH (c.c) dilerse gayrı müslimi islama hizmet ettirir.o nun haberi bile olmaz.

ALLAH nurunu istemeseler bile tamamlayacaklardır. vesselam...

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Misafir
Bu konu artık başka yanıtlara kapalıdır.
  • Benzer Konular

    • Düşman için Yap Allaha Havale Et..

      Arkadaslar düşman icin bir su veya bir avuc topraga mucadele suresini okuyun kapisina mumkunse evin icine serpin gorev bitmistir   allah dusman seytan serrinden hepimizi korusun!!!!!!!!!!!!!!!

      , Yer: Havas & Hüddam

    • İş HayatınıN KötÜ Gitmesİ İçiN

      hindistanda artık kullanılmayan bir uyguılamadır çünkü herkez tarafından artık biliniyor bu uygulama eskiden bir oyun olarak hediye edilirdi santraç gibi ilerlemeli bir oyun 17 idi adı ama bu oyuna gizlenmiş bir büyüdür. hediye edilen kişiye birde oynaması için fildişi bir kale hediye edilirdi. kalesi her uynadığında bir kaleye geldiğinde bir olmsuzluk yaşardı. öfke para kaybı hastalık gibi.   örnektir yapsanızda bir işe yaramaz

      , Yer: Büyü

    • Düşmanı Helak Etmek için

      Bir Arabi Ayin Son çarşamba Günü Bakire Bir Kiza Hamur Yoğutturulur Ve Bunu Nohut Miktarinca Küçük Parçalara Böldürülür 1001 Tane Olacak 1001 Defa Ya Kahhar Okunur üzerine üflenir O Hamur Deneleri Güvercinlere Saçilir Kuşlar Onlari Yerken Tevekkelü Ya Birkan Bi Helaki Fülan Bin Fülan Bi Hakki Hazihil Esmaişşeriyfeti Hiyel Acel Denir Oradan Arkasina Hiç Bakmadan Uzaklaşilir .

      , Yer: Büyü

    • Sevilmeyen Düşman Olunan Bir Kişiye Zarar Verdirmek için Yapılması Gerekenler

      Bir kimsenin üzerine bela gelmesini yahut hastalığa yakalanmasını istiyorsanız o kişi için şunları yapmalısınız.Cumartesi gününe girilen ilk saatlerde Cumartesi günü ayın son günlerine denk gelirse daha etkili olacaktır.Bir kurşun levha almalı ve bu kurşun levhanın üzerine dar yazmalıdır.Daha sonra bu levha üzerindeki yazıya bakışlar sabitlenerek 110 defa arka arkaya dar denir.Sonra zarar görmesi istenen kişinin zarar görmesi için dua edilir . Yine bu levhanın kişinin evinin ya da iş yerinin iç

      , Yer: Büyü

    • Sırlı Yasin Okuması (Hacetler İçin)

      Uygulama:Cuma gecesi Yasin suresi bir defa okunur.     1.ayet 1000 defa (Yasin harfi)     Yasini uzatarak okursanız daha tesirli olur.Yaasiiin (islam anahtarı)     58.ayet 313 defa, 82 ve 83.ayetler 313 defa tekrarlanır.     sonra aşağıdaki sırlı esma duası 100 defa okunur.     " Yâ Hû sirrullah Yâ Hû şifatullah Yâ Hû Zâtullah Yâ Hû vücudullah Yâ Hû ef'alullah "     Fazileti     Bereket,rızık ve olmasını istediğin hacet ve ciddi zafer için çok etkilidir.   alıntı

      , Yer: Dilek Duaları

×
×
  • Yeni Oluştur...