Jump to content

Pozitif Düşünce+Çekim Yasasına Dair Yaşadığım(ız) Bir Olay...


Guest echo

Önerilen Mesajlar

Bugün pozitif bir şekilde sonuçlandırdığımız bir deneyimi paylaşmak istiyorum sizinle.Olabildiğince kısa tutmaya (evet bence de kısa olamayacak lakin en azından kısa tutmayı deneyeceğim:))ve hepinizin anlayabileceği şekilde örnekler vermeye özen göstereceğim ama önce kısaca konusundan bahsedeyim;

 

2 kardeş,farklı bir ailenin 2 kardeşiyle 1'er sene ara ile evleniyor.Gayet sakin dingin,sorunsuz evlilikler yaşıyorlar ve aile bağları çok güçlü.Lakin babalardan biri vefat edince ve geride de yüklü bir miras kalınca,bu mirasın içeriği de bağ, bahçe, tarla gibi çok kolay bölünüp ayrılan şeyler olmayınca,doğru ve adil şekide paylaşamadıklarını düşünen iki kardeş arasında gizliden gizliye bir tartşma başlıyor.Tabii zaman içinde sorunlar eşlere yansıtılıyor,eşlerin yorumları,fikirleri şu bu giriyor olaya ve kurulan yanlış cümleler,kontrolsüz öfkeden kaynaklanan eylemler de yaşanınca, 2 evlilik birden aynı anda zarar görüyor.Tabii bu arada herkes mecburen bir taraftan da kardeşine de sahip çıkmak zorunda kalıyor,işin içine anneler ve diğer kardeşler giriyor ve boşanma davaları açılıyor.Bire bir görüşmeme kararı alıyorlar ve her türlü görüşmenin avukat aracılığla yapımasına karar veriyorlar.Yani anlayacağınız işler arapsaçına dönüyor ve içinden çıkılmaz bir hal alıyor.Olayın mağdurlarından biri,çok yakın bir arkadaşımın arkadaşıydı ve bu vasıta ile,bundan hemen hemen 50 gün gibi bir zaman önce,tanışmış olduk.Annesinin evine döneli 1 hafta gibi bir zaman olmuştu ve ona yardımcı olabilecek herşeye,herkese ihtiyacı vardı.Çok çaresiz olduğunu ve hiçbir çıkış yolu olmadığını düşünüyordu.Bu evlilik bitecekti.Ama çok emin olduğu ve hepimizi de buna ikna ettiği tek birşey vardı;o eşini çok seviyordu ve bu evliliğin bitmesini kesinlikle ama kesinlikle istemiyordu!

 

Ben son 4 yıldır ''pozitif düşünce'' felsefesiyle yaşayan ve bunun evren ve canlıları üzerinde bıraktığı güce çok güvenen biriyim.Çekim yasasının ve buna bir kaç teorinin de varlığına da inanıyorum.(zaten bununla alakalı fikirlerimi de farklı yerlerde açılmış konularda bir çok kez beyan ettim)Etrafımda ki çocukluk arkadaşlarımla beraber bu konular üzerinde kendimize göre araştırmalar yapıyor,kendimizce veriler topluyor ve denemeler yapıyoruz.Ve öğrendiklerimizi de önce kendi hayatlarımızda denedik,denemeye de devam ediyoruz.Yani hiçbirimiz profosyonel değiliz;kaldi ki bu konuda '''profosyonelim ben'' diye ortaya çıkanlara da çok sıcak bakmıyorum;her insanın parmak izi nasıl farklıysa,enerjisi,yetenekleri ve algılamasıda farkı oluyor.Ve her insan ancak belirli bir bilgi dağarcığına sahip olduktan sonra deneme-yanılma yoluyla,kendine ait bir çekim yasası tekniği geliştirebilir ve devreye sokabilir diye düşünüyorum.

 

Tamam,tamam,kısa kestim, sadede geliyorum:)

 

İlk 4-5 gün,bizler değişik saatlerde yanına giderek,mesajlar atarak,telefon ya da msn kanalıyla,farklı zaman dilimlerinde,ummadığı anlarda,sohbet aralarında,konuyu her açtığı ve ''ne yapacağımı bilmiyorum,çaresiz kaldım'' dediği ve konuşmaların zaan zaman gözyaşlarıyla bittiği anlarda(ki bunu o dönemlerde çok tekrarlıyordu,bazen de bilerek tekrar etmesi daha rahat telkinde bulunabilmemiz için ona fark ettirmeden üzerine gidiyorduk) ''kesinikle çaresiz değilsin,çünkü...''ile başlayan,ama kesinlikle çok uzun ve karmaşık olmayan cümleler kurarak, kendi etrafına yaydığı ve bir süre sonra içine hapsolup kalığı o negatif enerji duvarını onu yormadan zedelemeye çalıştık.Enerji dengesini birden allak bullak etmeme adına,saatler süren sözlü telkinlerden,sohbetlerden kesinlikle uzak durduk.Önemli olan çaresiz olmadığının kendisinin farkına varıp telafuz eymesi,yani buna inaması ve ,kendi yaydığı enerjiyi kendi kaldırmasını sağlamaktı;ki bunu yaklaşık 6 gün sonra kendi dillendirdi.

 

'Çaresiz değilim aslında belki ama ne yapacağımı,nasıl yapacağımı bilmiyorum,her kafadan bir ses çıkıyor,boğuyorlar beni'' cümlesini telaffuz ettiği gün,(duvarlar kırılmaya başlamıştı),inançlarıyla alakalı çok uzun bir sohbet ettik.Allah inancı sonsuzdu.Ona, esmalardan ve güçlerinden bahsettik.Hepinizin,hepimizin bildiği bazı esmaların destek gücüne ihtiyacı vardı.Ona,eşi ve eşinin ailesi hakkında olumsuz konuşan ve bir şekilde onlarla ayını ortamda kalmaya mecburiyetinde kaldığı insanlara karşı,onları susturmak için bu esmalardan destek almasını tavsiye ettik.Kesinlikle baskıcı davranmadan,''bunu yüzde yüz inanıyorsan ve gerçekten işe yarayacağını düşüyorsan yap'' dedik.İnandığını söyledi ve onu çok bunalttıkları zaman ya yüzlerine okudu,ya pişirdiği çaya-kahveye kahveye,ya da ne bileyim ben,yaptığı tatlıya,yemeğe v.s okudu ve Allahtan ona yardım etmesini istedi.(dip not-Bu esmaları okuyup bitirdiği zaman,''Allahım şu anda benim yanımda,ve sen(sözleriyle onu rahatsız eden kişi/kişiler kimse) artık benim geçmişim ve geleceğim hakkımda konuşup beni üzemeyeceksin''cümlesini tekrarlıyordu sürekli)Ayrıca günlük olarak yaptığı ibadetlerini de kesintisiz devam ettirdi.

 

Süreç bu şekilde devam ederken,negatif düşüncelerden daha çabuk

kurtulması için bir takım konsantre olma teniklerini öğrettik ona.Bu teknikleri her yerde bulabilir ve öğrenebilirsiniz.Ama bunun yanı sıra,basit gündelik davranışlarla da onları anında aklından atabilirdi.Mesela olumsuz bişi düşünmeye başladığı zaman,aklına gelen ilk hareketli şarkıyı söylemek(hatta bunu ilk söylediğimde,ya benim aklıma o anda şarkımı geliyor dedi,bende ona ''manda yuva yapmış söğüt dalına''yı söyle demiştim,hep onu söylemiş:)),koltuğundan hemen kalkıp gidip bir yudum su içmek,ya da balkona çıkmak,saymak zorunda olduğu bir modeli olan bir örgü örmek,tetris ya cep telefonundaki herhangi bir oyunla uğraşmak...v.s gibi bir şeylerle oyalanıp olabilecek en kısa sürede o düşünceyi hemen kendinden uzaklaştırdı.İlk başlarda zorlansa da,belirli bir süreden sonra düşüncelerini ufak ufak kontrol altına almayı becerebildi.Zaten bunu 3-5 kere yapabildikten sonra,devamı siz istemeden geliyor.Unutmayın,herşeyin ilki çok zordur,sonrasında alışırsınız ve siz farkına varmadan yapmaya başlarsınz.''Düşüncelerinize dikkat edin,eylemlerinize dönüşür'' sözünün altında yatan gerçekte budur zaten.

 

Sıra çekim yasasını şöyle ucundan,azıcık bir tetiklemeye gelmişti.Onun geçmişinden kurtulmak gibi bir sıkıntısı yoktu,geçmiş çok güzel anlarla doluydu,sadece belirli bir süreyi hayatından çıkartıp,kaldığı yerden yoluna devam etmesi gerekiyordu.Mucize istemiyordu,yaşadığı bir takım kötü günler vardı,bunun suçlusu yoktu,mutlaka hataları vardı ama onları irdelemek istemiyordu.Karşılıklı kullandıkları sözlerden dolayı,ya da hareketlerden v.s dolayı kendini affediyordu,eşinden de özür diliyordu.Karşılaştıkları zaman eşi de ondan özür dileyecekt ve 2 tarafta olayı uzatmayacak,hemen bitecekti.Kendi istediği bir zamanda,bir mekanda,bilinçaltını tamamen/ya da tamama yakın,boşaltıp,tekrar ettiği cümleler bunlar oldu.Günün her saati değil,rahat,huzurlu ve sakin olduğu herhangi bir zaman dilimde kendince yaptığı ve kimse tarafından sorgulanmayan bir yöntem geliştirdi.Yasayı tam anlamıyla kavramaya başladıktan sonra,ona eşini çağırabilmesi için en uygun sesleri ve yolları bulmaya çalıştık.

 

Ben kendi adıma şuna inanıyorum ki,ikili ilişki üzerine uygulanan çekim telkinlerinde,çiftlerin kendilerine özel şeyleri ortaya çıkarmaları gerekiyor.En basit örneğiyle,evet hepimizin nufus kağıdında yazan ve kullandığı bir adı var;lakin bir de bunu yanında,eşler arasında kullanılan bir takım isimler,kısaltmalar ya da lakaplar var.Bu yüzden de eğer eşinizin adı ahmet/ayşe ise,ama siz ona beraber olduğunuz sürelerde bu ismi kullanmak yerine,'' aşkım,tavşanım,çiçeğim'' diye hitap ediyorsanız,çekim yasasını devreye soktuğunuz zamanlarda da bu şekilde çağırmanız gerektiğine inanıyorum.O bunu yaptı.Kendi yemeleri için,onun çok sevdiği bir yemeği hazırlarken,ona evde kendi aralarında kullandığı isimle hitap etti;mesela;''kuşum,yemek hazır,hadi gel''...Bu çağırma telkinleri esnasında,sadece eşine yoğunlaştı ve kendi inandığı bir sayıda,(5,9,17,20..konsantre olabilme süreniz önemli,sayı değişebilir)bunu yineledi.Eşinin ona çok yakıştığını söylediği renkte giysiler giydi,onun aldığı eşyaları kullandı,ya da makyajını onun sevdiği şekilde yaptı.Sanki 1-2-5 saat sonra kapı çalacak,eşi gelecek,evlerine gidecekler ya da yemeğe çıkacaklarmış gibi hep hazır tuttu kendini.Tabii bu davranışın onun hayatı üzerinde bir etkisi bir daha vardı;aynaya baktığı zaman gördüğü görüntü zavalı aciz, mutsuz, mızmız bir kadın olmaktan çok uzaktı ve pozitif kaldığı sürece negatifliklerle başa çıkabilme şansı çok yüksek oluyordu.Bu süre zarfı içinde,hiçbir şekilde ağlamadı.Gözyaşı her ne sebeple dökülürse dökülsün,insanı acıtır.Acı negatif bir duygu olduğu için,çağırdığı şeylerde bu yönde olur.Kendinin ve başkasının ona bunu yapmasına asla müsade etmedi.Ve hiçbir şekilde geri gelmeme,barışmama ihtimalinin olduğunu düşünmedi.Eşi onu aradığı zaman(arayacaktı),telefonu açtığı an nasıl bir ses tonuyla ''alo'' demesi gerektiğinden tutun da,görüşmek isterse gidecekleri yerde giyeceği kıyafeti,ya da eve geldiğinde oturacağı koltuğun hangisi olduğundan tutun da,pişirdiği kahveyi sunacağı fincan ya da tepsiye kadar herşeyi ama herşeyi prova edip canlandırdığımız dehşet zamanlar oldu.Aslında bu çok eğlenceli oluyor,eğer yanınızda size o enerjiyi verip tetiklemeyi beceren yakın bir arkadaşınız ya da dostunuz(dostlarınız) varsa,olay daha da keyifli bir hal alıyor.Onu gerçekten tetiklemeyi başardığımız ve çekim yasasını tamanen devreye sokabildiğimiz bir öğleden sonra,bizden birinin bilerek çaldırdığı telefonunu eşi sanıp koşarken kilime ayağa takılıp düştü,yerden kalkmaya çalışırken de bir taraftan,''dur aşkım geliyorum,geliyorum'' diye ona sesleniyordu.Başarmıştı,hayalin içine girmişti,o anı tamamen yaşamıştı.Tabii o telefona gittiğinde,biz kahkahadan iki büklüm olmuş bir şekilde yerlerde sürünürken,onun sinirden,kendini kaybetmiş bir halde saydırdığı küfürcükleri dinleyince, dağarcığının ne kadar gelişmiş olduğunu da anlamış olduk,o da ayrı bir hikaye:)

 

Hayal dünyasında yaşamadan,hayal kurmayı öğrenmek ve o hayalin içine girip onu hayal olmaktan çıkarıp gerçek bir sahneye çevirmeyi öğrenmek...Evet zor gibi görünse,emin olun bu imkansız değil.Bunu sizde yapabilirsiniz.Farkında olmadan ne kadar zor şeyleri başardınız düşünsenize?Yiyecekleri çiğnemeyi,yutmayı,yürümeyi öğrendiniz,konuşmayı öğrendiniz,yazmayı,okumayı öğrendiniz...Bunlar çok mu kolaydı sanıyorsunuz?Birşeyleri ilk çiğnemeye başladığını zaman,acaba yutmayı beceremeyip kaç kez pufff yapıp her tarafı yiyeceklere buladınız?Ya da emeklemekten bıkıp ayağa kalkmaya çalışırken,kaç defa popişinizin üzerine düşüp canınız yandı?Şimdi takır takır sıraladığınız cümleleri seslendirirken,acaba ''r,y,s,p'' gibi harfler bu kadar kusursuz mu dökülüyordu dudaklarınızdan?Bu kadar seri okuyabiliyor,ya da kusursuz yazabiliyormuydunuz bir zamanlar?Ama şimdi bunları yapıyor olabildiğiniz için size kolaymış gibi geliyor değilmi?.O zamanlar bunları yapmak için ne kadar enerji sarfettiğinizi hatırlamıyorsunuz.Doğal olarak hatırlanmayan herşeyin zorluğu da, karışıklığı da beyninizin bir tarafında unutulup gidiyor.Canlandırmalar yaparken,umutsuzluğa kapılma ihtimaline karşı ona kurduğum cümlelerin bir kısmı bunlardı,Motive etmek(olmak),cesaretlendirmek(cesaret),ve inandırmak (inanmak)...Ölçüyü kaçırıp,karşıdakilerin size delirmiş ya da çıldırmış gözüyle bakmasını sağlamadan,birine,birilerine ya da en başta kendine yenilmeden ,zamana yenilmeden hedefe kilitlenmek ve sonunda ''budurrr işte'' diyebilmek...O anın hazzını size anlatamam kimse de anlatamaz;ancak yaşamanız gerekiyor.

 

O bütün bunları kendi istediği şekilde ve kendi düzeni içinde yapmaya devam ederken,bizde,arkadaşları,dostları olarak ona kendimizce geliştirdiğimiz(aslında bu bizim bir kaç tekniği bir araya getirdiğimiz ve kendimizce harmanladığımız bir terapi,biz böyle düşünüyoruz) yöntemlerle ona yardımcı olduk.1 aydan sonra düzenli olarak her gün aynı saatte,(mesela akşam saat 11)kendimizi en rahat hissettiğimiz kıyafet ve pozisyonları alıp ve tamamen onlar için konsantre olup(beraber yaptığımız çalışmalarda konstrantre süresi en düşük olan arkadaşımızı baz alıyorduk),içinde onun ve eşinin adının geçtiği (telekult yöntemi değil,dua içermiyordu)ve onun hazırladığı kısa bir metinle, çekim yasasını devreye sokmaya çalıştık.Ama onun kendi başına yaptığı çalışmalar olduğu gibi,bizim de dönem dönem onu enerjisini yüksek tutma adına yaptığımız çalışmalar olduğunu da eklemem lazım sanırım..

 

Tam 11.günün öğleden sonrasında,48 gün boyunca aramayan eşi arayıp,''görüşmemiz lazım sanırım artık,yeter bu kadar kafa dinlemek'' dediğinde,o telefonu açmaya giderken yine düşmüş biliyor musunuz?Telefon açıp,''o aradı,akşama yemeğe çıkacağız'' demesinden tutunda,bizim işimizi gücümüzü heşeyimizi bırakıp, apar topar diğer kızlarla toplanıp onun evine gidişimiz,kapıyı açtığında 6 tane 30 yaşını geçmiş kadının yerlerde, kahkahalar,çığlıklar atarak,''olay budurrrr,lalalaaa'' çığlıklarıyla timsah yürüşü yapıp evin her odasına girip çıkmasını dahi(gerçi apartman görevlisinin panik halinde kapıya dayanıp ''iyimisiniz,ne oluyor,apartman yıkılıyor''demesi, uzaylı görmüş gibi yerlerde sürünen bizlere bakması planlarımızda yoktu ama) daha önceden planlamıştık biz...

 

3 gündür yeniden beraberler.Kafasında tasarladığı gibi bir buluşma yaşamış ve o gece,daha önce düşündüğü şeylerin dışında, eşine hiçbir cümle kurmamış.Elbette sorunlar bitmiş değil;birinin ağabeyi,diğerinin de kızkardeşi hala boşanmayı düşünüyor.Ailelerinin içinde hala bir takım sıkıntılar ve sorunlar var.Hatta kardeşleri şu anda onlar barıştı diye çok tepkili...Ama o artık şunu çok iyi öğrendi;''Bundan sonra ne düşünürsem,ne şekilde davranırsam ve neyi nasıl çağırırsam,o bana istediğim gibi geri dönecek.Olumsuz düşünmek bana hiçbirşey sağlamadı ve sağlamaz.Ben artık hep güzel düşünüyorum,etrafımdaki hiçkimse ve hiçbirşeye onu mutsuz edecek bir enerji göndermiyorum.Bu yüzden de hayatımda istemim dışında olabilecek olan tüm olumsuz zaman dilimlerini,sahip olduğum bu enerji ile lehime cevirebilecek gücüm var.Allahım da benim yanımda,beni o yarattı ve ben üzülmek istemezsem,benim üzülmeme müsade etmeyecek.''...

 

''Çaresiz kaldığınızda çare gene sizsiniz...''Bu hepimizin bir yerlerde rastgeldiği,belki öylesine okuyup geçtiği,çok basit gibi görünen ama açılımı ağırlığının onlarca katı olan kilit cümlelerden biri...Ölüm hariç(ki eğer inancı yüksek biriyseniz,bunun bile bir geçici süreli bir ayrılık olduğunu öğrenmişsinizdir)hayatta çözülemez gibi görünen her olayın, asıl anahtarının sizde olduğunu,ve siz o anahtarı koydunuzu unuttuğunuz yerden bulup çıkarmadan,hiçbir anahtarın o olayı çözemeyeceğini asla unutmayın...Ne kadar yanlız olursanız olun,etrafınızda birtek insan olmasa bile,Allah'ın ve meleklerinin sizi hiç bir zaman tek başınıza bırakmadığını,bırakmayacağını ve onu hissetmek istediğiniz her zaman diliminde,her yerde yanınızda olacağını unutmayın.O size şahdamarınızdan daha yakın;yani sizde...Bu cümlenin anlamını çözdüğünüz zaman,aslında ne kadar büyük bir gücünüz olduğunu,ve onu tam anlamıyla hissedip bütünleştiğinizde,ondan aldığınız kuvvetle neler yapabileceğinize gerçekten şaşıracaksınız...

 

 

BİLGİLENDİRME/DİPNOT-Sanırım bir yanlış anlama var;benden yaptığım kitabın ismini istiyorsunuz,lakin okuduğunuz bu yazı herhangi bir kitap/makale/şahıs sı değildir,bire bir kendi yönlendirdiğim deneyimlerimden biridir ve eklendiği tarihte benim kalemimden çıkmıştır. Konu üzerinde uzun zamandır araştırmalar yaptığımı zaten kanal içinde farklı bir sayfada ve okuduğunuz metinde bildirdim.Yaşadıklarım ve öğrendiklerimle alakalı herhangi bir ticari düşüncem olmadığı içinde,özelime gelen ''bizimle paylaş''mesajlardan yola çıkarak ayrı bir başlık altında sizlerle aktarmak istedim. 4 sene boyunca bu konularla alakalı diğer yaşadıklarımı da,-tabii şayet okumak isterseniz- elimden geldiği kadar hızlı bir şekilde harflere döküp sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

 

Sevgiyle ve çok mutlu kalın...

 

echo

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ınanılmaz guzel ya tekrar tekrar okuyabılırım :) bende bole olabılsem su pozıtıflık benım kımyamda yok sanırım hep kotu dusunce hep kotu dusunce hep kafamı kemırıyo bırseylr sankı kafayı yıcem en son bugun kuran okurken ne olur durun artık dıe cıglık attım delırıyorum galıba sureklı her bos kaldıgımda aglıyorum :( buda kotu enerjı demek asık oldugum adam yuzunden sanırım nedensız anı ve cok bedel ödeten bır ayrılık yasıyorum 2bucuk aydır:(

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
ınanılmaz guzel ya tekrar tekrar okuyabılırım :) bende bole olabılsem su pozıtıflık benım kımyamda yok sanırım hep kotu dusunce hep kotu dusunce hep kafamı kemırıyo bırseylr sankı kafayı yıcem en son bugun kuran okurken ne olur durun artık dıe cıglık attım delırıyorum galıba sureklı her bos kaldıgımda aglıyorum :( buda kotu enerjı demek asık oldugum adam yuzunden sanırım nedensız anı ve cok bedel ödeten bır ayrılık yasıyorum 2bucuk aydır:(

 

Sen,ben,o bu diye ayıramazsınız insanları;Allah bizleri yaratırken,hiçbirimize farklı gramajlarda bir öz vermiyor ki...Hepimiz eşit doğuyoruz lakin genetik,çevresel ya da eğitim faktörleriyle birbirimizin önüne,arkasına v.s geçiyoruz.Öncelikle benim kimyamda yok,ben

yapamam,edemem,öğrenemem,beceremem,anlayamam gibi kapalı cümleler kurmayın.Neden yapamayacaksınız?Kimden ne eksiğiniz var sizin?

Kötü enerjiden kastınız sanırım negatif enerji:)Mevlana'nın çok güzel bir sözü var;anımsayabildiğim kadarıyla şöyleydi;''Küpün içinde ne varsa,dışarı o sızar.Küp bal doluysa bal,sirke doluysa sirke...Bu yüzden öncelikle siz,küpünüze ne doldurmak istediğinize karar verin.Siz mutlu olmak isteyenlerden biri misiniz,yoksa hayatının geri kalan günlerini(ki daha ne kadar nefes alabileceğimizi nefesi bahşedendenbaşkası bilemiyor)mutsuz bir şekilde geçirmek isteyenlerdenmisiniz?Önce net bir şekilde buna karar verin ve bunu bir daha asla vazgeçmemek üzere kendinize bildirin.

Karar verirken öncelikle gerçekten iyi bir şekilde düşünün;çünkü ''mutlu olmak istiyorum''u seçip,sonra zorlanıp gene mutsuzluğa kaçarsanız,kendinizle dalga geçmiş,ona karşı yalan söylemiş,onunla oynamış olursunuz.Bu da sizi size karşı güvenilmez biri haline getirir ki,bu kendinize vereceğiniz en büyük zararlardan biridir.Şartlar ne olursa olsun,kararınızdan dönmemeniz ve asla teslim olmadan sonuna kadar direnmeniz gerekiyo,Kendinize bir sorun bakalım,bunu yapabilecek kadar cesurmuymuş:)

 

Yok yok,korkmayın,delirmek o kadar kolay bişi değil,ha deyince olmuyor:).Madem Kuran sesi(ki bu bir müzik,bir sohbet,bir su sesi v.s herşey olabilirdi)sizi o an için rahatsız etti,kapatıp ara verseydiniz ve başka bir şeye yönelseydiniz,Bazen insan o kadar gergin ve huzursuz oluyor ki,kendi düşüncelerine tahammül edemiyor,değil ki başka bir ses...Çığlık konusuna gelince de,ben de yapıyorum arada,valla çok da iyi geliyor,rahatlatıyor..Hatta bir keresinde geceyarısıydı,ev ayağa kalkmasın diye ağzıma yastığı kapatıp denedim,meğer yastığın orası sökülmüş,kuştüyleri ağzıma,burnuma doluştu,sabaha kadar nefes alamadım:)

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

okudum hepsnı..baştan berı ıstedgım yanımda boyle arkadaslardı ama yok napabılırım..benı sekılde yonlendırecek pes ettgmde yapabılırsın dıyecek her anımı gozetecek cekım yasası yapabılcegm dostlarım yok :( antalyada yasamanın sıkıntısı iştee....lutfen banada yardım et bnm durumum cok vahim ve 22 aralıkda davam var

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

mutlugelin7, iyi arkadaşların yoksa bir deftere nasıl arkadasların olsun ıstıyorsan onu yaz

benim böyle bir defterım var dıleklerımı yazıyorum

rastgele gerceklesıyorlar

110 dılek yazmısım

9 u olmus

2 ay once basladım ,hıc fena bır rakam degıl ne dersınız??

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

Misafir
Bu konu artık başka yanıtlara kapalıdır.
×
×
  • Yeni Oluştur...