Jump to content

Türk Resminde Minyatür...


Renan
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Minyatürler kitap resmi olarak yapılmaktadır. Kompozisyonlar dini ve dünyevi konulardan oluşmaktadır. Bu nedenle Uygur ordusundan, kıyafetlerinden ve silahlarından pek bilgiye rastlanmamaktadır.

 

Üslup özellikleri olarak 8. ve 9. yüzyıllarda lacivert zeminli minyatürlerde çizgi ve ışık-gölgenin aynı zamanda kullanıldığı görülmektedir. Portrecilikte ise ferdi portre özelliği verebilmek sanatı 750 yılından sonra Türk Uygur duvar resimlerinde karşımıza çıkmaktadır. Önceleri ayırdedilemeyen portrelerde altına ismi yazılırken artık realist portrelerde vücut ve yüz hatlarının detaylı olarak ele alındığı Uygur Sanatında görülmektedir.

 

“Selçuklu Döneminde Anadolu’da yönetici sınıfının üyelerini, Mevlâna’nın ve müritlerinin desteğinde oluşan sanat ortamında resim de ağırlıklı olarak yer almıştır. 12. yüzyılın ilk yarısından, 13. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Artuklu emirlerinin resim sanatına destek verdikleri, Türkiye’de ve Türkiye dışındaki kütüphanelerde bulunan minyatürlü kitaplardan anlaşılmaktadır”.

 

Minyatürlü eserlerden 10. yüzyılda El-SÛFİ’nin yazmış olduğu “Suvâr el–Kevâkib el-Sâbita” adlı astronomi kitabı, Dioskorides’in “Materia Medica” adlı kitabı, Ebu’l–İzz el–CEZERİ’nin “El–Hıyel el Hendesiye” adlı mekanik aletlerin çalışma sistemlerini anlatan kitabı örnek olarak verilmektedir.

 

Varka ve Gülşah mesnevisinin minyatürlerinde ise Selçuklu Dönemi sanatının en güzel örneklerine rastlanmaktadır. Osmanlı Dönemi’ne ait minyatür örnekleri “Dilsuznâme”, “Külliyât-ı Kâtibi”, “İskendernâme”, “Cerrâhiyetü’l – Hâniyye” adlı kitaplarda görülmektedir.

 

II. Mehmed’in isteği üzerine İstanbul’a getirtilen Venedikli ressam Gentille Bellini’nin yapmış olduğu II. Mehmed’in yağlı boya portreleri dönem ve Türk Sanatı için ayrı bir önem taşımaktadır.

 

16. yüzyılda minyatürün en verimli dönemleri yaşanmaktadır. Firdevsi’nin “Şahname” adlı kitabı ve Nizami’nin “Hamse” adlı kitabında da resim sanatının en güzel örnekleri verilmektedir. Matrakçı Nasuh, “Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn”, “Tarih-i Feth-i Şikloş” ve “Estonibelgrad” adlı eserlerinde Süleyman döneminin tarihi olaylarını konu olarak almaktadır.

 

Peygamberler tarihini konu alan “Enbiyanâme”, Osman Gazi’den I. Beyazıd dönemine kadar olan olayları konu alan “Osmannâme” de tarihi belge niteliği taşıyan minyatürler arasında yer almaktadır. Ayrıca Ressam Nigari, saray nakkaşlarından Ressam Şah Kulu ve Nakkaş Osman dönemin, ünlü sanatkârları arasında yer almaktadır. 1582 yılında Sultan III. Murad’ın oğlu Mehmed’in sünnet şölenlerini tasvir eden “Sûrname”, Müslümanların ilk dönemlerinin tarihinin ve Hz. Muhammed’in biyografisinin resimlendiği “Siyer-i Nebi”, Şahnameci Talîkîzade’nin ve Nakkaş Hasan’ın işbirliği ile yapılan “Şemailnâme” de tarihi belge değeri taşıyan eserler arasında yer almaktadır.

 

16. yüzyıl sonlarından itibaren imparatorluğun ekonomik gücünün azalmasıyla, resimli kitap üretimine çok fazla önem verilememektedir. Bu dönemlerde yapılan eserler arasında “Falnâme”, “Tac el – Tevârih”, “Şahname-i Nadirî”, “Tercüme-i Şakâ’ik-i Nu’mâniye” ve “Silsilenâme” yer almaktadır.

 

III. Ahmet saltanatının Pasarofça (1718) antlaşmasından sonraki 12 yıl bizim için Türk minyatür sanatının son parlak dönemi olarak önemlidir. İnce bir zevkin ve kültürel girişimlerin simgesel olarak ve Osmanlı payitahtındaki aristokrasinin de Lâle çiçeğine karşı ilgisini vurgulamasından dolayı “Lâle Dönemi” olarak adlandırılan bu dönem, aynı zamanda başkente İstanbul’da Avrupa’ya karşı uyanan merakı da belirler”.

 

“III. Ahmed’in himayesinde ve Lâle Dönemi’nin elverişli ortamında varlığını sürdüren Rokoko elegansına sahip 18. yüzyıl minyatür sanatı, bir önceki dönemin yoğun üretimine ulaşamasa da yine de oldukça kaliteli ürünlerle karşımıza çıkar. Bu dönemin en önemli resim sanatçısı asıl adı Abdülcelil ÇELEBİ olan Nakkaş LEVNİ”dir.

 

18. yüzyılda LEVNİ’nin minyatüre kattığı farklı boya tonlamaları, figürlerde değişiklikleri onu batı sanatına yakınlaştırmaktadır. “Portre ressamlığının, Türk Sanatında hatırı sayılı bir yeri olduğu, hiçbir İslâm ülkesinde Türkiye’deki kadar Padişah portresinin yapılmadığı görülür”. 19. yüzyılda Sefâretnâme ve Seyahatnâme türündeki eserlerin ardından batılı anlamda tuval resmi tercih edilmeye başlanmaktadır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...