Jump to content

Çekim Yasası Gel... Yok Vazgeçtim Git... Öff Kafam Karışık


Guest echo

Önerilen Mesajlar

Hepinize merhabalar...

 

Öncelikle, özelime attığınız tüm o güzel mesajlarınız için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim.Aslında bugün ''pozitif düşünce ve çekim yasası'' üzerine sizlerle paylaşmak istediğim bir deneyim hikayem vardı lakin kutumda ki ''pozitif düşünce'' mesajları,ve mesajlarda ki soruları görünce,olayı biraz daha kişiselleştirmenin,''neden başladın'',''nasıl başladın'' ,''neler yaşadın'' gibi sorularınıza biraz daha açık ve net cevaplar vermenin daha doğru olacağını düşündüm.Hepinize ayrı ayrı yazıp yollamak zor olacağı içinde,yazıp buraya eklemek daha kolay geldi.

'

'Her bitiş,yeni bir başlangıçtır''.

 

Bu 5 kelime,27 harften oluşan cümleyi ilk telaffuz ettiğim an ki görüntüm geldi gözümün önüne.Günlerdir sadece tuvalete gitmek,ya da su içmek için kalktığım yatağımın içinde resmen büzüşmüştüm;dizlerim neredeyse çenemdeydi.Başım o kadar ağrıyordu ki,artık dolgunluk dışında hiçbir şekilde varlığını hissetmiyordum;yastığım ise gözyaşından sırıksıklam olmuştu.Burnum tıkanmıştı,nefes almakta zorluk çekiyordum,ciğerlerim yanıyordu.Kafamın içinde sadece şu sorular vardı;''Ben bunu yaşamayı hakedecek ne yaptım?Ben bu hallere düşecek insan mıydım?Neden ben?''Takılmış bir plak gibi, hep aynı cümleler dönüp duruyordu beynimin içinde ve artık bitmiştim,tükenmiştim.Gücüm yoktu.Yoktu,kesinlikle benim artık yaşamaya gücüm yoktu!Geceydi gece olmasına da,saat kaçtı?.Ben kaç gündür böyleydim ve biz hangi gündeydik anımsamıyorum bile.Kimseyle(hatta anne-babamla bile) tek kelime etmiyordum,yemek yemiyordum,Herkesden,herşeyden nefret ediyordum.Benim canım yanıyordu,benim acım vardı,ben çok acı çekiyordum ve kimsenin beni hiçbir şekilde anlama şansı yoktu,çünkü bu benim acımdı...Bitti artık...Bitti...Herşey bitti.Ben bittim!!!Ve işte ölümle yaşam arasındaki o çizgiye geldiğim an.Saniyeler içinde kendime anlattığım ve inandırmayı başardığım ''özgür irade,benim yaşamım,benim bedenim'' hikayesi.Hayat çok anlamsız,herşey boş,çek git...

 

(Tanıdık geldi mi satırlar?Ağlamak,sızlamak,isyan etmek,bitap düşmek,bıkkınlık,yılgınlık...Çoğumuzun hayatında bu kadar uçta olmasa bile kenarında-kıyısında ya da buna benzer bir sahne/sahneler var değil mi?Sevgiliden-nişanlıdan ayrılmalar,evlenip boşanmalar,işten çıkışlar,ölümler,iflas edişler,parasız kalışlar kayıplar kayıplar,kısaca rengi,şekli,biçimi,modeli farklı olan o varlığına beddualar edilen felaket anları,tüm bedeni-ruhu vantuzlayıp esir alan ACI'lar...Yığıl kal bir köşeye,hayatın bir köşesine sin ya da sindiril,büzül,büzüş,kapa bütün kapıları,yok ol,yak gemileri,yık tersaneleri,batsın bu dünya!)

 

Sonrası mı?Kararı verdim,ben kesin intiharı edeceğim.Şimdi okuyacağınız satırlar ise o anlarda ki,iç seslerimin sohbeti;

 

Tamam et de,önce bir kalk,abdest al,namaz kıl.

Neden?

E hep öyle yapılıyor ya!Çok büyük bir günah işleyeceksin,bari önce af dile!

Yahu benim kolumu kaldıracak halim yok başım çatlıyor,yorgunluktan bitap düştüm,ne abdesti?Hem ben namaz kılmayı bilmiyorum ki!

Ama yeni bir hayata başlayacaksın orada,burası bitip orası başlayacak!

 

Ve işte şimşeğin çattığı o an;

 

Her bitiş bir başlangıçtır!

 

Ya ben şimdi ,şu anda bunları sizlerle paylaşırken,bu satırları yazarken ve o anlarımı düşünürken aptallığımın sınırsızlığına bakıp nasıl kahkaha atıyorum bilemezsiniz...Dibe vuruşum,bitişim,çektiğim acı dolu bitmez tükenmez saatlerim,dökmeyi nasıl becerdiğimi bile bilmediğim o kadar gözyaşım...Perişan olan,çaresizlikten kıvranan,ama benim kendimi kapatıp ulaşmalarına müsade etmediğim anne-babacığımın o içler acısı hali...Ağlanacak halime gülerim'' derler ya,işte o durum bu.Aslına bakarsanız anca şimdi farkettim de,(çünkü o anı unutmuştum,ilk defa satırlara döküyor ve sizlerle paylaşıyorum)kendime ne kadar çok zarar vermişim ben!Gerçi acı ve mutluluğun çok bireysel olduğunu düşünmüşümdür hep;kimse kimsenin ne acısını,ne de sevincini yaşayan kadar anlayamaz ve anlamamalı da.Çünkü yaptığınız her empatiyle,o acıyı kendi yaşamınıza alıp hapis ediyor ve yaşanmaya hazır bir şekilde bekletiyorsunuz.Lakin şu da var ki,eğer ben o günlerde bütün o acıları yaşamasaydım,bugün,bu kadar mutlu,keyifli,huzurlu biri olmayı hiçbir şekilde öğrenemeyecektim.Bunun için şükür etmem gerekiyor Allaha...

 

''Her bitiş bir başlangıçtır''...Tekrarlaya tekrarlaya uyumuşum.Nefis bir güne uyandım.Güneş vardı,kuşlar uçuyordu.İyi de bananeydi tüm bunlardan?Şu anda benim hayatımın mevsimi kıştı;yağmuru-çamuru aşmıştım,fırtınalara,hortumlara hatta tsunamilere geçmiştim.Bence artık benim kıyametim kopuyordu.Ya iyi de dedi iç sesim,''sen hiç 12 ay süren,bitmeyen kış gördün mü nefes aldığın sürece?Her kıştan sonra bahar gelmedi mi,ne oluyorsun,senin içn de güneş doğacak''Benim cevap hazırdı,''ya boşversene,bırak bu mutluluk oyunlarını''...

 

(Eğer ''bakmak ve görmek'' arasındaki farkı bilemeden bakıyorsa gözleriniz etrafa, kulaklarınız''beterin beteri var'' cümlesini duyduğuna,diliniz ''tabii tabii öyle'' derken,beyniniz ''öff,hep aynı masalları dinlemekten bıktım'' diyorsa,''hayat'' denen kutunun içinden,sadece mutsuzluk,acı,gam,keder,üzüntü gibi olumsuz duyguların çıktığını düşünüyorsanız,''mutluluk'' kelimesinin açılımı yoksa hayatınızda,sahip olduklarınızın farkında değilseniz,yetinmeyi bilmiyorsanız,''daha fazla istiyorum'' derken,neyi daha fazla istediğinizi tanımlayamıyorsanız,mutlulukların aslında çok ulaşılmaz,bulunmaz,yaşanmaz v.s olduğunu tekrarlıyorsanız, kendini yiyip bitiren/bitirecek olanlardan birisiniz demektir.Tıpkı bir zamanlar benim olduğum gibi...)

 

2 tane ''ben''e sahiptim o dönemlerde...Birisi polyanna masallarıyla büyütülmüş,el üstünde tutulan,korunan kollanan,meleklere,erenlere ermişlere inanan,iyi huylu,olumlu,şirin,sevimli,cici,mutlu minik bir prensesti.Diğeri ise çalışan,çabalayan,ezildikçe ezmeyi,ezdikçe nefreti,kazandıkça kaybetme korkusunu,korktukça hata yapıp kaybetmeyi,kaybettikçe hırsı,hırslandıkça yorulan,insanlara hep şüpheyle yaklaşan,kocaman kocaman savunma duvarları örüp,sonra içinde kaybolan,''daha çok öğrenmeliyim'',''daha çok başarmalıyım'',''daha iyi olmalıyım'' diye kendini paralayan garip bir yaratık...İyi de ben hangisiydim?Bu iç çatışmasıve beynimin içinde yankılanan sesler beni deli ediyordu!Ha benim kendi ikilemlerim kendime yetmezmiş gibi,bir de dışarıdakiler vardı.İş hayatım,sosyal hayatım,özel hayatım...Birini topla biri bozuluyor,biri artıya çıktığında,diğeri eksiye iniyor.İbre bir orada,bir burada...İnsanlar iyi miydi yoksa kötü mü?Birine güvenmeliymiydim yoksa uzakmı durmalıydım?Neden kimseyi mutlu edemiyordum ben?Ne zamana kadar böyle arada kalacaktım?Yarın ne getirecekti?Soru soru soru,ama cevaplayacak kimse yok...Sonunda olan oldu,patladım...Bir anda hayatım allak bullak oldu,ve sahip olduğum herşeyimi kaybettim.

 

Hayatım hep okumakla,birşeyler öğrenmenin peşinde koşmakla geçti.Romanlar,hikayeler,şiirler,hatta kitabı okumadan önce yazarının hayat hikayesiniokurdum;kalemini daha iyi anlamak için.Sosyoloji,psikoloji,felsefe vazgeçilmezimdi...Tuvalete bile giderken kitap alırdım elime;gazete filan değil.Yatağımın içinde hep en az 2 kitapla uyudum.Binlerce sayfa bilgiyi orasına burasına hapsededen,herkese akıl hocalığı yapan,her konuda çatır çatır saatlerce tartışan,farklı bakış açılarını bulup ortaya çıkaran ben,şimdi zavallı,çaresiz,bir halde bir köşeye fırlatıp atılmıştım.Niye hiçbiri bir işe yaramıyordu?Elimde koca bir avuç soru işareti,ne yapacağını bilmez bir halde orda öylece duruyordum işte.Aciz...Hayatım boyunda nefret ettim bu kelimeden ben!Bence en büyük küfürden daha büyük bir küfürdü bu kelime,çok büyük bir hakaretti,yenilir yutulur gibi değildi.Birisi söylese,kadınlığıma filan bakmazi garanti ağzını burnunu dağıtır,atardım bir köşeye.Ama içimden bir ses ''acizsin sen kızım'' diye bağırıyordu bana ve ben hiçbirşey diyemiyordum ona...

 

İşin en kötü(ya da en iyi) taraflarından biri,çok yakın arkadaşlarımında o dönemlerde benden farklı bir durumda olmamasıydı.Tencere-kapak misali,hepimizin elinde bir mendil,kocaman kocaman sorun balyalarını kucaklamış,salya sümük dolanıp duruyorduk etrafta.Biri ''a'',dese,grup halinde ağlamaya başlıyorduk.Mutlu bir insan görmeye tahammülüm(üz) yoktu,Sanki gülmek günahların en büyüğüydü.Ölmeden cehenneme atılmıştık,yanıp duruyorduk.(o hikayeleri de ayrıca paylaşacağım sizinle)

 

''Çıkış,çıkış,çıkış'' diye paralanırken,hepimiz kendimize,kendimizce bir ışık arama derdine düştük.Biri namaza,zikire,dua ya sarıldı.Diğeri psikolog psikolog gezdi.Bir diğeri resmen falcıların büyücülerin kapısında yatıp kalkmaya başladı.Ben ise sadece gözlemledim onları.Evet,tamam kabul ediyorum,olumlu birşeyler yaşıyorlardı.Mesela psikoloğa giden arkadaşım,2-3 ya da 4 gün rahatlıyordu;lakin sonrasında gene aynı umutsuzluk devam ediyordu.Diğeri falcıdan muskayı alıyordu,5-10 gün ''iyi geldi,iyi geldi''diye lay lay lom ortalıkta geziniyordu,tam gitsem mi acaba diye düşünürken, küttt, bir düşüş,haydi sil baştan....Zikir(sanırım en doğru tanımı bu) yapan arkadaş iyice uçtu,onun hikayesi ayrı bir konu...Bir seferinde,hayatı boyunca arka arkaya 7 kere dua okumamış kadın,sözüm ona ilim,irfan(!) sahibi birinin aklına uyup,9 saat içinde kesintisiz 3.000,tane fatiha,5000 tane de esmayı okumayı başarmış,lakin sonunda bayılmış,hatta sinir krizleri geçirmiş,kaldırıldığı hastahanede ki beyaz önlüklü acil doktorlarını,sonunda onun dileklerini,dualarını kabul eden ve yanına gelen '' ermiş dedeler'' zannetmiş,''sonunda geldi,hemde bir tane de değil,2 tane birden'' diye havalara fırlayıp doktorların elini öpmeye,ayaklarına sarılmaya çalışmış.:)Tövbe tövbe ya,şimdi gülüyorum tüm bunlara ama,düşündüm de,cidden ne kadar zor günler geçirmiş,nerelerden nerelere gelmişiz biz...

 

Tüm bunlar yaşanırken,ben iyi bir gözlemci olmanın ilk meyvesini aldım,arkadaşlarımın kendini kısa süreli iyi hissetmesinin tek bir nedeni vardı;'düşünce gücü''...Psikolog ve falcıya giden 2 arkadaşım da,kısa süreli de olsa,moral buluyordu.Farklı düşünceler,farklı bakış açıları,''herşey düzelecek,sen(dualar) bunu aşacaksın'' düşüncesi...Telkin ve terapilerle olumlu birşeyler yüklenip geliyorlardı,lakin onu belirli bir seviyede tutmayı beceremedikleri için,bir zaman sonra dejarj olup gene eskiye dönüyorlardı.O zaman ne yapmalıydım?Bende bunu araştırmalıydım;Olabilir miydi peki böyle birşey?

 

Çılgınca bir eforla,günlerce,gecelerce araştırdım...Kitapçı kitapçı gezip bu konularda çıkan ve bulabildiğim bütün kitapları topladım.Bir elimde keçeli kalem,bir elimde defter,kitapların özetlerini çıkarmaya çalışıyordum.Ama elime geçen şeyler beni bir türlü rahatlatmaya yetmiyordu.uygulayamıyordum;çok karışıktı.Hatta 3-4 ay sonrasında ''Secret'' mucizesi(!) patlak verdi,yer yerinden oynuyordu.Yurt dışından getirtip hemen okudum.internette binlerce sayfa,bence birbirinin tıpkısının aynısı olan hikaye buldum.En saçma tarafı da,herkesin öncelikli derdi para,iş gibi maddesel şeylerdi, benim derdim de ''mutluluk,''iç huzuru''gibi tamamen maneviyatla alakalı konulardı.Hikayerde kahraman kadının adı Ayşe değilde Fatma,istediği araba değil de evdi.Hepsi oturmuş düşünmüş,yazmış çizmiş boyamış,aa,sonra bir bakmış olmuştu...İyi de,neydi bu ya?Nasıl oluyordu?Masalda ki Alaaddinin cini bile 3 dilekten fazlasını oldurmayı beceremezken,bu okuduğum kitaplarda ki karakterlerin hayatı harikadı,neredeyse ''istersem dünyayı yerinden oynatırım,hatta silip yeni baştan ben yaratırım'' diyeceklerdi!Villalar,lüks arabalar,o,bu şu.Olduu,başka?Ne yasaymış bu,diye düşünmeye başladım;gel deyince geliyor,git deyince gidiyor.''Üff ya,ben sıkıldım bu porsheden,yasacım bana bir ferrari getir hadi'' gibi bir durum!Ya ben bir gerizekalı,beceriksiz,algısı malgısı olmayan biriydim,ya da onlar çok özel üretilmiş insanlardı,bunu hala çözebilmiş değilim bu da ayrı bir konu,neyse...Sanki Kader yok,Allah yok,Herşey insanın elinde;İyi de kardeşim,bu insanı kim yarattı?Ya da insana,bu herşeyi oldurma yetisini kim verdi?Bence kitaplarda yazan herşey çok havadaydı,çok yüzeyseldi ve ben masallara inanmayacak kadar da büyümüştüm.Hayır bu şekildebir yere varma şansım yoktu,daha yalın bir anlatım,daha kolay bir yöntem bulmam gerekiyordu.

 

Daha somut,daha inandırıcı,beni tatmin edecek birşeylere ihtiyacım vardı.İnsanın bunu yapabilecek gücü varsa,önce benim onu yaratanı,yani Allah'ı iyice tanımam lazımdı.Güleceksiniz bana belki ama,29 sene boyunca öğrendiğim ne varsa herşeyi bir tarafa bırakıp,sanki hiçbirşey bilmiyormuş gibi,önce ''Allah kimdir'' sorusunu sorarak başladım herşeye...Hiç utanıp sıkılmadan,camiilere gidip diyanet görevlileriyle saatlerce sohbetler ettim.Sağolsun hiçbiri bana dönüp,''be kadın sen 5 yaşında mısın,ne salak sepelek sorular bunlar'' demedi.Kafama takılan ne varsa,hiç utanıp sıkılmadan hepsini tek tek sıraladım.Onlar anlattı ben dinledim,ben sordum onlar anlattı.Verdikleri kitapları okudum,bir taraftan da internetin altını üzerine getirdim,ve Kuran-ı Kerim i ,(hemde aynı anda 3 farklı meal'iyle)okumaya başladım.Artık benim oradan buradan duyduklarımla oluşan yarım yamalak,temelsiz ve havada asılı duran bir Allah ve dim bilgim yoktu;herşeyi istediğim gibi öğrenmiştim.Ve işte o gün,hayatta Allahtan başka hiçbirşeyden korkmamak gerektiğini,hayatım boyunca korktuğum ve bu yüzden hata yapıpkaybettiğm herşeyin altında,aslında eksik kalan inançlarımdan kaynaklanan bir boşluk olduğunu,ve benim kaybettiğimi düşündüğüm her şeyin o boşluğun içine çekili olduğunu anladım.

 

Tüm aldığım cevaplardan,tüm okuyup öğrendiklerimden sonra,ir de şunu çok iyi öğrendim ki,hepimiz en zor,en sıkıntılı,en çaresiz anlarımızda sadece ama sadece Allah'a koşuyor ve onun kanatları altına sığınıyorduk.Hiçbirimiz hasta yatağında yatarken,bizi doğuran''anne-baba'' ya da ''kardeş-koca ya, ''bana yardım et'' diye el açmıyorduk.Allah'a sonsuz inanıp güveniyorduk.Peki neden?Bence bunun bir tek nedeni vardı;Allah bize hiçbir şart altında ve hiçbir şekilde olumsuz bir şekilde gelmiyordu!Ne yaşarsak yaşayalım,biliyor(uz)duk ki bizi bir şekilde affedecek.Ne istersek isteyelim bize bir şekilde verecek.Düşünün,anne,baba,koca,karı,kardeş...Kaç defa maddi-manevi bir şey isteyebilirsiniz?1,2,3,4,5... 10.Ama bir an gelip onlar ''yeter ''diyordu. Allah ise hep iste diyordu;iste vereyim...İste vereyim... Bizim hep yanımızda,bize hep sahip çıkıp koruyor ve kolluyor,sımsıkı sarıp sarmalıyordu!Biz de hep ona gidiyorduk,hep ondan istiyorduk,hep onunla konuşuyorduk,dertleşiyorduk,şikayet ediyorduk.Ama o ne dedikodu yapıyordu,ne bize yalan söylüyordu,ne bizi acıtıyordu,Satmıyordu,aldatmıyordu v.s...Siz hiç Allahı düşünüp,onun için kötü bir cümle kurabilir misiniz?Ya da birinin kurmasına müsade edermisiniz?Cevap hayır değil mi?İşte bunun en büyük nedenlerden biri,onun hakkında ki düşüncelerinizin güzelliği;çünkü biliyorsunuz ki,o da sizin için hep güzel düşünüyor...Adını aklından geçiren her insanın yüzünde bir tebessüm,içinde bir huzur,yüreğinde sıcaklık olmuyor muydu?Onun olduğu her yer,adının geçtiği her yer,tarif edilmez bir olumlu bir enerjiyle doluydu.

 

İşte benim anahtarım,aradığım,ihtiyaç duyduğum şey buydu.''Güzel düşünmek ve Pozitif enerji''...Beni götürdükleri ya da benim gitmek zorunda kaldığım uçlar arasında sıkışıp kalmıştım ve önce kendimi bulmam gerekiyordu.O 2 kişi arasında acilen bir seçim yapmam, gerekiyordu.Hah, işte şimdi o kitaplardan kopya çekme zamanıydı.2 ayrı kağıt alıp birine mutlu olan ''echo''yu,birine mutsuz olan ''echo'' yu yazdım.Neler yapmıştı?İyilikleri,kötülükleri,hataları,yanlışları,doğruları,istedikleri,istemedikleri,yapmaya mecbur kaldıkları,verdiği zararlar,aldığı yaralar,yaraladıkları,acıları,sevinçleri,mutlulukları,yalanları,doğruları....Zaten kutuyu bir kere açınca,siz istemesenizde herşey ortaya dökülüyor.İçimden çıkanlara inanamadım!Şayet denerseniz anlayacaksınız;bu dehşet bir hesaplaşma oluyor,insanın kendine bile itiraf edemediği ne kadar çok şey olduğununa,görmeden inanmazsınız...

 

En azılı katilin bile,bir zamanlar yatağında yatıp etrafa gülücükler saçan bir bebek,hatta bir melek olduğunu unutmayın.En basit örneğiyle,aynı gün içinde sabah birini soğukta titrerken görüp,üzerindeki hırkasını çıkarıp ona veren ben,aynı günün akşamına birini işten atmak zorunda kalmışım!Ben şimdi iyi biri miyim kötü biri mi?Demek iyi ve kötü kardeşti ve ikisi de benim en yakın arkadaşımdı.Ama ben artık hayatıma sadece bu kardeşlerden biriyle cevam etmek istiyordum.Yanımda olmasını istediğim kardeşe ait herşeyi temiz bir kağıda yeniden yazdım.Diğer kağıda da (sayısını anımsayamadığım kadar) ''sen artık hayatımda yoksun'' yazdıktan sonra,güzelce yaktım ve küllerini de pencereyi açıp dışarıya boşalttım.Boşaltırken de ona veda ettim;hoşçakal...

Evet,artık içimde 2 tane ''ben'' yoktu.Sadece kendimle başbaşaydım.Çok seslilik bitmişti.Şimdi sırada etrafımda ki insanlar vardı.Onları ayırmak..

 

Neleri hiç sevmiyordum?Dedikodu,kibir,riya,ikiyüzlükük,hırs v.s v.s...(Kendi listenizi kendiniz yapın).Sonra aldım elime kağıdı kalemi,etrafımda en yakın görüştüğüm insanların isimlerini ve en baskın düşüncelerini yazdım.Yakın akrabalarımdan tutun da,komşularıma kadar tek tek döktüm isim listemi.Sonra hayatımda olmasını istemediğim duyguları baskın olan insanların üzerine çizgiyi çekip,''hadi sana güle güle'' dedim.Telefonlarını açmadım,davet ettiklerinde bir bahane bulup gitmedim,geldikleri zaman fazla oturmamaları için elimden geleni yaptım.Hatta annemi*babamı bile tehtit ettim;''şayet of,poff yapıp mızmızlanırsanız,gün içinde 3 defadan fazla olumsuz cümle kurarsanız ve bunu uzatırsanız,ayrı bir eve giderim'' diye(gerçi itiraf ediyorum,bu blöftü ama,ne yapsın garipler,evlat hatırına tamam dediler valla:))Yani yavaş yavaş olumsuz bir karaktere,olumsuz düşüncelere sahip kim varsa, çekildim hepsinden ve kendime,kendi düşünceme en yakın olan insanları etrafıma toplamaya özen gösterdim.Bugün benim hayatımda dedikodu yapan,birinin arkasından konuşan,alaycı,kınayan,ha bire eleştiri yapıp onu bunu yerlerde sürükleyen,ve en önemlisi de karşıdakinin sahip olduğu şeyleri çekemeyen hiçkimse yok.Çünkü etrafımda herkez çok iyi biliyor ki,sen karşındakine ne verirsen,o da sana onu verir.Dedikodu yapan biri iseler,onlarıda dedikodusunun yaplacağını,birini ayıplarlarsa,ayıplanacak hale düşeceklerini,insanlarla alay ederlerse birgün gelip alay konusu olacaklarını,eleştiriyse daha acımasızca,eleştirileceklerini,nefretse,nefret daha büyük bir nefretin ortasına düşeceklerini,ya da hırssa,bir hırs çukurunda boğulacaklarını biliyorlar.Eden bulur...Elma tohumu ekerseniz,şeftali ağacı çıkmasını bekleyemezsiniz,bunun olabileceğini düşünmek aptallık olur!Hepimiz karşımızdakinin aynasıyız,bunu asla unutmayın.Karşınıza alıp oturttuğunuz,hayatınıza sokup sahip çıktığınız her insan,aslında sizin ona yansıyan yüzünüzden başka birşeyiniz değil...O yüzden aslında,özünüzde kim olduğunuzu görmek istiyorsanız,en yakınınızdaki insanlara bakabilir ve onları gözlemleyebilirsiniz....

 

Gülmek...İşte zurnanın zart dediği yer.Zordu.Yıllarca ''taş yerinde ağırdır kızım'',''çok gülme,yanlış anlarlar kızım'',''ciddiyet iyidir kızım'' laflarını dinleye dinleye,zavallı bilinçaltım da bunları hapsede hapsede ve beni yönlendire yönlendire,abuk sabuk bir ucubeye dönmüşüm ben ya!''Yemişim taşını,ağırını,yanlışını...!!!Bu ne ya?Yanlış anlayan anlasın banane?Beğenmeyen oğluna almasın,umurumda mı sanıyorsun?Ben biliyorum ne olduğumu,gerisinden kimene!'' restini öncelikle anneme çekerek,beni eğlendiren,yüzeysel değil,gerçekten içten kahkaha attıran şeyleri aramaya ve bulmaya başladım.Mesela Tom ve Jerry'i izlerken çok eğleniyordum ve kimin ne düşündüğünü de hiç umursamadan, oturup seyretmeye başladım.Sabahları yataktan kalkarken,içimden gelmese bile gülümsemeye,güne gülerek başlamaya çalıştım.Çok katılaşmıştım,duygusuzlaşmıştım.Herşey gibi gülmeyi de sil baştan öğrendim ben...Aynanın karşısına geçip geçip gülümsüyordum;çünkü gülerken nasıl göründüğümü bile bülmiyordum,kendimi gülerken canlandıramıyordum bile...Hatta 1-2 defa bunu görünce,annem aklımı oynatmaya başladığımı düşünüp,psikiyatr(psikolog bile degil)almam gerektiğini söylemeyebaşladı.Hayır aklımı maklımı oynatmıyordum,tam tersine benim aklım yeni yeni başıma geliyordu.Sabahları evden çıktığımda gördüğüm ilk kişiye,ama apartman görevlisi,ama temizlik işçisi,ama çöp toplayan çocuk,ama şu ama bu...Gülümsemeyi ve ''günaydın'' demeyi alışkanlık haline getirdim.1,2,3 gün uzaylı gibi baksalarda,sonunda onlarda bana gülümsemeye,günaydın demeye başladılar.Sonra halkayı daha genişletmeye başladım.Sabah yürüşlerinde gördüğüm insanlar,pastanedeki çalışan kızlar,simitçi çocuk v.s...Yüzümdeki benim göremediğim hafif bir tebessümü,karşımdaki insanın,yani aynamda görmek,günümü güzel başlatıp benim enerjimi yükseltiyordu.Motivasyonum artıyordu ve ben iyi bir moralle çok daha iyi şeyler yapıyordum.

 

Hayat zor mu?''Evettt'' diye bağıranlar var.Üzgünüm ama cevap hayır arkadaşlar,hayat zor mor değil,bırakın artık aynı şeyin etrafında dönüp durmayı.Onun yaptığı bir şey yok,anlayın artık.Çoktan seçmeli bir soru gibidir ''hayat''...Ama en zor şıkkı seçip,onu çekilmez,dayanılmaz şu bu yapan yine bizlerizdir,farkına varamayıp ha bire suçlu ararız ve bunu en çok da maddi konularda yaparız.''Hayat şartları çok zor'' sakızı da,7 den 70 e, herkezin ağzındadır. 30 sene öncesine dönün,o zaman ki evleri ve yaşantıları bir düşünün.Büyüklerinize bir sorun nelere sahiptiniz siz diye?İki sedir,bir sehpa,bir yatak..Ne bulaşık makinesi vardı,ne çamaşır makinesi...Bir tokmakla halı çırpıp,bakır tencerelerde yemek pişirirlermiş.Bulaşık süngeri bile yokmuş,elde işledikleri bezlerle bulaşık yıkarlamış.Cep telefonunu,bilgisayarı hayal etmeyi bırak,telefonu olmayan evler varmış.Elbette size gidin taş devrinde yaşayın demiyorum,ama unutmayın ki o zamanlar insanlar bugünkünden çok daha mutluymuş.Tavukların kazlara bakıp,popolarını yırtmak gibi bol ıkınmalı eylemleri de kesinlikle yokmuş.Şükür etmeyi biliyormuş onlar;çünkü açlığı,yokluğu,yoksulluğu görmüşler.Bizim şimdi onlarca türü olan,paramızı verip satın aldığımız ekmeği,onlar zamanında karnelerle ve ancak adetlerle alabilmişler.Açlığın çıkardığı o gurultularla dolu çok geceler geçmiş adını bilmediğimiz insanların evlerinde...Tüp kuyruklarında,yağ kuyruklarında ölenler olmuş.Şeker arkadaşlar,şeker bile lüksmüş!Siz/Biz ne yapıyoruz?O da olsun,bu da olsun,şu da olsun...Olsun,olsun,olsun,hep daha çok olsunun peşinde koşmaktan helak oluyoruz!...İyi,peki,tamam,madem olsun istiyorsunuz,o zaman sahip olmak için çalışmaya mecbursunuz ve bu yüzden de kesinlikle şikayet etme hakkınız yok!Aldığınız hiçbir şeyi kimse için almıyorsunuz ki,sadece kendinize alıyorsunuz...Ve hayatta herşeyin bir bedeli olduğu için de,sahip olduğunuz/olmak istediğiniz maddesel şeylerin bedelini de,bedensel ya da ruhsal yorgunluk olarak ödüyorsunuz.Mesela,amaç ''alo'' demekse şayet siz 100 yt lik telefon yerine,1000yt lik telefonu alıyorsanız ve sonrasında ödeme yapamayıp,skıntıya düşüyorsanız,bunun suçlusu telefonu satan mıdır,yoksa alan mıdır?İşte burada da ''İrade '' devreye giriyor.İhtiyaçlarını belirleyip ona göre davranmak.Madde tasarrufuyla beraber bedeni tasarruflu kullanmak ve kendini mutlu edebilecek zamanı bulmak..Beyni,''bunu nasıl alırım,bunu nasıl yaparım,bunu nasıl öderim'' sorularıyla yormamayı öğrenmek.Sorun oluştuktan sonra onu çözmeye uğraşmaktansa,sorun oluşmasına müsade etmemek...Ben işte aynen bunu yaptım...Sürekli alışveriş yaptığım ve şu ''moda'' denen,ha bire geçip duran,hızına ayak uydurulmaz şeyin yüzüden çoğunlukla eskitemeyip dolap bekletmek zorunda kaldığım ultralüks mağazaları değiştirdim;kendime çok ucuz mağazalardan çok daha renkli,daha eğlenceli kıyafetler satın alıp iyice eskimelerine ve sonrasın da onları yerbezi,tozbezi yapmama müsade ettim.Bir kaç ayakkabı almak yerine,bir tane alıp onu paralama tadını çıkardım.Kesinlikle markasına bakmadan,beni keyiflendiren herşeyi alıp alıp giydim.Bir fincan kahveye ya da bir kuşu bile doyurmayan salatalara tonlarca para verdiğim mekanlara gitmek yerine,çok daha eğlenceli,yemekleri harika olan bir sürü yeni yer keşfettim.Ama bunları yaparken,benim param yok,ben parasızım,ben şuyum buyum,''vay be,nereden nereye'' diye hiç düşünmedim;ben değişmek istiyordum!Ben nasıl yaşayacağımı seçmek için denemeler yapıyordum ve her anın tadını çıkardım.Kimse için giyinmedim,süslenip püslenmedim;sadece kendimi o şekilde görmek istediğim için giydim giydiklerimi,yaptım makyajımı ya da sürdüm parfümümü...Ayşe,fatma ya da hasan,hüseyin kimdi ki ben onlara kendimi beğendirecem ya da arkamdan baktıracam diye kendimi paralıyordum?Eşeğe altın semerde vursan eşek gene eşekti;''semer derdinde olan karşısına semeri alıp onunla zaman geçirsin,e hadi bu eşeğe müsade'' dedim ben...

 

Hırslarını frenlemek...Size bir soru,çok zengin olmak mı isterdiniz,çok sağlıklı olmak mı?Size çok basit ve hepinizin tanıdığı bir örnek vereyim;Sakıp Sabancı...Rahmetlinin herkesin ağzında dolaşan trilyonluk serveti vardı değil mi?Lakin çok ciddi şekilde engelli olan çocuğu vardı ve ona çok üzülüyordu...Bir röportajında,''keşke oğlum sağlıklı olsaydı,konuşabilseydi,yürüyebilseydi de,ben sıradan bir devlet memuru olarak hayatımı devam ettirseydim'' tarzında kurduğu bir cümlesini okumuştum.''Para'' hayattaki herşey zannediyorsanız çok yanılıyorsunuz arkadaşlar...Amaç-araç farkını öğrenmek zorundasınız...Birisi size gelip,''benim uşağım ol,bana efendim de'' dese,kaçınız bunu kaul eder?Ama farkında olmadan paranın efendisi olmak yerine,uşağı olan,ama farkına varmadan ''ben efendiyim'' diye ortalıkta gezinen ne kadar çok insan var ortalıkta değil mi?Evet para önemli,,,Ama para,sağlıklı,mutlu ve huzurlu bir şekilde yemek,içmek,gezmek,harcamak için önemli!Hastahanelerin onkoloji(kanser) ya da transplantasyon(nakil) kısımlarında yatan insanları bir gidip görün mümkünse...Sanıyor musunuz ki bunların hepsi fakir ya da parasız insanlar?''Sana sağlığını verecem,bana servetini verirmisin'' diye sorduğunuzda,hepsinin cevabı ''al,hemen şimdi veririm,yeter ki beni iyi et'' olacaktır.

 

Sahip olduğunuz şeylerin değerine,elinizdeyken sahip çıkmak,şükür etmek,verene teşekkür etmeyi bilmek...Şimdi siz bana bir fincan kahve ikram etseniz,ve ben kahveyi alıp,kafamı çevirip içsem mi hoşunuza gider,yoksa ikram ettiğiniz şeyi alıp,size teşekkür ettikten sonra içsem mi hoşunuza gider?Ben kesinlikle ikincisini seçerdim ve bir daha geldiğinizde size mecbur olduğum için değil,yapmak istediğim için kahve ikram ederdim.Allaha ''Şükür etmek'' ,insana ''teşekkür etmek''bir memnuniyet ifadesidir ve karşıdakini her zaman motive eder.Sahip olduğunuz herşey için şükür edin ki,onları bir şekilde koruma altına aldırıp, kaybetmeyin...Paylaşmayı bilin ki,gidenin yerine daha fazlası gelsin.Birini kıskanmak,''neden onda var,bende yok'',neden ben sahip değilim'' demekle,o şeye sahip olunabileceğini zannediyorsanız,sadece ama sadece kendinizi kandırıyorsunuz derim.Ne kadar olumluymuş gibi görünsenizde,karşıdakine tiyatro oynasanızda,olaylar karşısında evrene yaydığınız enerjinin aynı şekilde ve aynı hızla size döneceğini hiç unutmayın.Eğer karşıdaki için gerçekten sevinmeyi başarabiliyorsanız,ve siz de ona sahip olmak istiyorsanız,aynı enerji sizin hayatınıza girecek ve sizin o eşyaya sahip olmanız için gereken süreci hızla başlatacaktır.Ama siz kıskançlık,hasetlik v.b bir enerji gönderirseniz de,şayet o eşyaya sahip olsanız bile,başına/başınıza mutlaka bir şey gelecektir.Bu da, belki de Allahın ya da evrenin(neye nasıl inanıyorsanız) sizi bir şekilde bizi cezalandırma yöntemidir;kimbilir...

 

Düşünce şeklimi değiştirdikten sonra,hayatımı çok daha kolay,basit ve yalın bir şekilde yaşamaya başladım .Kimseyi değiştirme derdine düşmeden,kimseyle uğraşmadan,insanları olduğu gibi kabul ederek ve onlara önyargısız yaklaşarak...Önyargılarımdan da,korkularımda da kurtulmuştum,çünkü artık benim kimsenin canını acıtma ihtimalim yoktu.Ben kendi çizgimi çizmiş,kendi sınırlarımı belirlemiş,olmak istediğim olmuş ve bunu sabitlemiştim.Bana (teşbihte hata olmaz)tırnaklarını gösteren kişilere, tırnaklarımı çıkarmak,saldırmak,ya da savunmak yerine,gülümseyerek,''sok canım onları içeriye,ıyy,çok çirkin görünüyorlar''şeklinde cevap vermeyi öğrenmiştim.Kendimle kesinlikle barışmıştım.Allah beni kusursuz yaratmıştı;çünkü fiziksel bir özürüm yoktu !Her gün bunun için ona şükür ediyordum;gerisi ise(kaşım,burnum,ağzım,gözüm) gerçekten teferruattı.En basitinden,''Kilo almışsın'' diyen birinin lafına bozulmak ya da sinirlenmek yerine, dönüp,''evet ya,şuradaki sahile duba lazımmış da,ona adayım,son hızla çalışmalara başladım'' ya da ''dip boyan gelmiş,aa,yaşlanıyorsun,beyazların mı var senin'' diye birine(eskiden söylese alay ediyor benimle diye düşünürdüm)''yeni bir trend üzerinde çalışıyorum şekerim,özellikle beyazlattım,sende dene '' diyecek ve gülüp geçecek,hiçbirşeyin içinde artniyet aramayacak kadar kendimle alay edebilmeye başlamıştım.Hatta 11 tane adamın olduğu çok önemli bir toplantı odasında felaket bir şekilde kayıp düştüğüm ve yere yapıştığım an bile,kaldırmaya gelenlere(hele bir tanesi dehşet yakışıklıydı)''2 dk bekleyin lütfen,önce ben güleceğimbu halime'' dedim ve kahkahalarla güldüm.Kasmadan,kasılmadan ve kimsenin kasılmasına müsade etmeden,her anın tadını çıkara çıkara,bir daha yeniden gelmeyeceğini bilerek yaşamayı öğrendim.Bunu hiçbir zaman unutmayın;hayatınız ne kadar uzun olursa olsun,bir daha asla ama asla bugünü,ve günün içinde ki iyi ya da kötü olan hiçbir olayı bir daha asla ama asla aynı şekilde yaşama şansınızya da ihtimaliniz yok!Bu tarihten sadece bir tane olacak hayatınızda, ve o bu yüzden çok değerli ve bir o kadar da geçici...Topu topu sadece bir tane xx,yy,2009 sahibisiniz ve o da topu topu 24 saat sürüyor!Gecesinin bir sabahı,sabahının da biten bir günü kesinlikle olacak ve bu gerçeği hiçbirimiz değiştiremeyeceğiz...

 

Tüm bu süreç içinde,dönüp geriye bakınca farkına vardım ki,aslında etrafımdaki herşey aynıydı;değişmesi gereken kişi ise benmişim.Aslında ortada sihirli değnek,mucize,şu bu hiçbirşey yokmuş. değnek benim elimdeymiş,ama bana bunu söyleyen kimse olmamış o zamana kadar.Hayatımın iyilik ve mutluluk perisi de benmişim,kötü kalpli,felaket davetiyeli cadısıda...Zor olan birşey ya da bir tarafı hiç yoktu.Önemli olan doğru parçayı alıp,doğru yere koyabilmekti ve bunu yapmaya başladım.Hayata, içinde ki insanlarına ve onlardan kaynaklanan olaylara ne kadar güzel yaklaşırsam,onlarda bana o şekilde gelmeye mecbur kalıyordu.Yani çekim yasası dedikleri şeyin anahtarı, pozitif düşünceydi...En basitinden,eğer birine bağırırsanız,o da size bağırıyor.Ama gülümseyerek ve sakin konuşursanız,inanın bana o da bunu yapmayı başarabiliyor.Hatta yanınızdakine,önünüzdekine bağırırken,size dönüp aniden ses tonunu düşürebiliyor.Yani olay çok basit,''etki-denen'' şey...''Kaynanam kötü''demeden önce,''ben çok mu iyi bir gelinim'' sorusunu kendine sorabilmek...''Kocam sinirli''demeden önce,''ben çok mu sakin bir kadınım'' sorusunun cevabını verebilmek...''Beni kimse anlamıyor''demeden önce,''ben onları anlıyor muyum''diye kendini sorgulamak...''Ben hayatta değişmemem,beni kabul eden böyle etsin'' demek yerine,''ben,hayatın bana getirdiği/getirebileceği herşeye göre törpüleyeblirim kendimi,hatta gerekiyorsa değişebilirim'' demeyi öğrenmek...Hayatı satranç gibi katı,kesin ve net kuralları olan bir masa oyunu gibi görmek yerine,değerlerinizi kaybetmeden,kurallarını kendinizin koyduğu eğlenceli bir turnuvaya dönüştürebilmeyi öğrenmek...Yani hayalgücü...İşte bu kesinlikle ama kesinlikle sizin elinizde...

 

''Hep tozpembemi yaşıyorsun'' diyorsunuz değil mi?Elbette hayır.Bunu diyen varsa zaten ya insan olmaktan çıkmıştır ya da usta bir yalancıdır.Ama hayatımda değiştirebileceğim-değiştiremeyeceğim şeyleri çok net şekilde öğrendim.Elbette en başta ''ölüm'' benim de hayatımın en koyu renkli gerçeği.Lakin bir ölüm haberi duyduğum zaman,ağlamak,sızlanmak,kendimi yerden yere atmak yerine,''Allah rahmet eylesin,mekanı cennet olsun ve bizleri orada karşılasın inşallah'' demeyi öğrendim;çünkü bir gün bende oraya,onun yanına gideceğim ve kesinlikle buluşacağız.Var olduğunu ya da sonunu bildiğim bir olayın beni çok şaşırtmasına,üzmesine,kendimi kaybettirmesine müsade etmiyorum artık...Bir hasta haberi aldığım zaman,üzülüp ağlamak,sızlamak yerine,en kısa zamanda yanına gidip onunla mutlu sohbet etmeyi,onu neşelendirmeyi,moralini yüksek tutmayı öğrendim;çünkü tüm yaşadıklarımdan sonra biliyorum ki,ölümcül bir kanser hastasının bile enerjisini yüksek tutabilirseniz yaşam süresini ve yaşam kalitesini yükseltebiliyorsunuz.Aşk-meşk,sevgi,sevgili konularına gelince...Yazacak çok şey var ama,başka bir yazıya saklayayım onu,çünkü bir başlarsam bir bunun kadar daha yazmam gerekir.(İhihihi,en önemli,hatta en gerekli yerde kestim dimi,ohh,canıma değsin,çatlayın hadi meraktan:p)

 

Peki ''çekim yasası bunun neresinde ve nasıl işlettin'' diye soracaksınız.Yarın ki yazımda da onu nasıl keşfettiğimi ve kendimce neyi nasıl yapıp devreye soktuğumu ve neleri çekebildiğimi ya da itebildiğimi olabildiğince net şekilde anlatırım,bu gecelik bu kadar,çünkü biliyorsunuz ben kısa cümleler kuramıyorum ve parmaklarım kas yaptı,yazmaktan yorgun düştüm...:)

 

Sevgiyle ve çok mutlu kalın...

 

(echo)

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

eline sağlık canımmm... devam serilerini bekliyorum. aslında bişiiler yazıcam ama sen şimdi olumsuzluk yapıyo dersin diye diyemiyorum :D başarıcam başarıcam bende başarıcam. şu an bilmiyorum nasıl ama başarıcammm

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
mutluluk perisi

bu kadar güzel ve uzun yazılar yazan parmaklarına sağlık :) senin yazılarını okudukca güç geliyor bana :) tamam inanıyorum pozitif düşünceye, çekim yasasına ama asla olmaz, olması imkansız dediğim şeyler vardı. şimdi diyorum ki herşey mümkün, sadece istemeyi bilmeli :)

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
bu kadar güzel ve uzun yazılar yazan parmaklarına sağlık :) senin yazılarını okudukca güç geliyor bana :) tamam inanıyorum pozitif düşünceye, çekim yasasına ama asla olmaz, olması imkansız dediğim şeyler vardı. şimdi diyorum ki herşey mümkün, sadece istemeyi bilmeli :)

ben başaramıyorum ya yapamıyorum tıkanıyorum bi yerde.. anlamsız geliyo. saçma geliyo kızmazsanız şayet :D sonra diyorumki olur olucak o gazla yine deniyorum yok olmuyo.. içimde bişeylerle çatışıyo.. kalıyorum orda ve en başa dönüyorum, o napıcam ben dediğim en başaa..

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
ben başaramıyorum ya yapamıyorum tıkanıyorum bi yerde.. anlamsız geliyo. saçma geliyo kızmazsanız şayet :D sonra diyorumki olur olucak o gazla yine deniyorum yok olmuyo.. içimde bişeylerle çatışıyo.. kalıyorum orda ve en başa dönüyorum, o napıcam ben dediğim en başaa..

 

 

Canım benim,eğer cidden bu konularla ilgileniyorsan ve ikilemlerin varsa,önce ''çekim yasası'' olayını kafandan tamamen atıp(anlıyorum seni ve senin gibi düşünenleri,başta bende sizin gibiydim,sizleri rahatsız eden kelime bu,burada tıkanıyorsunuz siz) ,sadece ''pozitif düşünce'' felsefesine inan ve bunu benimse.Özel bir şey yapmana gerek yok,hergün 30 dk,1 saat,2 saat,3 saat(süresin sen belirle)hep güzel,olumlu,seni mutlu edecek,huzurlu edecek şekilde düşünmeyi deneyerek başla.Amacın birini,birşeyi çağırmak,davet etmek,birşeyi oldurtmak v.s olmasın.

Hem bir de şu tarafından düşün,kaybedecek neyin var söylermisin bana?Ne paran gidecek,ne sağlığın,ne zamanın..Etrafında kimse bundan zarar görmeyecek,senin canın yanmayacak,yani emin ol, güzel ve olumlu düşünmenin,etrafa güzel gözlerle bakmanın sana ya da hayatına verebileceği zerre kadar zarar yok.

Belirli bir süre bu şekilde düşün ve sana getirdiği bir şeyler varsa,ve bir adım daha atmak istersen,yeniden denersin:)

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
bu kadar güzel ve uzun yazılar yazan parmaklarına sağlık :) senin yazılarını okudukca güç geliyor bana :) tamam inanıyorum pozitif düşünceye, çekim yasasına ama asla olmaz, olması imkansız dediğim şeyler vardı. şimdi diyorum ki herşey mümkün, sadece istemeyi bilmeli :)

 

:)seninde okuyan gözlerine sağlık perim...Bence pozitif düşüncenin, tüm insanların hayat biçimi olması lazım,inanmak yerine bu şekilde yaşamayı öğrenmek gerekiyor.''Çekim yasası' olayına gelince,seni rahatsız eden adı,kuralları,ya da içinde geçen kuralı,ya da başka birşeyi ise,sevmediklerini ya da seni rahatsız edenleri içinden çıkarıp, kendi yasanı kendin yaratabilir ve adını istediğin şey koyabilirsin.Kendi pizzanı kendin yarat gibi birşey bu,''kendi formulünü kendin bul ve adını kendi koy;yeterki hamurunun adı mutluluk'' olsun.(Ayy,kendi yazdıklarına benim kadar gülen başka biri varmıdır acaba,reklam sektörüne mi girsem ne yapsam ben,benzetmeye bakar mısın?:))

İnan bana benim yaşadığım şeyin bende belirli bir adı,kuralı,içine konanların gramajı,v.s brşeyi yok,ben ona ''mutluluk formülüm'' diyorum ama insanların bildiği isimi bu olduğu ve konu burada açıldığı için bu alana ekliyorum yazıları:)

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

Misafir
Bu konu artık başka yanıtlara kapalıdır.
×
×
  • Yeni Oluştur...