Jump to content

Mazeretim Var Asabiyim Ben Düşünce Gücü


Guest echo

Önerilen Mesajlar

Aslında çok başka birşey yazmak istiyordum bugün için.Ama bir kaç arkadaşımın,''nasıl başlayacağız,nasıl kendimizi kontrol edecez,ben sinirliyim,gerginim'' şeklinde attığı mesajlar üzerine,yazının konusu değişti.

 

Asabiyim ben kardeşim,gelme üzerime!!!!

Bana bak,attırma tepemin tasını,kodummu oturturum!!!

Tüm sinirim tepeme çıktı yaa!!!

Hay ben senin gibi işin...!!!

Öfff,lanet olsun yaa....!!!

Dalarım ben buna abi...!!!

Öldürmek istiyorum yaa...!!!

 

 

Yüzlerce bu şekilde başlayan cümle kurabilirim size.Eminim sizde bana kurabiliriz;çünkü bu cümleler,ama bu şekilleriyle,ama farklı biçimleriyle,hayatımızın içinde var olan kelimelerin bir araya getirilmiş ve seslerle canlandırılmış hali...Sinir,kızgınlık,öfle...Yani ''pozitfi düşünce''nin katili olan ''negatif düşünce''nin baş mimarları...Hatta keyifle dinlediğimiz!( sayelerinde o dönem sinirli- stresli bunalım takılan insan sayısında patlama yaşanmıştı ve mazereti hazırladıkları için,bu insanlar hep bu adamların elini öpmek istiyordu),bir şarkının nakaratı bile bu şekilde başlıyorudu;''mazeretim var,asabiyim ben''

 

Evet bence buradan başlayacaz;çünkü ben böyle yaptım.Yani önce,kendimizi,öfkemizi,nefretimizi,öfkemizi,hıslarımızı kontrol altına almayı öğrenmeye çalışacaz.Yani hayatımızda ve doğal olarak düşüncelerimizde olumsuz,negatif varsa onları yok etmeyi öğrenecez.Elbette hemen olmayacak bu,ama deneme-yanılma yoluyla,elbette eninde sonunda bunu başaracaksınız,asla şüpheniz olmasın:)

 

Pozitif düşünce gücü üzerine eğitim alan,araştırmalar yapan ya da eğitim verenler bilir ki(hatta zaman zaman da bu çok büyük tartışma konusu yaratır)ön anlatımlar ya da arka kapak yazıları hep ''siz değişirseniz herşey değişir'' şeklinde başlar.Derdi ,sıkıntısı,üzüntüsü olan insanların kulakları da bu cümleyi düyünce,kütt diye indiriverir darabayı,kulaklar duymaz,beyin düşünmez olur.Dinler ya da okur,lakin ''acaba mı'' dolu mecburiyettendir bu eylem ve sonuç hep negatiftir.

 

''Ya git be arkadaşım işine,gelmişim 20,30,hatta 40 yaşına,bu saatten sonra değişir miyim ben?''Değişirsiniz efendim,baall gibi değişirsiniz:)Size kafanızı beyninizi çıkarıp atın,sonra yenisini bulup oraya koyun,laylaylom gezin ortada diyen yok...Makine bozuldu,çağırdınız tamirciyi,geldi,''şu parca bozulmuş,değişelim'' dediği zaman ne yapıyorsanız onu yapacaksınız.Yani atmak yerine,değiştirmek...

 

Öncelikle şu düşünceyi kabullenin.Evet ben insanım.''Hatalarımla,yanlışlarımla,tepkilerimle;kızgınlık,kırgınlık hatta öfkelerimle sıradan bir insanım.Ama düşüncelerim ve bu doğrultuda yönlendirdiğim hayatımla,ben özel biri oluyorum/oldum/olacam.''Herşeyden önce,kesinlikle kendinizle çatışmayın.Bu zor olanı seçmektir.''Ben hep hata yapıyorum''.''Ben hep yanlış kararlar veriyorum''.''Ben şanssızım''.''Ben kötüyüm''...Yok böyle birşey ya,ne alaka?Doğduğu zaman yatağında mışıl mışıl uyurken ''melek'' denilen o masum kişisiniz siz!Ne ara şeytan oldunuz?Beyin,siz ya da birileri ne derse,ona inanır!Beyninize sesli komutlar yollarken,yani konuşurken ya da birini dinlerken,çok dikkatli cümle kurmak zorundasınız.Sürekli tekrarladığınız cümlelerle bir nevi hipnoz uyguluyorsunuz kendinize.Bir şeyi 40 defa söylersen olur denmesinin nedeni de bu;düşünceleri o yöne kanalize ediyorsunuz ve farkında olmadan o yöne git emiri veriyorsunuz.Bunu başka bir yazıda daha net açıklayacağım.

 

Kendinizi olduğu gibi kabul etmekle ilk adımı attık.''Ben bugün buyum.Ama istersem,yarın bu olmayabilirim''Yani kabullendik,lakin kapıyı da hafifçe araladık.Yeni gelen düşüncelere ''hoşgeldin'',gidene ''güle güle'' diyebileceğiz.Kabul etmek,netleştirmektir yani evet-hayır demektir..Mesela hayatınızda ters düştüğünüz biri var,ama siz hiçbirşekilde onunla bir araya gelip konuşmayı kabul etmiyorsunuz,kaçıyorsunuz.İyi de,nereye kadar kaçacaksınız?Her gün sorunu biraz daha büyütmekten başka neye yarar ki bu?Kendinizi alın ve oturun masaya.Onu dinleyin.Bakalım neler anlatacak size?Sorunun kaynağına inmeden,onu çözümleme şansınız yok.Ve sorun sizseniz(ki çoğunlukla sizsiniz),önce oturup onunla konuşmak zorundasınız...Kendinizi dinleyin.Nelere kızdığınızı,hangi düşüncelerin sizi esir aldığını,hangilerine yenik düştüğünüzü bulun.Teşhis yoksa,tedavi de yoktur.Hastalığınızı bilmeden ilaç içiyormusunuz siz?Önce sizi neyin-nelerin rahatsiz ettiğini bulun.Eğer yarın bu olmak istemiyorsanız,önce bugün ki kişinin neyinden rahatsız olduğunuz bulun.Onu 4-5 yaşında kıkır kıkır gülen çocuk olaktan çıkaran ve şu an sinirli,öfkeli,gülmeye korkan insan haline getiren değişim kararının altındaki imzaların sahibini/sahiplerini bulun.Unutmayın,herkesin sırtında bir heybesi var.İşe yarar,yaramaz ne bulsak atıyoruz içine.Doldukça ağırlaşıyor ve biz,o ağırlığın altında her gün biraz daha kamburlaşıyoruz.O zaman dökün o heybeyi ve bir bakın bakalım kullanılmayan neler var içinde?İşe yaramayanları atın gitsin,nede hala salıyorsunuz?Ruhumuz,beynimiz çöp evlerden beter ama çoğunlukla biz farkında bile olmadan o halde geziyoruz ortalıkta.Vezarar gören de hep heybenin sahibi oluyor.

 

''Ya bende sorun yok,bana sorun çıkaran hep karşıdakiler,beni onlar delirtiyor!...''Ya bırakın allahaşkına ya,o sorunlu insanları hayatına alan kim peki,ben miyim?Sevgili/eş,ilk hayatınıza girdiği gün iyiydi hoştu herşey hop hoptu,şıkıdım şıkıdımdı da,şimdi mi dayanılmaz,çekilmez,hayatınızı zehir eden biri oldu?E olduysa çıkarıp atın.Yok atamam diyorsanız,o zaman önce sakin olmayı ve nelerin değiştiğiniinede bu hale geldinizi araştırıp öğrenin.Anne-baba-kardeş,sizin isteklerinizi yaparken,bir zamanlar kucağından inmezken,aralarınd uyurken iyiydi de,şimdi mi birden bire anlayışsız,sorun çıkaran,sizi anlamayan insanlar haline dönüştü?Peki onlar böylesi ciddi bir mutasyona uğrarken,siz hiç değişik tepkiler sergilemeden,sabit mi kaldınız yerinizde?Hadi canım sizde,olur mu?Yay olmadan ok firlayıp gider mi?Patronunuz,müdürünüz v.s, sizi işe alırken süper bir adamdı da,şimdi mi canınıza okuyan bir canavar oldu?O zaman iş değiştirin.Eee,eğer yeni bir iş bulmak kolay değilse de,duymamayı,görmeyi,susmayı öğrenin..''Çok kolay sanıyorsun'' diyorsunuz içinizden değil mi?Kolay sanmıyorum,kolay...

 

Hayatları,yaşamları dayanılmaz kılan da,keyifli bir hale getiren de,içinde yaşayan insanlardır değil mi?Tek başına yaşayan insanın öfke,kızgınlık,sinir,stres gibi düşünceleri olmaz,olamaz;çünkü bunu ona yaşatacak kimse yok...Ama hiçbirimiz tek yaşamıyoruz,Allah da kimseyi yapayanlız bırakmasın.Ne yapacaz peki?Önce hayatımızdaki insanları önem sırasına göre sınıflara ayıracağız.Kimlerden vazgeçebilirim?Kimler vazgeçilmez?Kimler beni üzebilir,kimler kesinlikle üzemez.Kime gözyaşı akıtırsam pişman olmam?Kime akıtırsam kendime kızarım?Ben yazıyı kısa tutma adına,3 gruba ayırdım,kısaca değineceğim.Kendi listenizi kendiiz hazırlayıp eleme ya da ekleme işlemini siz yapın.

 

Aile...Evet,atsan atılmaz,satsan satılmaz.Doğum anından ölüm anına,(hatta öldükten sonra bile) kadar asla yok sayamayacağımız en temel insan grubu.Genetik özelliklerden tutun,kan grubuna,soyadından tutun,fiziksel özelliklerinize kadar herşeyi onlardan aldınız ve onlara vereceksiniz.O yüzden bu insanlar sizden bir parça,sizde onlardan bir parçasınız.Anne,baba,kardeş ve evlatlarınızı her ne olursa olsun,her ne yaparlarsa yapsınlar,her ne söylerlerse söylesinler hayatınızdan atamayacaksınız.''Atarım kardeşim,sen öyle san'' derseniz sadece gülerim,attığınızı sanırsınız,ama başlarına gelen en ufak bir şeyde,önce sizin canınız yanar,en önce siz koşarsınız.Önce onları olduğu gibi kabul etmeyi öğrenin.Mesela;Annem çok konuşuyor;ama annem...Babam huysuz;ama babam...Kardeşim sorumsuz;ama kardeşim.Ve tanımlayıp onları değiştirme mücadelesi vermeden sevin onları.Siz bir değiştirme yarışına girmezseniz,onlarda sizinle bu konuda yarışmayacaklardır.Tüm yarışlar yorucudur, bunu asla unutmayın.Sizi anlamalarını istiyorsanız,susun ve önce dinleyin.Ne anlatmak istediklerini dinleyin ve onları anlamaya çalışın.Şayet anlamazsanız,anlaşılamazsınız.Aynı anda konuşan insanların birbirini duyma şansı bile yoktur,tek tek konuşun.

 

Sevgili/koca...''Ya başta herşey iyiydi,ama sonra bozuldu''.Cıkss...Ya başta da herşey kötüydü,siz göremeyecek durumdaydınız,şimdi bazı şeylerin farkına varıyorsunuz.Ya da kesinlikle 2 kişilik bir değişim yaşıyorsunuz,ama siz ''hatalarım var'' diyemeyenlerdensiniz:Hayır ben sizi suçlamıyorum,sadece bir aynanın karşısına geçin ve bakın diyorum.Sevgililik hali,nişanlılık ya da evlilik,2 kişilik eylemlerdir.Yani 2 farklı kişi,ruhsal,duygusal ve fiziksel bir beraberlik yaşar.Sevinçlerde nasıl ''biz'' cümlesini kuruyorsanız,sorunlarda da ''biz'' demeyi öğrenin.Ne tamamen kendinizi suçlayıp suçluluk elbisesini giyinin,ne de tüm hatayı karşıdakine yükleyip,''ben masumum,o suçlu''deyin.Hataya zamanında müdahale edilmezse,suç doğar.Müdahale edebilmek içinde gözlemci olmak gerekir.Gözlemleyin.Konuşmak,sadece birtakım harfleri bir araya getirmek değildir,o harflerden anlamlı cümleler kurabilmektir.Söylediklerinizi açık ve net şekilde söyleyin.Taleplerinizi açık bir dille anlatın;onun düşünüp yapmasını beklemeyin;her insanın siz olmasını ve siz gibi düşünmesini beklemeyin.Kimse siz olamaz;siz de kimse olamazsınız.Asla 'amann,nasıl 'zaman içinde nasıl olsa değiştiririm'' düşüncesiyle bir ilişkiye başlamayın.İnsan sadece kendi isterse değişir.Rest çekecekseniz,ya da blöf yapacaksanız,önce bir elinizdeki kartlara bakın,sonra da onun elinde olabilecek kağıtları düşünün.Laf ağızdan çıktıktan sonra dönüşü yok,bunu bilerek konuşun.Ve en önemlisi,bir şey ya vardır,ya yoktur.Eğer seviyorsanız ve sizin için önemliyse,kaybetmemeye çalışın.Yok kaybettiyseniz,yani gittiyse,gidenin arkasından bakıp gelecek olanları görmeyecek kadar kör olmayın.

 

İşveren,patron,müdür,öğretmen vs...''Deli ediyor bu adam beni!!''Siz deli olmak istiyorsanız eder tabii.O kim?İşverenim.Yani?Yani günde 8 en fazla 10 saat gördüğünüz ya da görmediğiniz biri.Yani sizin hayatınızın demirbaşlarından değil,emanetlerinden biri.5 ay sonra gidebilecek,bir daha hasbel kader bir araya gelebileceklerinizden biri.O zaman nedir bu öfke?İnsanın canını çok sevdiği ve çok önemsediği insanlar yakabilir;her önüne gelen değil.Bu yüzden de patronuza sinirlendiğinizde,öfkeden gözünüz dönüp,anne-baba-çocuk-eş-sevgili gibi insanlardan hırsınızı çıkarabileceğiniz ve asıl hayatınızda önemli olan insanları,o kişi için kırdıktan sonra,nasıl üzüleceğinizi unutmadan birilerine kızıp öfkelenin.

 

Bunlar farklı düşünce örnekleri,size ters ya da mantıksız gelenler olsa da,değiştirip geliştirebileceğiniz bakış açıları.Düşüncelerinizle oynamaktan asla korkmayın.Sessiz konuşmalar yapın,sadece siz duyun,kimseye söylemeyin bilinmesini istemiyorsanız.Ama asla bir tek düşünceye esir olup,onun sizi kemire kemire tüketmesine izin vermeyin. 

 

Hayatı kolaylaştırmak ve düşüncelerinizi yönetmek sizin elinizde.Mesela mı?Trafik sıkışıksa,açın müziğinizi,insanları izleyin,ya da kitabınızı,gazetenizi okuyun.Hay ben bu trafiğin ...diye başlayan cümleler kurmak yerine,''bu yol neden kapalı acaba'' diye düşünün.Mesela bir kaza olmuş olabilir,ve o kazayı yapan insanın yerinde siz de olabilirdiniz.Bunu düşünün.5,10 ya da 20 dk gecikmeli olarak varabileceğiniz yere,hiç varamama ihtimaliniz de olabilirdi.Bunu da düşünün.Ve o kişi olmadığınız için Allaha şükür edip,mutlu olun.Hatta kaza geçiren kişi için dua edin.Karşıdaki için dua ettiğiniz zaman,aynı duayı kendiniz içinde etmiş gibi oluyorsunuz,unutmayın.Ha bunu yapmazsanız ne olur?Hay ben bu trafigin...şeklinde başlayan cümleri bir kaç defa arka arkaya sıralayınca,zaten iyice gerilmeye başlayacaksınız.Kendi kendinize bir nevi olumsuz bir hipnoz yapmaya başlayacaksınız.Negatif düşünce her zaman pozitif düşünceden daha hızlı yayılır ve bu yüzden kontrolü güç gibi düşünülür.Ve genellikle ama yüksek ses,ama tartışma,ama fiziksel-bedensel bir kavga, durumda,yani bir patlamayla boşaltır.Bağırdığınız zaman size bağırılmaması,tartışma çıktığı zaman tartışmanın içine girilmemesi ya da birine bir tane patlattığınız zaman,size ''canım benim,ne iyi ettin de vurdun,ellerine sağlık'' diye sarılmasını bekleyemezsiniz,o da size vuracaktır.Etki-tepkiyi doğurur,Tepki istemiyorsanız,etkilemeyin.Olay bu kadar basit.Bu yüzden de öncelikle siz kendinizi kontrol etmeyi öğreneceksiniz.

 

Şiddet,sadece birine kolları sıvayıp,kafa göz dinlemeden hurraa dalmak demek değildir.Şiddetin ''fiziksel boyutudur'' bu.Çok tehlikeli gibi görünse de,asıl tehlike,''sözlü şiddet''dedir.Karşınızdakine yüksek sesle konuşmak bile,aslında çok büyük bir şiddet uygulamasıdır ve fiziksel şiddeti tetikleyici vazifeyi gönüllü üstlenmiştir.Basit bir tartışmanın kavgaya dönebilme ihtimalini,sizin/karşınızdakinin bir anda kontrolünü kaybetme ihtimalini asla yabana atmayın.Hapishaneler,''herşey bir anda oldu biti'' diyen insanlarla dolu.Hikayelerine baktığınız zaman,karılarını,kocalarını,çocuklarını,kardeş ya da anne-babalarını bir anlık öfke sonucu öldüren,öldürdükten sonrada ''ben bunu nasıl yaptım'' diye pişmanlık duyan,yakınlarına sorduğunuzda,''karıncayı bile incitmezdi o'' denilen, binlerce insan olduğunu anlayacaksınız.Tabii her zaman öldüren mi suçludur,ölen hep masum mudur? sorusu da ayrı bir tartışma konusu.Sanmayın ki bütün katiller psikopat ruhlu ve hasta insanlar.Ruh ve sinir sistemi hastalıklari,kalp böbrek ya da diş ağrısı gibi gözle görünür,kulakla duyulur belirtilere sahip hastalıklar değiller.Belirtileri olmayan ya da uzmanlar dışınca farkedilemeyen onlarca basit,hatta önemsiz canımm denen rahatsızlık var.Ve sizin sinirle bağırdığınız çağırdğınız insan,bu hastalıklardan birini taşıyor da olabilir.Mesel şeker hastaları,rahatsızlıklarından dolayı çok sinirli ve salgırgan olabiliyorlar.Sizin bağırdığınız biri şeker hastası olabilir nereden bileceksiniz?Alnında yazmıyor ki?Ama siz sinirlisiniz,o sinirli,aldı bişeyi attı kafanıza,siz ona attınız v.s...Alın size bir cinayet...Yani bir anda katil ya da maktul olabilirsiniz. Bu nedenden dolayı,yanlış iletişimin,hatalı kurulan cümlelerin ve yanlış kullanılan beden dilinin,aslında ne kadar tehlikeli bir silah olduğunu hiç unutmayın.

 

Siniriniz bozukken,öfkeliyken sizi daha çok üzecek,gerecek,sinirlendirecek şeylerden ve insanlardan uzak durun.Kaçın,ortamdan kaçın.Hatta kaçamadınız,gidemediniz,çok büyüdü olay ve siz çok sinirlisiniz.Sakın o karar verip bazı şeyleri uygulamaya geçrmeyin.Anlık sinirle verilen boşanma/ayrılma kararlarının sayısı çok yüksek ve bu insanların yüzde 90 ı da bu yüzden çok pişman.En az bir 24 saat kendinize ve karşıdakine zaman tanıyın.Şayet duş alma imkanınız varsa,mutlaka ılık bir duş alın.Suyun sinir sistemi üzerindeki olumlu etkisini asla yabana atmayın.Şayet duş alacak durumda değilseniz,mutlaka elinizi yüzünüzü yıkayın.Hatta bir süre akan suyun sesini dinleyin.Ve eğer bu sizi rahatlattıysa,kendizi buna şartlayın;''Sinirlenince mutlaka duş al ya da yüzünü yıka''.Belirli bir süre sonra,sinirlendiğiniz zaman otomatikman kendinizi duşa ya da lavaboya giderken bulacaksınız.Eğer hayal kurabiliyorsanız,kendinizi deniz kenarında yürürken,yağan bir yağmuru izlerken ya da bir küvette,bir jakuzide ayaklarını pat pat suya vururken hayal edin.Ama mutlaka dalgaların ya da suyun sesini ve duyun ve hissedn.Su benim vazgeçilmezimdir ve tüm çekim canlandırması dahil her çalışmamda mutlaka ama mutlaka kullanırım.

 

E peki iş yerinde nasıl olacak?Ya da arkadaş toplantısında?Hemen ama hemen bir bahane bulup o ortamdan uzaklaşın.Kısa süreliğine de olsa,yanlız kalabileceğiniz -bence en idea mekan,çünkü istese de kimse giremiyor- yere,tuvalete gidin.Mesela çok sinirlendiğim ama kalabalık olan mekanlarda,hemen telefonumu alıp tuvalete kaçarım.Ne alaka telefon ve tuvalet mi?Mesela benim telefonumda,söyleyenin kim oldunu bilmediğim ama çok güldüğüm şarkılar var.Şarkıcı''Hoplayıviiirrr çekirgee,zıplayıviirrrr çekirgeee''dediği anda,gözümün önüne orasını burasını oynatan,şıkkıdı şıkkıdı göbek atan garip suratlı çekirgeler geliyor ve gülmeye başlıyorum.Ya da çok dellendiğim zaman,aklımdan, elimde sihiri bir değnek olduğu ve onun,benim ona saydırdığım şekile bir anda büründüğünü düşünüyorum.Nasıl mı? Sallayın değneği...Patronunuzun ''gerizekalı'' biri olarak karşınızda durduğunuzu düşünsenize...Kafasında bir huni,parmağı ağzında emiyor ve abidik gubidik gibi sesler çıkarıyor.Ya da ''hıyar'' demişsiniz ve adam bir anda hıyar olmuş,elleri ayakları hatta kafası (çünkü kafasında sapı,bi de çiçeği olacak,kesinlikle çıtır çıtır,dalından taze koparılmış bir salatalık yani) bir yemyeşil bir salatalık karşınızda.Tabii anında diğer bir fikir belirirdi gözümün önünde;acaba cacığı nasıl olurdu,biraz sarımsak,tuz,konmuş bir servis tabağına,masay götürülmeyi bekliyor.Kollar bacaklar dışarda,sallaniyor derken bende sinir filan kalmazdı:)Terslenip tartışmak ve işten atılmaktansa,ondan cacık yapmak hep daha mantıklı gelmiştir bana:)Eee,ne yapayım canım patronsanız?Allah allah,sizde çıtır bir salatalık gibi düşünülmek istemiyorsanız,halinize hareketinize birazcık dikkat edin,sinir etmeyin çalışanlarınızı.:)

 

Ya da derin derin nefes alıp vermek-ki nefes çalışmaları konsantrasyon çalışmalarının kilit olayıdır-ve gevşemeye çalışmak,içinizden belirli bir sayıya kadar saymak,o anda kendinize bir çimdik atıp acının sizi kendinize getirmesini sağlamak da deneyebileceklerinizin arasında.Hemen ağzınıza naneli bir sakız atabilir,ya da naneli bir şeker de yiyebilirsiniz(Arabamda ve çantamda her zaman bulundurum,üst solunum yollarımda bıraktığı fresh duygu bana iyi geliyor).Bir bitki çayı(tarçın olabilir) ya da içine nane yaprakları atılmış limonlu bir su da tüketebilirsiniz.Minik bir parça çukulatanın da mucizeler yarattığını unutmamak lazım;özellikle biz bayanlar üzerinde...Kokularında sinir sistemi üzerindeki etkisini yabana atmayın bu arada...Eğer imkanınız varsa,evdeyseniz,tütsü yakabilirsiniz.Yok işyerindeyseniz,özellikle yasemin,limon ya da vanilya kokuları içeren oda spreyleri ya da parmağınıza döküp koklayabileceğiniz esans özleri,sizi rahatlatır.Hiçbirşey yapamıyorsanız,çekmecenizde ya da torpido gözünüzde mutlaka bir limon kolonyası bulundurun,gerildikçe havaya sıkın sıkın rahatlayın.Tabi o anınızda arayabileceğiniz,ya da msn ya da mesaj yoluyla ulaşabileceğiniz, sizi dinleyecek ve rahatlatabilecek bir dostunuz var,çok şanslısınız,destek olmasını isteyebilirsiniz.Unutmayın,sinirlendiğiniz,gerildiğiniz an,hemen kendinize müdahale ederseniz ve rahatlatmayı başarırsanız,hiçbir olayın büyümesine ve çıkmaza girmesine fırsat vermemiş olursunuz.Yani kilit her zaman için önce sizsiniz,bu yüzden öncelikle sizin değişmeniz,kendinizi değiştirmeyi öğrenmeniz gerekiyor.

 

''Öfkeyle oturan zararla kalkar''.''Yağmur eken,fırtına biçer''Keskin sirke,küpüne zarar verir''Bu ve bunun gibi onlarca söylenen söz var.Ve bunların hepsi de,yaşanan olaylar arkasından konan son nokta cümleleridir.Bir mıknatıs yahut paratoner,-adı neyse ne-,olduğunuzu unutmayın.Çekim gücüne inanıyorsanız,çekim çalışmaları yapmak istiyorsanız,önce hayatınıza ne çekmek istediğinizi sizin dudaklarınızdan çıkanların değil,düşüncelerinizin belirlediğini anlayın.Evet siz düşünüyorsunuz,lakin doğru düşünmeyi bilmiyorsanız,hayatınıza istediklerinizi değil,istemediklerinizi çekersiniz.Bu yüzden önce ''güzel bakmak'',''güzel görmek'' ve ''güzel düşünmeyi'' öğrenmeniz gerekiyor.Ve bunu yapabilmek için de,size kötü şeyler düşündüren ''sinir,öfke ve hırs''larınızla başa çıkabilmeyi öğrenmeniz gerekiyor.Umarım da size yardımcı olabilmişimdir:)

 

Bana kalsa,bunun 3 katı daha yazarım.Ama biliyorum ki yine başlayacaksınız''echo sen ne yaptın ya'' demeye,sizin dilinize düşmemek için,konuyu burada noktalıyorum.(nasıl korkuttunuz beni görüyor musunuz?sizden korkuma bişicikler yazamıyorum:))Arkası sizin yönlendirmelerinizle gelecek,yeni bir yazı da görüşmek üzere...

 

Seygiyle,çok ama çok mutlu kalın...

 

(echo)

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Öfke ve öfke kontrolü

 

Öfke kontrolü ele almaya odaklanmış bir duygudur

 

Öfke tamamen normal sağlıklı insanca bir duygudur

 

Hepimiz zaman zaman öfke duyarız

 

Aşağılandığımızda, hatalarımız yüzümüze vurulduğunda, kırıldığımızda veya haksızlığa uğradığımızda sıklıkla öfkeleniriz. Bu duygu dostumuz ya da düşmanımız olabilir, kontrol altına alıp doğru bir şekilde yönlendirebildiğimiz sürece hayatımızda pozitif bir rol oynar: ayakta kalmamıza, haksızlıklara karşı savaşmaya, hayatımızda değişiklik zamanı geldiğini farketmemize yardımcı olur.

 

Öfkenin sonucu siddet olmamalı. Öfke sadece bir duygudur, öfkelendiğimizde nasıl davranacağımız ise tamamen bize bağlıdır. Önemli olan nasıl hissettiğimiz değil nasıl tepki verdiğimizdir.

 

Ev içi, iş yerinde şiddet, boşanmalar, madde bağımlılığı öfkenin kontrol edilememesi sonucu gelişebilecek olaylardan birkaç tanesi olarak sayılabilir.

 

Günümüzde insanların altında kaldıkları stres had safhadadır. Güvensizlik ve aşırı iş yükü altında insanlar ezilmektedir. Kentsel yaşama geçtikçe değişik kültürlerden insanlar çok çeşitli koşullarda karşı karşıya gelmek zorunda kalmaktadırlar ve bu da kolay değildir.

 

Altta yatan öfkenin kaynağında bazı önemli değerlerimizi etkileyen faktörlerin üzerinde kontrolü kaybetme duygusu yatar. Bu değerlere örnek olarak sevdiğimiz bir insan, onurumuz, bir yere zamanında varabilme, para, eşitlik sayılabilir.

 

Öfkelendiğimizde genellikle bu duruma neyin sebebiyet verdiğini bildiğimizi düşünürüz. Bizi eleştiren birisine, yolda arabayla yolumuzu kesen bir sürücüye, patronomuza, hatta çoğu zaman kendimize yöneliriz. Tehdit oluşturan faktöre yönlendirilmiş bir enerji patlamasının bu sebebi alt edeceğini zannederiz. Ya da bu enerji patlamasının hedefimize ulaşma yolunda önümüzde duran bariyeri kıracağını düşünürüz. O anda sonuçlarını düşünmekten aciz olup sonunda da bundan pişmanlık duyarız

 

Fiziksel olarak saldırıya uğradığımızda öfkenin bize karşılık vermek için enerji vermesi olumlu olarak düşünülebilir. Ancak çoğu zaman yargımızı bulutlandırır ve fazladan stres yaratır. Eğer öfke diğer insanlara karşı aggressif bir tutum halini alırsa özellikle sevdiklerimizle olan ilişkilerimiz geri dönüşümsüz bir şekilde zedelenebilir.

 

Uzamış ya da sık sık gelen hafif öfke atakları ise kardiyovasküler problemlerin ve kalp krizlerinin önemli bir nedenini oluşturur.

 

Lise çağındaki bir grup gençte yapılan araştırmada katılanların %33'ü : "Gerçekten öfkelendiğimde hiçbir şekilde kendimi kontrol edemiyorum" seçeneğini işaretlemişlerdir; bu grubun içindeki her 4 kişiden 3'ü ise bildirilmiş bir kavgaya karışmışlardır.

 

Bazı psikologlar lise çağındaki çocuklarda öfkeden önce gelen hisleri tanımlamaya çalışmaktadırlar, belki üzüntü belki de korku. Bunları kabul etmeleri zor olmaktadır, ancak ancak bu aşamadan sonra arzuya bağlı olarak öfkeden bahsedilebilir. Ne kadar öfkelenebilecekleri üzerinde kontrole sahip olduklarını öğrenmek de bu çocuklar için oldukça şaşırtıcı olmaktadır.

 

Bazı insanlar ise öfke anında bu duyguyu tamamen reddederek bastırırlar. Maalesef birikmiş öfke de birçok duygusal ve fiziksel problemlere yol açar; kendisini alaycı, iğneleyici, eleştirel yorumlarla, pasif agresif davranışlarla gösterir. Öfkemizi görmezden gelerek reddetme yolunu seçtiğimizde çok önemli bir mesajı da görmezden geliyor olabiliriz: kendimizi savunmanın gerekliliği, bazı durumlarda değişiklik yapma zamanının geldiği ve kendi adımıza söz hakkına sahip olabilme yetileri vs..

 

Bu iki yöntem de görüldüğü gibi etkili olmamakla beraber, en iyi alternatif öfkemizle nasıl başa çıkılabileceğimizin yollarını aramak olmalıdır. Mevcut öfkenin yükünü azaltmak ve ardından gelen fiziksel reaksiyonu önlemek açısından sakinleşmenin yollarını aramamız gerekir. Bir kere sakinleşmek geri adım atıp neden öfkelendiğimize bakmaya olanak tanır. Öfkelenmek için geçerli bir sebep var mı? Eğer ki varsa duygularımızı daha sakin, daha etkili bir şekilde diğerlerine ve kendimize daha saygılı bir şekilde ifade edebiliriz.

 

Çoğu zaman öfkelenmemize neden olayları ve kişileri değiştiremediğimiz gib reaksiyonlarımızı kontrol etmeyi öğrenebiliriz.

 

ÖFKE NEDİR?

 

Öfkenin doğası:

 

Öfke öfke alanında çalışmaları olan Charles Spielberger adında bir psikoloğa göre "şiddeti hafif iritasyondan şiddet ve başkaldırıya kadar değişen emosyonel bir durum"dur. Diğer duygularda olduğu gibi bu duruma fizyolojik ve biyolojik bir takım değişiklikler de eşlik etmektedir: öfkelenince kalp atışlarımız hızlanır, tansiyonumuz yükselir, adrenalin ve noradrenalin gibi enerji hormonlarımızın düzeyleri yükselir.

Hem eksternal hem de internal olaylar öfkeye neden olabilir. Özellikle tek bir kişiye, herhangi bir duruma (örn.trafikte olduğu gibi), ya da kişisel olarak bizi rahatsız eden canımızı sıkan özel bir problemimize öfkelenebiliriz. Başımızdan geçmiş travmatik olaylara ait hatıralar da bu duygunun su yüzüne çıkmasına sebebiyet verebilir.

 

Öfkenin dışa vurumu

 

Öfkenin ifade edilmesinde dürtüsel ve doğal bir yol agresif davranmaktır. Tehlike karşısında doğal ve adaptif bir yanıttır; saldırı halinde savaşmak ve kendimizi savunmak için güçlü ve agresif duygu ve tutumları ortaya çıkarır, öyleyse hayatımızın idamesi için bir miktar öfke gereklidir.

Ancak bizi sinirlendiren herkese veya nesneye karşı da fiziksel anlamda tepki verebilmemiz mümkün değildir. Yasalar, sosyal normlar ve mantığımız dahilinde öfkenin bizi götürebileceği nokta sınırlıdır.

 

İnsanlar öfkeli duygularıyla başaçıkabilme yolunda bir takım bilinçli ve bilinçdışı bazı süreçlerden faydalanmaktadırlar. Bu duygunun dışavurumunda en sağlıklı yöntem ise aggressif değil etkili bir şekilde ifade etmektir. Bunu başarmak için ise önce ilikle ihtiyaçlarımızın ne olduğunu belirlemeyi, onları diğerlerini kırmadan nasıl karşılayacağımızı öğrenmemiz gerekmektedir. Etkili olmak demek iteleyici, baskıcı ya da talepkar olmak demek değildir, kedimize ve başkalarına saygılı olmak anlamına gelmektedir.

 

Öfke baskılanabilir, başka bir forma çevrilip tekrardan yöneltilebilir. Bu durum öfkemizi içimizde tutup, konu hakkında düşünmeye son verip pozitif şeylere odaklandığımızda gerçekleşir. Burada amaç öfkenin bastırılıp daha yapıcı bir davranışa çevrilmesidir. Bu tip bir dışavurum ile ilgili tehlike ise öfkenin bir şekilde dışarı ifade edilemeyip içe, kişinin kendisine yöneltmesidir ki hipertansiyon ya da depresyonla sonuçlanabilir

İfade edilmemiş öfke başka sorunlara da yol açabilir, patolojik bir takım davranışlar ortaya çıkabilir. Örneğin pasif agresif davranış, ya da iğneleyici, hostil bir kişilik şeklinde kendini gösterir. Diğerlerini sürekli küçümseyen, eleştiren ve iğneleyen insanlar öfkelerini yapıcı bir şekilde ifade edemeyen insanlardır ki başarılı ilişkiler yürütememelerine şaşmamak gerekir.

 

Sonuç olarak söylenebilir ki kendi iç dünyamızda sakinleşebiliriz. Bu sadece dışavuran davranışı değil içsel yanıtlarımızı da kapsamaktadır. Kalp atışlarımızı yavaşlatmalı, sakinleşmeli ve kabaran duyguların sönmesine izin vermeliyiz. Dr.Spielberfger'in de dediği gibi bu 3 teknik işe yaramadığı zaman birileri veya birşeyler yaralanacaktır.

 

ÖFKE KONTROLÜ

 

Öfke kontrolünün amacı içimizde büyüyen duyguları ve öfkenin yol açtığı fizyolojik dalgalanmayı azaltmaktır. Çevremizde bizi kızdıran durumlar ya da insanlardan kurtulamayız ve onları değiştirmemiz mümkün değildir. Fakat tepkilerimizi kontrol edebiliriz

İçimizdeki öfke duygularını, öfkeye olan yatkınlığımızı ve de bununla ne derece başaçıkabildiğimizi ölçen birtakım psikolojik testler vardır. Bu konuyla ilgili bir problemimizin olduğunun farkında olmak da adım atma yolunda bir avantajdır

 

Niçin bazı insanlar diğerlerine göre daha öfkelidir?

 

Öfke kontrolü konusunda uzman olan Jerry Deffenbacher'e göre, bazı insanlar ortalama kişilere göre daha çabuk ve daha kolay öfkeleniyorlar ve bu duyguyu daha yoğun yaşıyorlar. Bir takım insanlar ise öfkelerini belli etmeyip kronik olarak daha irritabl ve tetikte görünürler. Kolay öfkelenenler her zaman ortalıkta birşeyler fırlatmayabilirler, sosyal olarak çekilebilir ya da fiziksel olarak hastalanabilirler.

 

Bazı psikologlara göre kolay öfkelenbilen insanların kızdırılmaya karşı toleransları düşüktür. Bu kişiler kızdırılmaya, güvensizliğe gelemezler. Özellikle de haksız yere eleştirilmeye, küçük bir hata için düzeltilmeye tahammülleri yoktur.

 

Peki insanları bu hale getiren nedir? Birçok faktör rol oynar. Sebeplerden birisi genetik veya fizyolojik olabilir. Birtakım kanıtlar gösteriyor ki bazı çocuklar daha doğuştan gergin, hassas ve öfkelenmeye meyilli olabiliyorlar ve çok erken yaşta belirti veriyorlar. Diğer bir sebep ise sosyokültüreldir. Öfke toplum tarafından negatif bir yönde değerlendirilir. Kaygılarımızı, depresyonumuzu belli edebiliriz ama bu durum öfke için geçerli değildir. Sonuç olarak da bu duyguyu yapıcı bir yönde kanalize etmeyi öğrenemeyiz.

 

Araştırmalar gösteriyor ki aile geçmişinin de rolu olmaktadır. Çabuk öfkelenen insanların ailelerine bakıldığında tipik olarak yıkıcı, kaotik ve duygusal iletişim konusunda zayıf oldukları görülmektedir.

 

Psikologların içimizdeki her birikimi belli etmenin ve içimizi boşaltmanın doğru olmadığını ve tehlikeli olduğunu söylemektedirler. Birçok insan bu kuralı diğerlerini incitmek için adeta bir mazeret gibi kullanmaktadırlar.

 

Relaksasyon:

 

Denenebilecek bazı basit adımlar:

 

Diafragmayı kullanarak derin nefes alıp verin

o "Rahatla" "gevşemeye çalış" gibi kelimeleri içinizden yavaş yavaş tekrarlayın

Hafızanızı ya da anılarınızdan faydalanarak rahatlatıcı, sizin için hoş olan bir anı gözünüzün önünde canlandırın

Yavaş yavaş yoga benzeri egzersizler de kaslarınızı rahatlatacaktır

o Bu teknikleri hergün uygulayın, gergin durumlarda otomatik olarak kullanmayı öğrenin

 

Bilişsel Yeniden Şekillendirme

 

Bu ifade düşünme biçimimizi değiştirmek anlamına gelir. Öfkeli insanlar altta yatan düşüncelerini yansıtacak biçimde patlayıcı tarzda, küfürlü konuşmaya yatkındırlar. Öfkelendiklerinde abartılı bir biçimde düşünür, olayları dramatize ederler. Bu düşünceleri daha rasyonel olanlarla değiştirmek gerekir. Örneğin "herşey mahvoldu, herşey berbat" demek yerine "çok sinir bozucu bir durum, üzülüyor olmam gayet anlaşılabilir bir tepki fakat dünyanın sonu değil ve öfkelenmek de hiçbir çözüm getirmeyecek" diye düşünmek daha doğru olacaktır

 

Kendinizden ya da başkasından bahsederken "asla" , "daima" demekten kaçının. "Bu [email protected]% makine zaten asla çalışmaz" veya "Herzaman herşeyi unutuyorsun" gibi cümleler uygun olmadıkları gibi öfkeyi destekler ve onaylar, sorun çözülemez bir hal alır. Çözüm üretmek için sizinle çalışmaya istekli insanları dahi yabancılaştırır ve aşağılar

 

Öfkelenmenin sorunlara çözüm getirmediğini, daha iyi hissetmenizi sağlamayacağını tam tersi daha kötü hissettireceğini kendinize hatırlatın.

Mantık öfkeden daima üstündür; çünkü öfke haklı yere bile olsa kolaylıkla irrasyonel bir hale gelebilir. Bu yüzden mantığınızı acımasızca kullanabilirsiniz. Bütün dünyanın size karşı olmadığını, sadece gündelik hayatın bazı pürüzleriyle uğraştığınızı kendinize hatırlatın. Bu düşünce daha dengeli bir perspektif kazandıracaktır. Öfkeli insanlartalepkar olurlar: adalet, takdir edilme, onaylanma, işlerin kendi yntemleriyle yürütülmesi ,vs. Tüm bunları herkes ister, elde edemediğimizde hepimiz incinir hayal kırıklığına uğrarız. Fakat öfkeli kişiler talepte bulunurlar, karşılanmadığında ise hayal kırıklığı öfkeye dönüşür. Yeniden şekillendirmenin bir parçası olarak bu insanların talepkar yapılarının farkında olmaları , beklentilerini özleme çevirmeleri gerekir. "istiyorum", sahip olmalıyım" gibi cümleler kurmak yerine "isterdim"demek daha sağlıklıdır. İstediğinizi elde edemediğinizde kızgınlık ya da hayal kırıklıkları gibi normal reaksiyonları yaşayacaksınız.

 

Problem Çözme

 

Bazen kızgınlık ve öfkeniz gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan doğal olarak kaynaklanabilir. Her sorunun bir çözümü olduğu yönündeki kültürel inanış da çözüm üretemediğiniz zaman duygularınızı körükler. Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığınızda yapmanız gereken çözüm bulmak değil, bu sorunla nsaıl başa çıkacağınızın ve yüzleşeceğinizin yollarını aramak olmalıdır.

Bir plan yapın ve bu yolda ilerleyişinizi kontrol edin. Elinizden gelenin en iyisini yapmaya hazır olun fakat yanıtları hemen bulamadığınızda kendinizi cezalandırmayın. Sabrınızı yitirmeyin.

 

Daha iyi iletişim

 

· Öfkeli insanlar hemen sonuç isterler ve bu acalecilikle ulaştıkları sorunların bazıları uygunsuz olur. Hararetli bir tartışma esnasında yapılacak ilk şey yavaşlayıp yanıtlarınızıgözden geçirmek olmalıdır. Aynı zamanda karşınızdakini dikkatli bir şekilde dinleyip yanıtlamadan önce zaman kazanın.

Aynı zamanda öfkenin altında yatan şeyi de dinleyin. Örneğin bir miktar özgürlüğünüze ve kendinize ait zamana önem veren bir insansınız ve değer verdiğiniz partneriniz sizden daha çok yakınlık ve ilgi bekliyor. Size aktiviteleriniz hakkında söylenmeye o kişiyi bir gardiyan, yük ya da boğazınıza sarılmış bir albatros gibi görmeyin

 

Eleştirildiğinizde savunmacı davranmanız doğaldır ancak karşı saldırıya geçmeyin. Kelimelerin altında yatan anlamı dinleyin. Kişi kendisini itilmiş sevgisiz kalmış gibi hissediyor olabilir. Tartışmanın kotrolden çıkmasını engelleyin. Soğukkanlılığı korumak sonuçta yaşanacak bir felaketi engelleyecektir

 

Mizah

 

Mizahı kullanarak bazı yöntemlerle hiddetinizi bastırabilirsiniz. Öncelikle daha dengeli bir perspektif kazanmanızı sağlayacaktır. Birisine öfkelendiğinizde ona lakaplar taktığınızda o kişiyi o şekilde gözünüzün önünde canlandırmaya çalışın. İş arkadaşınıza içinizden "tek hücreli yaratık" demek geliyorsa, onu hergün işe gelip giden toplantılara katılan bir emip gibi hayal edebilirsiniz. Başka bir insanla ilgili de ne zaman aklınıza bir tabir gelirse bu yntemi uygulayın. Gerginliğinizinçözülmesinde çok işe yarayacaktır.

 

Dr.Deffenbacher'a göre öfkeli kişilerin vermeye çalıştıkları mesaj "işler benim yöntemlerimle yürümeli" dir. Bu kişiler kendilerinin her zaman doğru olduklarına inanırlar ve önlerinde durmak onlara yapılmış çok büyük bir saygısızlıktır, bu durumda asla kalmamaları gerekmektedir; belki başkaları ama asla onlar değil!!

 

Öfke anında kendinizi tanrı/tanrıça gibi gözünüzün önüne getirin, yüce güç, sokaklara, dükkanlara iş yerlerine sahip vs. Daha da ayrıntılandırdığınızda ne kadar mantıksız olduğunuzun, ne kadar önemsiz şeylerin sizi öfkelendirebildiğinin farkına varacaksınız. Mizah yolu ile ilgili diikkat edilmesi gereken iki nokta vardır. Birincisi, problemlerinize sadece gülüp geçmeye çalışmayın. Bu yolu onlarla daha yapıcı bir şekilde yüzleşmek için kullanın. İkincisi ise bunu alaycı, iğneleyici bir şekilde yapmayın çünkü bu da öfke ifadesinin bir başka sağlıksız bir formudur.

 

Bu tekniklerdeki ortak nokta kendinizi aşırı ciddiye almaktan kaçınmaktır. Öfke ciddi bir duygudur fakat çoğu zaman incelendiğinde sizi güldürebilecek fikirleri de beraberinde taşır.

 

Ortam Değişimi

 

Bazen sizi irite eden ve kızdıran kendi küçük çevrenizdir. Problemler ve sorumluluklar üzerinize yıkılabilir, "tuzağa" düşürülmüş gibi hissetmenize yol açabilir ve bu tuzağı oluşturanlara öfke duyabilirsiniz.

 

Kendinize zaman ayırın. Gün içinde programlı olarak ayırdığınız özellikle stresli olduğunuzu bildiğiniz zamanınız olsun. Buna bir örnek çalışan bir anne eve geldiğinde ilk 15 dakika ev yanmadığı sürece kimse anneye tek kelime söylemez. Bu kısa zaman atlatıldıktan sonra çocukların taleplerine onlara patlamadan yanıt verebilir.

 

İşlerinizi kolaylaştırabilecek birkaç ipucu

 

Zamanlama: Eşinizle akşamları tartıştığınızda kavga ile sonuçlanıyorsa-belki yorgunluktan belki de alışkanlık- önemli konuları konuşmak için başka bir zaman seçin

Kaçınma: Çocuğunuzun odasına her girdiğinizde dağınıklık sizi öfkelendiriyorsa kapıyı kapatın. Sizi öfkelendiren konulara özellikle yönelmeyin. "Çocuğum odasını temizlesin ki ben de kızmayayım" diye düşünmeyin, önemli olan nokta kendinizi sakinleştirebilmektir.

Alternatifler bulma: Trafikteki günlük rotanız sizi geriyorsa, başka bir yolu deneyin. Ya da otobüsü, başka bir ulaşım aracını deneyin

 

Yardıma ihtiyacınız var mı?

 

Eğer öfkeniz kontrolden çıkıyor, ilişkilerinizi ve hayatınızın önemli noktalarını etkiliyorsa yardım alabilirsiniz. Düşünme şekli ve davranışlarınızı değiştirmek için teknikler geliştirmek yolunda bir psikologla ya da psikiyatristle birlikte çalışabilirsiniz.

 

Unutmayın ki öfkeyi hayatınızdan söküp atamazsınız, atabilsek güzel olurdu. Tüm çabalarınıza rağmen sizi öfkelendirecek olaylar olacaktır, bunu değiştiremezsiniz. Fakat bu tip olayların sizi ne kadar nasıl etkilediğini değiştirebilirsiniz. Öfkeli yanıtlarınızı kontrol etmek uzun vadede daha da mutsuz olmanızı engelleyecektir...

 

"Öfkeyle kalkan zararla oturur"

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ben ki,sinirli bi yapım vardır,tecrübelerim üzerine sabırlı olmayı öğrendiğimi düşündüğüm halde bile yine de sinirimi zaman zaman kontrol edemiyorum..ve bu gerçekten çıkmaza giren sonuçlar doğuruyor..bu anlamda yazı gerçekten benim için faydalıydı..en azından artık karşımdakinin salatalık olduğunu ve ondan güzel bi cacık yapılabileceğini hayal edebilirim :rofl::rofl::rofl::rofl:

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
ben ki,sinirli bi yapım vardır,tecrübelerim üzerine sabırlı olmayı öğrendiğimi düşündüğüm halde bile yine de sinirimi zaman zaman kontrol edemiyorum..ve bu gerçekten çıkmaza giren sonuçlar doğuruyor..bu anlamda yazı gerçekten benim için faydalıydı..en azından artık karşımdakinin salatalık olduğunu ve ondan güzel bi cacık yapılabileceğini hayal edebilirim :rofl::rofl::rofl::rofl:

 

 

Düşününce çok eğlenceli geliyor dimi?

Sınırsız özgürlük,benzet neye benzetebiliyorsan:)

bippp olayı olmasa daha çok örnek de verilebilir aslında:D

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Düşününce çok eğlenceli geliyor dimi?

Sınırsız özgürlük,benzet neye benzetebiliyorsan:)

bippp olayı olmasa daha çok örnek de verilebilir aslında:D

 

kesinlikle ..bu açıdan bakmayı öğrenip de becerebildiğimiz takdirde zaten hayat bir eğlenceye dönüşüyor..ve bunu gerçekten yapmak elimizdeyken,o sihirli değnek elimizde bulunurken onu kullanmamak....9_9

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
kesinlikle ..bu açıdan bakmayı öğrenip de becerebildiğimiz takdirde zaten hayat bir eğlenceye dönüşüyor..ve bunu gerçekten yapmak elimizdeyken,o sihirli değnek elimizde bulunurken onu kullanmamak....9_9

 

 

:)Evet,işte bütün olay bu.

Allah bize görmek için bir göz vermiş;güzel bakmayılıyız.Duymak için bir kulak vermiş;güzl şeyler duymalıyız.Düşünce kabiliyeti vermiş;güzel düşünmeliyiz.Ve gülmek ...Size bağıran,çağıran,terslenen bir insana nasıl sizde aynı tepkiyi veriyorsanız,size gülümseyen birine de aynı tepkiyi vereceksiniz.O zaman gülmseyin,sizede gülümseyerek dönsünler.Zaten keyifli,mutlu olan insanın,olumsuz düşünmek gibi bir şansı olmaz,olamazki:)

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

hayatımın hiçbir uzun döneminde optimist olmayı seçmemişimdir zaten.zaman zaman ortalarda felaket tellalı gibi dolandığımı bilirim..

"her şey mi kötü gider ya.

ben zaten bahtsız bedeviyim.

bikerede iyi bişey olsa şaşardım." cümlelerini zaman zaman da kullanırım..biçok arkadaşım da kullanıyordur sanırım.hatta bütün terslikler bi güne sıralandı diye o günü uğursuz günüm ilan ettiğim dahi olmuştur:rofl: çok komik. bir düşünsem,belkide koca gün etrafa mermi saçar gibi negatif enerji saçtığımdan o gün olumsuz ne varsa yaşadığımı...

bir söz vardır "kendine yapılmasını istemediğini başkasına da yapma" bunun tersini de alırsak "kendine davranılmasını istediğin şekilde başkasına davran"..o halde karşımızda tebessüm eden suratlar görmek bizim tebessüm etmemizle doğru orantılı..

neyse uzattım:D yazılarının takibindeyim echo teşekkürler...;)

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

echo çok güzel bir yazıydı teşekkürler...

diğer yazıların da öyleydi. tüm yazdıklarını takip ediyorum yenilerini bekliyoruz.üşenmeyip bu kadar uzun yazılar yazarak bizlere yardımcı olmaya çalıştığın içinde ayrıca teşekkürler.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...