Jump to content

Suçlar...


Renan

Önerilen Mesajlar

Hukuk nizâmı içinde, cezâlandırılmış fiil, hareket; ahlâka ve dîne aykırı davranış. Hukûkun bir târifi de, “adâlete hâdim bir beşerî hayat nizâmı” şeklindedir. Cemiyetle hukuk birbirinin ayrılmaz parçası olduğundan, hukuksuz beşerî hayat tasavvur edilemez.

 

Suç; adâlete, dolayısıyle cemiyete yönelmiş bir sosyal tehlikedir. Hukuk düzeni; bu tehlikenin önüne geçmek için suç, tehlike olarak nitelendirilen fiillere müeyyide uygular, cezâlandırır. Sâdece hukuk değil, hukûkun kaynaklarından olan örf ve ahlâka aykırı olan fiiller de suçtur. Ancak şu farkı belirtmek gerekir. Hukuk, insanların ictimâî, müşterek hayâtını hâricen tanzim eden, zorlayıcı kurallardır. Buna karşılık örf, ilgililerinÊarzu ve ihtiyaçlarına terk edilmiş konvansiyonel (uyuşmaya dayanan) bir nizamdır.

 

Fakat örfün de tesirli bâzı zorlayıcı vâsıtaları vardır. Meselâ, efkârı umûmîyenin (kamuoyunun) bir şeyi boykot etmesi gibi. Ahlâkî kıymet hükmünün hakîkî hâkimiyet sahası ise insan rûhudur, iç âlemidir. Çocuğun ıslah evine kapatılarak özel bir ihtimâma tâbi tutulması, onun iç âleminin çığırından çıkmış olması sebebiyledir. Buradan anlaşılıyor ki, hukukun dışa dönüklüğü karşısında ahlâk daha ziyâde içe dönüktür. Günümüz hukukçuları arasında revaçta olan görüşe göre, cemiyetin teşekkülünde rol oynayan en önemli faktör suç ve cezâlardır. Bu görüşe göre insanlar, suçu cezâlandırma yetkisinin fertler üstü bir kuvvete (devlete) verilmesi için aralarında bir sosyal ve siyâsî sözleşme yaparak cemiyeti kurmuşlar, böylece ferdî hayattan ictimâî hayâta geçmişlerdir.

 

Teknolojiyle birlikte yeni suç çeşitleri meydana çıkmıştır. Bâzı hukuklarda cezâ hukûkuyla ahlâk ve din kuralları içiçedir. Günümüz lâik devletlerindeyse cezâ hukuku müstakil olmuştur. Ancak yine de ahlâk ve dînin kuralları cezâ hukûkuna yansımıştır.

 

Günümüz hukûku anlayışında, suçla bozulan barış ve sükûnun devamlı olarak sağlanması şu iki esâsın aynı zamanda gözetilmesi ile mümkündür:

 

1. Cezâ ve meniyet tedbirleri yalnız başlarına suçları önlemek ve sayılarını azaltmak için yeterli değildir. Yapılacak şey, kriminolojik araştırmalar yoluyla suç doğurucu faktörleri keşfetmek ve bunları uygun bir tedbirle ve icraat mekanizmasıyla ortadan kaldırmaktır.

 

2. Cezâ, suça ve suçluya karşı, toplumun ve devletin beğenmediğini belirtmesi îtibâriyle lüzumlu ve faydalıdır. Ancak cezâda sâdece bir ızdırap verme fonksiyonunu görmek ve yalnızca bunu aramak hatâdır. Cezâ, ödetici maksadın yanında, yapıcı gâyeler tâkip ettiği takdirde, gerçek anlamıyla, sosyal barış ve sükûnu sürekli sağlayabilecek bir biçim almış olur.

 

Günümüz Türk Hukûkunda Suç

Türk hukûkunda suç şu şekilde târif edilmiştir: İsnat yeteneğinde olan bir kişinin kusurlu irâdesinin meydana getirdiği icrâî veya ihmâlî bir hareketin sonucu olan, kânunda yazılı tipe uygun, hukûka aykırı ve müeyyide olarak bir cezânın uygulanmasını gerektiren fiil. Suçu, diğer hukûka aykırı fiillerden ayıran, bir fiili suç hâline sokan şeylere suçun unsurları denir. Bir hareketin suç sayılması için şu unsurların bulunması gerekir:

 

1. Kânûnîlik: Bir fiilin suç olabilmesi için, kânunun açıkça bu fiili suç olarak nitelendirmesi gerekir. Nitekim, Türk Cezâ Kânunu madde 1’de: “Kânunun açık olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye cezâ verilemez.” hükmü konmuştur. 1982 Anayasasının 38. maddesinde şu şekilde geçmiştir: “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kânunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezâlandırılamaz.”

 

2. Hukûka aykırılık: Cezâyı gerektiren bir fiilin yürürlükteki hukuk tarafından meşru sayılmamasıdır.

Şu hallerde hukûka aykırılık yoksa, cezâ verilmez:

 

a) Hakkın icrâsı: Hakkın icrâsı sonucu teşekkül eden suç, hukûka uygun olduğu için cezâ görmez. Misâl: Anne babanın çocuğu üzerinde tedip hakkı vardır. Doktorların tıbbî müdâhaleleri sonucu uzuv kesme veya ölüm olsa, ilmî usüllere uyulmuşsa suç yoktur.

 

b) Mağdurun rızâsı: Bâzı suçların cezâlandırılmasında mağdurun rızâsı önemli rol oynamaktadır. Hakâret suçunda mağdurun rızâsı hukuka aykırılığı dolayısiyle suçu kaldırır.

 

c) Vazifenin ifası: Kânunen yapmakla yükümlü olduğu bir fiili işleyen kimse, fiil bir suç teşkil etse bile, hukuka aykırılık söz konusu olmadığından cezâlandırılamaz.

 

d) Meşrû müdâfaa: Hayâta, mala, ırz ve nâmusa yapılan haksız tecâvüzlere karşı savunma meşrûdur. Meşrû müdâfaa için, haksız bir tecâvüz olmalı, başka türlü tecâvüzü def etmek imkânı bulunmamalı, müdâfaa tecâvüzün sınırlarını aşmamalı, tecâvüz hâlen mevcut olmalıdır. Bu şartlarda kendisinin veya başkasının can, mal, ırz ve nâmusu için mütecâvize karşı suç işleyene bir şey gerekmez.

 

e) Izdırar hali: Zor durumda kalmak demektir. Suçu ortadan kaldırır. Bunun için zarûretin başka yolla giderilmesi imkânı bulunmamalı, ölüm tehlikesi bulunmalı, zarûret miktarını aşmamalı, başkasını muztar hâle sokmamalı, başkasının helâkine sebep olmamalıdır.

 

Suçlar, unsurlarının bulunma derecesine, onu işleyenlerin adedine, birlikte işlenmelerine, işlenme müddetlerine göre değişik şekillerde adlandırılmıştır:

 

1. Tam suç- Teşebbüs hâlinde kalan suç: Tam suçta fâil, fiili işlemeye yönelik bütün hareketleri tamamlamış ve istediği sonucu elde etmiştir. Teşebbüs hâlinde kalan suçta ise, fâil fiili işlemek için harekete geçmiş olup, istediği sonucu elde edememiştir. İcra hareketinin bitirilememiş olması hâlinde nâkıs teşebbüs; icrâ hareketi bitirilip de, istenen sonucun meydana gelmemesi hâlinde tam teşebbüs durumunda kalan bir suç işlenmiş olur.

 

2. Âni suç mütemâdî suç: Âni suç işlemesiyle birlikte sonuçlanmış olur. Bir adamı silâhla yaralamak gibi. Mütemâdi suçta ise, bir anda bitmeyip devamlılık vardır. Bir şahsı kânunsuz tutuklamak gibi.

 

3. İcrâî suç- İhmâlî suç: İcrâî suçta fâil kânunen yapılmaması gereken bir harekette bulunur. Öldürme, yaralama, yağma gibi. İhmâlî suçta ise kânunen yapılması gereken hareketi yerine getirmez. Kazânın olmaması için gerekli tedbirleri almamak gibi.

 

4. Basit suç- İtiyâdî suç: Suç bir defâ işlenir. İtiyâdî suçsa fâilde alışkanlık meydana getirir. Genellikle müessir fiil ve hareket gibi suçlar basit suç, hırsızlık ve kaçakçılık gibi suçlar itiyâdî suçlardır.

 

5. Tesâdüfî suç- Kasdî suç: Fâilin önceden işlemek niyeti olmadığı halde, karşılaştığı âni durumun tesiriyle işlediği suç tesâdüfî suçtur. Uğradığı bir hakârete öfkelenip, hakâret edeni yaralamak gibi. Kasdî suçta ise fâil suçu işlemeye daha önce karar vermiş ve işleyeceği suçu plânlamıştır. Taammüden (kasten) adam öldürmek gibi.

 

6. Meşhut suç- Meşhut olmayan suç: Fâilin suçu işledikten hemen sonra veya işlerken yakalanmasıdır. Hırsızın olayı işlerken veya çalıp giderken, bekçi tarafından yakalanması gibi. Meşhut olmayan suçta ise, suçlu ancak suç olayından sonra yapılan bir araştırma, soruşturma veya tâkip sonucu ortaya çıkarılabilmektedir.

 

Suç eşyâsı: Suça konu olan, vâsıta olarak kullanılan eşyâ. Bunları almak, bulundurmak suçtur.

 

Bazı Suçlar

 

* Bilişim suçları

* Casusluk

* Cinayet

* Katliamlar

* Kaçakçılık

* Organize suçlar

* Soykırımlar

* Asilik

* Ayaklanma

* Cinayet

* Cracker

* Ehliyetsiz araç kullanımı

* Ensest

* Firar

* Gözdağı verme

* Hapisten kaçış

* Hırsızlık

* Irza geçme

* Kabadayılık

* Korkaklık

* Nefret suçu

* Nitelikli dolandırıcılık

* Okulda şiddet

* Scene (Korsan)

* Scene Release

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...