Jump to content

Fatih Sultan Mehmed Han ve Belde-i Tayyibe...


Renan
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

İlâhî kaderin Türklüğü Anadolu'ya yerleştirmesinin sırrı, İstanbul hedefinde düğümleniyordu. Yüce Peygamberimizin gösterdiği İstanbul hedefi bu sırrın anahtarı idi ve onu açmaya Mehmed memur edilmişti. Mana perdesindeki hazırlıklar çoktan başlamıştı; Hacı Bayram Sultan, rejisör sıfatıyla oturduğu makamdan ilk işareti Murat Han'a vermişti. Şimdi sıra o sırrın anahtarı kendisine tevdi edilecek olan kişinin; küçük Mehmet'in yetiştirilmesine gelmişti. Fethin mana yönünü onun kalbine daha sabi çağında iken nakşetme görevi Molla Gürânî'ye verilmişti. İlerde bu görevi Akşemseddin devralacaktı.

 

Kişiliğin yedi yaşlarında oluştuğu, o çağda alınan eğitim ve terbiyenin kişiliğin oluşmasında tartışmasız rolü bulunduğu bilindiğine göre, küçük Mehmed'in o çağda Molla Gürânî’nin ellerine tevdi edilişinde de bir hikmet vardı kuşkusuz.

 

Bu nedenle Molla Gürânî hakkında kısa bir bilgi vermek kaçınılmaz oldu. Kaldı ki bu zatın adı gölgede kalmıştır, yeterince bilinmemektedir. Molla Gurani, Afganistan - Horasan yöresinde 12. yüzyıllarda devlet kurmuş Gur Türklerindendir. Ataları göçler sırasında Diyarbakır yöresine gelip yerleşmiş, kendisi Diyarbakır Ergani'sinin Guran kasabasının Hilar köyünde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Şihabüddin Amedî'dir. Osmanlı medreselerinde ders veren yüksek seviyedeki din bilginlerine Molla dendiğini biliyoruz. Molla ününü buradan almıştır. Gur (Kurmanc) Türkleri'nin Anadolu'ya bir armağanı da Gördes halılarıdır. Molla Gürânî, hikmetler diyarı Horasan ilinden gelen mana nakışlarını küçük Mehmed'in gönlüne nakşettikten sonra görevi biter ve genç Mehmed Bursa'dan Manisa'ya gönderilir. Orada Akşemseddin'e teslim edilir.

 

Bazıları tarihe akseden, bazıları ise genç Mehmed ile Akşemseddin arasında sonsuza dek sır olarak kalacak bir çok manevi işaretler Manisa'da geleceğin Fatih'ine açıklanmış, fethin ona nasip olacağı müjdelenmiştir.

 

Mana ile madde arasında denge sırrına vakıf olmuş Sultan Mehmed, fethin kesin müjdesine rağmen, gerekli bütün askeri ve siyasi hazırlıkları en ince detayına kadar yerine getirmekten geri kalmıyor, her şeyi bizzat gözden geçiriyor, günde ancak 3-4 saat uyuyabiliyordu. İslâm inancında önemli yeri olan tevekkül düşüncesini meskenet, uyuşukluk sananlar için Sultan Mehmed'in tutum ve davranışları örnek olmalıdır. Keşif ve kerametini yakından görüp inandığı Akşemseddin hazretlerinin fetih müjdesi karşısında Sultan Mehmed asla gevşememiş, madde ve mana alanında ufak bir hata ve gaflete düşmemek için bütün gücü ile ordusunu donatmaya, eğitmeye koyulmuştur. Topçulukta inkılâp yapacak kadar topçuluk ilmine, bunun yanı sıra diğer ilimlere vâkıftı, birçok yabancı dil biliyordu. Böylece Fatih gayretin zirve örneğini verirken.

 

Garip tecelliye bakın ki, İstanbul'un düşeceğinin manevi işaretleri Bizans'a da yansıdığında onlar tam tersine kendilerini meskenet çukuruna atmışlardı.

 

Sultan Mehmed ilk stratejik tedbir olarak, birkaç ay gibi akıl almaz bir sürede Rumeli Hisarını inşa ettirdi. Hisar, Peygamberimiz (s.a.v.) Hazretlerinin, dolayısıyla Fatih'in ismi MUHAMMED kelimesini yansıtacak biçimdeydi. Âdeta Bizans'ın sinesine atılmış bir imza gibi boğaza haşmet veriyordu. Muhammed kelimesi ebced hesabında 92 sayısına işaret olduğundan Rumeli Hisarı'nda 92 burç ve dirsek vardır. Hisar'a tepeden bakıldığında boğazda Muhammed imzasını net olarak okursunuz.

 

Boğaz'a bu mühür vurulduktan sonra sıra seferin açılacağı tarihi tespit etmeye gelmişti. Acaba bu tarih neydi? Bu tarih aslında Hacı Bayram Hazretleri tarafından Akşemseddin'e Hicri 857, Milâdi 1453 olarak duyurulmuştu. Duyurulmasına duyurulmuştu ama nasıl keşfedilmişti.

 

Peygamberimiz bir sohbetinde İstanbul'u Belde-i Tayyibe olarak nitelemişti. Sebe Sûresi'nin 15. âyetinde geçen «Beldetün tayyibetün» (Belde-i Tayyibe) kelimesinin ebced hesabındaki karşılığı 857 idi. Ve şimdi 857 (1453) yılına girilmiş, harekete başlama zamanı gelmişti.

 

Sultan Mehmet 1451 yılında devletin başına ikinci kez Edirne'de geçtiğinde, Akşemseddin Sultan'ın oluşturduğu veliler halkası ile çevrili idi. Nice sofiler Edirne'de büyük savaşın niyaz bekçileri olarak görev başındaydılar. Aralarında iki önemli derviş vardı; biri Ulubatlı Hasan, diğeri Hıdır (ileride Kadı Hıdır rolünde sahnede görünecekti). Her ikisi de Akşemseddin'in has öğrencilerinden idiler. Sultan Mehmet'e mana sırrından ne veriliyorsa, Hıdır ile Ulubatlı'ya da aynı sırdan veriliyordu.

 

Akla gelen her tedbiri aldıktan, tüm hazırlıkları bitirdikten sonra, devrin en modern silâhları ve gereçleri ile donatılmış yüzbinlik ordu ile Edirne'den yola çıkıldı. Yalnız silahlarla değil, mana sırrı ile de donatılmış bir ordu...

 

Ve «Fatih» mertebesine erişmenin eşiğinde bulunan Sultan Mehmet, çevresinde Akşemseddin, Molla Gürânî, Akbıyık, başta olmak üzere bir velîler halkası ve ardında yüzlerce bilim adamı ile işaret edilen hedefe, İstanbul'a yöneldi.

 

Karadan, denizden bir kelepçe gibi İstanbul surlarını pençesine alan Türk - İslâm ordusu, taktik ve strateji sanatının gözleri kamaştıran bir uygulamasını sergiliyordu. Donanmanın Haliç'e karadan indirilişi; yalnız azim ve iradenin değil, madde ve mana sentezinin de ortaya koyduğu başarılması imkânsız görülen bir mucize idi.

 

Tarafların kahramanlık destanları ile dolu olan bu savaş 52 gün sürdü. Tükenmiş bir Bizans'ın, o güne kadar görülmemiş, her bakımdan üstün bir ordu karşısında bu denli dayanabilmiş olmasının sırrı ne idi? İstanbul'un düşeceğine dair velîlerin bildirdikleri kesin keşifler ordu saflarında gevşekliğe mi yol açmıştı. Surlardan dökülen kaynar zeytinyağlarının altında haşlanmaktan, atılan rum ateşleri ile yanmaktan yılmayan, korkmayan askerler, bir gecede koca bir donanmayı Haliç'e indiren leventler böyle bir yargıya düşmenin yersiz olduğunu gösteren başlıca kanıtlardı. Burada Türk - İslâm ordusunun üstün savaş gücü, bükülmez azmi altında yatan hikmet ne idi? Kuşatmanın bu kadar uzamasında iki önemli sır vardır ki, İslâm metafiziği açısından çok önemlidir.

 

Kuşatmanın bu kadar uzamasını çeşitli yazarlar çeşitli nedenlere bağlamaya çalışmışlardır. Bugüne dek yeterince bilinmeyen, tarih sahifelerine yansımayan mutasavvıfların açıklamaları ise çok ilginçtir.

 

İstanbul kuşatmasından yıllarca önce İstanbul'da küçük de olsa bir İslâm azınlığı ve içlerinde Cibali Baba adında bir velî yaşamaktaydı. Bu zatın görevi Türk-İslâm sevgisini Bizans'a aşılamaktı. Cibali Baba bunda o denli başarıya ulaşmıştı ki, çevresinde İslâm hayranı Rumlar'dan oluşan bir cemaat toplanmıştı. Rumlar Cibali Baba'yı çok seviyorlardı; Cibali Baba da geniş gönlünde onlara da bir yer ayırmıştı. İşte Cibali Baba'nın Rumlar'a gönül vermesi, Türk ordusunun taarruzlarını kırıyor, Sultan Mehmet'in kudretli toplarının korkunç güllelerini etkisiz kılıyordu. İslâm velîliğinin evrensel sevgisini vurgulayan bu gerçek; hâlen İstanbul'da semte adını vermiş olan ve Cibali Baba diye ziyaret edilen yüce velinin sırrıdır.

 

Kuşatmanın uzamasına çok üzülen Sultan Mehmet'e nihayet bu sır manada açılınca «Yarabbi ya beni al, ya fethi müyesser kıl» diye dua etti ve 28 Mayıs günü Cibali Baba hakka kavuştu, 29 Mayıs günü fetih müyesser oldu.

 

Cibali Baba'nın bu dünyadan göçtüğü 28 Mayıs günü Akşemseddin, Sultan Mehmed'e müjdeyi şu mısralarla bildirdi:

 

«Yarın sabah şu kapıdan hisara yürüyüş ola

İzni Huda ile dahi feth nasip ve müyesser ola

Ezân sedası ile surun içi dola

Gün doğmadan gaziler sabah namazın hisar içinde kıla.»

 

Akşemseddin, Ulubatlı Hasan'ı çağırarak ona gizli bir emir ve müjdeyi sır olarak verdi.

 

Sabaha karşı Ulubatlı Hasanlar, Hıdırlar, niceleri şehitlik yarışmasına başladılar. Dökülen kaynar yağlar, taş ve ok yağmuru altında surlara tırmandılar. Türk bayrağı Ulubatlı Hasan'ın eli ile Topkapı burcuna dikildi. Ulubatlı Hasan'ın oklarla delik deşik olmuş, kızgın yağlarla kavrulmuş bedeni surların dibine düşerken, paniğe kapılan Bizans askerleri kaçışıyor, Türk askerleri surlardan içeri akıyordu: Mucize gerçekleşmiş, İstanbul düşmüştü.

 

Surların dibinde ikinci bir mucize daha tecelli ediyordu ki, bu daha ilginçti. Delik deşik olmuş, kavrulmuş bedeni ile yerde yatan Ulubatlı Hasan'ın simasından tatlı bir tebessüm yayılıyordu. Yanıp kavrularak can veren bir kişi nasıl tebessüm edebilirdi. Çünkü o şehadet anında, surların tepesinde Fahr-ı Kâinat Efendimiz Sevgili Peygamberimizi seyretmişti.

 

Fatih, Ulubatlı Hasan'ın yerde gül gibi açılan çehresini gördüğünde üzerine kapandı, onu kokladı, ağladı; «mana kardeşim benim» dedi; «İstanbul sana değer miydi?»

 

Bir devir kapanmıştı. İslâm-Türk devleti, yüce dinin sınırlarını dünya haritasına değişmeyecek bir Şekilde çizmişti.

 

Kanıyla, canıyla çizdiği bu sınırlar ilâhî kompütürün şaşmaz yazgısı kıyamete dek korunacaktı.

 

Fatih İstanbul'a girdiği zaman kendine düşen görevin bitmediğini henüz bilmiyordu. Fakat her şey gibi bu da Akşemseddin'ce malumdu ve bunları gene Fatih'in kendisi hâlletmeliydi. Sıkıştığı yerde ona yine Akşemseddin'in yetiştirdiği Hıdır yardım edecekti. Nitekim Hıdır Galata kadılığına tayin edildi.

 

Şimdi Fatih'i derin derin düşündüren önemli bir mesele vardı; askeri başarıdan sonra aşılması gereken duvarlar...

 

Bizans tüm çürümüşlüğüne rağmen çok eski bir tarihe ve medeniyet mirasına sahip idi. Ona uzun süre sadece askeri güç ile egemen olunamazdı. Diğer taraftan Müslüman Türkler'in Bizans başkentine yerleşerek, Doğu Roma kilisesini himayelerine almaları, Avrupalı Hıristiyan ülkeler üzerine kâbus gibi çökmüştü. Bunlar güçlü yeni bir Haçlı ordusunu harekâta geçirmeye yeter sebeplerdi.

 

Batı Hıristiyanları Bizans'ı gözden çıkardıkları için fetih sırasında ona soğuk davranmışlardı. Fakat şimdi onlar için önemli bir amaç yeniden doğmuştu!

 

Bu gerçekleri hesap etmeyen birçok tarihçi Fatih'in İstanbul Rumları'na karşı yumuşak davranışını boş yere eleştirir durur.

 

Fatih, Akşemseddin'in gene yanında kalmasını bu sorunlar karşısında kendini yalnız bırakmamasını diliyordu. Ama Akşemseddin'in kararı kesindi. Hazırlıklarını tamamladı, Göynük'e hareket etti. Çağımız insanları burdaki yüceliği kavrayamaz pek. Mana âleminde görevi biten kenara çekilir. Akşemseddin'in de yaptığı bu idi. Bundan sonrasını devlet adamı olarak Fatih başaracaktı.

 

Fatih'in zihnindeki soruların cevapları Akşemseddin'ce verilmişti bile:

 

«Elinde Kur'an var, o sana nasıl davranacağını gösterecektir.»

 

Ve Fatih'in gönlüne Kur'an'dan gelen ilk: emir:

 

«İnançlarda zorlama yoktur» (Bakara Suresi, Âyet: 256).

 

Bu ilkeden yola çıkan Fatih'in Bizans'a verdiği din özgürlüğü, Bizans imparatorları zamanında bile yoktu. Ve bu uygulama Bizans için akıl alır bir şey değildi. Artık Batı Roma İstanbul ile siyasi bir yakınlık kurma şansına sahip olamazdı.

 

Evet, Fatih Moğol yağmacısı gibi davranamazdı. O gittiği yere adalet, inanç, insanlık sevgisi getiriyordu. Daha önemlisi ilim getiriyordu. Kurduğu Fatih Medresesi (tıp ünitesiyle birlikte) çok ciddi, akılcı bir bilim kuruluşu olarak asırlara ışık tutuyordu.

 

Fatih'i bekleyen iki meseleden ilki, Anadolu birliğinin sağlanması sorunu idi. Gerek Trabzon ve Karaman çıbanları, gerekse doğuda çeşitli Türk kabileleri ile aradaki çelişkiler Fatih'in uzun çabaları ile giderildi.

 

Karadeniz, orta ve doğu Anadolu, Osmanlı birliği içinde toparlanabilirdi. Anadolu'nun tam birliği için bazı ufak derlemeler lâzımdı. Ne var ki, Batı'da büyük tehlikeler daha önemli idi.

 

Batı'dan Haçlı haberleri çoktan ulaşmıştı Fatih'e. Fatih bu hareketleri önlemek için iki karar aldı.

 

a) Balkanlar'da hakimiyetin kurulması.

 

b) Venedik'i Batı birliğinden ayırmak.

 

Venedik'e ticarî kolaylıklar sağlayarak, Batı'dan ayırdı. Sonradan kapitülasyon başlangıcı diye yanlış yorumlanan bu anlaşma, çok önemli bir siyasi başarıdır. Üstelik sağlanan kolaylığın kapitülasyonla bir ilgisi yoktur.

 

O zamanın Venediği denizler hâkimi bir devletti. Nitekim anlaşmadan sonra Fatih, Ege hakimiyetini tamamlamak için Mora ve Ege adalarını hakimiyeti altına aldı. Daha sonra Makedonya ve Sırbistan'ı ciddi olarak Osmanlı Devleti nüfuzuna kattı.

 

Dikkat edilirse Fatih, hem Anadolu'ya Türk - İslâm motifini işliyor, hem de onu, Batı'ya karşı koruyacak bir engel inşa ediliyordu.

 

Haluk Nurbaki

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...