Jump to content

Fobilerin İyileştirilmesi...


Renan
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Fobilerin İyileştirilmesi

 

Özgül fobi dediğimiz tek bir korkuya dayalı bir fobi ise onun üzerinden çalışılır. Önce korkunun nerede kazanıldığı araştırılır. Ardından konunun giderilmesi için en basit yöntemden başlanır.

 

Kimi hasta korkunun kaynağını telaffuz ederken, hatta yazarken bile gerilir. Bu durumda işe korkulan objenin adı yazdırılarak başlanır. Eğer o tarz değil ise korkulanın fotoğraflarını çektiririz.

 

Korku ile karşı karşıya getiririm. İlk başta uzaktan. Sonra çekilen çeşitli kedi resimleri evin her tarafına asılır. Küçük, büyük, kocaman fotoğraflar. İçeri girdiği anda ürküntü, tedirginlik olacaktır belki birkaç gün ama sonra sonra duyarsızlaşmaya başlayacaktır. Bu “Sistematik Duyarsızlaştırma” dediğimiz tekniğin bir parçasıdır. Daha sonrasında hayvana derece derece yaklaşıma başlanır. Büyük ya da bebek bir hayvana yaklaştırılmaz. Daha munis olanlarından başlanır. İran kedileri vardır çok hareketli değildir. O tarz bir kedi/hayvan ile başlanır işe. Amaç kişiyi hayvana alıştırmaktır. Ve konuşularak “Bak tehlikeli değil” diye alıştırmakla olur. Kelebekten çok fazla korkan vardır enteresan ki. Ama en yoğun korku örümcek korkusudur.

 

EFT nedir? Nasıl bir tekniğe sahiptir?

 

Kısaca EFT “Enerji Terapisi Tekniği” olarak tanımlanır. Vücutta bulunan akopres noktalarına (akapunktur noktaları) parmakla vurularak yapılan bir tekniktir ve orda öğrenilen ‘Evet ben bundan korkuyorum ama yine de ben kendimi daha sağlıklı ve huzurlu hissediyorum, kötü hissetmiyorum” diyerek telkinde bulunulur. “Yanaştırma Sistemi” ile de bu yaptırılır aynı şekil-de sistematik olarak duyarsızlaştırma ile beraber çözümlenir. Karma tekniklere başvurulabilir.

 

Hastalarınız arasında hayatını etkileyen fobiye son verdikten sonra fobisi olduğu hayvanı besleyen oldu mu?

 

Kedi fobisi olan bir hastam vardı. Ciddi manada kediden korkardı. Tedavi sürecinden sonra evinde kedi beslemeye başladı ve gayet mutlular. Temizlik ve düzün takıntısı olan kişiler evlerinin kontrollerinden çıkacağı düşüncesiyle sevdikleri halde hayvan beslemezler, çünkü besleyemezler.

 

Psikolojik problemli hastalarda ya da Alzheimer olan hastalarda hayvan destekli tedavi uygulanıyor mu?

 

Genelde otistiklerde ya da düşük zekalılarda kullanılabiliyor. Kişinin evinde Alzhemier olmadan önce de kedisi ya da köpeği varsa hastalandıktan sonra onun varlığını yadsımıyor. Çünkü alışkın olduğu bir şey dolanıyor ortalarda. İleri derecede olduğu zaman Alzheimer hastası zaten kimseyi tanıyamıyor. Ve her şeyden huzursuz oluyor.

 

Ama bütün rahatsızlıklar için hayvan beslemek yararlı bir durum. Ne olursa olsun hayvan size pozitif bir duygu veriyor. İster balık olsun ister papağan olsun. Burada da en önemli şey alerjik bir etkisinin olmaması. Her şey iyiye giderken alerjinin verdiği rahatsızlık kötüye gidişe neden olmamalı.

 

Çocuklara hayvan sevgisi aşılamak için neler yapılabilir? Aile büyükleri evdeki hayvana olumsuz yaklaştıklarında bu durum ne gibi etkenlere sebebiyet verir?

 

Çocuklara da hayvan beslemenin güzelliğini anlatmak lazım. Heyecanla eve bir hayvan alınıyor.

 

Aslında bir hayvan eve girdiği zaman artık hayvan olma özelliğini kaybediyor ve aileden biri oluyor. Hayvan size alışıyor. Besleyemediklerinden veya ilgilenemediklerinden dolayı fikirleri değişiyor ve onu sokağa terk ediyorlar. Peki sonra ne oluyor? Eğer çocuk böyle bir davranışla karşılaşıyor ve kendini o hayvanla özdeşleştiriyorsa neden benim sevdiğim bir şey atılıyor, demek ki hayvanlar atılabiliyor diye düşünüyor. Ve bu durumun bir gün kendi başına gelebileceği düşüncesine varıyor, annem ve babam beni de sokağa atarsa diye belli yaş dönemindeki çocuklarda korku oluşuyor. Bu sebeple çocuklu ailelerde kararlar alınırken en başta doğru düşünülmesi gerekiyor.

 

Hayvanlar kendi sahiplerine benziyor ve onun psikolojisini alıyorlar mı?

 

Elbette, zaman içerisinde siz ona, o da size benziyor. Bu birbirinizi tanımakla oluşan bir süreç. Giderek birbirinizin psikolojisini algılamaya başlıyorsunuz. Örneğin, kedim ağladığım zamanlarda gelir elleriyle yüzümü okşar, mırıl mırıl sesler çıkararak bendeki hüznü farkettiğini hissettirir.

 

Keyifli anlarımda da hemen bu olumlu elektriği algılayıp daha neşeli bir hale geliyor. Müzik zevkleriniz bile zamanla özdeşleşiyor. O an evde ilahi tarzı bir müzik çalıyorsa sizinle birlikte aynı hissiyatla değişik sesler çıkararak müziğe eşlik ediyor.

 

Hayvanların yitirilmesi döneminde ne hissediliyor? Kaybı nasıl karşılıyor insan?

 

Hatırlıyorum, küçükken teyzemin vefatında evde herkes ağlıyor, aşağıdaki daireden de bağırış çağırışlar geliyor. O zaman bizim kedimiz hiç yok. Bizde de ağlamalar var ama aşağıdaki herkes çığlık çığlığa. Sonra öğrendik ki kedileri ölmüş. Çocukları falan da yoktu. Tamamiyle sahiplenmişler, hıçkıra hıçkıra ağlıyorlar. Bir tuhafımıza gitmişti o dönemlerde. Teyzemin ölümüne bu kadar tepki vermedik. O kadar ağlamak olur mu bir hayvan için diye şaşırmıştım.

 

Ama ondan sonra öğrendim ki gerçekten çocuğunuz gibi oluyor. Hele ki bir de çocuğu olmayan insanlar, daha çok çocuk sevgisiyle yaklaşıyorlar hayvana. Benim oğlum, benim kızım… Geldiğinde oturuyor, sarılıyor, mırıldanıyor, senin yanında yatıyor. İnsanın istediği şey, işte bu.

 

İnsanı terslemeyip, git demeyen bir hayvan yani. Hayvanların en zarar verici kısımları ölümlerinde yaşattığı duygular aslında. 14 yıl boyunca beraber yaşadığım o güzelim kedimi birgün ansızın yitirdim. Vücudumdan bir parçamı kaybetmiş gibi ağır bir travmayla ağlıyordum. Düşünsenize ben bir psikologum ve hastanede beni bekleyen hastalarım var. Bu ruh haliyle sabah hastalarımla görüşüyorum. İnsanlarla konuşuyorum. Bana nasılsınız dedikleri anda ağlamaya başlıyordum. O gün akşama kadar hasta bir ruh haliyle çözüm üretmeye uğraşıp durdum. Hemen bitmiyor tabi bu travmatik durum.Her zaman yattığı polar bir battaniye içinde bahçeye gömmüştük kedimi. Uzun süre soğuk havalarda tedirgin oldum. Yağmur yağıyor, üşüyecek orada şimdi diyorsunuz içinizden ama, ne kadar mantıksız bir şey aslında.

 

Kedilerin değişik karakteristik özellikleri var. Bunların en başında da sahiplenme duygularının az olduğu düşünülür. Çoğu insan için bu böyledir sizce de bu doğru mu?

 

Kişilikleri olduğu için kendi bildiklerini yapıyorlar ama sanılanın aksine sahiplerine de çok fazla uyumlu oluyorlar. Eve de bağımlı oluyorlar ama genelde sahiplerine bağlanıyorlar. Sahiplerini benimsiyorlar. İlk kedim 2 yaşında trafik kazasında öldü. Sabah çıkarıyordum dışarı, akşamları alıyordum. Bir erkek kediydi. Doğal hayatını sürdürsün istedik. Öyle enteresan bir hayvandı ki, burnu tıkanırdı kimi zaman ikimiz yan-yana oturur havluyla başımızı örter buğu septil yapardık.

 

Hiç kıpırdamazdı. Çok ilginç, o kadar rahat bir şekilde otururdu ki inanılmaz. Teo’ydu adı. Sonra insan ismi koymayın demişlerdi bana. İnsan ismi koyunca ömrü uzun olmuyormuş güya. Tabi bir gerçekliği yok bunun.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...