Jump to content

Enerjinizi Mutluluğa Dönüştürün


Elzem
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Enerjiyi kullanarak ruhsal ve fiziksel iyileşme sağlayabileceğinizi biliyor musunuz? Renklerden kristallere enerji akışını sağlayan beş pratik yöntemle hayatınızdaki blokajları kaldırın.

Titreşimsel iyileştirme olarak da adlandırılan enerji tıbbı, vücudu hareketlendiren çakralar, meridyenler ve biyomanyetik alanlar üzerinde çalışıyor. Çin tıbbı ve ayurveda gibi eski felsefelere göre bu sistemler duygusal ve zihinsel stres, sarsıntı, batıl inançlar, çevresel ve psikolojik stres ile kendinizi geliştirmenin önündeki engellerden dolayı bloke olabiliyor. Enerji blokajları inanca bağlanabiliyor ve vücudun ortalamanın altında çalışmasına neden olarak hastalığa yol açabiliyor. Enerji ile iyileştirme teknikleri bu engelleri temizlemeyi ve vücuttaki dengeyi yeniden sağlamayı hedefliyor.

1998’den beri Natura Care College’da enerji ile tedavi eğitimi veren Margaret Spicer, zihin-vücut bağlantısını birçok açıdan incelediklerini ve aslında nasıl olduğumuzun ne düşündüğümüzle ilişkili olduğunun belirlendiğini söylüyor: “Eğer ben size öfke ve korku içinde olduğunuzu söylersem, vücudunuzda bir yer bunu doğru bilgi olarak kabul ediyor. Doğru sandığınız bu bilgiyi uzun yıllar boyunca saklı tutarsanız da zamanla vücut sağlınız etkileniyor. Vücudunuzun enerji sisteminde denge sağlandığında ise zihin, vücut ve ruh iyileşebiliyor.”

Eskilerin bir bildiği olmalı ki bilim de bu konuda geri kalmıyor. 1970’lerde Kaliforniya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Valerie V. Hunt enerji alanı bozukluklarının hastalık ve duygulara bağlı olduğunu gösterdi. Biyofizik ve biyoloji alanlarında bilgisi olan ABD’li Profesör James L. Oschman enerji tıbbının işe yaradığını göstermek amacıyla “Enerji Tıbbı: Bilimsel Kaynak” adlı bir kitap yazdı. Oschman’a göre bir insan vücuduna dokunduğunuzda aslında karmaşık bir web ağında birbirine bağlanan moleküllerden oluşan bir sisteme dokunuyorsunuz.

Spicer ise bu tanımı daha sade biçimde ortaya koyuyor: “Eğer ağaçtan bir elma koparıp aylardır buzlukta duran bir başka elmanın yanına koysaydım aralarındaki farkı söyleyebilir miydiniz? Çoğu kişi evet der ve ağaçtan koparılmış olan elmayı tercih eder. Neden? Çünkü iki elma da hala aynı mineral ve vitaminlere sahip olsa da bir de ölçülemeyen bir enerji var ki kişiye seçimi taze elmadan yana yaptırıyor.” Anlatacağımız beş yöntem enerjinin iyileştirici gücünü kullanmanıza yardım edebilir. Bir uzmana danışmanıza gerek yok. Çünkü siz kişisel dönüşümünüz için ihtiyacınız olan her şeye sahipsiniz.

RENK TERAPİSİ

İnsan gözünün gördüğü her bir renk, dalga boyu, frekans ve bir miktar da enerji yayıyor. Renklerin enerji sistemimizde birtakım gizli etkileri de oluyor.

Eski Mısır’dan elde edilen bilgilere göre, renkleri seven bu toplum, bunu tedavide kullanıyordu. 1500’lü yıllara gelindiğinde ise Avrupalı fizikçi Paraselsus, ışık dizilerinin gücünü savunuyordu. Renklerin etkilerini inceleyen araştırmacılar, Alexander Scahauss’un 1970’li yılların son döneminde yaptığı pembe cezaevi deneyi gibi, renklerin insanların duygularını ve onların refahını etkilediğini ortaya koydu.

Şifa uzmanı Barbara Pritchard ise 1995 yılından bu yana renk terapisiyle ilgileniyor. Pritchard, renklerin üç aşamada görev yaptığını düşünüyor:

1-Bizi doğaya bağlar.

2-Bizi duygularımıza bağlar.

3-Bizi kültürümüze bağlar.

Değişim için renkler

Pritchard rengin gücüne dair iki teknik öneriyor:

- Bazı renklerin evrensel etkileri var. Kırmızı bizi kızgın ya da güçlü, mavi ise sakin hissettiriyor. Eğer kötü düşüncelerle etkilendiğinizi hissederseniz, kendinizi deniz kenarında sakinleştirici mavi veya besleyici pembe renkle düşünmeye çalışın.

- Gözünüzde, altın bir sütunun yanında toprağın üzerine uzandığınız bir resim canlandırın. Başınızın üzerinden akan altın enerji akışını düşünün. Bu durum bağlantı duygusunu getiriyor ve yaşamınızdaki korku gibi engelleri yolunuzdan kaldırmaya yardımcı oluyor.

KRİSTAL İLE TEDAVİ

Milattan önce 1500’lerden beri şifacılar kristallerin enerji etkisini biliyor. Bugün güneş pilleri ve transistörler gibi modern icatlarda geniş ölçüde kullanılsa da bilim henüz zihin-beden faydalarını açıklayamıyor. Nasıl mı çalışıyorlar? Her kristal düzenli bir yapıda tekrar eden, sürekli elektromanyetik bir maddenin yayılmasını sağlayan bir molekülden meydana geliyor. İnsan vücudu ise her biri farklı titreşen binlerce molekülden oluşuyor. “Kristal İle İyileştirmenin Resimli Elementleri” adlı eserde Simon Lilly vücudu bir orkestraya benzetiyor. Vücut gergin olduğunda titreşimler akortsuz bir enstrüman gibi uyumsuz oluyor. Vücudun enerji alanlarına bir kristal eklemek ise “diyapazon” gibi davranıp, uyumsuz titreşimleri harmonisine geri yönlendiriyor.

Sağlıklı yaşam blogger’ı Jess Ainscough, altı yıl önce kanser teşhisi konduğunda kristalleri keşfetti. Bir arkadaşı ona iyileşme, cesaret ve yüreklilik kristalleri aldı. Ainscough o günleri, “Bana garip bir şekilde rahatlık verdi. Kendime yardım etmek için bir şey yapıyormuşum gibi hissettim” sözleriyle anlatıyor. Şimdi ise kristalleri güzelliklerinden dolayı evine serpiştiriyor. Bolluk için masasında sitrin, elektromanyetik radyasyondan uzak durmak için bilgisayarının yanında florit, yatak odasında sevgi özelliğinden pembe kuvars ve ruh hali için de ametis taşı tutuyor: “Kristallerin vücudumun iyileşmesine yardım ettiğini söyleyemem ama kendimi bunlar gibi güzel, güçlü şeylerle çevrelemek kesinlikle iyileşmemde büyük rol oynadı” diyor.

Değişim için kristal

Jess Ainscough, bir kristal mağazasına gidip, sizi kendine çekenlere dikkat ederek etrafta dolaşmanızı öneriyor: “Kristaller hakkında hiçbir şey bilmiyorum ama hangileri tarafından çekildiğimi biliyorum. Anlamları her zaman ihtiyacım olan şeyle eşleşiyor.”

Simon Lily ise kuvars kristallerini vücudunuzu ve ruhunuzu şarj etmek için nabız noktalarına yerleştirmeyi öneriyor. En geniş yüzeyini cildinize tutun ve güneş ışığını kristalden geçirerek vücudunuzun içine çektiğinizi hayal edin. Bunu direkt gün ışığında yaparak aldığınız enerjiyi artırın.

 

ÇİÇEK ÖZLERİ

Çiçek özleri vücutta dolaşan enerji yollarında etkili oluyor. Bu tür bir iyileşmenin etkenleri, homeopatik formüllerdeki gibi belli bir çiçek ya da bitkinin “öz”ünü taşıyan sıvılar sayılıyor. Her çiçeğin belli bir duygudurumu için faydalı özellikler taşıdığı söyleniyor.

Çiçek özlerinin tarihi binlerce yıl geriye gidebiliyor ama Batı’da modern anlamda kullanımının babası İngiliz Dr. Edward Bach... Bakteri bilimi, bağışıklık bilimi ve sonrasında homeopati dallarında uzmanlaşmış olan Bach, insan zihninin sağlıkta ve hastalığın iyileşme süreçlerinde merkezi rolü olduğunu savunuyordu.

1900’lerin başlarında, 38 temel negatif zihin durumu ve her biri için çiçek esaslı bir şifa belirledi. Bach’ın özlerinin çoğu günümüzde de temin edilebiliyor.

Melbourne’de yaşayan naturapati ve homeopati uzmanı Mark Wells, master tezinin bir bölümü olarak çiçek özlerini araştırdı. Wells, çiçek özlerinde “seçici bir duyarlılık” olduğunu yani eğer şifa sizin için uygun olansa tepki vereceğinizi, aksi halde hiçbir şey olmayacağını savunuyor. Tıpkı güzel bir müziğin bir kişiyi mutlu ederken, diğeri üzerinde hiç etkisi olmaması gibi…

Çiçek özlerinin nasıl etki gösterdiğiyle ilgili kesin bir bilimsel açıklama bulunmuyor. Ama araştırmalar, özellikle kaygı ve gerginlik gibi durumlarda insan duygularını pozitif yönde etkileyebileceğini gösteriyor. Wells’e göre özler insanların “sanki içlerinde minik bir terapist ile çalışıyorlarmış gibi” fiziksel sağlıklarını etkileyebiliyor.

Değişim için çiçek özleri

Çiçek özü seçerken, ya bir konuyu düşünün ya da hayatınızda neyin daha fazlasını istediğinizi kendinize sorun. Her özün açıklamalarını okuyun ve en uygun olanını seçin.

Wells bu konuda kendi uygulamalarında da sıklıkla kullandığı iki özü öneriyor:

Karaağaç: Yoğunluğa birebir olan bu öz, pek çok işe boğulacağınızı bildiğiniz ve zihnen hazır olmak istediğiniz dönemler için ideal bir seçim.

Gürgen: Her sabaha pazartesi sabahıymış gibi uyandığınız, günü zorla sürdürdüğünüz dönemler için ideal.

MEDİTASYON

Meditasyon, 5 bin yıl önceye dayanan Hint öğretilerinden geliyor. Bilim dünyasının da dikkatini çeken bir enerji ilacı olarak meditasyonun kaygı seviyesini azalttığı, şefkat ve merhamet duygularını artırdığı, vücuda tansiyonu ve kolesterolü düşürmekten iyileşme hızını artırmaya dek pek çok yönde faydası olduğu kanıtlanmış durumda.

Avustralya Doğal Terapiler Üniversitesi eski dekanı ve meditasyon hocası Lynda Kerr, faydalarının fizikselden de ötede olduğunu söylüyor: “Meditasyon yapmak size hayatınızı değiştirmekte, iç rahatlığa, ferahlık ve mutluluğa ulaşmakta yardımcı olabiliyor. Başkalarını da kendinizi de tanımanızı sağlayabiliyor ve hayatınızın tüm alanlarında derin ve olumlu bir etki yaratabiliyor.”

Meditasyon yaptığınız zaman, beyin dalgalarınız gitgide yavaşlıyor ve çok daha sakin bir ruh haline ulaşmayı başarabiliyorsunuz. Kerr’e göre beyin dalgalarımız alfa frekansına indiği zaman en üretken halimize ulaşıyoruz. Çünkü tamamen uyanık olduğumuz halde bütünüyle ve tamamen sakinleşiyoruz. Meditasyonun zihin, beden ve ruhumuzun iyiliğine olumlu ve güçlü etkisi de buradan kaynaklanıyor. Kerr, öğrencilerinin tansiyon düşmesi, ağrı seviyesinde azalma gibi fizyolojik, endişe ve gerginliğin azalması, mutluluğun artması ve ilişkilerin gelişmesi gibi psikolojik pek çok sonuç bildirdiğini söylüyor. Zihinsel ve fiziksel aktivite ile sessiz tefekkür arasında bir denge kurduğumuzda dönüşümün de kendiliğinden oluştuğunu belirten Kerr, meditasyonun da bu dengeyi kurmadaki anahtar olduğunu ifade ediyor.

Değişim için meditasyon

Kerr başlamak için, her gün aynı saatte meditasyon yaparak, bunu günlük rutininizin bir parçası haline getirmenizi öneriyor. Yeni başlayanlar şu kolay ve etkili meditasyon tekniğini uygulayabilir: İnanç sisteminizin bir parçası olabilecek bir kelime seçin. “Sevgi” ya da “om” gibi… Her meditasyon seansında bu kelimeyi kullanın. Rahatça oturun, gözlerinizi kapayın ve dikkatinizi nefesinize odaklayın. Nefes verirken kelimenizi sessiz bir şekilde kendinize söyleyin. Birkaç dakika boyunca bunu tekrarlayın ve aklınıza başka düşünceler geldiğinde dikkatinizi tekrar nefesinize ve kelimenize yöneltmeye çalışın. Kendinizi fazla zorlamayın.

MERİDYEN VURUŞ

Meridyen vuruşu, akupunktur prensibiyle çalışıyor. Ama iğne batırmak yerine vücudunuzun içsel enerji yollarıyla bağlantılı noktalarına parmak uçlarıyla hafifçe vurmanız gerekiyor. Uygulayanlar, psikolojik ve duygusal bozuklukların yanı sıra fiziksel rahatsızlıklarda da iyileşme yarattığını savunuyor. Amerikalı psikolog Dr. Roger Callahan, akupunktur ve kinesiyoloji öğrencisi olduğu 1980’li yıllarda oluşturduğu bu konsepti “Düşünce Alanı Terapisi” olarak adlandırdı. Gary Craig ise bunu geliştirerek “Duygusal Özgürlük Teknikleri” (EFT) adını verdiği ve sekiz akupunktur noktasına vuruş ile hatırlatma cümleleri kullanımını birleştiren bir yöntem haline getirdi. Robert Smith de yöntemi NLP ile birleştirip, Daha Hızlı EFT (Faster Emotionally Focused Transformations) adında bir metot yarattı. Bu metotla bir duygudurumunun ardında yer alan hatırayı tespit edip, beş baskı noktasına vuruş uygulanarak, bu hatırayla bağlantılı acı veren duyguların dindirilmesi amaçlanıyor.

Kuzey İrlanda’dan Nuala White’a göre ise vuruş vücudun tehdit algısına verdiği tepkiyle çalışıyor. Tehdit algıladığımızda ya da bize hafıza dosyalarımızda kayıtlı bir şey hatırlatıldığında, vücudumuz bilinçaltında depolanmış olan kavga et-kaç tepkisiyle cevap veriyor. Daha Hızlı EFT ve EFT, tehdide tepkimizi aktive ederek, bu saklı hatıralarımıza dokunmamızı sağlıyor.

Değişim için vuruş

Daha Hızlı EFT’de beş meridyen noktası bulunuyor. Sistematik olarak vuruş yapacağınız noktalar ise gözlerin ortası, gözün yanı, gözün altı ve köprücük kemiğinin üstü. Daha sonra bileğinizi sıkacaksınız.

White’a göre herkesin vücudu travmaya farklı tepki veriyor. İnsanların neden öyle düşündüklerini ya da öyle hissetmelerine neyin yol açtığını bilmelerine gerek yok. Tek sormaları gereken sorunun “Böyle hissettiğimi nereden biliyorum?” olması gerekiyor. Eninde sonunda o hatırayı bulacaksınız ve vücudunuzun tepki göstermeye başladığını hissettiğinizde de vuruşa başlayacaksınız.

Örneğin örümcek fobiniz varsa, örümcekleri düşünmelisiniz. Vücudunuz tepki gösterdiği anda, mesela terlemeye başladığında vuruşa başlayın. White bunu, “Başka ne diyeceğinizi bilmeseniz bile ‘Terlemeyi bırakıyorum, bırakıyorum, bırakıyorum’ şeklinde tekrarlayın” diyor. Sonunda bileğinizi kavrayın, derin bir nefes alın, o nefesi verin ve “huzur” deyin. Bu ritüeli, hisler azalana kadar tekrarlayın.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...