Jump to content

Nergal İle Ereskigal


Melâl

Önerilen Mesajlar

[TABLE]

[TR]

[TD]“[/TD]

[TD] Tanrılardan Bir Aşk Hikayesi. Mezopotamya mitolojisindeki yeraltı dünyasında geçen mitlerden biri de Nergal ile Ereşkigal’in öyküsüdür. Öykünün Uruk’ta bulunan daha geç tarihli üçüncü kopyası ise Geç Babilce duktusuyla yazılmıştır. Bu çeviri, öykünün eski çağdan korunmuş üç Babilce kopyasına dayanmaktadır. Öykü, MÖ 14. yüzyıl kopyası temel alınarak ve diğer iki kopyadan gerekli yerlerde alıntılar yapılarak çevrilmiştir.[/TD]

[TD]“[/TD]

[/TR]

[/TABLE]

 

 

15621b279c4ba293d7ec768b428af7e3743f1419422552_w500.jpg

 

Tanrılar şölen yapacaklardı. Tanrıların babası Anu, veziri Kakka’ya şöyle dedi: “Seni yeraltı dünyası

Kurnugi’ye göndereceğim. Yeraltı Tanrıçası Ereşkigal’e de ki: ‘Biz senin oraya inemiyoruz; sen bizim

buraya çıkamıyorsun. Bir elçi gönder şölen yemeğinden ve içkilerden senin payını alsın. Hediyelerini

toplasın.’ ”

Kakka göklerin basamaklarını inerek Ereşkigal’in kapısına geldiğinde muhafıza kapıyı açmasını

söyledi.

Muhafız “Kapılar senin için açılacak,” dedi.

Ardı ardına yedi kapı açıldı ve Kakka, Ereşkigal’in sarayına girdi. Geniş avluda diz çöktü ve yeri

öptü. Ayağa kalktı ve Ereşkigal’e: “Baban Anu beni gönderdi ve dedi ki: ‘Biz senin oraya inemiyoruz;

sen bizim buraya çıkamıyorsun. Bir elçi gönder şölen yemeğinden ve içkilerden senin payını alsın,

hediyelerini toplasın.’ ”

Ereşkigal, Kakka’ya “Ey babamız Anu’nun elçisi, hoş geldin! Büyük tanrılar Anu, Enlil ve Ea’ya selam

olsun! Kutsal tanrıçalar Nammu ve Nanşe’ye selam olsun! Göklerin kraliçesinin eşine selam olsun!

Kahraman Ninurta’ya selam olsun!” dedi ve ardından veziri Namtar’a emretti: “Namtar, seni babamız

Anu’ya göndereyim. Göklerin basamaklarını çık. Şölen yemeğinden ve içkilerden payımı al. Hediyelerimi

topla. Anu bana ne ayırdıysa getir!”

Namtar, göklerin en yüksek katında Anu’nun sarayına vardı. Tanrılar önce diz çöktü, sonra ayağa

kalkarak onu selamladılar...

Şölenden sonra Nergal yeraltı dünyasına ineceğini söyledi. Büyük tanrılardan Ea, Nergal’e çok kızmıştı:

“Namtar geldiğinde tanrılar onun önünde eğildiler, o göklerin efendisi büyük tanrılar bile. Çünkü

o Erkalla’da yaşayan tanrıların buyurduğu ritüelleri uyguluyor. Sen ise onun önünde diz çökmedin.

Oysa ben sana işaret ettim; sen görmezden geldin,” dedi.

Ea, Nergal’in başına gelecekleri düşünerek “Sen oraya bu hançerle mi gideceksin? Büyük ormana

in ve büyük ağaçlardan kes. Beyaz sedir ağacı kes. Ardıç ağacı kes. Hoş kokulu kanaktu ve sibbirru

ağaçlarından dal kır!” dedi.

Nergal baltasını aldı ve kılıcını kuşandı. Büyük ormana indi. Büyük ağaçlar kesti. Beyaz sedir ağacı

kesti. Ardıç ağacı kesti. Hoş kokulu kanaktu ve sibbirru ağaçlarından dal kırdı. Ea ve Nişşiku’ya bir

taht yaptı. Gümüş gibi görünmesi için ‘parlayan kil’ ile kapladı. Lapis lazuli taşı yerine değersiz bir taş

koydu. Altın yerine sarı zırnık ve kırmızı kalgukku tutkalıyla renklendirdi…

Nergal, tahtı yaptıktan sonra Ea, ona nasihat etti: “Oğlum, oraya varınca sana yer verirlerse oturma.

Ne fırıncının ekmeğinden ne de kasabın etinden ye. İçki sunarlarsa içme. Ereşkigal’i açık saçık bir

elbiseyle görürsen hatta senin önünde soyunsa bile, arzuların kabarmasın.”

Nergal, gidenin gelmediği, dönüşü olmayan ülkeye (Kurnugi’ye) doğru yola çıktı. Karanlıklar diyarı

Erkalla şehrine. Orada yaşayanlar gün ışığı görmüyorlardı. Kıraç toprak ile karınlarını doyuruyorlardı.

Yedikleri kildi. Acı çeken güvercinler gibi çığrışıyorlardı. Neredeyse çıplak yaşıyorlardı; üzerlerinde

tüylerinden başka bir şey olmayan kuşlar gibi.

Nergal, Ereşkigal’in kapısına dayandı. Kapı muhafızı, Ereşkigal’e “Yüce tanrıçam, saray kapısına

bir yolcu geldi. Tanımıyoruz onu,” diye haber verdi.

“Gelen kimmiş ben bakayım… Sonra gelip size söylerim,” dedi Namtar ve kapıya gitti. Büyük

dış kapının arkasına gizlenerek baktı. Erra’yı (Nergal’in diğer adı) görünce öfkeden kıpkırmızı

oldu. Tanrıçasına dönüp “Kraliçem, beni babanız Anu’ya gönderdiğinizde bütün tanrılar tevazu ve

saygıyla eğilmişken o ayaktaydı. Şimdi de buraya gelmiş,” dedi.

Ereşkigal Namtar’a: “Namtar, kendinde ilahi bir üstünlük görme. Kendi kendine kahramanlık

taslama. Yükselip tahta mı oturacaksın? Bari sen yeraltı dünyasının yargıcı ol; ben de babam

Anu’nun katına yükseleyim ve tanrılarla yiyip içeyim! Haydi git! O tanrıyı bana getir!”

Namtar gitti ve tanrı Erra’yı içeri aldı. Muhafız Bidu’nun bulunduğu birinci kapıdan girdi. Sonra

sırasıyla muhafızlar Enkişar’ın, Endaşurimma’nın, Enurulla’nın, Nerubanda’nın, Endukuga’nın,

ve Ennugigi’nin tuttukları kapılardan girdi. Ereşkigal’in huzuruna geldi. Diz çöküp yeri öptü. Ayağa

kalktı ve ona: “Baban Anu beni sana gönderdi. Hükümranlığının sürmesini istiyor,” dedi.

Ona bir sandalye getirdiler. Oturmadı. Fırıncı ekmek getirdi. Yemedi. Kasap et getirdi. Yemedi.

İçki sundular. İçmedi. Su dolu leğen verdiler. Ayağını yıkamadı.

O gece Ereşkigal, Nergal’in karşısına çıktı. Vücut hatlarını belli eden bir gece elbisesi ile onu

davet ediyordu sanki. Nergal daha fazla dayanamadı. Ve sarıldılar. Şehvete kapılmışlardı. Yatağa

girdiler. Kraliçe Ereşkigal ve Erra altı gün boyunca doludizgin seviştiler. Yedinci gün Ereşkigal

yataktayken Nergal kalkmış keten elbisesini giyiyordu. Ereşkigal “Nereye gidiyorsun? Gitme!” dedi.

Nergal, “Korkma. Gidiyorum ama döneceğim,” dese de Ereşkigal onu bırakmadı.

Nergal gizlice büyük kapının muhafızına gitti. “Tanrıçan Ereşkigal beni babası Anu’nun katına

gönderiyor. Aç kapıyı!” dedi.

Nergal göklerin basamaklarını çıktı. Anu, Enlil ve Ea’nın kapısına ulaştığında Anu, Enlil ve Ea

onu gördüler: “Tanrıça İştar gibi yeraltı dünyasına inip çıkabildi,” dediler. “Ereşkigal şimdi onu

arayacak. Tanınmasın diye babası Ea tatlı suyla ona büyü yapsın ki tanrılar meclisinde başlıksız

otursun, şaşı gözlerle baksın ve aciz bir tanrı gibi görünsün.”

Ereşkigal hamama girdi. Sonra Lamaştu ve Enmeşar’ın iki

kızına “Temiz sularla yıkayın her yeri. Babamız Anu’nun

habercisi gelip ekmeğimizi yiyecek, suyumuzu içecek,”

dedi ve ardından ekledi: “Onu burada ağırlayacağım.”

Namtar, Ereşkigal’e “Haberci, maalesef gün doğmadan

ortadan kaybolmuş, çoktan dağı aşmıştır,” diye

haber verdi.

Ereşkigal yıkılmıştı. Ağlıyordu. Tahtından düştü.

Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu: “Ah Erra,

daha doyamamıştım ona. Beni terk etti!”

Namtar, Ereşkigal’e “Gönderin beni, o kaçan

tanrıyı getireyim size.

Mutlu olun,” dedi.

Ereşkigal, Namtar’a: “Git Namtar… Anu, Enlil ve Ea’nın kapısına git ve de ki: ‘Yeryüzündeki

kız çocukları gibi oyun nedir bilmem. Çocuk haylazlığı nedir bilmem. Hayatım yeraltı

dünyasında yapayalnız ve mutsuz geçti. Ta ki siz bu tanrıyı bana gönderinceye kadar. O bana

sahip oldu. Bize gönderin o tanrıyı; benim kocam olsun. Artık bakire değilim. Yeraltı tanrılarının

hükmünü yerine getiremiyorum. Erra’yı bana göndermezseniz; yeraltı dünyasının ölülerini

dirilteceğim ve onlar da yeryüzündekileri yiyecekler! Ölülerin sayısı dirilerden fazla olacak!’ ”

Namtar göklerin basamaklarından yukarı çıktı. Anu, Enlil ve Ea’nın kapısına gelince “Ne

için geldin Namtar?” diye sordular.

“Kızınız gönderdi beni,” dedi Namtar ve Ereşkigal’in isteğini ve tehdidini iletti.

Ea, Namtar’a “Anu’nun sarayına gir. Bu kötülüğü yapanı bul ve götür,” dedi.

Namtar, Anu’nun sarayına girdiğinde göklerin bütün tanrıları diz çöktü. Sırayla tanrılara

baktı ama aralarında Nergal’i göremedi.

Namtar kraliçesine döndü: “Kraliçem, tanrılar meclisinde başlıksız, şaşı gözlerle bakan ve

aciz bir halde oturan bir tanrı vardı.”

Ereşkigal “Git o tanrıyı bana getir! Babası Ea, tatlı suyla efsunlamış onu. Bu yüzden

tanrılar meclisinde başlıksız. Şaşı gözlerle bakıyor ve aciz bir halde oturuyor,” dedi.

Namtar göğe çıktı. Anu, Enlil ve Ea, “Ne için geldin Namtar?” diye sordular.

“Kızınız gönderdi beni ve ‘Git o tanrıyı bana getir!’ dedi.”

“Namtar, Anu’nun sarayına gir. Bu kötülüğü yapanı bul ve götür,” dediler.

Namtar sırayla tanrılara baktı ama aralarında o tanrıyı göremedi.

Ea’ya “Bize gelen elçi Namtar’a yemek verin. Yıkansın ve vücuduna yağ ve merhem sürsün.

Rahat ettirin onu,” diye buyurdular. Sonra onu uğurladılar.

Saygıdeğer efendi tanrı Ea, Nergal’e daha önce yaptırdığı tahtı göstererek “Al bunu

Ereşkigal’e götür,” dedi. Nergal, babası Ea’nın önünde ağlıyordu. “Beni görecek ve beni yaşatmayacak,”

dedi.

Ea: “Korkma. Seninle Ereşkigal’in kapısına gitmeleri için sana ondört gözcü vereceğim:

…, Muttabriku (Dinmeyen Şimşek), Şarrabdû (Kahya), Râbisu (Müfettiş), Terid (Kovulmak),

İdiptu (Ani ve Sert Rüzgar), Bennu (Sara Hastalığı), Sîdânu (Baş Dönmesi), Mikit

(Yıkım), Bêl-ûri (Çatı Efendisi), Ummu (Humma) ve Lîbu (Bulaşıcı Hastalık).”

Erra halatını yağladı ve yayını kuşandı. Göklerin basamaklarını indi. Ereşkigal’in kapısına

vardığında “Muhafız! Bana kapıyı aç!” diye bağırdı Nergal: “Aç kapını! Sürgüyü gevşet ki

ben içeri gireyim. Kraliçen Ereşkigal’e gönderildim.” Ea’nın bu öndört gözcüsü kapıya kadar

Nergal’e eşlik ettiler.

Muhafız, Namtar’a haber verdi: “Kapının önünde bir tanrı dikiliyor.

İzin ver ki girsin.”

Namtar dışarı çıktı, onu görünce sevindi. Hızla koştu kraliçesine: “Kraliçem, huzurumda

diz çöküp beni selamlamayan ve aylardır saklanan tanrı bu.”

“İçeri al! Öldüreceğim onu!”

Namtar dışarı çıktı: “İçeri girin kralım, kız kardeşinizin evine ve payınızı alın… Nergal,

kalbiniz neşeyle dolsun...”

Erra kapılara gözcülerini yerleştirdi... Dördüncü kapıda Muttabriku’yu (Dinmeyen Şimşek),

beşincide Şarrabdû’yu (Kahya), altıncıda Râbisu’yu (Müfettiş), yedincide Terid’i (Kovulmak),

sekizincide İdiptu’yu (Ani ve Sert Rüzgar), dokuzuncuda Bennu’yu (Sara Hastalığı), onuncuda

Sîdânu’yu (Baş Dönmesi), on birincide Mikit’i (Yıkım), on ikincide Bêl-ûri’yi (Çatı Efendisi), on

üçüncüde Ummu’yu (Humma) ve on dördüncüde Lîbu’yu (Bulaşıcı Hastalık) yerleştirdi. Korkusunu

saraya girerken yendi. Namtar ve ordusuna emretti: “Açın kapıları, geliyorum işte!”

Kapı muhafızlarını hakladı ve yakalanmadan saraya girdi. Orada Ereşkigal’i buldu. Saçından

tutup tahtından indirdi onu. Başını kesecekti.

“Dur! Dinle beni!” diye bağırdı Ereşkigal.

Nergal’in eli gevşedi. Ereşkigal ağlıyordu: “Sen benim kocam olmalısın ben senin karın olmalıyım.

Yeraltı dünyasında kral yaparım seni. Bilgelik tabletini ellerine veririm. Sen kral ol, ben kraliçe

olayım.”

Nergal bunları duyunca ona sımsıkı sarıldı. “Demek aylardan beri benden istediğin buydu,” dedi

ve Ereşkigal’in gözyaşlarını sildi.

Kraliçe Ereşkigal ve Erra altı gün boyunca doludizgin seviştiler. Yedinci gün, tanrıların babası

Anu veziri Kakka’ya emretti: “Kakka, seni dönüşü olmayan ülkeye göndereyim. Yeraltındaki

Ereşkigal’in kapısına şöyle seslen: ‘Sana gönderdiğim o tanrı, seninle sonsuza dek yaşasın.’ ”

 

 

 

1562608b5ca4e9e5892c30df5d602890df4a1419422538.jpg

 

1562d716de4edf5d736c94ad1eb30a0a959f1419422553.jpg

Mezopotamya mitolojisindeki yeraltı dünyasında geçen mitlerden biri de Nergal ile Ereşkigal’in öyküsüdür. İki farklı versiyonu bulunan öykünün erken tarihli kopyası Mısır’da Tell El-Amarna’da (eski adıyla Akhenaton) bulunmuştur. Orta Babilce dilinde yazılmış bu MÖ 14. yüzyıl kopyası iki parçalı olup, bugün biri British Museum’da diğeri Das Vorderasiatische Museum’da olmak üzere, iki ayrı müzede bulunmaktadır. Sultantepe’de (eski adıyla Huzirina) Qurdi-Nergal adlı rahibin kütüphanesinde bulunan ve Standart Babilce dilinde yazılmış MÖ 7. yüzyıl tarihli Yeni-Assurca duktuslu kopyası ise Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesindedir. Öykünün Uruk’ta bulunan daha geç tarihli üçüncü kopyası ise Geç Babilce duktusuyla yazılmıştır. Bu çeviri, öykünün eski çağdan korunmuş üç Babilce kopyasına dayanmaktadır. Öykü, MÖ 14. yüzyıl kopyası temel alınarak ve diğer iki kopyadan gerekli yerlerde alıntılar yapılarak çevrilmiştir.

• “Naş” olarak yazılan ismin Tanrıça Nanşe olduğu düşünülür.

• Namtar’ın adı Babilce ve Sümerce “kader” anlamına gelir.

• Erkalla: “Büyük Şehir”, Yeraltı dünyasının diğer adı.

• Öyküde geçen supâlu- ağacı, ardıç ile ilişkilendiriliyor.

• Öyküde “parlayan kil” ile kaplama malzemesi olarak alçıtaşından söz ediliyor olabilir.

• “Başlıksız” olarak çevrilen Babilce kelime aslında “kel” anlamına geliyor olabilir. “Başlıksız” Nergal, güçsüz ve kıdemsiz bir tanrı

görünümü veriyor.

• İlk üç “gözcü” ruhun adları kopyalarda korunmamış. Gözcülerin adları, eski insanların günlük hayatta karşılaştıkları hastalıkları,

talihsizlikleri ve yetkilerini kötüye kullanabilecek meslek gruplarını temsil ediyor ve onlara yeraltı dünyasında

 

Selim Ferruh ADALI / Ali Turan GÖRGÜ

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...