Jump to content

Bilimsel Açıdan Saldırganlık...


Renan
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Bilimsel Açıdan Saldırganlık

 

Bilimsel açıdan herkesin görüş birliğine vardığı bir nokta insanın “iyi” ya da “kötü” olarak doğmadığıdır. Şiddetin ya da olumlu saldırganlığın kökleri, kişinin doğasından çok, yaşam koşullarında aranmalıdır. Saldırganlık olgusu kavgacılık, ayrımcılık ve önyargılılık gibi en belirgin dışavurumlarıyla incelenmelidir.

 

Çocuğun çevresinden edindiği ilk deneyimlerin ve kurduğu ilk ilişkilerin ne kadar önemli olduğunu pek çok kez vurguladık. Bunun yanında ilk deneyim ve ilişkilerin doğal odağı olan ailenin önemini de sıklıkla belirttik. Gerçekten de insan biyolojik ve psikolojik olgunluğa doğru en yavaş ve en karmaşık evrimi gösteren canlı varlıklardan biridir. Dolayısıyla doğduğu ve büyüdüğü sosyal çevrenin insan üzerindeki etkisi son derece önemlidir.

 

Öncelikle ailenin temsil ettiği bu sosyal çevreden, yaşamı sürdürme olanağı ve uyulması gereken sosyal davranış modelleri edinilir. Bu modeller kişiliğin bağımlılıktan kişisel bir özerkliğe doğru gelişmesini sağlar.

 

Bireyin özdeşleşme ve sosyalleşme süreçleri aile ilişkileri içinde gerçekleşir. Bu bakımdan hem denge ve kararlılığın, hem de olası ruhsal bozuklukların temeli aile içinde belirlenmiş olur. Kişinin gelişimi ve davranış oluşumları üzerinde ailenin oynadığı rolü göz önünde bulundurmadan, gerek sosyal bir olgu, gerek bireysel dengenin bir dışavurumu olarak saldırganlığı çözümlemek olanaksızdır.

 

Temelde ailenin söz konusu etkisi iki farklı biçimde yorumlanabilir. Aile çeşitli eğitim girişimleri, davranış modelleri ve değer yargılarıyla çocuğun sosyal bakımdan onay görecek bir tarzda davranmasını sağlayabilir. Tersi durumda çocuğun normal psikososyal gelişimini düzeltilmesi olanaksız biçimde bozacak koşullar yaratılabilir.

 

Bu durumda saldırgan davranış, ailenin içinde bulunduğu kültür değerleriyle tutarlı ve uyum sağlayıcı bir yanıt olarak aile bireylerine yönelir. Öyle ki, kültürlerin farklılaşmasıyla birlikte saldırganlığın bütün ifadeleri de değişiklik gösterir. Bu nedenle bazı davranış ve mekanizmaların nasıl doğduğunu anlamak için, toplumun ve ailenin saldırganlığa verdiği işlevin ne olduğunu öğrenmek önemlidir.

 

Anne babanın toplum karşısındaki davranışları ile çocuğun ailedeki diğer üyelere ve arkadaşlarına gösterdiği davranış biçimi arasında çok yakın ilişki vardır. Anne baba uyumlu bir sosyal yapıya ulaşmamışsa, çocuklarının sosyalleşmesindeki uyumsuzluk onların bu sosyal yetersizliğine bağlanabilir. Yetişkinlerde belli bir şiddet davranışının gözlenmesi, çocuğun gözünde bu davranışı yasallaştırır. Çünkü akraba modelleri, etkileme gücü en yüksek olanlardır.

 

Saldırgan davranışı uyandırmak için en etkili yol, kişiye yalnızca hiç cezalandırılmayacağı hissini veren koşulları sağlamak değil, aynı zamanda kendini hiç suçlu hissetmemesini sağlamaktır. Toplumun sağladığı bu koşulların kişiye benimsettiği saldırganlık, gene toplumun tahammül ölçülerine göre biçimlendirilerek bir davranış biçimine dönüştürülür.

 

Kültürel model gerçekliğe uyum sağlama sürecini etkiler. İçgüdülerin ideal ilkelere göre değil, ulaşılmak istenen amaçlar için yararlı ve işlevsel ilkelere göre denetlenmesi gerektiğini vurgular. Böylece aile saldırganlığın gelişimini ve dışavurumlarını sosyal yönden kabul edilebilir doğrultuda etkiler. Toplumun yasal ve yararlı kabul ettiği biçimde hareket etmeyi aşılar.

 

Ailenin genellikle uyumsuz biçimde ya da düzensiz ve düş kırıklığı yaratıcı koşullar altında saldırganlığın dışavurumunu ve çocuğun gelişimini etkilediği ikinci durumda ise aile çevresindeki duygusal denge değerlendirilmelidir. Bu durumda aile, hem bireylerin sağlıklı gelişimini, hem de aile yapısının kendi dengesini belirleyen duygusal alışverişlerin gerçekleştiği dinamik bir sistem olarak biçimlenir. Aile yapısı ve aile bireyinin gelişimi, karşılıklı olarak birbirine bağlı ve kendi içlerinde bağımlı öğelerdir.

 

Son yıllarda psikologların yaptığı çalışmalar, bazı kişisel patoloji biçimlerinin çoğu kez değişikliğe uğramış bir aile dengesinin belirtisi ve sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Karakter gelişimiyle ilgili birçok rahatsızlığın nedenlerini ailede arama yönelimi bu çalışmaların bir sonucudur. İnsanın çevreye çok bağımlı olduğu ve duygusal deneyimin özellikle belirgin bir anlam taşıdığı yaşamın ilk yıllan son derece önemlidir.

 

Aile atmosferi, ailenin denge ve gerilimleri, yaşamın ilk anlarından başlayarak çocuğun kişiliğine etki edebilir. Özellikle anneyle yaşanan ilişki son derece belirleyicidir. Anne duygusal varlığıyla, uyumlu ve dengeli davranışlarıyla, kaçınılmaz düş kırıklıklarına karşı koymada ve yaşama katılmada çocuğun narin benliğini cesaretlendirir. Annenin görevi her şeyden önce rolünü kabullenmek ve çocuğa yaşamın değerini iletmektir. Anne aracılığıyla edinilen bu deneyim ve ilişkiler çerçevesinde, uyumlu ya da uyumsuz bir gelişmenin ve toplumla ilişkinin temelleri atılır.

 

İlk ilişkilerle birlikte sevgi ve nefretin, güven ve güvensizliğin, sağlık ve hastalığın kökenleri gelişir. Annenin ilk yakınlığından yoksun kalan ya da bu yakınlığı yeterince tadamayan çocuk, bütün gelişimi boyunca bunu çok ağır biçimde duyacaktır. Benliğin işleyişi ve bütünleşme süreçleri, bu durumdan büyük ölçüde etkilenecektir. Çeşitli araştırmacılar bu sorunları ele alıp incelemişlerdir.

 

Farklı önermelerden yola çıkmakla birlikte, hepsi topluma uyumsuz davranışın nedenlerini saptamaya çalışmışlardır. Saldırganlığın patolojik biçimlerinin görüntüsü altında ortaya çıkan suçluluk, akıl hastalığı ve topluma uyumsuz davranış biçimleri, kişinin enerjisini gerçekle olumlu bir ilişki içinde boşaltmasını engelleyen aile koşullarında gelişmektedir.

 

Gerek bazı akıl hastalıklarına özgü bir belirti olan doğrudan kendine yönelik saldırganlık, gerek suç işleme eğilimine özgü bir belirti olan başkalarına yönelik saldırganlık, gerçekle sağlıklı bir ilişki kuramayan bir kişiliğin içgüdüsel tepkilerini temsil eder. Araştırmacılar dürtüleri ortaya çıkaran koşullarla daha çok ilgilenmiş, buna karşılık bir dürtünün varlığı ve yoğunluğu konusunda çok fazla çalışma yapmamışlardır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...