Jump to content

Psikolojik Açıdan Şişmanlık...


Renan
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Psikolojik Açıdan Şişmanlık

 

Şişmanlık dünyadan korunmak ya da zaafları maskelemek için bir “kabuk” işlevini görür. Aşırı kilolar bazı durumlarda yetersizlik duygularının gizlenmesini, bazı durumlarda da cinsellikten uzak durmayı sağlar.

 

Bütün kültürlerde beslenme simgesel, toplumsal ve kültürel açıdan birçok anlam taşır. Yemek yemek dinsel törenlerde ve geleneklerde önemli bir yere sahiptir; genellikle bolluk ve zenginlik simgesidir ve bugün bile toplumsal ve kültürel bir statüyü temsil eder. Psikolojik açıdan beslenme insanın ilk temel deneyimidir; insan sütle birlikte iyilik, dolgunluk, güven, sevgi, oral (ağızcıl) doyum duygularını “alır”. Zamanla besinler farklılaşmaya başlar; kişi sütün (güven besini) yanı sıra önce tatlıları (teselli besini) ve eti (güç besini), yetişkin olduğunda ise şarap ve kahve ile havyar gibi statüyü simgeleyen besinleri tüketmeye başlar.

 

Niçin Aşırı Yenir ?

Bazı araştırmacılar açlık duygusunun tümüyle içgüdüsel olmadığını, bir öğrenme süreci gerektirdiğini ileri sürerler. Besin aracılığıyla çocuğun değişik ruhsal rahatsızlıklarını (yalnızlık, sıkıntı, korku, yorgunluk vb.) gidermeye çalışma eğilimi şişmanlığın başlıca nedenidir. İç salgı sistemindeki işlev bozukluklarına bağlı şişmanlıklara çok ender rastlanır ve ortak görüş fazla kilolu kişilerin farkında olmadan çok yedikleri yönündedir.

 

Kendi kendini düzenleme yetersizliği - Şişman kişinin gerçek sorunu kendini düzenleme yetersizliğidir. Bu kişilerde açlık tokluk mekanizması adeta çalışmıyor gibidir. Aşırı yiyen kişiler açlık duygusuna dayanamadıkları gibi dış etmenlere bağlı olarak sık sık açlık duyarlar. Besinlerin görünüşü ya da kokusu, saat, son öğünden beri geçen zaman, reklamlar vb. acıkmalarına yeter. Ayrıca, “doyma” duyguları yokmuşçasına çok yerler. Bu durum bir iç boşluğun, ruhsal-bedensel dengenin bozukluğunun ve duygusal bir eksikliğin belirtisidir. Gerçekten de “fizyolojik” açlıkla “ruhsal” açlığın üç ortak belirtisi vardır: Boşluk duygusu, enerji eksikliği ve bitkinlik duygusu. Görünürde yiyecek bu üç gereksinime yanıt verir: Doldurur, enerji ve zevk verir.

 

Bilinçdışı dürtüler - Ortak bir temele sahip olsalar da aşırı yemeye yol açan nedenler kişiden kişiye değişir. Bazı olgularda yalnızlık, sıkıntı ve kaygı aşırı yemenin başlıca nedenidir ve şişmanlık dünyadan korunmak ya da incinebilirliği maskelemek için bir “kabuk” işlevini görür. Bazı durumlarda ise aşırı kilolar kişinin yetersizlik duygularını gizlemesini ya da cinsellikten uzak durmasını sağlar. Ruhsal tedavi sırasında şişmanlığın temelinde aşk arzusu, cinsel zevk isteği, kendini güçlü ya da dölyatağında olduğu gibi korunmuş hissetme isteği, kendine ait bir yere sahip olma ve bireysel gücünü artırma arzusu gibi nedenlerin bulunduğu ortaya çıkar.

 

Şişmanlık sorunu olan kişiler genellikle davranışlarına egemen olamama duygusu içindedirler; başkaları ile ilişkilerinde kendilerini bağımlı hissederler, gövdelerini denetleyemediklerini ve gerçek bir kimliğe sahip olamadıklarını düşünürler.

 

Çocuklukta Şişmanlık

Genellikle kalıtım ya da yatkınlığa bağlı olduğu düşünülen bu şişmanlık tipi gelişimin çok erken evrelerine bağlıdır. Çocuk dünyaya geldikten kısa bir süre sonra ilk ruhsal ve bedensel gereksinimlerini fark eder ve her rahatsızlık durumunu ağlama ile ifade eder. Anne çocuğun her rahatsızlığını ona yiyecek sunarak gidermeye çalışırsa çocuk rahatsızlıkla yiyecek arasında doğrudan bir bağlantı kurar ve ilerde de kendisine rahatsızlık veren durumları bir şeyler yiyerek aşmaya çalışır.

 

Ergenlikte Şişmanlık

Ergenlik bireysel kimliğin yeniden tanımlanmasını gerektiren derin değişikliklere yol açar. Ruhsal, bedensel, sosyal değişiklikler, çocukta bebeklikten beri var olan kendini yeterince tanımama durumunu daha da ağırlaştırabilir. Böylece yiyecek ergen için bir sığınma, teselli ve cinsel doyum kaynağı olur. Öte yandan aşırı yemeye bağlı olarak bedensel görüntünün kötüleşmesi bir kısır döngüye yol açar: Kaygı-aşırı yeme¬görüntünün kötüleşmesi - depresyon-kaygı - aşırı yeme.

 

Tepkisel Şişmanlık

Tepkisel şişmanlık az ya da çok şiddetli travmatik bir olayın ardından ya da ağır duygusal stres dönemleri sırasında ortaya çıkar. Bu durumda aşırı kilolar yıkım tehdidine karşı bir savunma oluşturur ve kişinin kendini güçlü hissetmesini sağlar; aşırı yemek kaygıya ve depresyona (ruhsal çöküntü) karşı bir sığınak işlevi görür. Tepkisel şişmanlık genellikle, daha önceden de hatalı bir biçimde beslenen yetişkinlerde görülür. Yemek yemenin önünü alamayan bu kişiler yeme gereksinimlerinin nevrotik yapısının bilincindedir. Bu kişilerde duygusal sorunlar genellikle bir huzur ve mutluluk duvarı ile gizlenir ve böylece şişmanların mutlu ve neşeli kişiler oldukları masalı kalıcı kılınır. Gerçekte bu kişilerde öfke ve saldırganlığın yarattığı suçluluk duygusu zamanla yerini depresyona ve kendini cezalandırmaya bırakır.

 

Ruhsal sorunları dikkate almadan uygulanan bir diyet, kaygı ve melankolinin yüzeye çıkmasına yol açabilir. Bu tip hastalar, saldırganlık, öfke, kaygı ve depresyonu kabul edene ve bunlarla yaşamayı öğrenene değin herhangi bir diyeti tam olarak uygulamayı başaramazlar.

 

Şişmanlık ve Gebelik

Bu tür şişmanlık gebeliğin ve anneliğin reddi ile çocuk kalma isteğinden kaynaklanır. Bu tür kadınların bilinçaltlarında doğum ile “boşaltılacakları” korkusu yatar; hiçbir zaman yeterli miktarda beslenemedikleri düşüncesiyle kendilerini yiyecekle doldururlar. Doğum yaptıktan sonra çocuklarına aşırı kaygılı ve koruyucu davranırlar. Ayrıca bilinçdışı dürtülerin etkisiyle çocuklarını bağımlı ve şişman kişiler olarak yetiştirirler.

 

Besin Bağımlılığı

1980′lerin sonunda yapılan bazı araştırmalar, şişman kişilerde yeme isteği ile algılanan zaman arasında bir bağlantı olduğunu göstermiştir.

 

a) Bu deneylerden birinde normal ve şişman kişilere birer anket formu dağıtılmış (ankette şişmanlıkla ilgili sorular yer almamıştır) ve kişiler anketi yanıtlamaları için 30 dakika süreyle yalnız bırakılmıştır. Bu kişilerin yanına birer kutu bisküvi bırakılmış ve acıkırlarsa bu bisküvileri yiyebilecekleri söylenmiştir. Anketin saat 17.05′ten 17.35′e değin tamamlanması öngörülmüş ve kişilerin kol saatleri alınarak odalara birer duvar saati asılmıştır. Saatin hızı deneylerden birinde duvar saati ayarlanarak hızlandırılmış bir başkasında ise yavaşlatılmıştır. Normal kişilerin tersine şişmanların saatte yapılan bu hız değişikliğinden etkilendikleri görülmüştür. Hızlandırılmış, duvar saati olağan yemek saati olan 18.05′i gösterdiğinde, şişmanların, yavaşlatılmış duvar saatinin 17.20′yi gösterdiği deneydekine oranla iki kez daha fazla yemek yedikleri saptanmıştır. Kiloları normal olan kişilerde ise bu tür değişiklik görülmemiştir.

 

b) Aynı araştırmacı Paris-New York arasında yolcular üzerinde de bir deney gerçekleştirmiştir. Uçaklar Orly’den genellikle saat 12 dolayında kalkmakta ve 7-8 saatlik bir yolculuktan sonra New-York’a yerel saatle öğleden sonra 14.00-15.00 dolayında ulaşmaktadır. Yapılan deneyde normal kilolu ya da zayıf 135 kişinin yüzde 25,3′ünün 14 saatlik açlıktan sonra yemek yemek için yerel saati beklemek zorunda olduklarından yakındıkları görülmüştür. Kiloları normalin üstünde olan 101 kişinin ise yalnızca yüzde 1’inin bu gecikmeyi algıladığı, geri kalanının ise yerel saate göre davrandıkları belirlenmiştir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...