Jump to content

Saldırganlığın incelenmesi...


Renan
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Saldırganlığın incelenmesi

 

Saldırganlığın kaynağı çoğu kez engellenmelerle ilişkilidir. Ama kişilik özellikleri de gözden kaçırılmamalıdır. Dengeli yetişkin, olumsuz gelişmeleri sindirmeyi ve saldırganlığını toplumsal bakımdan kabul edilebilir sınırlarda tutmayı bilen kişidir.

 

Saldırganlık konusuyla yalnız psikanalistler değil, başka alanlardaki araştırmacılar ve psikologlar da ilgilenmiş ve farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Psikologlar saldırganlık sorununa, Freud’un engellenme ile saldırganlık arasındaki ilişkiye dayanarak öne sürdüğü varsayımdan yola çıkarak yaklaşmışlardır. Saldırganlığın her zaman bir engellenme sonucunda geliştiği varsayımından hareketle bazı temel ilkeleri belirleyerek kapsamlı bir saldırganlık kuramı geliştirmişlerdir. Bu kuramda ileri sürülen temel inanış şudur: “Saldırgan davranış her zaman bir engellenme duygusundan kaynaklanır ve engellenme de her zaman bir saldırganlık biçimine yol açar”. Engellenmeyle anlatılmak istenen, bir gereksinim ile bunun doyum bulacağı sonuç arasında bir engel ortaya çıktığında oluşan durumdur. Bu kurama göre saldırganlığın kaynağında her zaman bir engellenme yer alır. Saldırganlığa yol açan itki ise engellenmenin şiddetiyle orantılı olarak değişir. Engellenme bazen başka öğelerle ilişkilidir: Doyum bulmayan gereksinimin şiddeti, bir amaca ulaşmada ortaya çıkan engelin düzeyi, kişinin daha önce ya da aynı anda yaşadığı engellenmelerin yoğunluğu ve türü.

 

Saldırgan davranış her zaman doğrudan engellenmenin kaynağına yönelmez. Cezalandırılma korkusu ya da başarısızlığa uğrama kaygısı çoğu zaman bunu engelleyebilir. Bu ket vurma durumu, saldırganlığın bir başka nesneye yönelmesine yol açar. Genellikle bilinçsizce gelişen bu yön değiştirme, saldırgan davranışta önemli bir dönüşüme eşlik edebilir. Örneğin alay etme ya da kendine karşı saldırganlık biçimine dönüşebilir.

 

Ama saldırganlığın bastırılması ve kendine karşı saldırganlık, bazen başlı başına bir saldırganlık nedeni olur. Bu durumda yeni saldırganlık fırsatları gelişebilir. Oysa bir hareketle saldırganlığın dışa vurulması, bir sıkıntıdan kurtulmayı ve gerilimin boşalmasını sağlar.

 

Gerçekte saldırganlık basit bir biçimde engellenmeye karşı bir tepki olarak tanımlanamaz. Bireysel davranışı etkileyen bütün olguları hesaba katarak bu olayı genel kişilik çözümlemesi tablosuna yerleştirmek gerekir. Bireysel davranışı etkileyen olgular kişinin yaşam boyunca uyum sağlamak zorunda olduğu belirli kalıplar ve deneyimleridir.

 

Engellenme-saldırganlık varsayımını, bununla bağlantılı ilkeleri, saldırganlığa yönelik gerilimin göreli yoğunluğunu, yönünü ve boşalımını engellenmeye yol açan uyarının özelliklerini hesaba katarak değerlendirmek gerekir. Ama düş kırıklığına yol açan uyarının nitelikleri, uyarıyı yorumlayan ve tepkiyi seçen kişinin özellikleriyle ilişkili olarak ele alınmalıdır. Kuşkusuz tepkinin yoğunluğu, engellenmenin yoğunluğuyla doğru orantılı olarak değişir. Ama tepki ve duyarlılık tipi, kişiden kişiye farklılık gösterir. Aynı biçimde heyecan tepkisinin denetimi, ortaya çıkışı ve yayılışıyla ilgili mekanizmalar da insandan insana farklıdır.

 

Saldırganlığın incelenmesinde, kişiyi bu davranışa yönelten toplumsal ve ruhsal koşullar ele alınmalıdır. Çünkü her davranış gibi saldırganlık da kişinin toplumsal ve ruhsal gelişiminin geçirdiği aşamalar ve deneyimler ışığında yorumlanmalıdır. Bu noktada soyut herhangi bir durum değil, gerçek durum karşısında bazı kişilerin ilişkilerine egemen olan ve bu ilişkileri belirleyen bazı saldırganlık eğilimleri ve davranışları üzerinde durulmalıdır.

 

Pek çok davranış bilimciye göre saldırgan kişilik, sıkıntıya ve engellenmeye dayanamayan zayıf bir kişiliktir. Bu tür kişiler gerçeğin büyük bölümünü kalıcı bir tehdit kaynağı olarak yorumlar. Kendine saygı duygusunun azalmasına, sıkıntıya, çatışmaya ve suça karşı dayanıksızlığa yol açan ani engellenmeler, bir insanı benzerlerine ve kendine karşı saldırgan olmaya itmekle kalmaz, aynı zamanda gerçeği bütünüyle çarpık algılamasına neden olur. Uyuşturucu madde bağımlılığı, cinsel sapıklık, suçluluk gibi saldırganlık da, kişilikteki dengesizliğin bir belirtisi ve ideal gelişimdeki bir bozukluğun ifadesidir.

 

Çocuklar Saldırganlığa Dayanabilir mi ?

Araştırmacılar çocuğun doğuştan başlayarak potansiyel bir saldırgan olduğu konusunda artık görüş birliği içindedir. Bazı psikanalistler gerek yetişkinlere, gerek büyük çocuklara uygulanan analitik tedavi sırasında canlanan anılar aracılığıyla, kin ve korku dolu fantastik bir çocukluk dünyasının ortaya çıktığını belirtmektedir.

 

Birçok kişinin çocukluk yaşantısında şiddet dürtüleri ve yıkıcı hayaller olmuştur. Ama bu dürtü ve hayallerin davranış biçimiyle bütünleşmesi daha sonra gerçekleşir. Korkutucu içerikli öykü ve efsanelerin yaygınlığı da, saldırgan tipteki fantezilerin evrenselliğini göstermektedir. Örneğin, çocukları yiyip yutan cadı figürü bütün dünya masallarında vardır; bu durum cadının bütün insan kuşaklarında ortak bir antik fantezinin ifadesi olduğuna ilişkin varsayımı güçlendirmektedir.

 

Hepimiz çocukluğumuzda mutlak bir güce sahip yaşlı bir kadın masal kahramanının etkisinde kalmışızdır. Pek çok durumda bu kahraman iyi kalpli ve koruyucu bir kişilik olarak karşımıza çıkmış, nefret anlarında ise korku veren ve tehdit eden bir görünüm almıştır. Kırmızı Başlıklı Kız masalı, bu belirlemeye güzel bir örnektir. Hatta bu örnekte durum özellikle acıklıdır. Çünkü çocuk, sıcak ve sevgi dolu büyükannesinin yerine korkunç kurt figürüyle karşı karşıya gelir. Bir kurtla karşılaşmak, büyükannenin bu korkunç hayvana dönüştüğünü anlamak, çok inanılıp sevilen bir insanı birdenbire yitirmekten kaynaklanan bir tür güvensizliğe düşmeyi de ifade etmektedir.

 

Çocuklar, “iyi” ve “kötü” arasında net bir ayrım olduğu sürece, bütün üzücü durumlara olduğu gibi, şiddete ve ölüme de dayanabilirler. Ama güvenilir ve dost bilinen bir kimsenin, aynı zamanda kötü kalpli ve acımasız olabileceğini anlamak, çocuklara dayanılması olanaksız bir acı verir.

 

Küçük çocuklarda bazı varsayımların doğrudan gerçekleştiğini gözlemlemek ve onların hayal dünyasına girmek her zaman zordur. Ama bebeklerde de saldırgan içgüdülerin bulunduğu ve bu içgüdülerin başta açlık olmak üzere bazı gereksinimlerin giderilmesindeki yetersizliğe ya da eksikliğe karşı basit protesto tepkileri olmadığı varsayımında bulunmak geçerli ve haklı bir sonuçtur. Çocuk hareket etmeye başlar başlamaz nesnelere dokunarak, onları tutarak ve yerlerinden oynatarak dünyayı keşfetme ve tanıma gereksinimi duyduğunu açıkça gösterir. Tanınmış çocuk psikolojisi uzmanı Donald Woods Winnicott, çocuktaki saldırganlığın başlangıçta etkinlikle aynı anlama geldiğini ve bu çok önemli araştırıcı davranışın ruhsal gelişimin temelini oluşturduğunu belirtmektedir.

 

Bu durumda doğal olarak yıkıcı nitelikte olmayan saldırganlık, yaşama egemen olma isteğine bağlı ve doğuştan bir eğilime dayanır. Ama bu yaşamsal gücün gelişimi engellendiğinde, kin, nefret ve şiddet olaylarına yönelme durumu ortaya çıkabilir.

 

Savaş Oyunu Oynamak Kötü Bir Şey midir ?

Çocuk oyunlarının içeriğinde güçlü bir saldırganlık vardır. Kovboylarla Kızılderililerin, hırsızlarla polislerin canlandırıldığı oyunları bir düşünelim. Taraflardan biriyle özdeşleşme ve böylece engeller karşısında gücünü gösterme olanağını bulduğu göstermelik savaşlara dayalı bu oyunlar çocuğun gelişimi için olumludur. Bazen anne babalar, kişiliği bozarak çocukta saldırganlık eğilimine yol açacağı düşüncesiyle, oyuncak silahların kullanılmasından ve şiddet dolu oyunların oynanmasından korkarlar. Ama gerçekte çocuk, hayalinde yarattığı eylem ile gerçek şiddet deneyimini ayırt etmeyi çok iyi bilmektedir. Bu yoldan da engellere karşı koyacak belirli bir güce sahip olduğunu ve her zaman en zayıf kişi durumunda kalmayacağını özellikle kendi kendine gösterebilecektir.

 

Bir baba oğluyla güreşip yenilmiş gibi davrandığında, çocuk bunun yalnızca bir oyun olduğunu çok iyi bilir. Ama çocuğun aldığı haz, bundan dolayı azalmaz. Dahası çocuk bu hayali temel üzerinde gittikçe artan sağlam bir özgüven kazanır. Çocuktaki her türlü saldırganlık gösterisinin engellenmesi ise sert ve yabani bir kişilik kazanması riskini yaratır.

 

Daha önce de belirttiğimiz gibi, sorun insanın saldırganlığı değil, bunun sürekli engellenmesidir. Aynı şey şiddet eylemlerini içeren sinema ve televizyon filmleri, bazı öykü ve masallar için de geçerlidir. Çocuklar en olgun yetişkinleri bile etkileyen bazı öykülere çok iyi dayanabilmektedir. Öykülerin ya da filmlerin tek başlarına yetişkin bireyde saldırganlık davranışlarına yol açabileceğine ilişkin bir sonuca varmak için herhangi bir neden yoktur. Bu durum ancak aile çevresinde ya da yakın çevrede gerçek şiddeti “yaşayan” çocuklar için söz konusu olabilir. Ama çocuk kendini anne babasının yanında güvende hissettiği ve sarsıcı olmayan güncel bir deneyimle karşı karşıya olduğuna ikna edildiği ölçüde saldırganlık hayaline kapılmak yerine bu olaya dayanabilecek ve hayal ile gerçeği ayırt etmeyi bilecektir. Sinema ve televizyon gibi araçlar, suç ve cinayetten tek başlarına sorumlu tutulamazlar. Ama kişilere saygının gösterilmediği, anne babanın birbirinden nefret ettiği, evde şiddetin olduğu bir çevrede yetişmiş oldukları için çarpık bir gerçeklik kavrayışı olan kişilerde saldırganlık içgüdüleri güçlenebilir. Bazı dergi ya da filmlere gösterilen tepkiler, içeriklerinden çok kullandıkları dilin bayağı ve kaba oluşundan kaynaklanmaktadır. Masal ve efsanelerin çoğunda ejderha ve cadılarla dolu korkunç anlatımlar vardır. Ama hiçbiri şiddet davranışlarının ortaya çıkmasından sorumlu değildir.

 

Çocuk saldırganlığının simgeciliği, büyüme sürecinin alegorik ifadesini temsil eder. Devleri yenmek, cadılarla savaşmak ve son derece tehlikeli işlerin üstesinden gelmek zorunda olan kahraman, kendi bireyselliğini ve bağımsızlığını kanıtlamak, önündeki engelleri aşmak için bütün saldırganlık kaynaklarını kullanan çocuktan başkası değildir

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Saldırganlığın İncelenmesi...

      Saldırganlığın Kaynağı - Saldırganlığın incelenmesinde Toplumsal Koşullar - Saldırgan Kişilik - Savaş Oyunlarının Saldırganlığa Etkisi - Çocuk Saldırganlığının Simgeciliği Saldırganlığın kaynağı çoğu kez engellenmelerle ilişkilidir. Ama kişilik özellikleri de gözden kaçırılmamalıdır. Dengeli yetişkin, olumsuz gelişmeleri sindirmeyi ve saldırganlığını toplumsal bakımdan kabul edilebilir sınırlarda tutmayı bilen kişidir.   Saldırganlık konusuyla yalnız psikanalistler değil, başka alanlardaki a

      , Yer: Ruh Sağlığı

×
×
  • Yeni Oluştur...