Jump to content

1930'ların CHP'si: Otoriter Yönetim


devrikcumle

Önerilen Mesajlar

halk-firkasi.jpg

 

 

[h=2]Parti ile devlet bütünleşmeye başladı. Cumhuriyet Halk Partisinin il başkanları aynı zamanda o ilin valisi olarak görev yapmaya başladı. Ülkedeki tüm sivil toplum kuruluşları CHF çatısı altında toplandı.[/h]

 

Cumhuriyet Halk Partisi Kurutuluş savaşını idare eden I.Türkiye Büyük Millet Meclisindeki en büyük grup olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk grubunun Halk Fırkasına dönüşmesiyle 9 Eylül 1923 tarihinde milli egemenlik ilkesi ve tüm halkı temsil etme iddiasıyla Mustafa Kemal Paşa tarafından kuruldu.

Halk Fırkasında bölünme

Mecliste Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu olarak iktidarı elinde tutan grup 9 Eylül’den itibaren siyasi parti olarak faaliyetlerini sürdürdü. 1923 yılı seçim yılıydı. CHF girmiş olduğu bu seçimin ardın meclisin neredeyse tamamına hakim hale geldi. Ancak kurulan CHF tam bir fikir birliği içinde değildi. Mustafa Kemal Paşa ve yeni çevresi hızlı bir inkılap süreci başlatmak istiyorlardı. Buna karşın milli mücadelenin diğer liderlerinden Kazım Karabekir ,Rauf Orbay gibi şahsiyetler halka rağmen yapılacak inkılapların tepki toplayacağını kalıcı olmayacağını bu sebeple halkla beraber hareket etmek gerektiğini savunuyorlardı. Ayrıca halka rağmen bir yönetimin demokrasi olamayacağını, ülkenin otoriter bir yönetime doğru gittiğini savunmaya başladılar.

İki taraf arasındaki ilişkilerin gerginleşmesi ise Cumhuriyetin ilanı ile oldu. TBMM’de Cumhurbaşkanına geniş yetkileri veren anayasal değişiklik milli mücadelenin diğer liderlerine haber verilmeden gerçekleştirildi. Karabekir ve Rauf Orbay Cumhuriyetin ilanını İstanbul’da herhangi bir vatandaş gibi öğrendiler. Onlar cumhuriyetin ilanını rejimin demokrasiye doğru değil şahsi bir iktidara gidiş görüyorlardı.

 

3 Mart 924 tarihinde Hilafetin kaldırılması, Şer’iye ve Evkaf vekaletinin kaldırılması,Tevhidi Tedrisat kanununun kabulü gibi gelişmelerle iki taraf arasındaki ilişkileri tamam koptu. Yüzyılların kurumları bir gün içerisinde mecliste kabul edilen kanunlarla lağvedildi. Tüm bu gelişmeler muhalefetin artık CHF içerisinde kalamayacağını gösteriyordu. Nitekim öyle oldu. Kazım Karabekir,Rauf Orbay,Ali Fuat Cebesoy ve bazı milletvekilleri partilerinden istifa ederek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adıyla bir siyasi parti kurarak Mustafa Kemal’in şahsında otoriter yönetime gidişi durdurmaya çalıştılar. Ancak Cumhuriyet döneminin bu ilk muhalefet partisinin ömrü uzun olmadı. İktidarda bulunan CHF doğudaki Şeyh Sait isyanı gerekçesiyle çıkardığı Takrir-i Sükun kanununa dayanarak kısa bir süre sonra bu partiyi kapattı. Böylece iktidar gücü muhalefetin ortadan kaldırıldığı bir ortamda tümüyle Cumhuriyet Halk Fırkası’nın eline geçmiş oldu.

 

Halktan kopuk dönüşüm

Bu tarihten itibaren ülke yönetimi aralıksız bir şekilde 1950 yılına kadar Cumhuriyet Halk Fırkasının elinde kaldı. 1920’li ve 1930’lu yıllar CHF’nın “halka rehberlik ederek” inkılapları gerçekleştirdiği bir dönem oldu. Hilafetin kaldırılması, medreselerin kapatılması, Medeni Kanunun kabulü,Şapka inkılabı,Tekke Zaviye ve türbelerin kapatılması,Latin harflerinin kabulü ve Ezanın Türkçeleştirilmesi gibi toplumu doğrudan ilgilendiren inkılaplar halktan gelen tepkilere rağmen kabul edildi, sert ve katı bir şekilde uygulandı.

İnkılaplar içerisinde halkı doğrudan ilgilendiren ve bu sebeple de en büyük tepkiyi doğuranı Şapka inkılabı oldu. 1925 yılında çıkarılan bir kanunla halka şapka giyme zorunluluğu getirildi. Ancak TBMM’de alınan bu karara halktan büyük tepkiler geldi. Şapka takmak istemeyen insanlar Erzurum, Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kayseri, Tokat, Amasya, Trabzon, Gümüşhane’de isyanlar çıkardı. Hükümetin bu isyanlara verdiği karşılık sertti. İsyanların çıktığı şehirlere gezici İstiklal Mahkemeleri gönderdi. Çok sayıda kişi idam edildi, hapis cezasına çarptırıldı. Şiddet yoluyla da olsa şapka inkılabı kabul ettirildi.

fgghhg.jpg

 

Halktan büyük tepki toplayan bir diğer önemli değişiklik ise ezanın Türkçe okutulmaya başlanması oldu. 1932 yılının ocak ayından itibaren ezan Tanrı Uludur şeklinde Türkçe tercümesi ile okunmaya başlandı.

Yaklaşık on yıl içerisinde yaşananlar baş döndürücü derecede hızlıydı. İnkılaplar Meclis kararları ile yapılmıştı ancak bu değişikliklere halkın çok büyük bir kesiminin desteği yoktu. Bu durumda Cumhuriyet Halk Fırkası başka siyasi partilerin kurulmasına izin vermekten kaçınacak ve ülkeyi tek başına yönetme yoluna gidecekti. Çünkü kurulacak bir muhalefet partisi halktan büyük destek görebilir ve iktidarın sonu olabilirdi. Nitekim 1930 yılında Atatürk tarafından arkadaşı Fethi Okyar’a kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılma sebebi de bu olmuştu. Bu partinin siyaset yapmasına ancak 3 ay müsaade edilebildi. Çünkü kuruluşundan itibaren halk tarafından bir kurtarıcı gibi görülmeye başlanmış ve büyük bir destek görmüştü. Cumhuriyet Halk Fırkası ise bu yaşananlardan iki önemli sonuç çıkardı: Ülke demokrasiye hazır değil ve inkılaplar halka anlatılamadı. Bu sonuçlar ülkenin yeni rejiminin nereye evrileceğinin ipuçlarını veriyordu: Tek partili cumhuriyet

 

13-4.jpg

 

CHP il başkanları aynı zamanda vali

Demokrasinin bir süre daha askıya alınma kararının ardından CHF tek partili bir cumhuriyet rejimini yerleştirmek için çalışmalara başladı. Bunun iki ayağı olacaktı. Birincisi muhalefete izin verilmeden tek partili bir idare kuvvetlendirilecekti. İkincisi kurulacak olan halkevleri , halkodaları gibi kurumlarla Cumhuriyet Halk Fırkasının ideolojisi halka benimsetilecekti.

 

1930’lu yıllar bu politikaların uygulandığı yıllar oldu. Siyasal olarak muhalefete izin verilmedi. Parti ile devlet bütünleşmeye başladı. Cumhuriyet Halk Partisinin il başkanları aynı zamanda o ilin valisi olarak görev yapmaya başladı. 1931 yılında CHF kongresinde kabul edilmiş olan parti ilkeleri 1935 kongresinde Kemalizm olarak tanımlandı, 1937 yılında ise Teşkilat -ı Esasiye Kanununa ( Anayasa ) dahil edilerek devlet ilkeleri haline getirildi. Tek partili rejim bu gelişmelerle ülkenin siyasal yapısının temeli haline getirildi.

 

15ekim1927buyuknutku.jpg

 

Basın ve üniversiteler CHP denetiminde

Bu yıllarda ülkedeki tüm sivil toplum kuruluşları CHF çatısı altında toplandı. Örneğin Türk Ocakları,Türk Kadınlar Birliği gibi sivil toplum örgütleri kendilerini fesh etmek zorunda kaldılar. Bu yıllarda basın da hükümetin denetimi altına girdi. 1931 yılında Mecliste kabul edilen basın kanunu görüşmelerinde Edirne milletvekili Şeref Bey “…bize devrim basını gerekli..çünkü devrim henüz görevini tamamlamamıştır” diyerek basının rejime uygun hale getirilmesi gerektiğini savunuyordu. Tek partili dönemin basına ilişkin bakış açısını en iyi özetleyen cümle ise içişleri bakanı Şükür Kaya’nın şu sözleri olsa gerek: ‘Matbuat yaşadığı muhitin siyasi rejimine intibak eder. Her rejim kendisine muvafık vatandaş tipi aradığı gibi matbuat tipi de arar.” Nitekim o matbuat tipi çıkarılan kanunla sağlandı. Çıkarılan kanun hükümete gerekli gördüğü anda basın organlarına yayın durdurma ve kapatma cezası verme yetkisi verildi.

Tek partili yönetimin kuruluşundaki bir diğer adım ise 1933 yılında kabul edilen üniversite reformu oldu. Bu reformla Darülfünun kapatıldı ve yerine İstanbul üniversitesi kuruldu. Birçok öğretim üyesinin görevine rejime yeterli destek vermediği iddiasıyla son verildi ve üniversite Milli Eğitim Bakanlığına bağlanarak özerk yapısına son verildi.

 

halkevi-1-231x300.jpg

Halka doğru

“Halkın aydınlatılması eğitim ve kültür seviyesinin yükseltilmesi” ve “Cumhuriyetçi ve tam anlamıyla ilke ve inkılaplara bağlı bir nesil yaratmak” amacıyla da 1932 yılında halk evleri kuruldu. Halkevleri “devletle toplum, aydın ile halk arasındaki kopukluğu gidermek, inkılap ideolojisini, reformları ve CHF ilkelerini geniş halk kitlelerine anlatmak, ülkenin iktisadi ve sosyal alanda hızlı bir şekilde kalkınmasını sağlamak(y)’ı hedefliyordu.

 

Cumhuriyetçilik Milliyetçilik Halkçılık Devletçilik Laiklik İnkılapçılık şeklinde 1930’lu yıllarda formüle edilen Kemalizm CHF tarafından Köy Enstitüleri, Halkevleri,Halk odaları yoluyla geniş halk kitlelerine benimsetilmeye çalışıldı. Kemalizm bu şekilde halka mal edilmeye çalışılırken tek partili yönetim anlayışı her geçen gün güçlenmeye başladı.

 

Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanlığına seçilen İsmet İnönü döneminde ise tüm yetki ve otorite cumhurbaşkanında toplandı. İsmet İnönü CHP kurultayında kendini değişmez genel başkan ve Milli Şef ilan etti. Böylece tek partili yönetiminden bir adım ileriye gidildi. Milli Şef meclisin de Partinin de önüne geçerek tek belirleyici hale geldi.

 

 

 

Ömer Aymalı

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...