Jump to content

Türk Mitolojisinde Yeraltı Alemleri


Önerilen Mesajlar

[h=2]Orta asya Türk Mitolojisinde yeraltı alemleri, cennet ve cehennem inançları...[/h]

turk-mitolojinde-yeralti-alemleri-80709.jpg

 

Tğrk Mitolojisinde Yeraltı Katmanları

Şamanlığın ilk devirlerinde; yeryüzü hayatı ile yeraltı hayatı arasında fark yoktu. Can vücuttan uçar, yeral­tı âlemine gider, orada yaşardı. Zamanla, iki âlem arasındaki yaşam ayrıştı. Yeryüzünde kötülük edenlerin yeraltında cezaları­nı çekecekleri inançları kuvvetlendi, kö­tüler için Cehennem, iyiler ve günahlarının bedelini öde­yenler için de Cennet kavramı mitolojik unsurlar arasında girdi.

Tamu (Tamag, tamağ, tamuk, tamug) eski Türklerde cehennemin adıdır. Öldükten sonra suçluların cezalandırılmak üzere gittiği yerdir. Eski Türkler, Tamunun yeraltında olduğuna inanırdı.

Kazırgan sözcüğü de Türk halk inancında ve mitolojisinde Cehennem Çukuru anlamına gelir.

Uçmag (Uçmak) ise Türklerde cennetin adıdır. Türk mitolojisinde cennet göklerin üçüncü ka­tında konumlandırıldı. Buradaki ruhlar için; eğlenceler, zevk ve sefa vardı. Günahsız ve bahtiyar insanlar, melekler ve periler arasında mutlu mesut yaşarlardı. Budist Uygurlar, cennete Tuşita derlerdi.

Yakut Türkleri, dünyaya Dipsiz kuyu derlerdi. Yakut Şamanları zaman zaman şekil değiştirerek yeraltına inip, yeraltı dünyasını gezdiklerini iddia eder, orada gördüklerini anlatırlardı...

Şaman inançlarına göre yeraltı, fiziki anlamda toprağın altı değildir. Ölen insanların ruhunun göçtüğü, şamanların ayinler esnasında gittiği âlemdir. Şamanlar, ayim sırasında, yeraltı âlemine iner veya göğe çıkarlardı. İniş ve çıkışlar Taşkapı (Daşgapı, Kayakapısı, Gayagapısı, Kıyakapısı) denilen bir geçiş kapısından yapılırdı. Taşkapı, Yeraltı Dünyasına giden geçidin kapısıdır. Uzak diyarlardaki gizli bir mağaranın içindedir. Bazı efsanelerde bu kapıya Argalıh adı verilir.

Orta Asya Türkleri, yeraltının bir han tarafından idare edilen hükümdarlık olduğunu düşünüyorlardı.

Yeraltında, öteki adıyla ka­ranlıklar âleminde hükümdar, kötülük Tanrısı Erliktir. Altay Türklerine göre ise o hanın adı İrle-Han idi.Erlik Hanın emrinde bulunan ikinci derecedeki Tanrılar, kötü ruhlar ve zebaniler de oradadırlar. Cehennemler de yerin altındadır.

Yeraltı âlemi; kötü ruhlar ile günahkâr insanların be­deninden ayrılan ruhlar, zebaniler ve şeytanlar ile doludur. Erlik Han'ın emrindeki kötü ruh­larlar, Körmüşler ve Azalar gibi değişik adlar alırlardı.

Altay mitolojisine göre Yeraltı Ruhları; siyah tilki şeklinde görünür, avcıları peşine takarak yerin altına indirirdi. Yeraltına çekilen avcıların, başına gelmedik felaket kalmazdı....

Yer ile göğün arasındaki mesafenin beş yüz yıllık yol olduğuna inanılırdı. Peki, o mesafenin ötesinde ne vardı?

Yer altı dünyası Türk mitolojisinde sıklıkla yılan, naidren de balık şeklinde sembolize edilirdi.

Türk mitolojisine göre yeraltı gökler gibi yedi katlıydı:

Birinci kat: Demkâ = Çok kötü kokan bir yerdir. Hesap görülme yeri olmasının yanı sıra azap çekilen diyardı. Demka'da bulunanlara Berşem denilirdi.

İkinci kat: Celde = Şiddetli azap ve ceza mekanıydı. Cehen­nemlik ruhlar burada büyük acı çekerlerdi. Bu katın sakinlerine Tams de­nilirdi. Tamslar açlıktan birbirlerini yerlerdi.

Üçüncü kat: Arka = Dev akrepler mekanıdır. Her birinin kuyruğu üç yüz boğumlu, at büyüklüğünde akrepler bu katın hakimleriydiler. Bunlara da Kubs denilirdi. Kubslar, açlıktan toprak yerlerdi.

Dördüncü kat: Harba = Ejderhalar katıdır. Kuy­rukları zehirli dağlar kadar iri ejdarhalar bu kata düşenlere azap çektirirlerdi. Bu kat sakinlerine Celham denirdi.

Beşinci kat: Melsâ = Bu katın sakinlerine Mahttat denilirdi. Çok kalabalık, vahşi ve yamyamdılar. Ağır taşlar taşır, taşları günahkarların ayaklarına bağlayarak onları cehenneme atarlardı.

Altıncı kat: Secin = Cehennemlik ruhların günah defteri bu katta bulunan kuş şekilli Kutatalardaydı. İnsan elli, inek kulağı kuyruklu, keçi ayaklı buu yaratıklar; yemezler, içmezler, uyumazlardı. Dişilik ve erkeklik vasıfları yoktu. Bu kat sakinleri günlerini Göktanrı'ya ibadet ederek geçirirlerdi

Yedinci kat: Acbadı = Şeytanın katıdır. Albız adı verilen şeytan buradaki tahtında oturur, emrindekilere insanlara yaptıkları kötülük­leri ve hileleri anlatır. Elleri ve ayakları vahşi hayvan pen­çeleri şeklinde Cüsum denilen kısa boylu yaratıklar bu katın diğer sakinleridir. Ye’cüc ve Me’cüc’u bu yaratıkların yok edileceğine dair inançlar da vardır.

Yeraltı Âlemine Gidenlerin Halleri

Türk mitolojisinde yeraltı âlemine gidenler, dünyaya geri dönemezdi. Sadece kutsal ruhlar ve tanrılar bu hakka sahipti. Şaman­lar ise ayinler esnasında ve törenlerden sonra gidip ve dönerlerdi. Cehennemde arınanların bazıları ise cennete gitme hakkı kazanırlardı.

Kötülük Tanrısı Erlik Han, doğan bir çocuğun günahlarını yazdırmak için Bör Körmös’ü gönderir. Büyük Tanrı Ülgen de buna karşılık Yayuçi’yi gönderir. O, çocuğun sağında, Körmös te solundadır. Bunlar çocuk büyüyüp de ölün­ceye kadar yanından ayrılmaz. Ölünce Körmös onun ruhunu kapar, yerin altına götürerek Kazırgan’a atar. Kazırgan’daki ka­zanlarda katranlarla birlikte kaynar. Körmös, Erlik Han’ın hu­zurunda götürdüğü ruhun günahlarını ispat ederse, o ruh kazan­larda kalır. Yayuçi de oraya gelmiştir. O da bu ruhun sevapları­nı sayar. Eğer sevap günahtan çoksa, ruh oradan kurtulur. Gü­nahı fazla ise derecesine göre yanar. Sonra yukarı doğru çıkma­ya başlar. O ruhun üçüncü kat gökte bulunan akrabası şefaat ederek Yayuçi’yi sıkıştırırlar. Yayuçi ruhun günahı kadar yan­masını bekler, çünkü ruhun başı katran kazanındadır. Günahı kadar yanınca başı dışarı çıkar. O zaman Yayuçi ruhun tepesin­deki saçtan tutup onu kazandan çıkarır ve ruhu üçüncü kat gö­ğe götürür ve oradaki akrabaları ile buluşturur. Cezasını çeken ruh, bundan sonra akrabaları ve sevdikleriyle Süt Gölü’nde hoş vakit geçirir.

Süt Gölü inancı da Türk mütolojisinde ilginç bir kavramdır. Ak göl de denilen süt gölü, insana ruhun damlatıldığı ve hayatın bahşedildiği yerdir.

Cennet ve Cehennem İnanışları

Günahsız insanlar cennetlere gideceği gibi, günahı olanlar da yeraltındaki cehennemlerin azap kuyularında kalarak kayna­yan katran kazanlarında yanacak, cezalarını çekeceklerdir.

Dünyada suç işleyenlerin ceza sürelerini ve şekillerini, hangi cehennemde ne kadar yanacaklarını kararlaştıran hâkimler heyeti vardır. Bu heyeti Sabıray, Arah, Toyer, Mala- hay ve Tarile temsil eder.

Şamanist Altay Türkleri’nin inançlarına göre en büyük ce­hennem Mangistociriustur. Bu cehennemi “Matman Kara” adında bir ruh idare eder. Bir başka cehennem daha var­dır, bunun da adı “Tünken Kara Tamu” dur. Bunu da “Matman Karaca” idare eder.

Bunların dışında “Tepten Karateş” adında bir cehennem vardır, bunu da “Kerey Han” idare eder­di.

Bir başka Şamanist inancına göre dünyada kötülük yapmış insanların azap çekmek üzere atılacakları cehenneme ve orada kaynayan katran kazanlarına “Kazırgan” denir.

Budist Uygurlar’m “Aviçi” adını verdikleri cehennem de böyledir.

TÜRK MİTOLOJİSİNDE CEHENNEM TASVİRLERİ

Türk Mitolojisinde Cehennem farklı şekillerde tasvir edilmiştir.

Yaygın cehennem tasvirinde; Rakşaslar cehennem­likleri kaynar kazanlar içine atarlar. Cehennemliklerin vücutlarındaki et ve kemikler erir, tejrar yerine gelir, tekrar erir ve bu azap sonsuza dek tekrarlanırdı.

Ce­hennem zebanileri, ateşle kızıllaşmış demirleri yerlerde baş aşağı yatırırlar. Dış yüzlerinden alevlenmiş kalın tulumlar etrafında tokmalayıp onların içine batırırlar. Bütün vücutları yanıp mavi, kırmızı ve beyaz yalınlar, kanallar gibi saçılıp akarlar. Binlerce yıl burada acı azaplar çektikleri halde sıcaktan canlan üzülmez. Buradan çıktıklarında ustura, kasap bıçağı, daha başka kesem âletleri üzerine döşenmiş yerlere ve kızartılmış demirli yerde ya­tırılırlar. Ateşli büyük körükler, birçok korlü yığınları... İçlerinden her hangileri oradan çıktıkça... Küllü ırmağa düşerler. Irmağın di­binden on altışar parmak uzunluğunda demirli şişeler, dikenler döşenmiş gibidirler. Rüzgâr çıktığı zaman, o küllü ırmağın suyu burgaç olup, büyük büyük helezonlar oluşturur. Oraya düşmüş olan zavallı cehennemlikler dönen helezonla aşağı doğru iner ve o şişler üzerine düşerler. Bütün vücutları bu şişler yüzünden de­lik deşik olur. Bu ırmağın iki kıyısında ot, çimen biter gibi keskin usturalar bitip durur. Cehennemliklerden herhangi biri dışarı çık­mak için ırmağın kıyısına tırmandıkları zaman, bütün vücutları dilim dilim olup biçilir. O ırmak kıyısında Ege yüksekliğinde de­mirli bir ağaç vardır. On altıparmak uzunluğunda demirli diken­ler de vardır. Hiç tükenmeyen alevler parlayarak yalazlanıp durur. Cehennem zebanileri, günahkârlara kızartılmış demirli kamçılar vurup, o ağacın üzerine çıkmalarını emrederler, onlar da korkup zorla oraya çıkarlar. Bütün vücutları kurumuş yaprak gibi hemen yanar.- İçlerinden biri ne zaman aşağıya inecek olsa, ateşli demir­ler ve zehirli şişlerle vücutlarına vurulur...

Tapana Cehennemi:

Cinayet işleyenler, katiller ve cana kıyıcılar,Tapana cehennemine atılırdı. Tapana ce­henneminde zehirli kül ve sularla dolu büyük kazanlar aralıksız kaynar. Cehennem zebanileri, sayısız zavallıları o kazanlara atıp kaynatırlar. Etleri, sinirleri ve da­marları eriyinceye kadar kavrulup pişirler. Sivri kancaları ile dı­şarı çıkmak üzere olan başları aşağıya doğru sarkıtıp indirirler. O kazandan dışarı çıkmış olan baş, kapkara oluncaya kadar “Tapana” adlı cehenneme doldurulur ve orada sıkılıp dururlar. Burada toplanmış zavallıları, ateşli çukura atıp iki demirli şişle yere çakmak üzere vururlar. Bir şiş ayağına vurulur, bir şiş ba­şına vurulur. Ateşte kızartılmış demirli şişlerle bütün vücutları­na vururlar. îşte, orada toplanmış olanların bu kadar acı azapla­rı vardır. Bundan başka ölçüsüz, sayısız işkenceleri de vardır. Oradakiler çektikleri azaba dayanamayarak akıllarını yitirir­ler...

Pratapana Cehennemi:

Pratapana yedinci cehennemdir. Pratapana cehenneminde, Nat ve Upanat isimli iki büyük kazan vardır. Nat adlı kazan, elli deniz genişliğindedir, Upanat denilen kazanın eni ise elli bir deniz büyüklüğündedir. Küllü su ile dolu bir halde kaynar. Bunun üzerine cehennem, Rakşas’ları zavallı cehennemlikleri tutup o kazanlara baş aşağı atarlar. Kazana atılanlar, büyük azap çekerler. Onların çektikleri azabın sonu gel­mez, ne zaman kazandan dışarı çıkmaya çalışsalar, kızgın, siv­ri uçlu Trizul denilen üç dişli dirgenler ile yeniden aşağıya batırırlar...

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Benzer Konular

    • Dilenci Kılığına Giren CNN Türk Muhabirine Ahlaksız Teklif!

      Dilenci kılığına giren CNN Türk muhabirine ahlaksız teklif! CNN Türk muhabiri Sema Akbulut, İstanbul’un 5 farklı semtinde 1 saatte 82 lira topladı. Bu deneyi gündüz vakti yapmasına rağmen ahlaksız teklifler aldığını anlatan Akbulut, "Kucağımda bebek olmasına rağmen bir erkek gelip ‘Benimle beraber olur musun?’ diye sordu. Başka bir kadın yaklaşıp yüzümü okşadı ve ‘Çok güzelsin, daha çok para kazanabileceğin işler var’ dedi" diye konuştu. 24 Aralık 2019, Salı

      , Yer: Haberler ve Gündem

    • Yağ Yakan Türk Kahvesinden Çikolatalı Buzlu Kahveye Dünya Kahve Günü'ne Özel Tariflerimiz Var...

      Yağ yakan Türk kahvesinden çikolatalı buzlu kahveye Dünya Kahve Günü'ne özel tariflerimiz var Bugün 1 Ekim Dünya Kahve Günü… Dünyanın her yerinde milyonlarca insanın vazgeçilmez içeceklerinin başında gelen kahve aslında gelişimi günden güne devam eden dev bir kültür. Biz de sizin için bu kültürü biraz daha yakından tanıyalım dedik ve Caddebostan’da bulunan Olmadık Kahveler atölyesinin baristası Özge Kara’yla bir araya geldik. Özge’den kahve yapımıyla ilgili birçok püf noktası öğrendim.

      , Yer: Haberler ve Gündem

×
×
  • Yeni Oluştur...