Jump to content

Gerçek Adalet.


denmeh1
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Bankei haftalar süren meditasyon inzivasını düzenlediğinde Japonya’nın pek çok bölgesinden öğrenciler katılmak için geldi. Bu toplantılardan birinde öğrencilerden biri çalarken yakalandı. Suçlunun kovulması talebi ile konu Bankei’ye iletildi. Bankei, olayı göz ardı etti. Daha sonra öğrenci benzer bir eylemde daha yakalandı. Ve yine Bankei konuyu önemsemedi. Bu, hırsızın ayrılmasını talep eden, aksi taktirde toplu şekilde orayı terk edeceklerini bildiren bir dilekçe hazırlayan diğer öğrencileri kızdırmıştı.

Bankei dilekçeyi okuduktan sonra herkesi yanına çağırdı. “Siz aklı başında kardeşlerimizsiniz,” dedi. “Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilirsiniz. Siz başka bir yere öğrenmek için arzu ederseniz gidebilirsiniz. Ama zavallı kardeşiniz neyin doğru neyin yanlış olduğunu bile bilmiyor. Eğer ben öğretmezsem kim öğretecek? Hepiniz ayrılsanız bile onu burada tutacağım.” Hırsızlık yapan biraderin yüzünden gözyaşları sel gibi aktı. Tüm çalma arzusu yok olmuştu.

Hikaye bir meditasyon kampında, bir meditasyon seansında gerçekleşiyor. Bu yüzden meditasyonun ne olduğunu anlamak zorundasın. Bu yüzden derin meditasyon içine girdim aksi taktirde öykünün ana fikrini kaçırabilirdin. Bu hikayeler sıradan öyküler değildir, bunların büyük bir birikime ihtiyacı vardır. Meditasyonun ne olduğunu anlamadığın sürece, “Bankei haftalar süren meditasyon inzivasını düzenlediğinde,” diye okuyacaksın ama anlamayacaksın… Japonya’nın pek çok bölgesinden öğrenciler katılmak için geldi. Bu toplantılardan birinde öğrencilerden biri çalarken yakalandı. Bu öğrenciler her yerdedir çünkü insan son derece para-zihinlidir. Ve çalan kişinin çaldığı kişilerden çok da farklı olduğunu zannetme; onlar aynı gemidedir. Her ikisi de para zihinlidir. Birinin parası vardır, diğerinin yoktur; fark budur. Ancak her ikisi de para zihinlidir. Suçlunun kovulması talebi ile konu Bankei’ye iletildi. Bankei, olayı göz ardı etti. Niçin o bu durumu göz ardı etti? Çünkü her ikisi de para-zihinlidir, her ikisi de hırsızdır; bir hırsız diğer hırsızdan bir şeyler götürmeye çalışıyor hepsi bu.

Bu dünyada eğer bir şeyi istiflemeye çalışıyorsan bir hırsıza dönüşürsün, eğer bir şeye sahip olursan hırsız haline gelirsin. Dünyada iki tür hırsız vardır: Birincisi saygıdeğer hırsızlar, devlet tarafından tanınan, tasdik edilmiş, onaylanmış, devlet tarafından lisans verilmiş hırsızlar ve diğeri. Kendi kendilerine çalışan lisanslı olmayan insanlar. Yasal ve yasal olmayan hırsızlık. Yasal olanlar saygı duyulanlardır; yasal olmayanlara elbette saygı duyulmaz çünkü onlar kurallara karşı gelir. Kurnaz insanlar asla kurallara karşı gelmez, onlar kuralların etrafından dolanarak çalmanın yollarını bulurlar. Ancak, o kadar kurnaz olmayan birkaç insan vardır. Bu kuralları takip ederek hiçbir şeye sahip olamayacağını görüp bu kuralları bir kenara koyup yasadışı şeyler yaparlar. Ancak, herkes bir para manyağıdır. Bu yüzden Bankei olayı görmezden gelmişti. Daha sonra öğrenci, benzer bir eylemde daha yakalandı. Ve yine Bankei konuyu önemsemedi. O her ikisinin de aynı teknede olduğunu bilir; pek bir fark yoktur. Bir adamın yasadışı eylemlerinde başarılı olduğunda saygıdeğer hale geldiğini bilmek seni şaşırtacaktır. Eğer sadece başarısız olursa, o zaman bir suçlu olur.

Başarılı soyguncular kral haline gelirler ve başarısız krallar soyguncu haline gelirler. Şayet kudretliysen sen muhteşem bir imparatorsun.

Şimdi, şu İskender, Büyük İskender nedir? Büyük bir soyguncu; fakat o başarmıştır. Senin politikacı dediklerinin hepsi soyguncudur. Onlar diğer soyguncuları mahvetmeye çalışıyorlar; onlar kaçakçılığa karşı olabilirler, hırsızlığa karşı olabilirler, şuna ve buna karşı olabilirler. Ancak, derinlerde onlar en büyük kaçakçılardır, en büyük hırsızlardır. Ancak, onlar bu şeyleri yasal olarak yaparlar; en azından bir şekilde yapmakta oldukları şeyi yasalmış gibi göstermeyi başarırlar. Ve onlar, en azından iktidardayken başarılıdırlar. İktidar gittiğinde, o zaman onlar hakkındaki tüm o güzel hikayeler basitçe kaybolur. Bir politikacı iktidardan düştüğünde çirkin bir şeye dönüşür.

O bir Richard Nixon olabilir yahut bir Indira Gandhi olabilir. Bir kez bir politikacı iktidardan uzaklaştırıldığında, güç elinden gittiğinde, artık seni korumak için iktidar olmadığında, o zaman her şey açığa çıkar. şayet bir kimsenin nasıl zengin olduğunu bilirsen ona saygı duyamayacaksın. Ancak, şayet bir kişi gerçekten zenginse, o zaman insanları sessiz tutmayı başarabilir. Ve o zaman insanların hafızası çok küçüktür; unuturlar.

Bir tarih kitabında okuyordum, İngiltere’den yirmi kişi sürgün edilmişti; onlar deniz korsanıydı. Ve otuz yıl sonra ne oldu? Bu yirmi kişiden bazıları Avustralya’ya gitti, bazıları da Amerika’ya gitti. Onlardan birkaçı Amerika’da vali oldular, bazılarıysa bankerler, arazi sahipleri olmuşlardı. Yirmi kişinin hepsi son derece saygıdeğer insanlar haline geldiler. Bu yüzden Bankei bu durumu göz ardı etti. Bu konuyu dikkate almadı, bu konuyu önemsemedi. “Sorun yok, dünyada işler böyle yürüyor.” Para zihnine sahip olmayan birisi bunu göz ardı edecektir.

Bu, hırsızın ayrılmasını talep eden, aksi taktirde toplu şekilde orayı terk edeceklerini bildiren bir dilekçe hazırlayan diğer öğrencileri kızdırmıştı. Şimdi, bu insanlar hiç de meditasyon yapmak için orada değillerdi. Meditasyon yapmaya geldiysen bazı şeyleri anlamış olman gerekir: Daha az para-zihinliliğe doğru gelişmen, tüm sahip olduklarından belirli bir düzeyde kendini ayrı tutabilmiş olman gerekir. Birisinin birkaç rupi senden almış olması bir şey fark etmez, bu bir ölüm-kalım meselesi değildir. Zihnin nasıl işlediğini, insanların ne kadar para-zihinli olduğunu anlamalısın. Sen hırsıza senin paranı almış olduğu için kızgınsın. İyi ama o nasıl senin oldu? Onu başka birisinden bir başka şekilde almış olman gerek; çünkü hiç kimse dünyaya parayla gelmez, hepimiz ellerimiz boş geliriz. Sahip olduğumuz her şeyin bizim olduğunu iddia ederiz ama hiçbir şey hiç kimsenin olamaz. şayet bir kimse gerçekten meditasyon yapmaya geldiyse, onun tavrı bu olmalıdır: Hiçbir şey hiç kimseye ait değildir. Onun nesnelerle bağı giderek ve giderek azalır. Ancak, bu insanlar para-zihinlidir, doğal olarak da politika devreye girer.

Hırsızın ikinci kez göz ardı edildiğini gördüklerinde, şöyle düşünmüş olmalılar: “Bu ne tür bir usta? Anlaşılıyor ki hırsızın yanında!” Onlar onun bunu niçin göz ardı ettiğini anlayamadılar. O bunu, kendi para-zihinliliklerini bırakmaları için göz ardı ediyordu. Evet, çalmak kötüdür ama onların para-zihinli olmaları da iyi değildir. Onlar bunun iki kez göz ardı edildiğini gördüklerinde, kızgın hale geldiler. Hırsızın ayrılmasını, aksi takdirde toplu şekilde orayı terk edeceklerini talep eden bir dilekçe hazırladılar.

Hemen politika devreye girer; imza toplamalar, protestolar. şimdi, onlar hiç de meditasyon yapmak için orada değiller. şayet meditasyon yapmak için orada olsalardı, onların bu probleme yaklaşımı bütünüyle farklı olurdu. Bu adamcağız için, onun para tutkusu için birazcık şefkat duyarlardı. Onlar şayet gerçek meditasyoncular olmuş olsalardı, para toplayıp bu adama verirlerdi: “Çalmaktansa, lütfen bu parayı al sende kalsın.” Bu onların meditasyon yapmak için, dönüşüm yaşamak için orada olduklarının bir göstergesi olurdu. Ancak, onlar şimdi hırsızın kovulması için toplu bir dilekçe hazırlıyorlar. Sadece bu da değil; beraberinde, şayet bu yapılmazsa topluca orayı terk edecekleri tehdidi de var.

Bankei gibi bir ustayı tehdit edemezsin. Bankei dilekçeyi okuduktan sonra herkesi yanına çağırdı. “Siz aklı başında kardeşlerimizsiniz,” dedi. “Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilirsiniz. Siz başka bir yere öğrenmek için arzu ederseniz gidebilirsiniz. Ama zavallı kardeşiniz neyin doğru neyin yanlış olduğunu bile bilmiyor.

Eğer ben öğretmezsem kim öğretecek? Hepiniz ayrılsanız bile onu burada tutacağım.” Pek çok şeyin anlaşılması gerekiyor. Usta, “Siz aklı başında kardeşlerimizsiniz,” dediğinde, onlarla alay ediyordur, onlara basitçe sertçe darbe indiriyordur. Onların aklının başında olduğunu söylemiyor, onların sırılsıklam salak olduklarını söylüyordur. Ancak, tüm aptallar kendini akıllı sanır. Aslında kendini akıllı zannetmek aptal olmanın en temel koşullarından birisidir. Akıllı insanlar akıllı olduklarını düşünmezler. Aptal insanlar her zaman kendilerini akıllı zannederler.

Şimdi, bunlar aptallardır. Onlar paraları olması için orada değillerdi, onlar para elde etmek için orada değillerdi; onlar çok daha büyük, çok daha yüksek bir şey elde etmek için oradaydılar ama bunu tamamen unutmuşlardı. Aslında bu adam onlara görmeleri için bir fırsat vermişti. şayet onlar gerçek meditasyoncular olsalardı bu adama gidip ona teşekkür ederlerdi: “Bize paraya ne kadar bağlı olduğumuzu görmemiz için bir fırsat verdin. Bizi ne kadar rahatsız ettin! Biz meditasyonu tamamıyla unutmuştuk, buraya niçin gelmiş olduğumuzu unutmuştuk. Bunu unutmuştuk usta Bankei.” Yüzlerce kilometre ötelerden gelmiş olmalılardı. O yıllarda seyahat etmek kolay olma- dığından aylarca yol almış olmalılardı.

Gelmişlerdi, bu ustayı duymuş olmalılardı ve onunla meditasyon çalışması yapmak için çok uzak yerlerden gelmişlerdi. Ve birisi hırsızlık yapar ve her şeyi unuturlar! Hırsıza teşekkür etmelilerdi: “Bir şeyi bilincimize getirdin; paraya olan çılgın bağlılığımız yüzeye çıktı, kabardı.” Bankei, “Siz akıllı kardeşlerimizsiniz,” derken şaka yapıyor. O şöyle diyor: “Siz silme salaksınız. Ama siz akıllı olduğunuzu sanıyorsunuz, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildiğinizi sanıyorsunuz. Hatta bana bile neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretmeye çalışıyorsunuz. Bana, ‘Bu adamı kovun aksi taktirde biz burayı terk edeceğiz’ diyorsunuz. Bana kurallar dayatmaya çalışıyorsunuz. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildiğinizi mi sanıyorsunuz? O zaman nereye isterseniz gidebilirsiniz çünkü çok akıllı olduğunuzdan, herhangi bir yerde öğrenebileceksiniz. Ama bu adamcağız nereye gidecek? O, o kadar aptal ki!” Konunun özünü, ironisini anlamaya çalış. Unutma, haklının haklılığı her zaman doğru değildir. Haklı olduklarını düşünen insanlar neredeyse her zaman için aptal olanlardır. Hayat son derece karmaşıktır ve hayat o kadar inceliklidir ki, senin haklı olduğuna ve başka birisinin yanlış olduğuna o kadar kolayca karar veremezsin. Aslında, birazcık anlayış sahibi bir insan, asla haklı olma tuzağına düşmeyecektir. şimdi, Bankei’nin bu öğrencileri neyin doğru, neyin de yanlış olduğunu bildiklerini ve bu hırsızın yanlış bir şey yaptığını ve ustanın onu kovması gerektiğini zannediyorlar. Ve usta onu kovmazsa eğer, usta da yanlış yapmış olur. Artık onlar akıllarının çok fazla içerisindedir; onlar bildiklerini zannediyorlar.

Onlar ustanın şefkatini görmezler, onlar ustanın meditasyonunu görmezler. Onlar ustanın bir buda haline gelmiş olduğunu görmezler; Bankei Zen’in en büyük ustalarından birisidir. Onlar önlerinde duran kişinin kim olduğunu göremezler ve onu protesto ederler ve tehdit ederler. İnsan o kadar aptaldır ki; asırlar boyunca her türen aptallığı yapmıştır. Ve en aptalca şeyler bir budanın olduğu yerlerde yapılmıştır. Çünkü senin karşındakinin kim olduğunu anlayamazsın, göremezsin. Sen kendi toy ve çocukça yollarından gitmeye devam edersin; saçma sapan konuşmaya devam edersin. Bankei der ki: Siz akıllı kardeşlerimsiniz. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilirsiniz. Siz başka bir yere öğrenmek için arzu ederseniz gidebilirsiniz. Ama zavallı kardeşiniz neyin doğru neyin yanlış olduğunu bile bilmiyor. Eğer ben öğretmezsem kim öğretecek? O yüzden siz gidin ve ben onu bırakmayacağım, ona öğreteceğim. Hepiniz ayrılsanız bile onu burada tutacağım.

Alıntı.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...