Jump to content

"Matmazel Noraliya'nın Koltuğu" Peyami Safa


İη¢ιѕєℓ

Önerilen Mesajlar

İη¢ιѕєℓ

Ferit şimdi Selma’nın gözlerini, iki dekorundan da ayrılmış, etrafı bomboş, yüzün çeneye doğru inerken tamamiyle silinen titrek zemini üzerinde, donmuş gibi hareketsiz durduğu halde müthiş canlılığını maddenin hangi haliyle ifade ettiği anlaşılmayan garip ve güzel bir tezadın eşsiz tecellisi gibi görüyordu. Bu gözlerden bakışla beraber çıkan, fakat mânâdan bambaşka bir şey, maddi ve manevi hiçbir şeyle izahı mümkün olmıyan bir şey Ferid’in bütün varlığını sarıyordu. Zehra’nın gözlerinde olduğu gibi, bu, boğulmuş heyecanların bakışlar yoluyla taşması değildi. Burada, bilâkis, burada, insanı sardıktan sonra içeriye çeken ve ruhun ötelerine, her şeyin ötesine götüren ebedilikte tasarladığımız hareketsizliğe, maddesizliğe ve manasızlığa yakın, fakat hazdan bayılacak kadar tatlı ve derin bir hal vardı. Niçin vapurda söylemedim ona. Ne kadar sevinecekti. Bulundu Selma, bulundu. Ne? Ebedilik. Bu, benim gözlerimin altında senin bakışındır.

Belki estetiğin ve aşkın bambaşka kanunları olduğu için, şimdi bu nazire Ferid’e güzel görünüyordu. Yerinden fırlamak ve hemen, şimdi, bir otomobille Selma’nın evine gidip ona bunu söylemek istiyordu. Bulundu. Buldular. Ben buldum. Hayır, bulundu, Selma. Ne? Ebedilik. Bu benim gözlerimin önünde, hayır, benim gözlerimin altında senin bakışındır. Selma, ben “hep öyle” değilim. Dünden beri tamamiyle değiştim. Selma, ben seni artık bacaklarında değil, gözlerinde buluyorum. Ruh, ruh… Selma! Şüphesiz bir ruhumuz var. Ve yalnız ruhumuz var. Affet beni. Fakat anladım Selma. Zaten seziyordum, fakat artık “anladım”. Çünkü bulundu. Ne? Ebedilik. Bu, benim gözlerimin altında senin bakışındır.

Birdenbire gururu silkindi. İçinin bir köşesinde, babasının bir gözü onun bütün ruh hallerini seyrediyordu. Gerçekten seyretseydi, ona belki “deli ol, âşık olma” diyecekti. “Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekânın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekânın var olmamağa devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok.” Ferit için de, şimdi, âşkı aptallığa benzeten şeylerden biri, bütün şahsiyetin yutuluşu ve sevgilinin hayali içinde, zevksiz bir santimantalizme doğru yuvarlanışıdır. Fakat bu hayal, işte Selma’nın gözleri, tuhaf şey, tıpkı deminki gibi, donuk ve canlı, hep öyle misin? Bu sualde bir “değiş” emri gizli. Benim kendisine doğru hamlemden o anımın bütün zaafını sezen bir mahlûkun bu fırsattan, benim iç istihalelerimin kumandanı olmaya kadar gidecek derecede faydalanmaya kalkması vakıasını nasıl görmüyorum? Şimdi nasıl yakaladım! Ruhumun inkılâpçısı olmak sevdasına düştü. Ve ben, yok olmaya hazır bütün şahsiyetimle onun gözlerinde erimeyi benzersiz bir haz gibi duyacak kadar kendimden geçtim. Ona bu sualinin hesabını soracağım yerde, gözlerindeki ebediliğin kasidesini ona, müstebidin kendisine okumak arzusuna düştüm. Babam daima haklıdır. Peşimden gelen köpeğin mevcut olmadığını söylediği zaman da, bu dünyada istihzamızdan kurtulmaya lâyık hiç bir şey olmadığını söylediği zaman da, aşkın bir ahmaklık olduğunu söylediği zaman da haklıdır. Öyleyse şunu da söyle baba, ne yapmalıyım? Bir kahkaha atmalısın, oğlum. Bir kahkahanın halletmediği hiç bir mesele yoktur. Gözünü oyarlarken bile bir kahkaha at, acı duymazsın. Gül ve geç. Fakat gülemiyorum, baba. Sen iki kız kaybettin, bütün servetini kaybettin, şimdi neredesin, bilmiyorum, sağ mısın, bilmiyorum. Sağsan, gülebiliyor musun? Daima, daima, Ferit, gülebiliyorum. Nilüfer’i ve seni kaybedersem de güleceğim. Yoksa ben hepinizden önce kaybolurdum. Az mı üzdünüz ve harap ettiniz beni? Ateşin var oğlum, hastasın, kahkahadan başka ilâcın yoktur, sen de gül, Ferit, oğlum, sen de gül.

Fakat Ferit ağlamak istiyordu.

Elini başına koydu. Evvel, ateşim var. Gözlerini yumdu. Alnında Selma’nın avucunu ve nemli saçlarının arasında onun parmaklarını düşünüyordu. Aşk kadar hastalığa- belki yakın, belki de ruhtaki muadili olduğu için yakışan ihtiras yoktu. Başını Selma’nın göğsüne koydu. Ve başının orada eridiğini ve Selma’nın teninden içine sızarak ona karıştığını tahayyül etti. Selma’da kaybolmak ve Selma olmak hayalinin tadı, belki de şimdiki yorgunluğunun ancak ölümde dinlenecek kadar fazla olmasının verdiği bir tenasüh özleyişinden başka bir şey değildi. Belki de aşk bir yorgunluktu. Herhalde beraber anıyorlardı. Bu akşam Selma’ya doğru atılışı, devrilesiye yorgun olmaktan gelen son bir imdat hamlesiydi. Bu atılış, fakat dur, dur, dün Selma, Suzy’nin apartmanından içeri girince, Ferid’e doğru atılır gibi yürüyüşünün ele verdiği zaafı dizginlemek için birdenbire yavaşlamış ve durmuştu. Sonra… Dur… Evet… Ferid’e hatırını sormuştu. Ne cevap verdim ben?

 

 

Bu pasaj, Ötüken Yayınları'nın Peyami Safa - Matmazel Noraliya'nın Koltuğu kitabından alıntıdır.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...